27 Ekim 2009

Gerizekalı 'gazetecilik' örneği


Habertürk ve benzerleri bayılıyor bu haberlere. Bilmem ki, şu kadar dakika oynadı, bu kadar gol attı, aldığı para şu. O zaman dakikası şu kadar Euro.

Performansı tartışılacak her oyuncu için yapılıyor. Bıkmadan, usanmadan, tekrar tekrar, deli bilmem neresiyle oynar gibi hiç durmadan bu haberi okuyoruz. Bizler de hazırlayanlar kadar gerizekâlıyız ki, bunları tekrar tekrar okuyoruz.

Bıkmadı mı kimse bilmiyorum. Derbi maçı sonrası yalan haberin, şaklabanlığın, dezenformasyonun haddi ve hesabı yok. "Daum, Arda yedek olur" dedi, öbürü bilmem ne olur dedi.

Son Kadıköy galibiyetini gören Galatasaraylı futbolcular ve o maça dair daha ne kadar boku çıkartılır da, haber buluruz diye uğraşıyorlar hâlâ. 10 gündür aynı haber değişik versiyonlarla sunuluyor. Hayır, bunun kompleksi bende yok; ama yaratılmaya çalışılan bu.

Bu ülkede bir gazete bile milyon sayısına ulaşamıyor, o yüzden internet sitelerinde porno, seks, fuhuş haberlerinden başka haberler okunmuyor. Hakikaten adam değilsiniz, "onu, buna kırdıralım; ötekini, diğerine".

İki kelimeyi biraraya getirmeyi beceremeyen, toplum içinde konuşamayan birtakım embesil ve idiotları klavye başına oturtup gazetecilik oynatırsanız sonuç bu olur.

Açtırmayın ağzımı şu 16 dakikalık travmayı çıkartırmayın raflardan. Salya sümük ağlayan futbolculardan, taraftarlardan söz ettirmeyin. O psikolojik travmayı, nice koç yiğitlerin harap olduğu hadiselerden mi söz edelim...

Bünyamin n'oluyor....


Bünyamin konuşmuş. Konuşmanın içeriği tam bir felaket. Neresinden tutsan elinde kalın cinsinden. Diyor ki, "Müsabaka için ısınmaya çıktık. 25 dakika boyunca saha içindeydik. Bize ne küfür edildi, ne de bir cisim atıldı. Evet bir takım cisimler sahaya atıldı ama; o cisimler bize yönelik değildi."

Ne anlıyoruz bu cümleden, sahaya bir şey atılmamış aslında. Yok atılmış da, hakemlere atılmamış. Öncelikle atılmış mı atılmamış mı karar verememiş Bünyamin. Kararı vermiş ama kendilerine atılmadığını söylemiş. Yani demek ki; hakeme atmazsan sorun değil. Rakibe atabilirsin rahatlıkla.

Muhabir sormuş "Ama ya hakeme gelen cisim?" Bünyamin bunu da yanıtlamış "Münferiden yapıldı. Çünkü bizi etkileyen olumsuz şart yoktu. Bize küfür edilse, bize yönelik bir eylem olsa tamam."

Sadece bir cisim atılmış ama hakemleri etkilememiş. Küfür edilmiş ama hakemlere küfür edilmemiş. Hakemlere edilse "tamam"mış. Buradan da anladığımız, stada gittiğinizde hakem hariç herkese küfür edebilirsiniz. Yeter ki, hakemlere etmeyin.

Muhabir yine sormuş "Soyunma odasında ne düşündünüz?". Cevap bomba ötesi; "Şimdi soruyorum. Bunu kendi kendime de sordum çünkü. 50 bin kişi o stada gelmiş. Maçı tatil etsem binlerce insan protesto yürüyüşü yapacak, camlar çerceveler indirilecek."

Bir polis olarak Bünyamin, toplum psikolojisi uzmanı olarak 50 bin kişinin neler yapabileceğini kestirmiş. Yürüyüş yapacaklarmış. Vay be, Bünyaminime bak sen. Hemen koymuş tespiti. Protesto yürüyüşü yapıp, cam çerçeve indiriceklermiş, Bünyamin polis olacak bir de. Yürüyüş yaparlarsa basarsın gaz bombasını Bünyaminim, minik kuşum.

