3 Şubat 2010

Acilen Leo Franco'yu görmem lazım


Nonda, dün akşam elinde bir bavulla Türkiye'ye veda etti. Efendice, sessiz sedasız, kimseye suçlamada bulunmadan (Gönderilmesi gerçekten de kötü bir zamandaydı bu konudaki serzenişi haklıdır) gitti.

Şöyle karşılandı, böyle gitti gibi bir rutin içine girmeyeceğim. Zaten alıştık bunlara, her seferinde aynı şey oluyor. Hoş, Nonda'nın gelişi çok gümbürtülü değildi. Yedek kaldı sesini çıkarmadı, golünü attığı haftadan sonra ilk 11'de oynamadı yine sesini soluğunu çıkartmadı. Cidden efendice geldi, efendice gitti.

Söylemek istediğim aslında çok başka bir şey. Geçen yıl, karlı bir günde sinema çıkışında Morgan De Sanctis'le birlikte eşini ve çocuklarını görmüştüm. İki elinden tutan çocukları ile birlikte alışveriş yapıyordu. Birkaç ay sonra Galatasaray'dan ayrıldı. Hemen not düşeyim, benim açımdan hataydı gönderilmesi. Çünkü çok iyi bir kaleciydi. Zaten bu yıl Serie A'nın en iyi kalecisi seçilmesi muhtemeldir.

Birkaç hafta önce yine bir sinema çıkışında (Bakırköy oluyor) bu kez Nonda ve eşini gördüm (Sözün geleceği yeri tahmin etmişsinizdir). Eşinin elinden tutmuş öyle geziniyordu tatlı tatlı. Onu gördükten birkaç hafta sonra da Türkiye'den ayrıldı.

Sözüm o ki, hangi Galatasaraylı oyuncuyu görsem, soluğu havalimanında alıyor. Dün kuzenimle konuşurken, "Acilen Leo Franco'yu görmem gerekiyor" dedik, ikimiz de birden.

Her iş çıkışı Bakırköy'e gidip aynı alışveriş merkezinin etrafında turlamaya başlayacağım. Muhtemelen en iyi yol bu olacak. Yoksa hafta sonundan bu yana gördüm ki, ben de dahil sabırlar taşmış, nahoş hadiseler meydana gelebilir.

Bu soğukta içiniz ısınsın







2 Şubat 2010

Cabanas kefenin cebini yırttı


Polis kamerasından Salvador Cabanas'ın saldırıya uğradığı anın görüntüsü. Bir haftadan bu yana ölümle pençeleşiyor Cabanas ve bugün oturup ailesi ile birlikte takımı America'nın maçını izlemiş.

Eşini, çocuklarını ve ailesini tanımış fakat neden hastanede olduğunu hatırlayamamış. Bu nedenle, niçin vurulduğundan da haberdar değilmiş.

Kafasındaki mermi çıkartılamadı, böyle mi yaşayacak bilinmez ama ölüme şık bir çalım attığı kesin.

Kayserispor başka çareler üretsin


Bursaspor, senelerce uğraşıp Beşiktaş'tan kendisine rakip yaratmaya çabaladı ve en nihayetinde amacına ulaştı birkaç sene önce.

Şimdi benzer bir yöntemi Kayserispor yönetimi Galatasaray'a uygulamaya çalışıyor. Yaptıkları her açıklama, her söyledikleri Galatasaray'a laf dokundurma, aşağılamaya çalışma v.s. v.s. hepsi "Galatasaray bizim rakibimiz" demek için.

Tolunay Kafkas'ı çok severim, bu süreçte topa hiç girmedi, mantıklı ve akıllı bir adamın yapacağı gibi. Ama şu Süleyman Hurma ve yönetim kurulu daimi olarak açıklama yapıp duruyor.

Dünya üstündeki her futbolcu gibi Ali Turan da köle değil, istediği takımda oynama hakkına sahiptir. Gerekirse yarı devre futbol oynamamayı göze alarak, Galatasaray'da oynama isteğini açıkça göstermiştir. Ama Kayserispor yönetimi, "bık bık bık" konuşuyor.

Sözü özetleyeyim. Ali Turan gelecek, siz de kuruş alamayacaksınız. Gidip tüccarlık yapın, ot satın, bok satın ama insan satmaya çalışmayın, terbiyesiz herifler. Bağırta bağırta Ali Turan Galatasaray'ın futbolcusu olacaktır.

Adam ister Fenerbahçe'ye gider, ister Beşiktaş'a ister Galatasaray'a. Köleniz mi kardeşim bu adam.

Bu arada rakip olmak için saçma sapan kavgalar yerine, şampiyon olmaya çalışın. Bırakın bu Bursaspor taktiklerini.

Doğum günün kutlu olsun


Söyleyebilecek sözüm olsaydı keşke.

