6 Mart 2010

Hakem ya Bünyamin olsaydı?


Belliydi, dün de belirtmiştim bu işlerin olacağını.

Ligin ilk yarısındaki Fenerbahçe-Galatasaray maçını hatırladım. Bu maçın hakemi Bünyamin olsaydı, acaba yine derin sosyolojik analizler yapıp maçı oynatır mıydı?

Yok, hayır, o derbide yardımcının kafası yarılmış ama oynanmıştı, burada oynatılmadı. Doğrusu hangisi demeyeceğim. Çünkü doğrusu bu. Ama bazı işler, bu ülkenin doğusu ile batısında farklı işliyor.

Batıda daha hoşgörülü oluveriyor herkes fakat aynı hoşgörü doğuda işlemiyor.

Sakın Fenerbahçe'ye laf attığım düşünülmesin. Bambaşka bir şeyden söz ediyorum. Artık her yazdığımı da açıklamak zorunda kalıyorum, yanlış anlaşılmalar yüzünden. Bir daha yapmayacağım bu açıklamayı. Kim, ne anlamak istiyorsa onu anlasın.

Bünyamin'i tekrar yad ettim böylece.

5 Mart 2010

Diyarbakır-Bursaspor maçı dostça geçer mi?


Pek hayırlı bir maç bizi beklemiyor. Her ne kadar, hikâyeden dostluk palavraları sıkılsa da, Bursaspor'un erken gol ya da goller bulması durumunda, pek iç açıcı gelişmeler bizi beklemiyor diye düşünüyorum.

Umuyorum, bu düşüncelerimde yanılırım fakat böylesi pankartlar hazırlayanların, neler düşündüğünü sezmek zor değil.

Diyarbakır halkı, ilk maçta bu babayı hiç unutmamış. Ne yazık ki, ülkemizde şiddet bir kültür, hatta asal kültürlerden biri. Herkesin kendine göre kısasa kısasları var.

Akıllı davranmak çok önemli, zaten kritik ve hassas bir yer Diyarbakır, bir de üstüne bu olaylar eklenince daha da pamuk ipliği durumunda oluyor her şey.

Bu arada Bursaspor taraftarının, kavga etmediği herhangi bir camia kaldı mı (Ankaragücü hariç)? Beşiktaş, Diyarbakırspor, arada Galatasaray'a tebelleş oldular, şu son t-shirt durumlarından sonra Fenerbahçe de eklenmiştir. Herkesle, her şeyle kavgalılar.

Böylesi saçma sapan yöntemler yerine, mis gibi takımlarını destekleseler ve efendi gibi davransalar çok mu şey beklemiş oluruz acaba? Yarın, öbür gün, "Ama herkes bize düşman" edebiyatı yapmaya başlamaları an meselesi. Hele de şampiyonluğa oynarken. Benden söylemesi...

Portekiz'de bıyık kampanyası


Portekizliler, 2010 Dünya Kupası'na katılacak Milli Takım oyuncularının bıyık bırakması için kampanya başlattı

Facebook aracılığıyla başlatılan kampanya, Portekiz ile Çin arasında oynanan özel maça da yansıdı.

"Dünya Kupası’nda bıyıklı milli takım istiyoruz" yazılı bir pankart açan bir grup Portekizli taraftar, ünlü futbolcu Cristiano Ronaldo'nun takma bıyıklı bir imajını da kullandı.

Dünya Kupası’nı bir festival olarak gören ve bunu en eğlenceli şekilde geçirmek için milli futbolculara "bıyık bırakın" çağrısında bulunan Portekizliler, kendilerinin de futbolculara destek vererek, Dünya Kupası süresince bıyık bırakacaklarını belirttiler.

"Gerçek Portekizli’nin bıyığı vardır" veya "Rakiplerimizin konsantrasyonunu sadece bu şekilde kırarız. Yaşasın bıyık" diye facebook'ta açıklamalar yapan Portekizli taraftarlar, Portekiz genç milli takımına bıyıklı haliyle Dünya Kupası’nı kazandıran ve şu anda Portekiz Milli Takımı’nın teknik direktörü olan Carlos Quieroz’un Güney Afrika’da bıyık bırakması gereken ilk kişi olduğunu savunuyor.

4 Mart 2010

Podolski muhabir dövdü


Süper eğlenceli bir haber paylaşmam gerektiğini düşündüm.