Esas sorun, aslında bu son açıklamada. Şükrü Saraçoğlu'nda korku geceleri yaşanıyor. İddia ediyorum, Fenerbahçe taraftarı Galatasaray maçlarındaki dinamizmini (!) göstersin, o statta herkesi yenerler, Türkiye dahilinde. Avrupa maçlarında yapamayacaklarını biliyorlar çünkü. O kadar zekâları var. 17'de 17'nin yolu her maçın Galatasaray maçları atmosferinde yaşanması.

Çünkü hakemler korkuyor, polis Bünyamin alenen dile getirmiş bunu. Ama tabii biraz bilim kurgu tadı da yaşatmış. Yürüyüşler, protesto gösterileri ve cam çerçeve gibi.

Türkiye'yi korku imparatorluğuna çevirdiler, minik bir benzeri de Galatasaray maçlarında Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda yaşanıyor.

Zaten öyle stat ismi de olmaz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en faşizan başbakanını stat ismi yapmak, kendisine bunu yakıştıranlara, yakışır ancak..

Şimdi görev Fenerbahçe taraftarında; artık her Galatasaray maçında futbolculara her şeyi atıp, küfür edebilirsiniz münferiden yani. Rahat olun gençler, Bünyamin arkanızda.

River Plate tribünleri

26 Ekim 2009

Teşekkürler iğrenç insanlar topluluğu



Dün akşamki maçta çıkartılmış bir pankart. Gelişme var ama eskiden 90 dakika boyunca asılı kalırdı, "G...üzden s..tik mi" diye. Şimdi işi direkt "Ana" hadisesine çevirmişler. Pankarta asanlara, hazırlayanlara 'Anne'nin kutsallığını öğretecek değilim. Çünkü kişi kendi gibi bilirmiş, karşısındakini.

Çok sevdiğim Fenerbahçeli arkadaşlarım var, gerçekten de birlikte ölüme gideceğim adamlardır. Ancak bu insanların hepsi garip bir başkalaşım geçiriyor Galatasaray maçlarında. Hepsi ortak bir dil kullanıyor. Bunu nasıl yapıyorlar bilmiyorum. İzmir'deki arkadaşımla İstanbul'daki arkadaşım birebir aynı cümleleri kurup konuşuyorlar ve bu iki insan birbirini tanımıyor.

Diyorlar ya, "Fenerbahçe Cumhuriyeti" diye, cidden başka bir galaksinin ürünü birçoğu. Bugün işyerinde konuşmalara kulak misafiri oldum, bazılarına ortak oldum. Bir tane Fenerbahçeli'den ofsayt ya da penaltı golle ilgili bir şey duymadım.

Hepsi "nihohoohhoho!" şeklinde gülüyorlardı, hepsi şampiyon olmuşcasına konuşuyorlardı, hepsi sanki ligin bitimine bir hafta varmışcasına konuşuyorlardı.

İyi ki, Fenerbahçeli değilim. Tanrı'nın bir insana verebileceği başka bir ceza yoktur sanırım.

Çöldeki serap olma...



Kayıp halka olmak en kolayıdır. Türk futbolu yetenekleri tartışılmaz oyuncu çöplüğüdür. Bugün tribünlerden gelen övgüler, yarın küfürlere dönüşüverir. Kolay değil Galatasaray kaptanı olmak, Galatasaray futbolcusu olmak. Bunun değerini bilerek oynamak lazım sahada. Ama sahada, yeşil çimde.

Sahte kabadayılıklarla, ucuz kahramanlıklarla olmaz bu iş. Olur gibi görünür fakat olmaz. Metin Oktay olmak, O'nunla karşılaştırılmak kolay iş değil. Değerini bilmek gerek, sadece bu karşılaştırmanın bile.

Futbolculuk kolay iş de adam olmak kolay değildir. Umarım yitip gitmezsin, bir seraba dönüşmezsin ve büyüdükçe büyürsün. Gönlümüzdeki yerin ve değerin katmerleşip, kabuk bağlasın, iz bıraksın. Bıraktığın iz, boktan bir iz olmasın ama dikkat et.

Milwall taraftarına Galatasaray forması yasaklandı


'Aslanlar' lakaplı Millwall taraftarının hafta sonu 2-1 kazandığı Leeds maçında, stada Galatasaray forması ile gelmesi yasaklandı. Hatta karar süreklilik kazandı ve bundan sonra da alınmayacağı belirtildi.

