4 Ekim 2009
Sen ne rezil abimizsin Yıldırım Demirören!

Beşiktaş'ta günlerdir konuşulan ve fısıltı gazetesi şeklinde gelişen haberler dün akşam doğruluğunu kanıtladı.
Ülke topraklarında uzun zamandan bu yana ilk kez bu kadar güçlü bir tribün bölünmesi yaşandı. Tabii ki, bunda hafta arası CSKA Moskova maçı sonrası yaşananlar etkili oldu. Zaten o günden bugüne bunun yaşanacağı az-çok biliniyordu.
Olay her ne kadar Beşiktaş tribünlerinde yaşansa da, genel bir taraftar sorunu olduğu çok açıktır. Yarın buna benzer bir bölünmenin Fenerbahçe ya da Galatasaray tribünlerinde de yaşanması mümkün.
Futbola ucundan köşesinden bulaşmış, tribünlerin havasını soluyan herkes bunu biliyor. Ne yazık ki, bu ülkede taraftarlık ilişkisi fazlasıyla çarpık bir düzene oturmuş durumda. Yönetimlerin dağıttığı biletler, yöneticilerin şirketlerinde istihdam ettiği taraftarlar, gizliden ya da açıktan verilen onbinlerce dolar...
Taraftar ve yönetim ilişkisi dünyanın hiçbir yerinde bu denli karmaşık ve girift bir yapıya sahip değil. Oysa 36-42º kuzey paralelleri, 26-45º doğu meridyenleri arasında yaşayan insanların taraftarlıktan algıladığı çok başka bir şey.
Bu ülkede taraftarlar özellikle 2000'li yıllardan itibaren, kulüplerin 'merchandising' işlerine haklı nedenlerle girmesinden dolayı kendilerinin kulüplerde söz hakkı olduğunu iddia eden, takım-taraftar sevgisinden uzak müşteri anlayışına sahipler.
Bu müşteri anlayışı haklı ya da haksız olarak bir süre sonra "Her yıl formamı alıyorum, benim de söz hakkım var" anlayışını da beraberinde getiriyor.
Kulüpler ve kulüp yöneticileri bir yandan sürekli olarak "Siz resmi ürün almazsanız biz istediğiniz transferleri yapamayız" düşüncesini pompalarken, öte taraftan da etki-tepki prensibi gereği taraftarlar da kendileri bir savunma ve saldırı mekanizması kuruyor.
İş böyle olunca da, taraftarlar kendilerini herkesin ve her şeyin üstünde görüp, karar verici olmak istiyor. Tabii ki, kazın ayağı öyle değil ancak yönetimler işi birçok zaman daha da ileri noktaya taşıyıp, açık bir rant zemini ve beraberinde gelen rant kavgalarına zemin hazırlıyor.

Takım-taraftar ilişkisi en basit temelinde bir gönül bağlılığı ve karşılıksızlığa dayanmalı; en azından, bu eskiden böyleydi. Fakat eski çamlar bardak olalı çok oldu.
Dün Beşiktaş tribünlerinde yaşananların tek sorumlusu yönetim ve Yıldırım Demirören'dir. Kendi taraftarı arasında yaşattığı bu kavganın sonunun ölümlere bile gideceğini düşünmeden bir grup taraftarı beslemektedir.
Hayattan beklentileri olmayan, asalak yaşam formuna sahip bu kişilerin yaşamda kendilerini var edebildikleri tek yer tribünler olunca ölümlerin gelmesi kaçınılmaz olur. Yönetimler ya da başkanlar bu noktada hiçbir sorumluluk hissetmez çünkü filler tepişirken çimenler her zaman ezilir.
Tabii ki, yönetimin suçlu olması, başka birilerinin hiç suçsuz olduğu anlamına da gelmiyor. Bir Beşiktaşlı olmamama karşın bu kulübün tarihindeki en büyük başkanlardan biri için kitlesel halde istifa daveti çıkartan bu kişiler; bugün, dün yaptıkları şeyin başlarına geldiğini görmektedirler.
Bugün nemalananların başına da aynısı geleceği kuşkusuz. Fakat bir gerçek var ki, Yıldırım Demirören Beşiktaş Kulübü tarihine gelmiş geçmiş en rezil başkanlardan biridir ve kimin suçlu olup olmadığına bakmaksızın bu bir realitedir.
3 Ekim 2009
Bayern Münih eriyor

