23 Nisan 2010

Çocuk olmak istiyorum


Daha önce böyle bir şey yapmıştım yılbaşı öncesi '2010'da daha iyi bir dünya istiyoruz'. Bakmayan, görmeyen varsa göz atsın.

Benim 23 Nisan hayalim; çocuk sömürüsünün olduğu, çocukların her türden pis işe karıştırıldığı, ezildiği, öldürüldüğü, kullanıldığı bir dünyada, elde bayrak sallamak değil.

Yine de, çocuk olmak istediğim gerçeğini değiştirmiyor tüm bunlar. Bütün gün sokakta top peşinde kan-ter içinde koşturmak fena olmazdı.

22 Nisan 2010

Yoruldum


An itibariyle bir şöyle orta halli bir semtte kuruyemişçim olsun istedim. Dükkân önünde leblebi kavurayım, komşu esnafla muhabbet ederek.

10-12 yaşları arası fırlamaya yakın bir çırağım olsun, arada çam fıstığı aşırsın, ben fark edeyim ama ses etmeyeyim.

Sabah dükkânı açarken, gözlerimden uyku aksın, "Bugün ne mal gelecek?" endişesi taşıyayım. Berbere tıraşa gideyim, şöyle kallavi bir futbol geyiği çevirelim ama berber Fenerbahçeli olsun, takışalım sürekli tatlı tatlı.

Öğlen oldu mu, o güne özel kendimi şımartayım, bol yanıklı fırın sütlaç da yiyeyim, kuru-pilav sonrası. Ardından bir sigara patlatayım, Niğde gazozuyla birlikte.

Akşama doğru, hareketlensin dükkân, başımı kaşıyacak vaktim olmasın ara ara. Kendi dükkânımdan badem aşırayım, çırağa da iki kocaman avuç vereyim. Mahallenin gençleriyle, mekânın önünde her türden geyiği çevirelim.

Akşam oldu mu, bir sessizlik olsun, öyle çok gelip-giden olmasın. Dükkânın arkasında, evden getirdiğin nevaleyi yiyeyim, sonrasında bir de elma yiyeyim, sulu sulu ısırarak.

Çırağa "Hadi sen erken çık" diyeyim, oradan iki kadeh rakı içmeye gideyim. Öyle tek başıma demlenip, sadece haydari, pilaki ve kavunla rakının gönlünü alayım.

Mekânda bir köşede, Şampiyonlar Ligi maçını izleyeyim, arada kızıp küfür edeyim. Vakitlice eve gidip, ayaklarımı uzatayım, kaldığım yerde uyuyayım.

Yoruldum be, harbiden yoruldum. Niye bu kadar yoruldum onu da bilmiyorum. Lan, hayal kurmak, ne güzel şey.

Şşşt o nasıl gol sevinci # 7


Valla yeni gördüm, 'oha' diyorum, başka da bir yorum yapmıyorum

Taksim hazırlığı


33 yıl aradan sonra Taksim'de kutlanacak 1 Mayıs için, polis şimdiden hazırlıklara başlamış.

Önce hemen belirteyim, birkaç seneden bu yana 1 Mayıs'ın isminin "Emek ve Dayanışma Günü" diye, son derece kıçtan çıkmış, yumuşatma, şeklini ve şemalini değiştirme çabaları ciddi anlamda aptalca. Bütün dünyada kutlanan, evrensel bir günün Türkiye'ye 'özel' bir biçimde, yapısının ve anlamının değiştirilmeye çalışılması, eylemlilikten kopmuş insanlardan bile korkulduğunu gösteriyor.

Neyse, konunun özüne döneyim ben. Taksim'de bu yıl 20 bin polis görev yapacak ve hazırlıklara çoktan başlamışlar. Kelepçeleme, gözaltı, çembere alma gibi eğitimlerden geçiyormuş, polisler.