İkinizi de sevmem


Valla ne Pele'yi ne de Robinho'yu severim. El ele, göz göze takılsınlar böyle. Santos'u eski günlerine getirmek için çabalasınlar.

Bu arada, hayatımda izlediğim en dandik lig de Brezilya ligidir, onu da söyleyeyim.

1 Şubat 2010

Ara transfer pek verimli geçti


Ruud van Nistelrooy Real Madrid - Hamburg
Patrick Vieira İnter Milan - Manchester City
Younes Kaboul Portsmouth - Tottenham Hotspur
Andrea Dossena Liverpool - Napoli
Chris Smalling Fulham - Manchester United
Thomas Hitzlsperger Stuttgart - Lazio
David Beckham Los Angeles Galaxy - AC Milan
Robinho Manchester City - Santos
Luca Toni Bayern Munich - AS Roma
Landon Donovan Los Angeles Galaxy - Everton
Eidur Gudjohnsen Monaco - Tottenham Hotspur
Yıldıray Baştürk Stuttgart - Blackburn Rovers
Amr Zaki Zamalek - Hull City
Goran Pandev Serbest - İnter Milan
Sol Campbell Serbest - Arsenal
Maxi Rodriguez Atletico Madrid - Liverpool
Keirrison Barcelona - Fiorentina
Sandro Wagner Duisburg - Werder Bremen
Bojan Jokiç Sochaux - Chievo
Stefano Okaka Roma - Fulham
Amantino Mancini İnter Milan - AC Milan
Arouna Kone Sevilla - Hannover 96
Edson Braafheid Bayern Münih - Celtic
Diomansy Kamara Fulham - Celtic
Benni McCarthy Blackburn Rovers - West Ham United
Edmilson Palmeiras - Real Zaragoza
Maxi Lopez Fk Moskova - Catania
Hernan Crespo Genoa - Parma

Listede daha bolca isim var. Unuttuklarımız kızmasın, Jo, Gio Dos Santos gibi isimler de alınmasın.

Zorla mı söylüyorsunuz yoksa gönülden mi?

Fenerbahçe'nin yeni transferi, kulübün aylık dergisinin şubat sayısında süper bir açıklamalar yapmış.

Fenerbahçe'nin Türkiye'de en kıskanılan kulüp olduğunu söyleyen Gökhan Ünal, "Dışarıdan bakılınca imrenilen hatta biraz kıskanılan, içinde olunduğunda ise övünülecek bir kulüp.

Saracoğlu Stadı, herkesin maç oynamak istediği bir stat. Türkiye’de bir ilkin gerçekleştirildiği, seyirciyle oyuncuları bütünleştiren, oyuna heyecan ve güzellik katan bir stat"
demiş.

Misal ben kıskanmıyorum Fenerbahçe'yi ya da imrenmiyorum. Hatta hayatımın hiçbir döneminde de herhangi bir kıskançlık ya da imrenme emaresi göstermedim. Hayır, içini doldur yaptığın açıklamanın 'tamam' diyeceğim.

Mesela neyini kıskanıyorlar. "Türkiye'de en çok şampiyon olan tek kulüp müdür?" Hayır.

Peki "Avrupa'da başarıdan başarıya mı koşar?" Ona da hayır.

"Türkiye'nin en çok kupa kazanan takımı mıdır?" Bunun cevabı da hayır.

Nedir abi, Fenerbahçe'yi özel kılan. Takımını destekleyen taraftar için değil bu sözlerim. Tabii ki her takımı destekleyen insan için o takım en iyidir, en özeldir. Ama sen profesyonelsin, para kazanıyorsun. Daha iki yıl önce Trabzon'a gittiğinde aile havasıydı, şehre bayılmıştın, kendini evinde hissetmiştin ya. Ne oldu şimdi?

O zaman, kim ya da kimler neden kıskanır ve imrenir Fenerbahçe'yi? Öyle laf olsun, torba dolsun, taraftara şirin görüneyim diye yapılmış açıklamalar bunlar. Bugüne kadar sayısız adamdan bunları duyduk. Hatta her yeni gelen, tribünlere oynamak için söyle bu sözleri.

Haklısın, kıskançlıktan ölüyorum. 35 yıldır neden Fenerbahçe'yi tutmadım diye her gün kahrımdan ölüyorum. Hatta ne zaman bir gün Fenerbahçeli olacağımı da düşünüyorum her an, her dakika, her saniye.

Adam olun biraz; yalakalık yapmak böyle gencecik adamlara yakışmıyor. Çık, efendi gibi topunu oyna, bu tür cinliklere gerek kalmasın.

Haa, sen gerçekten böyle olduğuna inanıyorsan, sorun yok demektir. Ama sende bir sorun var demektir.

ABD'li sahiplere isyan


Önceki gün Liverpool taraftarı şimdi de ManU taraftarı. İngilizler, ABD'li sahiplerine karşı isyanda.

