ali sami yen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ali sami yen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2014

O heykeli yıkmayanın geçmişini sikeyim



Torunlar GYO Holding. Tarihçesine bu linkten de bakabilirsiniz, uzun uzadıya yazmayacağım.


1977 yılında kuruluyor, kendi deyimleriyle "Türkiye inşaat ve gayrimenkul piyasasında faaliyete geçti; küçük ölçekli konut projeleri gerçekleştirmeye başladı" bu noktada başlıyorlar.

İlk büyük projeleri 1999 yılında Bursa'da açılan Zafer Plaza ve AnkaMall. 2004 yılından sonra inanılmaz büyük projelere imza atmaya başlıyorlar.

1977 yılından 2004 yılına kadar, yani aradan geçen 27 yılda doğru düzgün büyüyemiyorlar. Fakat ne hikmetse 2004 yılından sonra şahlanışları başlıyor. Türkiye'nin büyük AVM ve konut projelerine imza atıyorlar. Daha sonra hepimizin bildiği Ali Sami Yen projesine başlanıyor. Projede satış fiyatları 580 bin dolar ile 3 milyon 900 bin dolar arasında değişiyor.

6 Eylül akşamı, bir 'kaza' haberi geliyor. Ajanslardan geçen ismiyle 'kaza'. 'Yaralılar var' deniyor, ölü sayısı 3, ölü sayısı 5, ölü sayısı 7, ölü sayısı 10. Cinayet mahaline, ambulans ve itfaiyeden önce çevik kuvvet geliyor ve 'güvenlik koridoru' oluşturuyor.

Çok kimsenin izlemediği televizyonlara, inşaatta çalışan işçiler çıkıyor ve açıklamalar yapıyorlar;

"Tazminat almamamız için 3 ayda bir çıkış veriyorlar. Burada her şey dönüyor."

"Burada ölüm kolay. İşe çık öl. İşe girerken daha ölürsen suçlusun diye 15 sayfa kadar kâğıt imzalatıyorlar"

"İki gün önce beni elekrik çarptı. Yetkililer 'ölmezsin' dedi. Bu psikolojiyle biz burada çalışamayız...!"

"Bize hayvan gibi davranılıyor. İzleyenler biraz kendinden utanmalı. Ne koşullarda çalışıyoruz görsünler."

"Mühendislerin yemekhanesi yemekhane gibi; bizim yemek yediğimiz yerde köpek bağlasan durmaz. "

"Olaydan sonra şirket yetkililerinden kimse gelmedi."

Yine Torunlar GYO'nun resmi internet sitesindeki bilgilerden gidelim; 2014'ün ilk yarısında net kârı, 2013'ün aynı dönemine kıyasla yüzde 966 artarak 271.1 milyon tl'ye çıkmış.

Bir yıl içinde böylesine ticari başarı (!)  kime nasip olur bilmiyorum. Tam bir yılda net kârı yüzde 966 artıyor. Rakamla anlamayanlar için harflerle yazalım; dokuz yüz altmış altı net kâr.

Bu kârlar nasıl artıyor? 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imam-hatip lisesinden arkadaşı olan Aziz Torun'un inanılmaz ticari dehasından mı kaynaklanıyor?' diye düşünüyor insan.

İşçilere hayvan gibi davranarak, iş güvenliği yok sayılarak, işçilere tazminat vermemek için onlara 3 ayda bir çıkış verilerek, işçilerin ölümünden işçileri sorumlu tutacak sözleşmeler imzalayarak... Ve tabii ki, milli irade sahibi, cumhurun başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imam-hatip lisesinden arkadaşı olarak.

27 yılda büyüyemeyen, ilerleme sağlayamayan bir inşaat şirketi, kadere bakın ki, AKP iktidarı ile büyüdükçe büyüyor, sadece kıçı kırık apartman yapan bir şirket İstanbul'un en değerli arasizini alabilecek konuma kadar geliyor.

İşin bir başka boyutu ise çalışma izni meselesi. İnşaatın çalışma izni saat 19.00'a kadar. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ise itfaiyeye ihbarın saat 19.45'te yapıldığını söylüyor. Çevrede oturanlar ise, inşaat başladığından bu yana gece 3'e kadar çalışma yapıldığını anlatıyor.

Arkadaş kıyağıyla zengin olunan, hırsızlık yapılarak para kazanılan, ülkenin bakanlarının, başbakanlarının, cumhurbaşkanlarının kendi boylarından büyük yolsuzluk dosyaları olan, iş cinayetlerini, iş kazası olarak değerlendirilen, ölenlerin sadece 3-5 gün hatırlanan, 'kader, fıtrat' gibi saçma sapan yorumlarla açıklanan olaylar silsilesi, hiç bitmiyor. Biri başlıyor, biri bitiyor. Sadece ve sadece ölen öldüğüyle kalıyor.