20 bin polis rakamı, 1 Mayıs'ın şimdiden çok sayıda katılımlı olduğunu gösteriyor. Dünyada 20 bin kişilik ordusu olmayan onlarca ülke varken, bu kadar polisin bir alan ve o alan etrafında konuşlanması 'savaş' görüntülerinin yaşanmasını olası kılıyor.

Sanki, daha şimdiden "Madem Taksim kazanımını elde ettiniz, o zaman size zehir ederiz" anlayışı güdülüyor gibi.

Bırakın insanlar, doğru düzgün bir biçimde taleplerini dile getirsin, bırakın her köşe başında polis görmek zorunda kalmayalım.

Bu korku, bu telaş neden? Kendi halkına bu kadar düşman olmak, bu denli nefret etmek, böylesine eğitilmek....

Oradayız, dilerse 200 bin polis gelsin...

21 Nisan 2010

Yer miyiz, yemez miyiz?


100 bin memur alınacak.
7 yıldan bu yana kamuda boşta bulunan 38 bin engelli kadrosu ise bu yıl doldurulacak.
Bedelli askerlik için gereken umut aşılansın. Çıkmasa da (ki, çıkmayacak), bol keseden salla.
TOKİ'nin elinde kalan, hacizli evler dağıtılacak.
Bankalarla iletişim kurup, kredi kartı ve kredi borçluları için kolaylık sağlanacak.

Vay anam vay, mis valla. 7 yıldır "Biz böyle değiliz, biz şöyle değiliz" minvalinden atıp tuttuktan sonra '2 anahtar' noktasına gelinsin.

Ne zaman geliniyor bu noktaya? Tam referandum ve başkanlık sistemi tartışmalarının çıktığı zaman. Dur bakalım, daha ne vaatler göreceğiz, bulgur-makarna-kömür-çamaşır makinesi dörtgeninden hangi geometrik çoklamaya yol alacağız.

Komik lan bunlar, harbiden komikler. Haa, bana komik geliyor millet yer mi? Yer valla, örneklerini gördük daha önce.

Bu arada Anadolu Ajansı'nı da takdir etmek gerekir. Çağırılmışlar, pıt diye gitmişler. Nasıl da çalışan bir başbakanımız var. Vay aslanım benim, analar ne yiğitler doğuruyor!

Oğuz Sarvan çocuğu Bünyamin


Türkiye'de bu adamdan başka hakem yok mudur? Yunus Yıldırım, Bünyamin Gezer ve Bülent Yıldırım'dan başka hakem mi yok?

Ali Sami Yen'de Bursa'yı bir güzel doğrar bu polis. Cüneyt Çakır da, Kasımpaşa-Fenerbahçe maçında görev alıyor. İki kulübün istemediği iki hakemle, Federasyon ve Hakem Kurulu bir taşla iki kuş vuracak aklı sıra.

İğreçlik diz boyu hale gelmeye başladı. Herifin biri sahanın ortasına kuyu kazıyor, kimseden ses seda yok. Kulübü haliyle her yaptığı bokun üstünü örttüğü gibi sahip çıkarak bu olayın da üstünü örtüyor.

O değil de, üç-beş hafta boyunca Keita'ya söylemediğini bırakmayan; ahlaktan, etikten söz eden cengaver Fenerbahçeliler nerede onu merak ediyorum. Kaldı şunun şurasında birkaç hafta değil mi? O zamana kadar ses-seda yok. Ya da en fazla "Yapmaması lazımdı ama Torres de yapmış baksana" türünden gerizekâlıca teraneler.

Medyasından, federasyonuna, hakeminden, rakibine kadar her tarafınızdan pislik akıyor. Paçalarınızdan süzüm süzüm süzülüyor iğrençlikleriniz.

Eyvallah, futbolun temiz olmadığını hepimiz biliyoruz da, bitime birkaç hafta kala Hüseyin Göçekler, Bünyaminler, Bülent Yıldırımlarla yürütülen kirli tezgâhla iyiden iyiye daha bir rezilleşiyor.

Oğuz Sarvan bu yıl görevini layıkıyla yapmıştır, beraberinde Hüseyin Göçek, Cüneyt Çakır, Bünyamin ve Bülent Yıldırım'la birlikte.

