13 Ocak 2010

Çok yaşa sen Cevat Prekazi



Yoruma gerek yok. Benim için Galatasaray'ın yaşayan en büyük efsanelerinden biridir. İzlemeyenler çok şey kaçırdı, hatta çok fazla şey.

O kadar çok unutulmayan golü var ki. Herkes için Monaco maçındaki golü efsanedir. Elbette efsanedir ama benim en unutamadığım golüyse Ali Sami Yen Stadı'nda Malatyaspor'a attığı goldür.

Yaklaşık 30 metreden vurduğu frikik (eğer hafızam beni yanıltmıyorsa) Carlos'un koruduğu kale direğinden döndü. Frikik atan adam ne yapar, vurur ve topa bakar. Prekazi 18 çizgisinin üstünden, direkten dönen topa vurdu ve gol oldu.

Olayı canlandırın hafızanızda ve ne muhteşem bir gol olduğunu düşünün. Cevat gerçekten inanılmaz bir futbolcuydu ve hayatımda gördüğüm en iyi frikikçiydi.

Keşke eski görüntülerini bir araya toplasalar ve bir DVD haline getirip Galatasaray Store'larda satsalar.

Çok yaşa Cevat Prekazi....

Zidane'ı pul yaptılar


Fransa Ulusal Posta Servisi, efsanevi futbolcu Zinedine Zidane'ı pul haline getirdi.

Ülkeniz için önemli insanları ve olayları pul haline getirmek, onların unutulmamasını sağlar. Türkiye'de bir Metin Oktay, Can Bartu, Lefter, Baba Hakkı ya da Gündüz Kılıç'ın pulunun olmaması büyük kayıptır ve büyük ayıptır.

Biz ölü sevici toplum olduğumuz için genelde yaşayan insanlar için bu tip hadiselere girmeyiz. Biraz örnek almak lazım, biraz da görmek lazım.

12 Ocak 2010

Aman diyeyim Manchester City'liler görmesin seni


Emmanuel Adebayor, ülkesinde bir televizyona konuşmuş, Angola'daki saldırıyı anlatmış.

Üstündeki t-shirt'e dikkat. Manchester City taraftarları görürse hoş karşılamazlar, sonra söylemedi demesin. Eh, alışkanlıklar kolay kolay bırakılamıyor.

Biri 'Monşer' mi dedi?

Bugün Türkiye'nin en önemli gündem maddesi İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un, 'Kurtlar Vadisi'nin bazı bölümleri nedeniyle çağırdığı Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'dan yüksek oturması.

İsrail ve Türkiye arasında zoraki bir nikâh söz konusu. Her iki ülkenin inisiyatifi dışında müttefik ülke görüntüsünü korumaya çabalıyorlar ancak kazın ayağı öyle değil. O yüzden karşılıklı salvolarla birbirlerine minik minik iğneler batırıyorlar.

Daha önce TRT'deki 'Ayrılık' dizisi için benzer bir biçimde Türkiye 'uyarılmıştı' bu kez 'Kurtlar Vadisi' yüzünden.

Ben olayın başka bir yerindeyim. Büyükelçi Oğuz Çelikkol'un düştüğü pozisyona yani. Adamın zerre kadar suçu yok. Senin Başbakan'ın büyükelçilerin için 'Monşer' diyerek, her yerde üstü kapalı olarak aşağılarsa, adam da haliyle bir tepki veremez.

Grup toplantılarında aslan kesilip, sonra ikili ilişkileri geliştirmek için bin takla atanlar, büyükelçileri nezdinde ülkenin aşağılanmasına da razı gelir. Kaldı ki, sen ülkenin doğru düzgün iş yapan büyükelçilerini birer birer ekarte edip, yerlerine badem bıyık adamları getirirsen, tepki beklemen de olanaksız. Neden? Çünkü emir almayı hayat felsefesi olarak benimsemişler için 'aşağılanmak' diye bir mefhum olmaz. (Oğuz Çelikkol için söylemiyorum bunu)

Dış politika sınır ülkeleriyle vize kaldırmaktan ibaret değildir. Ancak ne yazık ki, bunun ayırdında değiller. Gerçi gayet de iyi biliyorlar ama çizdikleri yön başka bir yer olduğu için işlerine geldikleri gibi davranıyorlar.