Bundeslig'da sezona kesin favori olarak giren Bayern Münih, Köln karşısında da galibiyet elde edemedi. Karşılaşma 0-0 berabere sonuçlanırken, Bayern Münih'in lider Leverkusen'le arasındaki puan farkı da 8'e yükseldi. Van Gaal'in bundan sonra işi hiç ama hiç kolay değil.
Bu arada Eren Derdiyok kırmızı kart cezası bittikten sonra çıktığı ilk karşılaşmada golünü attı, unutmamak lazım.
BUNDESLİGA'DA SONUÇLAR
Bayer Leverkusen:4
Nuremberg: 0
- - -
Bayern Munich: 0
Köln: 0
- - -
Mainz: 2
Hoffenhei:1
- - -
Hanover 96: 5
Freiburg: 2
- - -
VfL Bochum: 1
VfL Wolfsburg: 1
- - -
Schalke 04: 2
Eintracht Frankfurt: 0
- - -
Monchengladbach: 0
Borussia Dortmund: 1
Etiketler:
bayern münih,
eren derdiyok,
van gaal
Galatasaray'ın hayali 11 kaleci mi?

Hadi Beşiktaş ve Trabzonspor'u anladım da; Leo Franco, Aykut ve Ufuk varken, Galatasaray kalecilerden kurulu bir 11'le mi sahaya çıkacak bunu anlamadım.
Bir haberi yaparken sallamak, sallarken düşünmeden sallamak, düşünmeden sallarken, "Bak Fenerbahçe nasıl diğerlerine geçirdi" türünden üstü açık-kapalı göndermelerde bulunmak artık iyiden iyiye modası geçmiş bir anlayış.
Sallarken, mantık sınırları dahilinde sallamak, en azından okuyanı iğreti etmemeli. Ama hâlâ köhne bir zihniyetle "Fenerbahçeliler yorum yapsın, Galatasaraylılar altta kalmasın" şeklinde saçmalıklar artık son bulsun.
2 Ekim 2009
Rio de Jenario böyle sevindi
2016 Yaz Olimpiyat Oyunları'nın Rio de Jenario'ya verilmesi oynak millet Brezilyalıları deli gibi sevindirdi. Ünlü Copacabana plajında onbinlerce Brezilyalı, zaferi kutladılar.















Etiketler:
2016 yaz olimpiyatları,
copacabana,
rio de janerio
2016 için en şanslı aday Rio -doğru seçim-

Bugün bütün dünyanın gözü Danimarka'da alınacak bir karara çevrildi. 2016 Yaz Olimpiyat Oyunları'na hangi şehrin ev sahipliği yapacağı Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından bugün belli olacak.
2016 yılı Yaz Olimpiyat Oyunları'na aday şehirler Chicago, Rio de Janerio, Tokyo ve Madrid.
HANGİ ŞEHİR, NASIL SEÇİLİYOR?
Danimarka'da dört aday önce kendilerini tanıtacak. Ardından Uluslararası Olimpiyat Komitesi (Değerlendirme Komisyonu Üyeleri, nihai rapor sunup, oylamaya geçecek.
Komite Başkanı, zorunluluk olmamasına karşın bir gelenek olarak çekimser oy kullanıyor. Vatandaşlık bağıyla bağlı oldukları ülkeden bir kentin aday olduğu komite üyeleri ise oy kullanamıyor.
Bir kentin, oyların salt çoğunluğunu alması halinde oylama sona eriyor. Aksi takdirde en az oyu alan kent oylama dışı kalıyor ve yeniden oylama yapılıyor.
KİMLER VAR KİMLER
Danimarka'daki oylama öncesinde Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula Da Silva, Japonya Başbakarı Yukio Hatoyama, İspanya Kralı Juan Carlos ve Başbakan Zapatero Kopenhag'da temaslarda bulunurken, ABD Başkanı Barack Obama ise kendi şehri Chicago'ya destek vermek için Danimarka'da görüşmelerde bulunuyor.
Chicago ve Rio de Janerio en şanslı şehirler arasında gösteriliyor. Özellikle Rio de Janeiro, bugüne dek Güney Amerika hiçbir ülkenin Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapmadığı için şansı yüksek gösterilen şehirlerden ilki.
Şehirlerin seçilebilmeleri için aktif biçimde çalışan isimlerden Pele-Rio, Raul-Madrid ve Oprah Winfrey ve Barack Obama David Robinson-Chicago.
1984 ve 1996'da ABD'de yapılan iki olimpiyat yakın tarihte düzenlenen organizasyonlar olduğundan, umuyorum Rio de Janerio 2016'ya evsahipliği yapar.
Edit: Karar açıklandığı sırada internetten uzak bir ortamdaydım en az Brezilyalılar kadar sevindim. Doğru karardı.
Etiketler:
barack obama,
chicago,
juan carlos,
olimpiyat,
rio de janerio
Olmadı, olmazdı