Almanya'nın, dün akşam Arjantin'e 1-0 yenildiği maç sonrası muhabir, Lucas Podolski'ye şunu söyler:

"Bu akşamki en güzel hareketini, maç öncesi ısınma sırasında gösterdin"

Podolski, muhabir ile tartışmaya başlar ve elindeki mikrofonu kaptığı gibi muhabire vurur ve sonrasında dayanamaz takım otobüsünde "Hadi buraya gel" diye bağırır.

Doğrusu Türkiye'de böylesi bir cümleyi kurabilecek muhabir yok. Zaten kursa da, linç ederler adamı. Gözünü sevdiğimin memleketlerinde, neler neler soruluyor.

Seneyi hatırlamam ama fi tarihinde abim Daum'a "Siz Demokratik Alman kökenlisiniz. Khlestov ise Rus bir futbolcu. Sizin, Rus oyuncuya karşı ırkçılık yaparak oynatmadığınız söyleniyor. Bunu da konuştuğumuz bir takım yazarlar söyledi. Bu soruyu yanıtlar mısınız?" diye bir soru sormuştu, ortalık ayağa kalkmıştı.

Bu arada hakikaten Daum'un da Rus futbolcu oynattığı tarihte görülmemiştir. Klasik Doğu Alman refleksi.

Neyse, böylesi diyalogların Türkiye'de yaşanması dileğiyle. Sindirmek lazım, hoşgörülü olmak lazım. Öyle lafta değil.

Meksikalı Dos Santos


Meksika'nın, Yeni Zelanda'yı 2-0 yendiği maçtan bir kare....

3 Mart 2010

Milli maçın özeti


"Fenerbahçeli Volkan ve Emre bu sayede galibiyet gördü bir aydan sonra"

Kızmak yok ama...

Art niyetliyim var mı?


Galatasaray şampiyonluğa oynuyor, dandirik bir milli maçta 5 Galatasaraylı futbolcu var. Sabri zaten sakatlıktan yeni çıkmış, Caner'in kolu alçıda, Arda'nın imanı gevredi maç oynamaktan. Neyin hazırlığı bu anlamıyorum. Tanımıyor musun bu adamların hiçbirini?

Bildiğin Sabri, Arda, Servet, Aurelio, Emre filan var. Ozan İpek'i filan oynat, bak-gör nasıl milli takımda diye.

Milli Takımı uzun süreden bu yana desteklemiyorum. Daha önce Terim'di neden, şu an takımın kaptanı. Umuyorum kimse sakatlanmaz ve mümkünse bu adamlar 45 dakikadan fazla oynamasın.

Hayır, neyi merak ediyorum? Gökhan Gönül kadrodan çıkartıldı ama hafta sonu banko oynayacak biliyorum.

Birazdan fotoğraf koyarım, bakmayın fotoğrafsız olduğuna.

Bu arada; arayan, soran, merak eden herkese teşekkürler. Biraz dinlendim diyelim yeterli olur..

Oğuz Çetin'den de hiç hazzetmem, söylemem lazım.

28 Şubat 2010

O golü izlemek her şeye değerdi


Belediye yolu yaptıktan sonra, Galatasaray'ın kazanmaktan başka çaresi yoktu, o çareyi de Keita'nın harika ötesi golüyle buldu.

Doğrusu zor bir maç beklemiyordum, beklediğim gibi oldu ama tabii bunda Emre Toraman'ın daha maçın başında anlamsız, gol atma inadı etkiliydi. Bağıra bağıra ofsayt olduğu pozisyonda, golü atarak ve de üstelik neredeyse gol sevincini İstanbul il sınırları dışında kutlarken, maçın nispeten daha da rahat olacağı belliydi.

Galatasaray'ı uzun zamandan bu yana böylesine ön alanda baskılı ve rakibe nefes aldırmaz bir biçimde görmemiştim. Arda, Dos Santos, Jo, Sabri ve Keita ile Kasımpaşa'yı sahasına hapsetti.

Kim ne derse desin, her zaman savundum, savunmaya da devam edeceğim (duran top merakı dışında) Sabri eğer sahadaysa, o takımda ekstra bir dinamizm oluşuyor. Bugüne dek Sabri'ye laf edenler, onsuz kalındığında bunu fark ettiler. Elbette hata yapıyor, hatta yenilen golde kademe hatası vardı ama daha hızlı bir futbol bizi bekliyor Sabri'yle.

