31 Ekim 2009

Nedir bu Napoli'nin durumu?


Nedir bu Napoli'nin durumu bilen, hakim olan varsa berigelsin. Geçen hafta AC Milan maçında son dakikada attıkları 2 golle beraberliği çevirdiler, bu hafta da Torino deplasmanında 2-0 geriye düştükleri Juventus maçını son yarım saat attıkları 3 golle devirmeyi başardılar.

Güney İtalyanlılar inatçıdır, inatçı olmasına ama bu kadar inat da insana yuh dedirtiyor. Doğrusu, şapka çıkartılacak performans sergilediler her iki maçta da. Bundan sonra daha yakından izlemek gerekir, tabii eğer gazı kaçmazsa

Ercan Saatçi ve Metin Özülkü'ye insanlık dersi

1998 Arjantin Milli Takımı


1998'de Fransa'da gerçekleştirilen Dünya Kupası'na katılan Arjantin Milli Takımı'nın minyatürlerini çıkartmışlar. Store'lara duyurulur....

Bırakın adamlığı insan olamazsınız siz



Hürriyet Gazetesinin Spor Koordinatörü kendisi, bir diğeri de duygusal bir adam. Ulan hakikaten iğrençsiniz, hakikaten insan değilsiniz ve hakikaten insanda bıraktığınız tek duygu tiksinti ve mide bulandırıcı bir his.

Bu videodan sonra Hürriyet'de bu görevini halen sürdürürse yazıklar olsun. Çok merak ediyorum, Fenerbahçeli arkadaşların tepkisini. Muhtemelen birçoğunda iç ses olarak "Bu videoyu kim sızdırdıysa derhal Fenerbahçe TV'den atılsın" gibi bir tepki gelecektir.

Günlerdir herkesin ağzında aynı laf, "Hakemin kafasına atılmamıştı zaten", "Keita'ya su şişesini Galatasaraylılar attı", "Keita'nın yüzüne gelmedi." İdiotların bile aklına gelmeyecek cümlelerle, kendini olumlama isteği. Ne yaptığınızı, ne söylediğinizi herkes duydu, herkes gördü ama tereyağından çekilen kıl olmak istiyorsunuz.

Ben açıkça itiraf ediyorum, Ali Sami Yen'de yaşanan o sulu gecenin, bir Galatasaraylı olarak hayatımın en büyük utançlarından biridir. Ama sizin birçoğunuzda itiraf mekanizması çalışmıyor, yaptığınız her şey haklı, her şey mübah.

Aşağılık varlıklar....

30 Ekim 2009

Ah be güzel amcam



Bu ülkede yaşanan dramlardan birinin fotoğrafı. Sakarya'da köpek kulübesinde yaşayan yaşlı bir amca. Orada yaşamasının bir dram olmasından öte, oradan ayrılmak istememesi başka bir dram.

Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş v.s. v.s. düşününce ne kadar boş geliyor değil mi? İçimden "Keşke Galatasaay hiç şampiyon olmasa da, bunlar yaşanmasa" cümlesi geçiyor.

Düzenler karşısında düzülüyoruz, sistem bizi esiri yapıyor. Şu Galatasaray-Fenerbahçe maçını konuştuğumuzun milyonda biri kadar ilgilenmiyoruz, hiçbir şeyle. Geriye dönüp baktığımızda çok şeyin pişmanlığını yaşayacağız, çok şey için üzüleceğiz.

Birçoğumuz, şu köpek kulübesinde yaşamayı bile hak edecek yaşamlar sürdürmüyoruz...

Kıskanırım seni beeeeeeeen



29 Ekim 2009

Medyada başlatılan topyekûn saldırı vol.1

Not: Yazı sahibi Galatasaraylıdır, ona göre okunsun ve yorumlar ona göre yapılsın. Baştan belirtmekte fayda var.

Fenerbahçe-Galatasaray maçı sonrasında yaşananları hepimiz az-çok izliyor, okuyor ve görüyoruz. Aşağılamalar, dalga geçmeler bir yana daha önemlisi ciddi bir dezenformasyon yürütülmeye başlandı. Antu'nun verdiği haberin, tüm 'büyük' gazetelerin internet sitelerinde manşetten verilmesi bunun doğrulunu kanıtlıyor.

