11 Ekim 2009

Artık sistem yaratılmalı...


Sorun 2010 Dünya Kupası'na gidip gitmemek değil, sorun bir mantalite meselesi tamamen. 2010 şansın silinip gitmiş, mucizelere bağlı ama esasen mucize işin hikâyesi. Belçika deplasmanına Yusuf Şimşek ve Ceyhun Eriş'le gidiyoruz.

Her ikisi de, neredeyse futbolculuk kariyerlerinin sonuna gelmiş iki adam Milli Takım'da.

Kariyer demişken, hatırlatmadan olmaz. Ankaragücü'nde başlayıp Milli Takım'a uzanan yolda, Hagi ve Cech'dir iki nirengi noktası. Her iki ismin de, Fatih Terim'in, Fatih Terim olmasında payı büyüktür.

Biri kendi ismini yeniden var etmek için son şansını iyi kullanıp, Galatasaray'ı UEFA şampiyonluğuna kadar taşıdı. Bunda kendi dışında başka isimlerin de imzası vardır ama bugün herkes şunu gayet iyi biliyor ki, Hagi olmasaydı o şampiyonluk gelmezdi.

Bir diğer isim de, Petr Cech. Elinden kayıp giden o topla Fatih Terim'e hayatının en büyük ikinci şansını verdi. Cech o topu elinden kaçırmasaydı, Fatih Terim'in kariyeri üç aşağı-beş yukarı sona ermek üzereydi. Ama şans bazen en büyük belirleyici olur yaşamda.

Terim'in her iki Galatasaray döneminde bizzat kendi istediği oyuncuları hatırlıyorum. Capone, Bruno, Marcio, Ali Lukunku, Felipe, Bratu, Tamas, Petre, Mohamed Sarr, Fabio Pinto, Christian... Şu kadar adam içinde Galatasaray'a faydası olmuş Bir Capone'yi hatırlarım, gerisi yalandır.

Oyuncu tercihi konusunda ezelden beri yanlışı vardır. Milan'a gidip, Batista'yı aldırmaya çalışan, Kutuzov'u aldıran bir isimden söz ediyoruz. Bir futbol adamı eğer tüm tercihlerinde yanılıyorsa, orada bir hata var demektir zaten.

Kişilik yapısından söz etmeyeceğim bile. Futbol tarihimizin utançlarından birinde en büyük imza kendisine aittir, o meşhur İsviçre maçıyla. Bugün halen Yüce Divan'da yargılanan, arkasında yüzlerce faili meçhul olan Mehmet Ağar'ın Galatasaray soyunma odasından çıkmadığı günler, kendi açımdan bir başka utançtır.

Başa dönelim, Belçika maçına çıkıyorsun, yıllar önce Galatasaray'ın altyapısından çıkmış ve kendi isteğinle gönderdiğin Ceyhun Eriş'i, milli takıma kurtarıcı olarak ilk 11'de başlatıyorsun. Sonra Yusuf'u oyuna alıyorsun, bir umutla. 1 yıldan bu yana tek maçta yıldızı parlamamış Nihat yine ilk 11'inde.

Mezarcı zihniyeti tam. İleriye yönelik ne bir adım var, ne bir ışık. İsteyen Belçika'ya baksın, kimler oynamış. Olimpiyatlarda yarı final oynamış gençlerle çıkıyor sahaya. Advocaat alt metinde diyor ki; "Ben 2012 iskeletimi kuruyorum."

Bizimki ne diyor alt ve üst metinde "Güvendiğim oyuncudan vazgeçmem. Günü kurtarmak için her yolu denerim."

Terim bir dönemin sonuna gelmiştir, aynı şekilde Mustafa Denizli de. Futbol başka türlü oynanmaya başlandı. Bu oyunda; kaprislerin, inatların, "Ben yaptım oldu" demenin yeri yok artık.

Bugün hangi mesleği yapıyor olmanız önemli değil ancak kendinizi geliştiremiyorsanız, yaptığınız işte ilerlemeniz, var olmanızın imkânı yok. Şans, talih her zaman gülmüyor insana çünkü.

Milli Takım bundan sonra gelecek isim her kimse, ülke karakterini bir kenara bırakıp, gelen adamı daha birkaç maçta yemeye çalışmadan, yerin dibine sokmadan, "Go home" demeden kabullenebilecek bir isim bulmalı.

İsteyen İngiltere örneğine bakıversin, koskoca bir başarısızlık dönemini arkada bırakmak için İtalyan'ın birini getirdiler milli takımın başına. Ayda 256 bin TL vereceklerse, emin olsunlar Fatih Terim'den daha uygun bir ismi getirirler. Hem 5 maça bir tribünde oturmayacak biri de olur.