Galatasaray'ı hazırlık kampından bu yana tüm maçlarda izledim. Çok açık ve net ifade etmem gerekir ki; bu kadar pas hatası ve daha da önemlisi kontrolsüz olmasını görmemiştim. Rakip Sturm Graz değil de, bir gömlek üstün bir takım olsa, Galatasaray bugün puansız ayrılabilirdi Ali Sami Yen'den.
Futbolda, her ne kadar kadrolar maçların kazanılması için büyük etken olsa da, doğrular ve yanlışlarınızın arasındaki fark, alacağınız skoru ortaya çıkartır. Galatasaray ve Sturm Graz'ı terazi kefesine çıkarttığımızda sarı-kırmızılı takımın çok baskın bir ağırlıkta olacağı kuşkusuz.
Fakat terazi kefesinden sonraki yeşil saha kısmında, yaptıklarımız ve yapamadıklarınız sizin alacağınız skoru tayin ediyor. Galatasaray, maçın başından sonuna sahada istediğini yapamadı.
Tek tek isimler üstünden gitmek istemesem de Mehmet Topal'a ayrı bir parantez açmak şart. İlk yarı boyunca Mehmet Topal'ın göndermek istediği 7 diyagonal pasın hepsi rakipte kaldı. Ve bu 7 topun hemen tamamı kontraatak olarak Galatasaray kalesine yönlendi.
Muhtemel oyuncu değişikliğinde ilk aklıma gelen isimdi. Hatta ilk yarı bitmeden bile Mehmet Topal-Mustafa Sarp değişikliğini bekliyordum. Rijkaard'ın sabrına hayran kaldım.
Eskişehirspor maçı sonrasında futbolun çok bilenleri tarafından ortaya atılan "B planı" devreye sokulunca, Baros-Keita-Arda-Elano ve Kewell gibi yani 5 hücum gücü yüksek oyuncunun sahada kalması, Galatasaray'ın komik pozisyonlarda yakalanmasına neden oldu.

Buna benzer bir "B planı"nı Galatasaray-Kocaelispor maçında izlemiştim ve Galatasaray tarihinin en farklı yenilgilerinden birini alarak, koskoca bir sezonu heba etti. Ayhan-Kewell değişikliğinde ilk düşündüğüm şey "İyi ki, rakip Sturm Graz" demek oldu, bu yüzden.
Rijkaard, her ne kadar eleştirilse de, Eskişehirspor maçında sistemine ihanet etmeyerek, doğruyu yapmıştı. Sturm Graz maçı içinse aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Galatasaray takımında Eskişehir ve Sturm Graz maçlarında, sezinlediğim şey; hep en zoru yapmaya yönelmeleri oldu. Her iki maçta da, Servet'ten Arda'ya kadar, basit oynamak sanki bir suçmuş gibi fantastik paslar, gereksiz zorlamalarla dolu 180 dakika geçirildi.
Oysa sezon başından bu yana izlediğimiz Galatasaray; etkili, gösterişli ancak basit oynuyordu. Kuvvetle muhtemel, bu sorunlar giderilecektir.
Yanlışların, doğrulardan daha fazla yapıldığı, kontrolün çabuk kaybedildiği Sturm Graz maçında, tatsız geçen bir maç izledik. İki ucu keskin bıçak şeklindeydi, her iki takım da kazanabilirdi. Daha yol almak için katedilecek mesafeler var. Kimsenin etkisinde kalmadan, doğru bildiğinden şaşmadan yola devam etmek gerekir.
Son not: Karşılaşmanın hakemi, her yönden berbattı. Gerek Galatasaray, gerekse de Sturm Graz aleyhine ve lehine yanlışlar yaptı. Parlatılmak istenen bir organizasyon yapılıyorsa, hakemlerin de aynı şekilde kaliteli olması gerekli.
Etiketler:
ali sami yen,
mehmet topal,
sturm graz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)