Milwall taraftarının Leeds'lilere atfen, bıçaklama hareketleri yapan ve Galatasaray forması giyen bir taraftarı da bundan sonra stada alınmayacakmış.

Millwall yöneticisi Andy Ambler, bu taraftarın güvenlik kameraları ve fotoğraflar yoluyla kimliğinin tespiti halinde, stada girmesine izin verilmeyeceğini belirtti.

Ambler, Türk bayrağı sallayan bir başka taraftarın da stadın dışına çıkarılıp, gözaltına alındığını söyledi.

TSL 10. hafta panaroması



10. HAFTANIN SONUÇLARI

Ankaragücü 3 - 0 Ankaraspor
Trabzonspor 2 - 1 Kayserispor
Bursaspor 6 - 0 İstanbul B.B.
Eskişehirspor 0 - 1 Beşiktaş
Diyarbakırspor 1 - 0 Gençlerbirliği
Manisaspor 1 - 2 Antalyaspor
Sivasspor 3 - 0 Gaziantepspor
Kasımpaşa 3 - 1 Denizlispor
Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray

GOL KRALLIĞI

Makukula-Kayserispor: 6
Nonda-Galatasaray: 6
Souza-Gaziantepspor: 6
Alex-Fenerbahçe: 5
Baros-Galatasaray: 5
Kahe-Gençlerbirliği: 5

HAFTANIN OLAYI

Bünyamin Gezer'in 'harikulade' (!) yönetimi.

Sivasspor'un 3-0'lık galibiyeti.

Bursaspor'un zirve takibi ve 6-0'lık galibiyeti.

PUAN DURUMU

OGBMAYPAv
1 Fenerbahçe109012162715
2 Bursaspor107122492215
3 Galatasaray1071226152211
4 Kayserispor10532147187
5 Beşiktaş10532106184
6 Gençlerbirliği10442159166
7 Eskişehirspor104421410164
8 Trabzonspor104332014156
9 Antalyaspor105051513152
10 İstanbul B.Ş.B.10433121815-6
11 Ankaragücü103341513122
12 Gaziantepspor10334121412-2
13 Diyarbakırspor10334101712-7
14 Manisaspor1024481010-2
15 Kasımpaşa1021710187-8
16 Sivasspor102179177-8
17 Denizlispor101369186-9
18 Ankaraspor1000100300-30

25 Ekim 2009

'Piç Emre'


Boşuna senelerce "Piç Emre" diye bağırmamış, Fenerbahçe tribünleri, bu maçla anlamış olduk.

Söyleyen ben değilim, Fenerbahçe tribünleriydi. Ben sadece onların ne diye bağırdıklarını yazdım.

Bünyamin de, en münasip tarafına kına yaksın. Baros'un ayak bileğindeki tarak kemiği iki yerinden kırılmış.

Fotoğraftaki pozisyonun başlangıcı, ne yazık ki bu ülkede doğru düzgün fotoğrafçı olmadığı için pozisyonun devamındaki insanlık dışı faulü görüntüleyememiş.

İzlemekten sıkıldım artık


Yine bir Şükrü Saraçoğlu klasiği izledik. Maç başlamadan önce Baroni ve Arda kavgası izledik. Sonrasında yardımcı hakemin kafası yarıldı. Zaten bu iki olay, sahada neler yaşanacağını az-çok gösterdi.

Maç başladı net ofsayt bir gol ve maç bitti. Çünkü hemen her maçta benzeri bir şey oluyor ve Fenerbahçe Kadıköy'de 1-0 önde başlıyor maça. Muhtemelen yine şampiyonluk kutlamaları başlamıştır Kadıköy'de.

Maç içinde izlediklerimiz biraz daha farklıydı. 90 dakika boyunca Leo Franco'nun gözüne tutulan lazer, Keita başta olmak üzere dayak yiyen Galatasaraylı futbolcular, her taç ve her kornerde sahaya atılan maddeler...

Şu senelerdir dönen "Fenerbahçe Kadıköy'de üstün" geyiğinin temel sebeplerini tekrar tekrar yaşıyoruz. Kimse bıkıp usanmadan seyrediyor olanları.