Devletler, bireyler gibi değildir, olamaz. Öyle sinirle, millete delikanlı tavrı göstereyim diye, 'öfkeyle kalkıp, zararla oturursan', bir bakmışsın çevrende kimse kalmamış, afiyetle şap yemeye başlamışsın.

Vitesi boşalmış kamyon gibi Türkiye. İktidarın kavgalı, tartışmalı olmadığı kimse yok, kendi çevresindekiler dışında. Zaten kendi çevresindekiler de, zenginliğine zenginlik bezemek yolunda. Bir yerde duvara çarpacağız ama haydi bakalım hayırlısı.

Trapattoni için söylenecekler listesi

Türkiye Futbol Federasyonu, Giovanni Trapattoni'yle anlaştı (Yalanlandı Federasyon tarafından). Zaten uzun dönemden bu yana ismi anılıyordu.

İşin teknik analiz boyutunu daha sonra paylaşırız. Ama öncelikle Trapattoni imzayı attıktan sonra olası söylenecekleri düşündüm bir an.

KURULMASI OLASI CÜMLELER

Bunları kesin duyacağız emin olun. Cidden ürkütücü.

Yaşlı.

Zaten kariyerinin sonunda, son volesini vurmak için geldi.

Kariyerinin son bölümleri büyük iniş içindeydi.

Sıkıcı futbol oynatıyor.

Fazla ıslık çalıyor.

Çok yeterli olsaydı, İtalya'da iş bulurdu kendisine.

Tazminatına çok para verildi.

Fatih Terim'le anlaşılsaydı daha iyi olurdu.

Türk Milli Takımı'nın dilinden, oyuncusundan Türk teknik direktörler anlar.

Bu liste böyle uzayıp gider. Kişisel olarak ilk yorumum, çok içine sinmediği yolunda, net olarak belirteyim. Ama yanılırım o ayrı mesele. Benimkisi sadece hissel boyutta.

Orhan Pamuk futbol konuşmasın mümkünse


Yazar Orhan Pamuk, "Avrupa, kardeşlik, eşitlik, demokrasi, insan hakları ve özgürlüğe dayanıyorsa Türkiye’nin AB üyesi olması gerektiğini" belirterek, Fenerbahçe’yi örnek gösterdi ve "Türk takımı Fenerbahçe, Avrupa futbolunda uzun yıllardır mücadele ediyor" demiş.

Yorum: Orhan Pamuk bu sözleri gerçekten söylemiş mi? Gerçekten söylemişse, alkol mü almış? Alkol almadıysa, kuru bir şeylerle mi takılmış? Şuuru yerinde miymiş? Şuuru yerindeyse geçici amnezi mi yaşıyormuş.

Ya hakikaten "Fenerbahçe, Avrupa futbolunda uzun yıllardır mücadele ediyor" sözüne Fenerbahçelilerin de inanacağını sanmıyorum. Yok eğer inanıyorsa, Orhan Pamuk'un 'başarı' kıstasını dehşetle merak ediyorum.

Bu romantik, içli, duygusal adam pozisyonu kendisini pek bir hırpalamış belli ki. Kendisinden şöyle Fenerbahçe'nin Avrupa zaferlerini anlatan bir roman beklentisi içindeyim. Bilim kurgu tadında şahane olur.

İstanbul'da itfaiyeciler günlerdir eylemde. Taşeronlaştırmayı protesto eden sendikalı itfaiyecilere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşu Boğaziçi İnşaat Müşavirlik A.Ş. Genel Müdürü Ahmet Ağırman "Sendikacı değil ne olursan ol, maaşların maaşların geç ödenmesini kullanıph ib..lik etmeyeceksin. Sendika, sizden elde ettiği kesintilerle her ay 70 bin TL gelir elde ediyor. Ama o ib..ler bunu size anlatmaz." demiş.

Yorum:
Bu Ahmet Ağırman'ın tipini sağda-solda görürsünüz. Sakallı, hacca gitmiş, Müslüman (!) bir arkadaşımız. Ama "İ.bne, analarını belleyeceğim" gibi sözleri söylemekten de geri durmuyor. İ.bne, i.bne'nin halinden anlarmış.

Herifin boyu 1.50 ama "döverim, asarım, keserim" diyor. Allah'ın embesili, herhangi bir itfaiyeci bir tane patlatsa, 10'da biri boşa gider. Ayrıca itfaiyecilik gibi çok önemli bir mesleği taşeronlaştırmak da neyin nesidir. Bu ülkede güvenilebilecek bir tane meslek kalmayacak mı? Sana, senin anladığın dilden konuşmak gerekir ama küfür opsiyonumu Meriç'te kullandım.