10 emekçinin ölümünden sonra ne mi olacak? Önce bir bakanlık milletin gazını almak için 'gereken neyse yapılacak' diye açıklama yapacak. Sonra göstermelik bir soruşturma başlatılacak, ardından soruşturma ateşten alınarak soğutulmaya bırakılacak, sonra da soruşturma hakkında takipsizlik kararı verilecek.

Cumhurbaşkanı'nın imam-hatipten arkadaşı Aziz Torun ülkenin en önemli iş adamlarından biri olarak, elini kolunu sallaya sallaya dolaşacak, mahdumu genç iş adamı Yunus Emre Torun'a da bir şey olmayacak ve hayat kaldığı yerden devam edecek.

'Önyargılısın' diyecekler 'Hasiktir lan oradan, Soma'nın katili Alp Gürkan'a ne oldu da, bunlar yargılansın' cevabım cepte hazır duruyor.

Yeni Türkiye böyle bir yer çünkü. Soma'da ölen işçilerin hesabı sorulamıyor, Pamukova kazasında ölenler öldüğüyle kalıyor, Roboski'de öldürülenlerin failleri koltuklarını koruyor, Gezi'de gençleri öldüren, sakat bırakın polisler  devlet tarafından korunuyor, sokaklarda pala çekenler, sopalarla-bıçaklarla insan avına çıkanlar 'tabletli gençlik' statüsüne sokuluyor, kadın katillerine dokunulmazlık veriliyor, çocuk tecavüzcüleri cezaevinden çıkartılıyor, ülkeyi dolandıranlar kahraman ilan ediliyor, şike yapanlar mağdur oluyor.. Sonu gelmeyen bir liste halinde, bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor.

Yeni Türkiye diye yutturulmaya çalışılan şey, ellerinde kanı gizlemek, ceplerindeki haramı gözden kaçırmaktan başka bir şey değil. Allah-kitap diye diye bu ülkeyi sülük gibi emiyorlar, topraklarını satıyorlar, akarsularını peşkeş çekiyorlar, ormanlarını baltalıyorlar, sokaklarına-mahallelerine tecavüz ediyorlar.

Hangisi 'Allah' dese bilin ki arkasında bir cinayet var, hangisi 'kitap' dese bilin ki arkasında hırsızlık var, hangisi 'peygamber' dese bilin ki arkasında yalan dolan var. Sen, ben, bizim oğlan çaresizce ağıt yakıyoruz, beyhude isyan ediyoruz. Zaten 3-5 gün sonra bir alkol tartışmasının, bir namus polemiğinin arkasına takılıp gidiyoruz, onlar neyi isterse onu konuşuyoruz, onların belirlediği gündem neyse onu takip ediyoruz.

İmam-hatip arkadaşı Aziz Torun'un sözleriyle bitireyim; "Ali Sami Yen Stadyumu sahip olduğu tarih ile Türkiye’nin hafızasında önemli bir yere sahip. Biz de Ali Sami Yen Stadyumu’nu yaşatmak için ülkemizin önde gelen 3 heykeltraşından projenin önüne bir heykel yapmasını istedik. Bu Torunlar GYO’nun vefa borcudur" diye konuştu.

Buraya kadar küfretmedim, kendimi tuttum, buradan sonra dayanamayacağım. O heykeli yıkmayanın geçmişini sikeyim. Haydi Fenerbahçelisini, Beşiktaşlısını geçtim. Ali Sami Yen'i sevdiğini söyleyen, orada anısı olan herkes o heykeli bu pezevenklerin götüne sokmazsa, bir daha kimse Ali Sami Yen'i anmasın.

Kimse farkında mı bilmiyorum ama bu ülkenin zencileri biz olduk, beyaz Türkleri AKP iktidarı ve onların destekçileri. Kendi adıma, sıçarım cumhuriyete, sokarım Türkiye'ye. Ben insanlığımı ve ona ait değerleri geri istiyorum. Diğerlerine sonra sıra gelir.

13 Aralık 2010

Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlatanlar kulübü



Sadece sahadaki futbolcular mıydı Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlatanlar. Tabii ki değildi. Aynı zamanda tepki diye vandallar gibi koltuk kıranlar da Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlattı.

5 sene önce "Hagi siktir git" diye kıçını yırtıp, 5 sene sonra "I Love You Hagi" diye bağıranlar da Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlattı.

