25 Şubat 2010

24 Şubat 2010

Hangi takım tur atlar

Felaket bizi bekliyor -siyasi içerikli yazı-


Blogger'a girmiş bulunuyorum. İki gün ne çok şey oldu Türkiye'de. Daha iki ay önce ölen maden emekçilerine yenileri eklendi, emekli kuvvet komutanları dahil ne kadar general rütbeli emekli asker varsa gözaltına alındı, halen de alınıyor, Türkiye'deki bütün oramiral ve orgeneraller toplandı.

TEKEL işçileri için son 4 güne girdik. Sendikalar her zamanki yavşak tavırlarıyla genel grev kararı alamadı ve işileri kaderine terk etti.

Yargı krizi çıktı, krizi bastırmak için başka şeyler yaşandı.

Normal bir ülkede yaşansa en az 6 ay konuşulacak konular bu ülkede günlük yaşanıp bitiyor. Misal Danimarka'da ya da Almanya'da bu kadar eski general ya da kuvvet komutanı gözaltına alınsa ülke bununla yatıp bununla kalkar. Biz direkt olarak unutuyoruz, alt belleğe itiyoruz, kimilerinin zaten belleği yetişmiyor bu konuları algılamaya.

Hafta sonu açılım hadisesi vardı misal sözüm ona sanatçılarla. Alişan, Demet Akalın, Nihat Doğan filan vardı. Ya hakikaten şaka gibi bir durum. Aşağılamaksa, aşağılıyorum bu isimleri. Çünkü bunların açılım ya da açılımsal bir konuyu algılayabildiğinden emin değilim. En fazla Demet Akalın, götünü başını açar, onun açılımı o kadardır. Misal Nihat Doğan, çok merak ediyorum ne konuştu. Muhtemelen "Saygı duyuyorum" demiştir. En aklı başında soruyu hiç beklemediğim bir isim sormuş: Hakan Peker. "Açılım diyorsunuz ama doğuda belediye başkanları tutuklanıyor. Bu nasıl açılım?" demiş.

Sonuç itibariyle neler yaşıyoruz neler. Hepimiz bir güzel içimize sindiriyoruz bunları, kafamızı çeviriyoruz 'aman görmeyeyim' diye. 'Aman bana bulaşmasınlar' duygusu herkesi sarmış. Açıkça korkuyoruz hepimiz. Her şeyden korkmaya başladık.

Bu duygu 12 Eylül sonrası yerleştirildi içimize, sonraları polis ve devlet baskısıyla artırıldı. Geldiğimiz nokta, darbe noktasıır. Yani fiili olarak olmayan bir darbeyi yaşıyoruz aslında. Daha da sindirilmek, daha da korkutulmak, daha da uyuşturulmak için.

Komutanlar meselesi; evet suçları varsa yargılanmalılar, hatta cezalarını da çekmeliler. İyi ama hangimizin adalet duygusu var ki içinde? Kim adalete inanıyor? Son birkaç seneden bu yana, adaletin varlığından söz edebilmek mümkün mü?

Adil bir yaşam sürdürülse bu ülkede, 4 yıl önce bir madenin içinde ölen insanlara aynı madende yenileri eklenebilir miydi? Adalet zenginden güçlüden yana bu ülkede. Sadece şekil değiştirdi, sadece yön değiştirdi. 7 yıldır yaşanmıyor bu sözün özü.

Bu ülkede herkese, tek başına yırtmanın en iyi ve en kolay yol olduğu öğretildi. O yüzden toplumsal tüm olaylara gözümüzü-kulağımızı tıkıyoruz, bakmıyoruz.

İlgilendiklerimiz ne peki? Neyle ilgileniyoruz? İnsanlığımızdan çıktık, başka tür bir canlıya doğru geçiş yaptık. Hissiz, yüreksiz, beyinsiz. Sorgulamadan, irdelemeden, bize öğretildiği ve öğütlendiği gibi yaşıyoruz. "Aman oğlum sen karışma", "Aman kızım sen bulaşma". Duymadık mu bu sözleri?

Gazeteciliğe ilk olarak Evrensel gazetesinde başlamıştım. Annemden, babamdan benzer şeyleri duydum. Bugün yaptığım seçimler ama doğru ama yanlış, benim seçimlerim. Başkalarının benim adıma konuşmasını, benim adıma hareket etmesini, benim adıma karar vermesine izin vermedim.