Maçı sportif anlamda irdelemek gereksiz fakat şunu söylemekte fayda var. Skor 2-0'a taşındıktan sonra oynanan oyun Galatasaray açısından çok üvitvardı. Futbol oynayan ve futbol oynamak isteyen takım Galatasaray'dı ama Keita sinir harbine dayanamadı ve büyük bir sorumsuzlukla takımı 10 kişi bıraktı. Zaten o dakikadan sonra da, skor kendini belli etti.

Fenerbahçe'nin maçın başından sonuna kadar uyguladığı pres, orta alandaki hakimiyetinin hakkını teslim etmek gerekir.

Bu yaşananlara izin verildiği sürece, o statta daha 10 değil 110 yıl Galatasaray galibiyeti görmek imkânsız. Terörize edilmiş taraftar ve futbolcu topluluğu orada bir Galatasaray galibiyet yaşatmak kimseye.

İşin hakem faktörü dejavu yaşatır cinsten. Atılan gol tartışmasız ofsay, yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere de penaltı, penaltı değil. Daha maçın 2. dakikasında Baros'un sakatlandığı pozisyonda sarı kart gelmedi, maçın içinde Baroni'nin Arda'ya yaptığı üç faulin hiçbirinde sarı kart göstermedi, keza Kazım'ın her pozisyonda kendisini atması da dahil. Keita'nın kırmızı kartı her ne kadar doğruysa, Baroni'nin Arda'ya attığı yumrukta verilmeyen kırmızı kart da o kadar yanlıştı.

Ama alıştık Kadıköy'de Bünyamin ve benzerlerine. "Yardımcısının kafasına atılan keşke Bünyamin'in kendisine atılsaymış" diyesi geliyor insanın. Zaten polisleri de sevmem...

Fark 5 puana çıktı yeniden. Ekim-Mayıs dönemi düşünüldüğünde çok da önemli bir rakam olmadığını düşünüyorum, değil de.

Son söz Arda'ya olsun. Arda bu takımın kaptanı ve büyük bir sorumluluk verildi kendisine. İki yıldır Fenerbahçe maçlarında gösterdiği itici tavır, sürekli kavga içinde olması son derece çirkin. Galatasaraylılığını göstermek istiyorsa; kavgayla, itiş kakışla değil sahada oynadığı futbolla yapmalı.

Arda'nın oyundan çıkıp, Keita'nın atılmasına kadarki sürede Galatasaray çok daha iyi futbol oynadı. Yakın bir dönemde "Ardasız Galatasaray daha iyi oynuyor" tartışmaları yaşanırsa şaşırmayacağım çünkü Dinamo Bükreş maçı ve biraz önce yazdığım kısa süredeki futbol bunu doğrular biçimdeydi.

En son söz: Kazanan hep haklıdır bu ülkede. O yüzden bunların hiçbiri konuşulmayacak. Ne ofsayt gol, ne olmayan penaltı. Maç bitti, üstüne bir bardak su içsin Galatasaraylılar. Fenerbahçeliler de, her yıl yaptıkları gibi delicesine kutlasınlar, şampiyonluk yerine. Kasımlar sizin, Mayıslar bizim olsun sözü an itibariyle Ekimler sizin Mayıslar bizim şeklinde değiştirilmiş bulunuyor, benim tarafımdan....

AZ Alkmaar satılıyor


Şu kriz denen olgu, hayatın her alanını vurduğu gibi futbol kulüplerini de fena vurdu. Vurulanlardan biri Az Alkmaar. Kulübün ana sponsoru DSB Bankası'nın iflas etmesinin ardından 40 milyon Euro gibi bir fiyata satışa çıkartıldı.

Hollanda'nın Ticaret Gazetesi Quote'nin internet sitesindeki habere göre, kulübün 35 milyon Euro'ya da satılabileceği belirtilmiş.

İflasını kısa süre önce açıklayan DSB Bankası'nın sahibi -aynı zamanda kulüp sahibi- Dirk Scheringa'nın tüm mal varlığına el konuldu. Haliyle, el konulan malvarlıklarının arasında AZ Alkmaar da bulunuyor.

Sen bir önceki sezon şampiyon ol, bir sezon bile geçmeden satışa çıkartılsın. Rakam ilginç tabii. Maksimim 40 milyon Euro. Yıldırım Demirören, Tabata'yı almayıp üstüne biraz para eklese bir şampiyon takımı daha olur.