Türk futbolunun artık bir devrim yaşaması şart. "Arda olmazsa ne yaparız", "Aurelio'suz olmuyor", "Servet cezalıydı ondan kaybettik" sözlerini duymak, can sıkıyor. Sürekli mazeretler üretip, yarattığın mazeretlerle koskoca bir yalan balonu yaratmak daha da can sıkıcı.

Kaosla örülü bir futbol değil, sistemle donatılmış, isimlerin önemsizliğini her maç gözümüzün içine sokacak bir devrim yaşamamız gerekiyor. Bu devrimi yaşarken, milli takıma "Galatasaray'dan, Fenerbahçe'den, Beşiktaş'tan belirli sayılarda futbolcu alalım da dengeleri gözetelim" anlayışını terk edelim mümkünse.

İsmail Köybaşı'yı Beşiktaş'a geldiğinde değil, Gaziantep'teyken milli takıma alacak bir hoca bulalım. Nuri Şahin'i birkaç kez Milli Takım'a alıp, sonra bir kenara bırakmayalım.

Bu Milli Takımı 15 yıldan bu yana, çeşitli sebeplerle kendi halkından soğutanlar her şeyden önce, Milli Takımı ile halkını barıştırmalı. Ama hamasetle, göz boyamayla değil.

Milli Takım'ın başında bir spor adamı istiyorum özetle. Mafyatik ilişkilerden uzak, her önüne geleni azarlamayan, örnek olacak adam gibi bir adam istiyorum.

Göbekten futbola bağlı!


Bu göbekle nasıl futbol oynadığına halen anlam verebilmiş değilim...

Corinthians'ın, Gremio'yu 2-1 yendiği maçta ilk golü de bu göbekli adam attı. Dehşet içindeyim. Ve Brezilya'dan neden futbolcu alınmaz, benim adıma kanıtıdır da.

10 Ekim 2009

2010'u TV'den izlemenin bedeli= Ayda 260 bin TL


Bu gruptan çıkamayacaksın, sahada racon keseceksin, gazeteciye bozuk atacaksın üstelik ayda 260 bin TL alacaksın....

Kusura bakmasın kimse ama her onurlu insanın yapması gerekeni bir zahmet yapıversin. İstifa zamanı ve yeri geldiğinde büyük erdemdir.

Mehmet Ağar yanında yok, tarihi şansını da Cech'in elinden kaçırdığı topla kullandın. Her zaman düşeş gelmiyor.

Rambo da spor müdürü olsun



Yeni spor koordinatörü Ercan Saatçi hayırlı olsun ama Hürriyet Gazetesi'ne eğer spor müdürü aranıyorsa, şiddetle Rambo'yu öneriyorum.

100 kelimeyi geçmeyen kelime dağarcığı ile 'köşe' yazarı olan Damat Ferit'e, Türkiye'nin en 'büyük' gazetesinin spor koordinatörlüğü görevi verilmesinin bir izahı olmalı, ben bir açıklama bulamıyorum.

Dünyanın en saygın mesleklerinden biri olan gazetecilik, bu yüzden Türkiye'de saygınlığını yitirmişdir.

Aziz Yıldırım'ın neye dayanarak üç yıl şampiyonluk sözü verdiğini düşünüp durmuştum. Bence 5'e çıkartabilir bu süreyi. Köşeler, kaleler bir bir işgal ediliyor. Ercan Saatçi'nin spor koordinatörü olduğu ülkede, Rambo'dan Genel Yayın Yönetmeni olması da şaşırtıcı olmasa gerek.

9 Ekim 2009

Günün pulu vol.32

Okuycanızmı?


Gelmiycem,
söylemiycem,
yapmıycam,
görmiycem,
bakmıcam,
okumıcam,
etmiycem,
yazmıcam..........

"Türkçe okunduğu gibi yazılan" bir dil diye öğretildi birkaç nesile. Bu sığır nesilleri yetiştiren ilköğretim ve Türkçe öğretmenleri bu dilin katilidir.

Bloglarda gezindim gece gece, okuduklarıma inanamadım daha doğrusu okumaya çalıştıklarıma.

Kendini ifade etmeye çalışan ama bunu doğru düzgün yapamayan insanların var olduğu bir ülkede aynı havayı teneffüs etmek, iletişim kurmaya çabalamak ne beyhude bir çaba.

Yanlışı doğru bilen, kendini geliştirmek için hiçbir çaba göstermeyen, hayata dair söyleyebilecek doğru düzgün kelimesi bile olmayan birkaç nesil yetiştirildi. Bilerek, isteyerek, bir politika haline getirilerek, yetiştirildi hem de.

Siyaset, politika hikâye; kendi ülkende, konuştuğun dili yazamıyorsan, bir başkasının oksijenini harcıyorsun demektir.