Söyleyemiyor kimse belki ama bu ülkenin kaderi birkaç cemaatin ve o cemaatlerin başındaki birkaç embesile emanettir. Kararları onlar alıyor, sermaye onların ellerinde. Kızıyor muyum? Belki, biraz. Dün sermayenin rengi başkaydı, bugün yeşil, yarın başka bir renk. Çok mu fark ediyor? Hiç fark etmiyor.

"Haydi, yükseltin sesinizi, çıkın meydanlara" demiyorum. Sözüm; insanlığımızı unutmamıza, her türlü değeri bırakmamıza.

Umutsuzluk içimde o kadar yoğun ki, kara bulutlar dağılmıyor. Felaket bizi bekliyor ama öyle ama böyle.

23 Şubat 2010

Meriç pabucu yarım çık dışarıya oynayalım

Niye bilmiyorum iki gündür işyerinden blogger'a giremiyorum. Böyle mal proxy sitelerden cebelleşmek de istemediğimden iki çift yazamıyorum.

Dünkü Fenerbahçe maçı sonrası etrafı ölüm sessizliği kaplamış gibi sanki. Kimse konuşmuyor, kimse futbolla ilgili yorumda bulunmuyor. Böyle oluyor demek ki.

Her neyse, an itibariyle Meriç geldi aklıma. O mümtaz insan, şahane kişilik, futbol bilgini, gazeteciliğin yüz akı, o sevimli pembe yanaklı kahraman yani. Nerede, ne yapıyor acaba? Kafasında hangi tilkileri dolaştırıyor ve hiçbirinin kuyruklarını birbirine değdirmiyor.

Bugün, yarın bilemedin cumaya kadar kendisinden bir şahaser bekliyorum. Tam böyle zamanlarda ortaya çıkıyor, gizli kahraman Meriç. Nasıl da özlemişim kelimelerini, cümlelerini; o engin futbol bilgisiyle karşılaştırmalar yapmasını.

Meriçim, hadi aslanım, bekliyor seni herkes. Bak bugün 70 milyon dolarlık anlaşma da yaptı Galatasaray. Tam senlik konu. Sardır da, sardır unuttur sahibine yenilgileri, beraberlikleri.

Olmuyor böyle, sensiz tadımız tudumuz kalmadı.

Üzgünüm fotoğraf koyamıyorum bu proxy sitelerden girince. Ama eve gidince konuyla ilintili bir fotoğrafı mutlaka koyacağım sayfaya.

Hadi ama Meriççç, bekletme bizi daha fazla.

Değmeyeceğini anlayacaksın


29 yaşındaki adama yapılan muamelenin fotoğrafıdır bu. Türkiye'deki egemen futbol anlayışının bir yansıması, başka bir deyişle.

Geldiği gün havalaanında kuyruk olup bekleyen adamlar belki de bugün bu genç adamın gözyaşı dökmesine neden oluyor. 13 hafta var, eder 39 puan. Kaybedilmiş ne var? Hiçbir şey yok. Sezon sonu şampiyon olduğunda atlarsın Güiza'nın boynuna, unuttursun kendi hesabında. Yaşadığı o buhranın izlerini silebilecekmiş gibi. Ama bunu anlatmak mesele, o boş beyinlere.

Aslında Türkiye fotoğrafı bu, sadece Fenerbahçe'ye özel bir durum değil. Galatasaray'da ya da Beşiktaş'ta yaşanması muhtemel ya da yaşanmış olaylar. Hagi'ye küfretmedi mi Galatasaray taraftarı. Ya da bir başkasına s*ktiri çekmedi mi?

İspanya gol kralı apoletiyle geldiği ülkeden, o apoletlerin futbol vandalları tarafından paramparça edilme isteğine şahit olduk.

Suçlu kim? Şimdi yazıyı okuyan vatandaş suçlu, yazıyı yazan vatandaş suçlu. Sen, ben, hepimiz aynı yere pisliyoruz, en nihayetinde.



Şimdi bu adamın gözyaşlarının nedeni gol kaçırması mı? 10 gün önce Bursa'da attığı golde, bugün yuhalayanlar ayağa zıplamadı mı? Nedir sorun? Sorun büyük, sorun Türkiye'de yaratılan ortam.