Bir iç döküş gerçekleştireyim; bunu samimi olarak söylüyorum, itfaiyeci olmayı çok isterdim.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sigara fiyatlarını düşünerek devletin vergi geliri hedefini tehlikeye atan üreticilere "Çok açık söylüyorum bizim yaptığımız düzenlemeye uymak zorundalar" diyerem, gözdağı verdi. Akşam saatlerinde de Philip Morris de zammı yaptı.

Yorum: Serbest piyasa ekonomisini savunacaksınız ama vergi almak için "Benim istediğim fiyata satacaksın" diyeceksin. Oh ne ala memleket. O zaman devletçi ekonomiye dönelim. Pardon, ona da dönemezsiniz ki, devletin satılmayan kurumu kalmadı. Köprüler ve otoyollar kaldı, onları da hayırlısıyla (!) satacaksınız yakında.

Satacak çok az şey kaldı. Biraz düşünün, neyi satacağınızı...

11 Ocak 2010

Sirk terbiyesizleri!!!


Fotoğraf Çin'den. Bir sirk terbiyesizi (tashih yapmadım) bu arkadaş. Küçükken hemen hepimiz çok severdik muhtemelen sirk gösterilerinde bu güzelim hayvancıkların hoplayıp, zıplamalarını; doğaları dışında hareketler yapmalarını v.s. v.s.

Haliyle insan sonra sonra fark ediyor aslında olup biteni. Türkiye'de öyle yerleşik bir sirk kültürü yoktur. Ama son yıllarda yurtdışından çok sayıda sirk gelmeye başladı. Bu sirklerin ortak özelliklerinin başında da, özellikle hayvan sirki olması.

Ne yazık ki, bu hayvanların hepsi büyük işkencelerden geçerek, öğreniyorlar (!) bu doğaları dışındaki hareketleri. Ufacık kafeslerde aç bırakılarak (ödül verme diyorlar bunun adına) sonsuz bir biçimde itaat etmeyi öğreniyorlar. Tıpkı bu fotoğraftaki Kaplanlar gibi.

Olabildiğince uzak durmak gerekiyor bu tip sirklerden, gitmemek ve bu insanlara para kazandırmamak lazım. Yoksa her kuruşumuz, bu güzelim canlılara eziyet olarak geri dönüyor.

Burcu Esmersoy bir gelenek mi? -fotoğrafsız-

En başından belirteyim. Devamlı takip eden bilir. Lafımı, sözümü sakınmam. Öyle dansöz gibi kıvırarak ne konuştum, ne yazdım. O yüzden kimseye dokundurma yapmak için söylemediğimi en baştan belirtiyorum.

Bu spor bloglarında bir Burcu Esmersoy çılgınlığı var. Neredeyse her hafta bir kişi bu hatunu yazıyor (Şimdi biri çıkıp dese ki "Eeee, sen ne yapıyorsun?" diye, şapa otururum, sormayın mümkünse).

Hakikaten samimi bir biçimde belirteyim ki, aynı bina içinde çalışmış olmama ve çok yakından defalarca görmeme karşın bir kadın olarak hiç çekici bulmadım. Haliyle güzellik görece kavramdır, herkese göre değişir.

Mesleki anlamda da öyle süper parlak biri olduğunu da düşünmüyorum. Hatta bu mesleği bir geçiş olarak kullandığını düşünüyorum (Belki de öyle değildir, tamamen his durumu).

Bu talebin mantığını kavramaya çalışıyorum ısrarla bir biçimde. Amacım, sevenlerini kızdırmak ya da yazanları eleştirmek değil. Bir çılgınlık boyutunda ilerliyor bu hadise, sadece anlamaya çalışıyorum o kadar.

Ali Taran'dan izlenebilir filmlere


Garip insan modelleri vardır yaşamda. Eline attığı her şeyde, bir sihir olmasını bekler. Kendisini bir nevi peygamber görür. Her konuda "Ben yaptım" demeyi sever.

Bugün fark ettim ki, Ali Taran da, onlardan biriymiş. Türkiye'nin en ünlü reklamcılarından biri. Siyasetçilerin reklamcılığını bile yapıyor.