Rijkaard geldiğinde "Bu bir rüya mı? Biri beni çimdiklesin" deyip, 1.5 sene sonunda "Florya'daki çaycının daha fazla yararı vardır" diyen taraftarlar da Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlattı.

Yönetimden bilet alıp, altlarına tek kapılı Mercedes çeken, tribünlerde terör estiren asalaklar da Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlattı.

Galatasaray yöneticiliği yapıp,"Galatasaray'da her şey yolunda, ben iyimserim, üç maç kaybedildi diye büyütmeye gerek yok" diyenler de Ali Sami Yen'in kemiklerini sızlattı.

Her şeyin içinden öyle kolay kolay sıyrılmak yok. Bugünkü tablonun tek suçlusu sahadaki beceriksiz ruhsuz ordusu olarak gösterilirse, fotoğraf karesindeki diğer suçluların yırtmasını sağlarız. Galatasaray taraftarı, yöneticisi de Ali Sami yen'in kemiklerini sızlatmak için büyük çaba sarf ediyor.

Türkiye'de Maliye adam olsa, tribünlerden çıkan birtakım itlerin nasıl olur da altlarında tek kapılı Mercedes'leri olur, onları araştırır. Kulüp kaç bilet basar, kaçı satışa çıkar, kaç kombinesi var onları adam akıllı soruşturur.

İtlerden ve koyunlardan oluşan tribünlerimiz olduğu gerçeğini kabullenip, silbaştan yapmamız gerek. Birtakım taraftar gruplarını tehdit ederek, kendilerini bu kulübün sahibi sanmaya başlayanlar bir tane bilet için tetikçilik yapmaya soyunuyorsa tartışmanın anlamı yok.

İktidarlarını devam ettirebilmek için birtakım asalakları besleyen yöneticilerse, Ali Sami Yen'in kemikleri üstünde vals yapıyor.

Sahada alınan sonuçlar, oynanan futbol değil benim açımdan utanç kaynağı olan. Benim utancım Galatasaray tribünlerinin ve yönetiminin halidir.







12 Şubat 2010

Ali Sami Yen arazisinin satış rakamı birtakım zevzeklere yanıt

TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, Ali Sami Yen arazisinin yakın bir dönem içinde ihaleye çıkartılacağını söylemiş.

250 milyon lire ekspertiz değeri belirlenen arsanın ihale satışından 800 milyon ila 1 milyar lira arasında bir gelir bekleniyor.

Hah, şimdi gelelim sadede. Şu Seyrantepe'nin yapılmasına başlandığı günden bu yana "Devlet Galatasaray'a beleş stat yapıyor"
diyen birtakım akl-ı evvellere. 'Devlet o stadı kaça mal ediyor?' önce o sorunun yanıtını bulmak gerekir. TOKİ'nin stada bugüne dek ödediği para 62 milyon lira.

Şimdi, Ali Sami Yen arasizinin minimum 500 milyon liraya satıldığını varsayalım (ki, minimum 700 milyon lira bekleniyor). Çıkar bakalım çok konuşan arkadaş 500'den 62'yi. Çıkardın mı? Kaç kalıyor? Hesaplayamazsan, bilgisayarın sol altında yer alan Başlat'a tıkla oradan da Çalıştır'a bas, çıkan minik ekrana 'calc' yaz. Hesapla şimdi. Kaç çıkıyormuş? 432 milyon lira.

Şimdi bu durumda devlet soyuluyor mu yoksa kâra mı geçiyor? Devlet bu işten kazanacak, hatta beklediğinden bile fazlasını. Elbette ki, Galatasaray da kazanacak ancak şu sürekli dillendirilen "Beleş stat" argümanı sadece rakamlara bakıldığında bile geçerliliğini yitiriyor.

Ama son raddede söylemem gerekir ki, stadın böyle bir yolla yapılmasını ben de benimsemiyorum. Kulüpler bunları tamamen kendi ceplerinden verdikleri paralarla aldıkları arsalarla yaptırmalılar.

Kadıköy'ün göbeğinde koskoca araziye verilen 1 TL ile de "Biz stadımızı, kendimiz yaptık" denilemez. Bütün kulüpler, devletin eline bakıyor bu noktada. Kimse, bir diğerinden daha şeffaf ve temiz değil.

2 Ekim 2009

Olmadı, olmazdı


Galatasaray'ı hazırlık kampından bu yana tüm maçlarda izledim. Çok açık ve net ifade etmem gerekir ki; bu kadar pas hatası ve daha da önemlisi kontrolsüz olmasını görmemiştim. Rakip Sturm Graz değil de, bir gömlek üstün bir takım olsa, Galatasaray bugün puansız ayrılabilirdi Ali Sami Yen'den.