Borçlar arttı herkes kafasını yukarı kaldırmaya başladı. İşler iyi giderken, kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu. Taraftar, her yerde aynı demek ki.

31 Ocak 2010

Galatasaray kalesine geçmek istiyorum


Denizlispor-Galatasaray maçına gelene kadar güzel bir futbol akşamıydı. Arsenal-Manchester United ve Gana-Mısır maçlarını birlikte izlemeye çalıştım, bir noktadan sonra Premier Lig ağır bastı. Arsenal yenildi, Mısır kupayı kazandı, bu akşam güzel bir şey olması gerekiyordu ancak Galatasaray maçı da beni tatmin etmedi.

En başta belirteyim, Galatasaray kalesine Leo Franco yerine, şu antrenmanlarda frikik çalışmalarında kullanılan manken adamlardan biri konsa, yüzde 5 bilemedin yüzde 10 fark olur. Sağolsun son saniyede Braga'nın sırtına topu nişanlayarak skoru beraberliğe getiriyordu.

'NONDA'YA YAZIK OLDU' DEMEYELİM SAKIN

Hemen hemen yediği gollerin tamamında bildiğin, senin-benim gibi izliyor topları. Ha televizyon başındaki ben, ha Leo Franco arada bir fark yok. Üstelik ben, degaj kullanıp tüm topları rakibe de vermiyorum.

Yok, libero gibi çıkıyormuş, yok oyunu iyi takip ediyormuş. Gördüğümden başkasına inanmam ben kardeşim. 30 maçı aşkındır kalede ama 30 gramlık yararını görmedim. Yabancı kontenjanı açmak için boş yere Nonda gönderildi, onu bilir onu söylerim.

Maça gelince, tatsız-tuzsuz bir şeye benzemeyen bir mücadele şeklinde geçti. Maçın bazı bölümlerinde Angelov biraz becerikli olsa, maçı alıp götürebilirlerdi. Tam bu noktada söylemek gerekir, Caner'in Angelov'a hareketi net penaltıydı. Halis Özkahya veremedi, tıpkı Leo Franco'ya verdiği sarı kartta, Arjantinli kalecinin kendisini alkışlamasına ikinci sarı kartını çıkartamadığı gibi.

DEĞİŞİKLİKLER İÇİME SİNMEDİ

Hep söylerim, yazıp çizen hiç kimse saha kenarındaki teknik direktörden daha iyi bilemez o işi. O yüzden bu yanlıştı, onun yerine şu oynasaydı demeyi doğru bulmam. Boş ve gereksiz ukalalık olur.

Ancak Rijkaard'ın Jo-Emre Güngör ve Elano-Ayhan değişiklikleri içime sinmedi. 2-1'den sonra "Gel sahama, hızlı adamlarım var kontra atak yaparım" düşüncesini sevmedim. Yine de, teknik direktörün kafasındakiyle, benim kafamdakilerin aynı olmasını bekliyor gibi bir düşüncem yok. Sevmedim, ısınamadım o kadar.

JO BEKLENTİLERİ KARŞILAR

Jo ilk golünü attı, daha 10 gündür bu takımda olan bir oyuncu için fena bir performans göstermedi, attığı golün dışında. Hava toplarına çok hakim, hemen tüm topları indiriyor, her Brezilyalı gibi tekniği de var. Sezon sonuna kadar, beklentileri karşılar. Ama bütün sezonu Jo ile götürmek de mümkün değil. Kesinlikle bir golcü gereksinimi daha var Galatasaray'ın.

ANGELOV YERİNE YA FORLAN OLSAYDI

Üç puanı aldı almasına Galatasaray ancak Angelov'un bulduğu her pozisyonda "İyi ki Forlan değil" diye düşünmekten alamadım kendimi. "Atletico Madrid maçın favorisi" diyen kaledeki adamla, Forlan'ı düşündüğümde sıkıntı bastı aniden.

Alınacak yol daha var, kadro yenileniyor, gençler değer kazanıyor; hepsine eyvallah. Fakat ümitvar bir futbol olduğunu söyleyemiyorum. Bunu söylediğimde de, kendimi "Yeni bir kadro" fikriyle rahatlatmaya çalışıyorum.

Geçen hafta işlemeyen sağ kanattan gol gelmesi ve sol kanattan daha işlevsel halde olması benim adıma tek güzel şeydi tüm maç genelinde.

Dos Santos hakkında yorumda bulunmayacağım, geleli üç gün oldu. Herhangi bir beklentim yoktu, bu nedenle beklentimi karşıladı ya da karşılamadı demek terbiyesizlik olur.

Bu ümitsiz yazıda, ümütsizliğimin lig açısından değil UEFA Avrupa Kupası'ndan yana olduğunu da söylemekte fayda var.

Leo Franco hakkındaki düşüncelerim şöyle adam akıllı üç-eş maç kurtarmadan değişmeyecek. Bu da nokta olsun.