İçi boş 321 milyon dolarlık futbolumuzun, değil 321 milyon dolar, 321 katrilyon dolar olsa görüntüsünün değişmeyeceği çok açık. Parayla, pulla futbolun kalitesinin artacağını düşünen beyinler, 29 yaşındaki bu genç adamın gözyaşlarının müsebbibidir.

Bugün Güiza'yı bu duruma sokanlar, başka bir gün Sivas'ta insanlar yakılırken alkış tuttu, cinayete kurban giden bir gazetecinin ölümüne sessiz kaldı. Daha sayayım mı, daha artırayım mı örnekleri.

'Çirkinleştik, çok hem de' diyordum hep ama bu çirkinlik filan değil. Düpedüz insanlıktan çıkmak. 20 yıl önce, kimsenin kurucusuna, kız arkadaşına, efsane oyuncusuna ana-avrat küfür etmiyorduk. Ama senin Başbakan'ın 'yalama' derse, tribündeki adam da ana-avrat söver. Niye şaşırıyoruz ki buna?

Dün Kezman, bugün Güiza, yarın emin olun Alex'tir küfür sırası.

Milyonların izlediği bir maçta, gözyaşı dökmek ciddi bir birikim eseridir. Çok atmışsın içine be Güiza. Git, kurtar kendini bizim gibi vahşilerin arasına. Değmez, inan değmez.

Yarın antrenmana gidilir baklava verilir emin olun, ağzımız tatlansın hesabı. Adamın 2 yıldır ağzına sıçtınız, biraz da ağzını tatlandırın, değil mi?

22 Şubat 2010

Biri Rıdvan'ı durdursun artık

Eh be Rıdvanım, hani Neill Everton'da bile yedekti, Jo'ya Galatasaray'dan başkası talip olmazdı, Dos Santos şöyleydi, böyleydi...

Hani Aykut Kocaman ve Daum birlikteliği Fenerbahçe için harikaydı, bulunmaz fırsattı?

Hani Daum'un Türkiye'yi bilmesi ve tanıması Rijkaard'ın gelmesinden daha olumlu sonuçlar verirdi?

Samandıra'da ayak oyunları mı var? Alex hariç bütün Güney Amerikalılar gönderilmeli mi?

E güzelim, sezon başından bu yana söylediklerinin hepsini yalamadın mı şimdi? Tükürdüğünü yalamak da derler halk arasında. Ne değişti peki? Galatasaray'la aranda 2 puan fark var altı üstü. 3 puan öne geçsin Fenerbahçe yine aynı nağmeleri tıngırdatırsın.

Türkiye'nin en iyi spor yorumcusu diye bir saçmalık attılar ortaya, herkese yedirmeye çalıştılar. Bir-iki yedi millet ama hayvan terli artık. Günün adamısınız hepiniz. Aziz Yıldırım başkanlıktan ayrılsın o kulüpten en ağır eleştirileri siz yapacaksınız yine, bugüne dek yalaya yuta övdüğünüz adamı yani.

Freni boşalmış kamyona dönmüşsün, bir mağlubiyetten sonra. Çıkmışsın, Galatasaray'ın transferlerini övüyorsun.

Neyse ben esas, "Güntekin Fenerbahçe eskiden böyle miydi? Nobre çıkar Anelka girerdi oyuna. Appiah vardı, Tuncay vardı. Nerede Mehmet Aurelio gibi savaşan oyuncular" teranesini bekliyorum.

Fenerbahçe, eğer Lille'e elenirse bu sene havluyu atar gibi görünüyor. Önceden ukalalık için söylemiyorum ya da böyle olmasını istediğim için değil fakat Emre'nin maç sonu röportajını izledikten sonra beyin olarak bittiklerini fark etmek çok zor değildi. Son şansları Lille maçı.

Galatasaray, Kayserispor ve Bursaspor arasında şampiyonluk yarışı tadından yenmez. Umuyorum Fenerbahçe de erken havlu atmaz ve 4'lü devam eder bu yarış. Fenerbahçesiz tadı olmaz.

Rıdvanım, hadi sana iyi günler. Yanlış saat bile günde iki kez doğruları gösterir. Akşam akşam, tam o hesap doğruları söyledin. Zaten biliyordun, ne gerek vardı ki kasmaya? Ne gerek vardı tükürdüğünü yalamaya?