Neyse sorun bu değil. "Her işi yaparım" modeli olan bu arkadaş, 'No Ofsayt' isimli bir film yaptı. Filmi izlemediğim için iyi ya da kötü (Bir an içimden menfi ya da müsbet demek geçti. O an korktum kendimden) bir şey söyleyemiyorum. Ancak birtakım Türk filmlerinin gişe başarısından sonra önüne gelenin sinema sektörüne girip, abuk sabuk komedi filmleri çekmesine de çok sıcak bakamıyorum.

Zaten bu yüzdendir ki, Ali Taran gişede maymuna dönünce, "Bundan böyle sinemayla hiçbir işim olmaz. Ancak yer gösterici olurum. Sinemadan nefret ediyorum" gibi anlamsız bir açıklama yapmış.

Zorla mı soktular birader? Paranın kokusunu aldın, "Bir film patlatırım, bu sığır seyirci de doldurur salonu, ben de cebimi doldururum." diye düşünmedin değil mi?

Film, gişe yapsa sinemaya bayılırdın, hatta en büyük aşkın olurdu. Sinemasız bir günün bile geçmezdi değil mi? Samimiyetsiz insanlar topluluğundan oluşuyoruz.

Bu arada 10 günden bu yana epey film izledim. Bazı bloglardaki gibi dizi ve film eleştirisi içine girecek değilim. Eleştirmenlik yapacak kalibrede hissetmiyorum kendimi. Ama "İzledim, siz de izlerseniz pişman olmazsınız" diyeceğim birkaç film olacak. İzledikten sonra pişman olursanız söz veriyorum, buradan özür dileyeceğim, herkesin huzurunda. Koala sözü...

The Invention of Lying: Son zamanlarda izlediğim en eğlenceli filmlerden biriydi. Bazı sahnelerinde yarıldım diyebilirim. Mutlaka ama mutlaka izleyin. Sadece Ricky Gervais'in performansı için bile izlenebilir. Ayrıca Jennifer Garner süper sevimli bir hatun.

Invictus: Clint Eastwood'un yönetmenlik koltuğuna oturduğu şahane bir film. Mandela'nın devlet başkanlığına gelmesinin ardından, yıllarca halkını ezmiş ve sömürmüş beyazlarla nasıl bir kaynaşma yolu bulduğunu izliyorsunuz.

Gerçekten bir lider olarak müthiş bir zekâ örneği göstererek, beyazlar ve siyahların birarada yaşayabileceğini gösteriyor. Matt Damon ve Morgan Freeman izlenir.

Spor-Sen kuruldu


Türkiye'ne sporun en büyük sorunlarından biri olan sendikalaşmada ilk adım atıldı.

Teknik direktör, futbolcu, malzemeci ve temizlik işçisi olarak spora hizmet veren 7 kişi Spor Emekçileri Sendikası'nı (Spor-Sen) kurdu.

Sendikanın kurucusu eski futbolcu Metin Kurt. Kurt, sporda çeşitli kademelerde görev yapan arkadaşlarıyla 12 Eylül öncesinde Amatör Sporcular Derneği olarak başlattıkları örgütlenme çalışmasının müdahaleyle birlikte sonlandırıldığını söyledi.

METİN KURT'UN AÇIKLAMASINDAN SATIR BAŞLARI

Günümüzde spor bir oyun, sporcular da bir oyuncu değil. Spordaki hakim anlayış sporu metalaştırıp sporcuyu spor işçisi durumuna getirdi

Sporda da bir demokrasi mücadelesi verilmesi gerekiyor. Çünkü sporcu-yönetici ilişkisi köle-efendi biçiminde gerçekleşiyor.

Örgütlenme alanında çeşitli kademe ve branşlarda spor yapan ya da hizmet veren en az 500 bin kişi var.

Sporcunun amatörü ve profesyoneli var ama ikisi de aynı işi yapıyor. Profesyonelle aynı işi yapan amatörlerin bazı haklardan yoksun bırakılması Anayasa’nın ’eşit işe eşit ücret’ ilkesine karşısında büyük haksızlık.

Birinci amatör kümede bir sporcunun en azından asgari ücret alması gerekmektedir. Yöneticiler de zaten bu sözü vermekte ama bunun gereğini yapmaktan kaçınmaktalar.

Sendikamızın tabanı vardır. Tabanı, 12 Eylül’de kapatılan Amatör Sporcular Derneği’dir. Aynı kadro yola yeniden çıkmıştır. Kitle örgütleri ve özellikle DİSK, Spor-Sen’in yanındadır.