İkinci yarıda Keita ile yakalanan 4'e 2 pozisyon heba edilince Kasımpaşa biraz kendine geldi ve orta alanda daha rahat pas yaptı.

Öncelikle söylemek gerekir ki, bu takımın en büyük eksiği orta alanda ön libero mevkisinde. Ne Ayhan, ne Mehmet Topal, ne Mustafa Sarp ne de Barış'tan oluşturulan ikililer, istenilen sonucu veremiyor. Bunlardan her biri, partner olabilir ama ikisi yan yana esas oğlan olamıyor. Muhtemelen bunu bizden daha iyi görenler vardır.

Kasımpaşa'nın golü sonrası Keita'nın şapkasından çıkardığı gole, taraflı tarafsız herkesin şapka çıkartması gerekir. Şu ana kadar ligde izlediğim en iyi goldü diyebilirim. Üstelik tam da gözümün önünde golün olması, daha da bir güzeldi.

Büyük bir ihtimalle -ve kesinlikle haklı olarak- Dos Santos yarın gazetelerin sayfalarını süsleyecek. Barcelona günlerinden pasajlar sunan Meksikalı, topu ayağına her aldığında tribünleri ayağa kaldırdı. Topla her buluşması tehlike oldu ve gollerin tamamında da etkisi vardı. Yine de erken olduğunu düşünüyorum her şey için. Devamlılık futbol ve futbolcu için en önemli unsurdur benim için. O yüzden önümüzdeki haftalarda ayrı bir gözle izlemek şart oldu. Yine de, ciddi anlamda müthiş bir performans gösterdi.

Her ne kadar Brezilyalı sevmesem de, Jo'yu pek sevdim. Daha oynadığı ilk maçtan itibaren neler yapabileceğini gösterdi. Gün geçtikçe, daha da baskın bir biçimde "Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır" tadında oynuyor. Sezon sonu kalır mı kalmaz mı bilemem ama kişisel olarak kalmasını çok istiyorum.

Takım halinde Atletico Madrid darbesi sonrası iyi bir geri dönüş maçı oldu. Ligden başka tutunacak dalı olmayan Galatasaray, eğer mantıksız puanları yitirmezse -Manisaspor, İstanbul Büyükşehir Belediye maçlarında olduğu gibi- zirvede kalmaya devam eder. Şampiyonluk açısından söylemiyorum çünkü her şey için daha erken.

Şampiyonluk kutlamaları yapanların şu an içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında sağlam ama emin adımlarla ilerlemekte fayda var. Eskişehir deplasmanı da bunu bize gösterecek işaretlerden biri.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Bu maça da gittim, demek ki bende bir uğursuzluk yok.

Haa, unutuyordum az kalsın, Fenerbahçe'den umudunu kesen Rıdvan Dilmen şimdi de Bursaspor'u şampiyonlukta yüzde 55 avantajlı gördüğünü söylemiş. Eh, akıllanmayacak bu çocuk sanırım.

Daum gider Aykut gelir

Aslında yazılabilecek çok şey var İBB-Fenerbahçe maçına ilişkin. Alex'in atılmasının bir hata oluşu, Güiza'nın son adam giderken düşürülmesine çıkarılan sarı kart.

Daum'u getirenler, bugün yarın gönderir. Bir Cevat Güler etkisi yaratmak için de Aykut Kocaman takımın başına gelir. Aziz Yıldırım hep Galatasaray'ı birkaç yıl geriden takip eder çünkü.

Sağlam ağlama fırsatı çıktı kendisine, bu akşam Kulüpler birliği'nden istifa etmesini, ardından tekrar geri dönmesini, sonra sezonun sonunda istifa etmesini onun ardından da başkanlığa geri dönmesini bekliyorum. Bu kulüp ne zaman anlayacak berbat bir başkana sahip olduğunu merak içindeyim.

Neyse ben maça kaçtım, Allah Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe'nin başından eksik etmesin.

Süha beni bekler


Futbol trajedileri ülkesi Kolombiya

Kasımpaşa maçında Süha beni bekler. O zamana kadar, eskilerden bir yazı daha. Meraklısına...