Bütün suçu Güiza'ya yükleyip, kaçmaya kalkmasın kimse. Er ya da geç Aziz Yıldırım'ın bu külübün başındaki en büyük felaket olduğu görülmeli. Sadece o kulübün değil tabii. Türk futbolunun başındaki en büyük beladır. Ne zaman gider, herkes mutlu olur. Ben olmam, gayet memmunum. Kendisine ikinci yıldız takmak gibi bir niyetimiz var çünkü.



Bursaspor'a değinmeden olmaz. Beşiktaş'ı da Fenerbahçe'yi de geriden gelerek yendiler. Kupa maçında çok bariz hakları yenildi, Fenerbahçe'nin önünü açtılar. Seyircisi ile aram iyi değildir ama takım olarak ciddi bir şampiyonluk adayı oldukları kesin.

Fotoğrafın ismi "Timsah'ın zirve yürüyüşü" olsun. Hakikaten yürüyorlar.

+18'e ihtiyaç duydum kusura bakmayın



Valla Ali Sami Yen'deki ilk maçtan sonra uzun uzadıya yazmıştım, bu kez gerek duymadan tıpkı Meriç'e yaptığım gibi yekten lafımı edeceğim.

Ali Sami Yen'deki maçta bu kulübün kurucusuna küfür ettiniz, bu maçta gencecik bir adamın kız arkadaşına küfür ettiniz, maç bitti Metin Oktay'a küfrettiniz. E, o zaman siz bunu hak ettiniz; alayınız ibnesiniz.

Benim küfürüm, o sözleri söyleyenleredir. Boş yere alınganlık yapmaya gerek yok.

Not: Fotoğrafı en büyük haliyle koydum. Birilerinin Beşiktaşlılık duruşuna karşı, Arda'nın duruşunu göstermek için. İsteyen istediği gibi kullansın...

21 Şubat 2010

'Topun çizgiyi geçmesine gerek yok'



Sinan Engin: Topun tamamının çizgiyi geçmesine gerek yok, ben olsam bu pozisyona gol verirdim.

Sinancığım sen bu yüzden ne akıllı, ne zeki, ne efendi, ne centilmen, ne de başka bir şey olursun. Tanrı seni Sinan Engin yaparak gereken cezayı vermiş, bir ömür boyu o beyinle yaşamak, zulümlerin en beteri olsa gerek.

Zaten futbolculuğunda bir şeye benzemezdi. Altı pastan bolca denize gönderdiğin top vardır.

Fotoğraf: taccizgisi'nden alınmıştır.

Galatasaray istediğini aldı


Atletico Madrid dönüşü yine 11'lik sonuç ve yine hemen hemen istediğini alan bir Galatasaray izledik.

Servet ve Mustafa Sarp dışında Madrid deplasmanındaki 11'le sahaya çıkan Galatasaray daha oyunun başında belli etti niyetini. İyi kapanarak, ileriye atılan hızlı toplarla bulunabilecek gol ya da gollerle, deplasmandan en az hasarla çıkmaktı. Aslında Arda'nın bulduğu golle bunu gerçekleştirebilecek noktaya da geldi ama neredeyse sezonu kapatma tehlikesindeki Beşiktaş buna izin vermedi.

İlk yarının 25. dakikasına kadar dengede giden maç, o dakika itibariyle dengeyi Beşiktaş yönüne çevirdi. Özellikle 30 ila 45. dakikaları arasında baş döndürücü bir tempoyla oynayan siyah-beyazlı takım, Uğur'un İbrahim Üzülmez ve Ekrem karşısında zayıf kalmasıyla, bir nevi tek kale bir oyuna çevirdi maçı.

İnönü'de de yarı düdüğü çaldığında şöyle derin bir 'oh' çektim. Çünkü, Beşiktaş'ın 20 dakikalık dilimde ortaya koyduğu tempo, onları oyundan düşürecekti, öyle de oldu.

Galatasaray, ikinci yarının başlamasıyla, maçtan tek istediğinin beraberlik olmadığını gösterdi. Nitekim Arda, Rüştü'nün kapadığı köşeden bulduğu golle 1-0'lık üstünlüğü sağladı. Tam o dakikalarda Arda'nın sakatlığından ötürü saha kenarına alınması, belki de 2 ya da 3'e gidecek maçın ibresini ters yöne çevirdi.