Pazar gününden bu yana, tamamen mecburiyetten takip ettiğim haberlerde sezilen şey Galatasaray'a karşı bir cadı avı başlatılmasıdır.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın "3 şampiyonluk sözü" vermesinin ardından, aslında bu sezon olacakları tahmin etmemek en kibar ifadeyle safdilliktir. Aziz Yıldırım hakkında eleştiride bulunan yegâne isim Hıncal Uluç'un, NTV'de yayınlanan "90 Dakika" programının yayından kaldırılması bu bağlamda ciddi bir kanıttır. Kanal, yayından kaldırma gerekçesi olarak "Zarar ediyoruz" savunmasını dile getirse de, "90 Dakika" NTV'nin en fazla kâr eden programlarından biriydi. Zaten 11 yıldan bu yana kâr-zarar değil, kaliteyi önde tuttuğunu iddia eden bir kanalın bu savunması da son derece komiktir.

Topyekûn saldırının boyutu, Ankaragücü yenilgisinden sonra artsa da, zirve yaptığı gün 3-1'lik Fenerbahçe-Galatasaray maçıdır. Başta da belirttiğim gibi, ilk günlerde yer alan aşağılamalar ve alay etmeler, yerini yanlış bilgilendirme ve yalan habere bırakmıştır. Hepiniz okuyorsunuz çıkan haberleri sadece bugün yer alanlardan bazılarının başlıklarını görmek bile bu yapılanların hangi raddelere geldiğini göstermeye yetiyor. "Arda'nın burnu büyük", "Galatasaray ceza yağdıracak", "Galatasaray'ı görünce çıldırıyor", "Daum'dan Rijkaard'a sert yanıt", "Rijkaard'ı panikleten maç", "Tribünlerden derbi tepkisi", "Galatasaraylılar mağlubiyeti böyle kutladı", "İspanya'ya hiç benzemez", "Keita'nın yumruğu 1 numara", "Elano'nun umrunda mı?", "Rijkaard da fos çıktı", "Fatura Rijkaard'a"

Bu haberler böyle sürüp gidiyor. Gazetecilik açısından ele alacak olursam -ukalalık yapmıyorum, yanlış anlaşılmasın- "Arda'nın burnu büyük" haberinde, eğer haber doğruysa Baroni, Arda'ya maç içinde bilerek tekme attığını itiraf ediyor ama haberin sunuş şekli ve görülen yer bambaşka. Oysa, mesleki açıdan, Baroni'nin "Bilerek tekme attım" demesi, o haber dahilinde daha fazla haber niteliği taşımaktadır. "Daum'dan Rijkaard'a taş" haberinde, Daum Antu'nun iddialarını doğruymuş gibi "Zaten Keita'ya atılan suyun Galatasaray tribünlerinden geldiği tespit edilmiş" diyor ancak hiç kimse bunu yazmıyor.

Galatasaray yönetimi, geçtiğimiz sezondan süttü ağzı yanmış olacak ki, bu haberlerin hiçbirine tepki göstermiyor, derbide yaşananları gündeme getirmiyor. Oysa ki, derbide Galatasaray'ın nasıl oyuna getirildiği, önce maç başlamadan, sonra da maç içinde hakemin verdiği kararlarla ortaya çıkmıştır. İş işten geçtikten sonra verilecek tepkiler ne yazık ki, pek fazla işe yaramayacaktır. Çünkü atı alan Üsküdar'ı geçecektir. Zaten o zaman söylediklerinizin hiçbir önemi de kalmıyor.

Takım dışında bireyler de açıkça hedef gösteriliyor. Sezon başından bu yana Arda Turan öznesindeki haberler bu açıdan benzer paralellikler göstermektedir. Medyada; yaşantısı, Fenerbahçeli arkadaşlarından tutun da sevgilileri, transferleri, giydiklerine kadar her şey yalan yanlış ifşa ediliyor.

Özellikle Pazar akşamki derbiden sonra iş, annesi yaşındaki Saba Tümer'le ilişki yaşadıkları yalanına kadar getirildi. Ancak Arda hakkındaki haberlerde iki şey daha dikkat çekiyor. Pazar akşamından itibaren, sezon başında televizyonlar karşısında açık ve aleni olarak Aziz Yıldırım'ın yaptığı transfer haberleri hâlâ hafızalarımızdayken birdenbire "Arda zaten Fenerbahçe'de ancak iyi bir yedek olur" söylemiyle "Arda'nın bir an önce yurtdışına transfer olması gerek" söylemlerinin sürekli dile getirilmesi.