Futbolda, her ne kadar kadrolar maçların kazanılması için büyük etken olsa da, doğrular ve yanlışlarınızın arasındaki fark, alacağınız skoru ortaya çıkartır. Galatasaray ve Sturm Graz'ı terazi kefesine çıkarttığımızda sarı-kırmızılı takımın çok baskın bir ağırlıkta olacağı kuşkusuz.

Fakat terazi kefesinden sonraki yeşil saha kısmında, yaptıklarımız ve yapamadıklarınız sizin alacağınız skoru tayin ediyor. Galatasaray, maçın başından sonuna sahada istediğini yapamadı.

Tek tek isimler üstünden gitmek istemesem de Mehmet Topal'a ayrı bir parantez açmak şart. İlk yarı boyunca Mehmet Topal'ın göndermek istediği 7 diyagonal pasın hepsi rakipte kaldı. Ve bu 7 topun hemen tamamı kontraatak olarak Galatasaray kalesine yönlendi.

Muhtemel oyuncu değişikliğinde ilk aklıma gelen isimdi. Hatta ilk yarı bitmeden bile Mehmet Topal-Mustafa Sarp değişikliğini bekliyordum. Rijkaard'ın sabrına hayran kaldım.

Eskişehirspor maçı sonrasında futbolun çok bilenleri tarafından ortaya atılan "B planı" devreye sokulunca, Baros-Keita-Arda-Elano ve Kewell gibi yani 5 hücum gücü yüksek oyuncunun sahada kalması, Galatasaray'ın komik pozisyonlarda yakalanmasına neden oldu.

Türkiye'de ne yazık ki, "B planı" olarak algılanan hadise, orta saha ya da defansından bir oyuncu eksilterek, hücuma bir fazla oyuncu eklemek.

Buna benzer bir "B planı"nı Galatasaray-Kocaelispor maçında izlemiştim ve Galatasaray tarihinin en farklı yenilgilerinden birini alarak, koskoca bir sezonu heba etti. Ayhan-Kewell değişikliğinde ilk düşündüğüm şey "İyi ki, rakip Sturm Graz" demek oldu, bu yüzden.

Rijkaard, her ne kadar eleştirilse de, Eskişehirspor maçında sistemine ihanet etmeyerek, doğruyu yapmıştı. Sturm Graz maçı içinse aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Galatasaray takımında Eskişehir ve Sturm Graz maçlarında, sezinlediğim şey; hep en zoru yapmaya yönelmeleri oldu. Her iki maçta da, Servet'ten Arda'ya kadar, basit oynamak sanki bir suçmuş gibi fantastik paslar, gereksiz zorlamalarla dolu 180 dakika geçirildi.

Oysa sezon başından bu yana izlediğimiz Galatasaray; etkili, gösterişli ancak basit oynuyordu. Kuvvetle muhtemel, bu sorunlar giderilecektir.

Yanlışların, doğrulardan daha fazla yapıldığı, kontrolün çabuk kaybedildiği Sturm Graz maçında, tatsız geçen bir maç izledik. İki ucu keskin bıçak şeklindeydi, her iki takım da kazanabilirdi. Daha yol almak için katedilecek mesafeler var. Kimsenin etkisinde kalmadan, doğru bildiğinden şaşmadan yola devam etmek gerekir.

Son not: Karşılaşmanın hakemi, her yönden berbattı. Gerek Galatasaray, gerekse de Sturm Graz aleyhine ve lehine yanlışlar yaptı. Parlatılmak istenen bir organizasyon yapılıyorsa, hakemlerin de aynı şekilde kaliteli olması gerekli.

20 Ağustos 2009

İngilizler kutsal topraklarda


Kuzenim 5 aydır İngiltere'deydi. Pazartesi günü geldi, beraberinde 3 İngiliz'le birlikte. İngilizler, dil kursundan hocaları.

Biri Crystal Palace, biri Nottingham Forrest diğeri de Newcastle United taraftarıymış.

Elemanlar "Mutlaka Galatasaray maçına gitmek istiyoruz" demişler. Aldık biletleri, götürüyoruz, kutsal topraklara. Maça kadar bana izin. Maçtan sonra görüşmek üzere. Bakalım bizim İngilizler, beğenecek mi atmosferi..

Aslında denk düşse İnönü ve Saraçoğlu'na da götürmek lazımdı. Ama şimdilik sadece Ali Sami Yen'i görebilecekler...