Hayatta tek tip insandan korkarım, o da hayatta kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insandır. İşte Beşiktaş'ın 1-0 geriye düşmesi de, bana bunu hatırlattı. Arda'ya en ihtiyaç olduğu dönemde, çıkması Galatasaray açısından tatsız bir hadiseydi.

Maç o dakikadan sonra tenis maçı hızına döndü. Beşiktaş şuursuz biçimde Galatasaray'ın üstüne geldi. Galatasaray da, dönen toplardan Keita ve Dos Santos'la, kontraatakla farkı artırmayı denedi fakat olmadı.

Maçın sonucuna baktığımda beraberliğin Galatasaray'ın istediği olduğunu düşünüyorum. Şampiyonluktaki rakiplerinden biri olan Beşiktaş'tan 4 puan almışsın, rakibinin üse çıkmasını engellemişsin ve zor bir deplasmandan en az hasarla çıkmışsın.

Şimdi maçın başına dönelim. Rıdvan Dilmen maç başlamadan yaptığı yorumda Servet yerine Emre Güngör tercihini sorguladı. Hatta gayet açık bir biçimde de yanlış bir karar olduğunu söyledi. Rıdvancığım, git bir takım çalıştır sonra doğrularını uygula. Dışarıdan bıdır bıdır konuşmakla olmuyor o iş. Kaldı ki, Emre Güngör ve Neill ikilisi gayet iyi uyum yakaladılar. Yani, bu böyle çok hayati bir hata değil. Ama Rijkaard ne yapsa, bu arkadaşa yaranamıyor (Yaranmasına tabii ki gerek yok. Rıdvan kimdir).

Bir söz de Sergen Yalçın'a olsun. Bütün bir hafta boyunca Beşiktaş'ın Galatasaray'ı nasıl yeneceğini anlatıp durdu. (Gerçi kendisi Beşiktaş ya da Galatasaray demiyor. Anlayamadığım bir biçimde 'Galatasaray takımı', 'Beşiktaş takımı' gibi bana çok embesilce gelen bir ifadeyi kullanıyor ama neyse)

Herkesin Galatasaray'ın yenilmesini beklediği bir maçtı. Gayet akıllı bir futbol oynamaya devam ediyoruz. Ne istediğini bilen, ne istediğini saptayan ve ona göre bir teknik direktöre sahibiz çünkü.

Hem Atletico hem de Beşiktaş maçlarındaki sonuçlar kâğıt üstünde avantajlı sonuçlardır. Ama yarın ne olur o da bilinmez.

Son sözler futbolculara olsun. Leo yine bütün bir sene baz alındığında gayet başarılı bir performans sergiledi. Yenilen goldeki yumruk hatası dışında. Uğur ilk yarı berbat ikinci yarı idare eder durumdaydı. Neill ve Emre Güngör ikilisi bana Servet'ten daha çok güven veriyor. Neill ciddi anlamda Galatasaray için avantaj halini aldı. Sahada yaptığı her şey bilinçli ve kontrollü. Neill'ıl olduğu defans kişisel olarak bana acayip güven veriyor.

Barış her zamanki gibi 90 dakika boyunca durmadan koşan ama bolca hamle ve pozisyon hatası yaptı. Elano ciddi anlamda formunu artırıyor. Her maç, bir öncekinden daha iyi ve daha üretken. Arda için söylenebilecek bir şey yok. Sakat sakat çıkıp oynadı, golünü attı.

Caner'de ciddi bir düşüş var, Dos Santos hâlâ güçsüz.

Yine de büyüksün Galatasaray...

Beşiktaş-Galatasaray nostaljisi


Ligin ilk yarısındaki Galatasaray-Beşiktaş maçında böyle nostalji kokan fotoğraflardan oluşan bir seri yapmıştım. Görmeyen, bilmeyen, kalmasın dedim. Yeniden koydum. Bu iki fotoğraf da linklere tık'lamanız için sebep olsun.

Güzel maç olsun, itiş-kakış olmadan, hakemin dahli olmadan, bu güzel pazar gününde şahane bir derbi izleyelim.

Not: Bu arada siyah-beyaz fotoğrafların altında Melih Abi'nin şahane bilgilendirmeleri (yorum) var, okuyun derim.

Renkli Galatasaray-Beşiktaş nostaljisi

Siyah-beyaz Galatasaray-Beşiktaş nostaljisi