Amaç, Galatasaray taraftarlarını bilinçaltından uyararak, Arda Turan'ın bir biçimde Galatasaray'dan kopartılması. Benzer örneklerini gördüğümüz üzere ve Aziz Yıldırım'ın "Avrupa'dan alırım" sözünü de unutmadan, bir transfer harekâtının tohumları yavaş yavaş atılmaktadır.

Anketle milli takım teknik direktörü seçimi


Polonya Milli Takımı'nın yeni teknik direktörü Franciszek Smuda oldu. Smuda'nın teknik direktör olmasında tabii ki ters bir durum yok. Ancak seçilme yöntemi biraz ilginç.

Smuda, Polonya taraftarları arasında yapılan bir anket sonucu teknik direktörlük görevine getirildi.

Şimdi, olayı hemen Türkiye'ye çeviriyorum, 'neler olurdu neler' demekten kendimi alamıyorum. İş sidik yarışı boyutuna getirilir, her takım taraftarı kendine bir teknik direktör belirler ve oy yağmuru başlar.

Akıllı işi değilmiş, Polonya Avrupa Kupası'na da gidemez, Leo Beenhakker'i ararlar, şimdiden söyleyeyim..

Antu-Daum hareketi!


Bu takım televizyonlarının hiçbirini sevmiyorum. Galatasaray, Fenerbahçe filan fark etmiyor. Son derece gereksiz ve son derece anlamsız geliyor bana.

Fenerbahçe teknik direktörü Daum, dün Fenerbahçe TV'ye çıkıp, hafif atıp tutmuş, öncesinde de Rijkaard bir benzerini yapmıştı. Ancak Daum, ipin ucunu kaçırıp, bu Antu şaklabanlığını sözlerine taşımış. Yani Keita'ya atılan su bardağının Galatasaray tribünlerinden atıldığı saçmalığını.

Dün de yazmıştım "Görüntünün başı yok" diye, haklı çıktım ve Lig TV görüntüleri ortaya çıkarttı bu embesilce iddiayı. Ama Daum'un henüz haberi olmamış olacak ki, kendisine sorulan "Derbi maçtan sonra Rijkaard, maç öncesi futbolcular arasında yaşanan gerginlik le ilgili, 'Bu Fenerbahçe'nin bir stratejisiydi' dedi. Keita'nın kırmızı kart görmesiyle ilgili, tribünlerden atılan cisimler olduğunu iddia etti.

Keita'ya isabet eden cismin televizyon görüntülerden Galatasaraylı taraftarlar tarafından atıldığı ortaya çıktı. Sizin böyle bir stratejiniz var mıydı. Rijkaard provakasyondan bahsediyor?"
sorusuna "Hiçbir zaman öyle bir strateji uygulamam, hiçbir zaman futbolculardan böyle bir şey istemem. Tabii yenilgiden sonra büyüklük göstermenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Rijkaard ve Keita yanlış biliyor. Çünkü tespit edilmiş, su bardağı Galatasaray taraftarının olduğu tribünlerinden atılmış." yanıtını vermiş.

Eh, sen gidip, ne idüğü belirsiz bir sitenin iddiasına sahip çıkan, kendisine gazeteci diyen iki gerizekalının iddiasına sahip çıkmaya kalkarsan, böyle mal gibi kalırsın. Delinin biri kuyuya taş attı, ardından deli sürüsü gitmeye başladı.

DEZENFORMASYON

Bu arada Antu'nun dün yaptığı işi ABD ve medyası, Irak savaşı süresince yapmıştı. Adına dezenformasyon diyoruz. Türkçe ile ifade edeyim; yanlış bilgilendirme, yönlendirme.

Spor basınımız Galatasaray aleyhine ve Fenerbahçe lehine olmak üzere sıkça kullanıyor bu metodu. Bu verilen 3 şampiyonluk sözü ile paralel biçimde ilerliyor haberler. Yakındır "16" hareketini başlatmam..

Futbola son bakış


Çok şey anlatıyor, bu gözyaşları....