Hakikaten kendimizi oyalıyoruz, yaşamaya çalışarak. Ah be Aziz Nesin, ne vardı bu kadar erken gidecek. Şu yüzde altmışı, 90'lara çekemeden gidiverdin, aramızdan.

Tükürdüğünü yalama alışkanlığı


Tarih: 09.09.1996 Galatasaray, Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'ye 4-0 yenildikten bir gün sonra. Haşmetmaları der ki;

"Fatih Terim, Galatasaray teknik direktörlüğü sana 3 numara fazla. Galatasaray'ın teknik direktörlüğünü yapman için 40 fırın ekmen yemen lazım. Faruk Süren ve yönetimin daha fazla ısrar etmemesi gerekir, Fatih Terim'in de"

Tarih: 18.05.2000 Galatasaray, Kopenhag'da UEFA şampiyonu olduktan bir gün sonra. Haşmetmaları der ki;

"Türkiye, bu başarıları yaşatanlara çok şey borçlu. En başta da Fatih Terim'e. Bu zaferin mimarı odur çünkü. Ama zor günlerde arkasında duran yönetimin de payı yadsınamaz"

Koala'nın notu: Herkes yazıp çizdi, bir şeyler. Kimi ağzına geleni söyledi, kimi 'helal olsun haklı' dedi.

Kaleminizden çıkan 100'lerce cümleden sadece birinin doğru çıkması halinde "İşte ben demiştim" diyenlerin en büyük temsilcisi Hıncal Uluç, ne yazık ki çok yaşlandı.

Bosman kurallarının Hollandalı Bosman'ın mücadelesinden çıktığını sanan, Nadal-Federer'in efsanevi Wimbledon final maçı için "Peki ya kalite" diyen birine fazla yüklenmemek gerekir.

Bu yüzden büyük şirketlerde belli bir yaştan sonra emekli edilir insanlar. Çünkü belli bir yaştan sonra birtakım yetilerinizi kaybediyorsunuz. Ne yazık ki, medyada böyle bir durum yok, bu yüzden de Hıncal Uluç, dilediği gibi at koşturuyor, dilediğini söylüyor.

Hıncal Uluç'a kızılmaz, en azından söylediklerini ben dikkate almıyorum ve benim açımdan geçerliliği yok. Zaten tükürdüğünü yalayan insanlardan hazzetmem.

8 Ekim 2009

Ama, ama hepsine vuramam...

Bu ceza uygulanır mı?



CONCACAF Başkanı ve aynı zamanda da FIFA Başkan Yardımcısı Jack Warner ilginç bir öneri dile getirmiş; kendini bilerek yere atan futbolculara maç içinde 10 dakika oynamama cezası verilmesi.

Bir nevi emek hırsızı denebilecek bu hareketi alışkanlık haline getirmiş oyuncular için büyük caydırıcılığı olacağı kuşkusuz. Fakat bu kararı alacak hakemlerin niyetleri devreye girince iş karmaşıklaşıyor.

Sahada, kale çizgisinde topu kaleci gibi topu eliyle çıkartan oyuncuları görmeyen hakemlerin var olduğu dünyada futbolcunun kendisini yere atıp atmadığı nasıl tespit edilecek?

Her ne kadar Platini, teknolojiyi futbolun içine sokmamakta dirense de, bu iş artık masa hakemliğine gidiyor. Çok da uzak olmayan bir zamanda, saha kenarında monitör başındaki hakemleri görebileceğiz.

Çünkü herkes emeğinin çalınmasından rahatsız zaman zaman. ki, bu bir de şampiyonluk ve kümede kalma maçlarının olduğu dönemlerde daha da önem arzediyor.

İnsanın olduğu her yerde hata vardır, hata insana aittir savından hareketle, topun çizgiyi geçip geçmediğine yönelik teknolojiyi kesin desteklemekle birlikte, teknolojinin sahaya girmesinden yana değilim.

Bu oyunun güzelliği; he kadar kızsak da, öfkelensek de içinde barındırdığı hatarlarla ortaya çıkıyor.

Ada futbolunun zengin patronları

1) Lakshmi Mittal - 18.4 milyar sterlin - QPR



2) Sheikh Mansour bin Zayed Al Nayan - 17 milyar sterlin - Manchester City



3) Roman Abramovich - 7.8 milyar sterlin - Chelsea



4) Joe Lewis - 2.5 milyar sterlin - Tottenham Hotspur



5) Stanley Kroenke - 2.079 milyar sterlin - Arsenal



6) Denis O'Brien - 1.73 milyar sterlin - Celtic



7) Malcolm Glazer - 1.5 milyar sterlin - Manchester United



8) Lord Grantchester - 1.2 milyar sterlin - Everton