Ama aptal olan biziz. Fenerbahçe maçında son dakikada Dos Santos'a yapılan penaltıyı konuşmadık bile. Oynanan rezil futbola dem vurduk. Al sana beleşten 2 puan oradan. Pazar günü de Lugano'nun penaltısı ve Bilica'nın atılmamasından alınan 2 puanı ekle. Oldu mu sana 4 puan. Al bak, şimdi puan tablosuna, kim hangi durumda, kaçıncı sırada.

Oğuz Sarvan'ın hakemliği neydi ki, Türkiye'de hakemlerin başında görev yapacak.

Senelerdir aynı teraneyi izliyoruz. Fenerbahçe dışında kim şampiyon olursa o şampiyonluk kirlidir ama paşalar şampiyon olunca zerre toz bulutu yoktur üstünde. Niye? Konuşulmaz, saklanır, gizlenir. Haftalarda Keita muhabbeti yaparlar, yok numaradan kendini atıyor, yok darbe o kadar da ağır değilmiş diye kendi yaptıkları ve sağlanan avantajlar üstüne de konuşulmaz. Bahane hazırdır, "Hakeme takılmamak lazım, rakip de kazanacak futbol oynamadı."

Aşağılıksınız, iğrençsiniz, yavşaksınız hem de alayınız. Onun, bunun altına yatmayı iyi bildiğiniz için herkesin aynı şeyi yapmasını beklersiniz. Evet, Antu'daki o gerzek açılıştan söz ediyorum.

Yavşaklık kimliğiniz, piçlik benliğiniz haline gelmiş.

20 Nisan 2010

Öfke hitabet sanatıysa, şiddet ifade biçimidir


Diyarbakır'da uzun süreden bu yana işsiz olması nedeniyle psikolojik tedavi gören 30 yaşındaki Hüsamettin Onat, babası 56 yaşındaki Hikmet Onat ile kardeşi 26 yaşındaki Zülküf Onat’ı tabancayla vurarak öldürdü.

Konya'da bir fabrikada bekçi olarak çalışan 42 yaşındaki Ramazan Çam, kendisini ‘işten çıkartırım’ diyerek uyaran patronu 61 yaşındaki Ali İhsan Yekebaş’ı bıçakladı.

Bursa'nın İznik İlçesi’nde 55 yaşındaki Osman Dikici, ödeyemediği yaklaşık 20 bin liralık kredi kartı borcu yüzünden bunalıma girerek yaşamına son verdi.

Afyon'da evinin bodrumunda kendisini asarak yaşamına son veren DSP Dinar İlçe Başkanı Mücahit Karagöz'ün eşi Emine Karagöz, oto galericiliği yapan eşinin gurur meselesi yüzünden intihar ettiğini öne sürdü.

"Öfke bir hitabet biçimiyse, şiddet bir ifade biçimidir." Günümüz Türkiye'sinin yeni sloganı olmalı.

Bakalım, nerede son bulacak, nereye kadar böyle gidecek. Bugün yumruk, yarın silah, diğer gün ayaklanma, yağmalamaya kadar gider bu iş.

İnsanlar aç, insanların uçan kuşa borcu var, insanlar çaresizliğin sınırını çoktan aştılar.

Tartıştığımız şeylerse diktatoryaya geçelim mi geçmeyelim mi noktasında. Tayyip Ağa, başbakanlıktan sıkıldı ülkenin tek sahibi olmak istiyor, başkanlık sistemiyle. Yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor. Bu halkın gırtlağından geçmesi gereken lokmalar, toplu halde büyük lokma halinde birilerinin gırtlağından ve zengin mutfağından geçiyor.

Varacağı son noktayı dehşetle merak ediyorum.

Darius, Rancik, Neill ve Arda...


Aferin Arda, bu hızla devam et. Bu hızla gideceğin yolculuğun rotası önce Avrupa olur o da ne kadar iyi bir takım olur tartışılır, sonra Türkiye'de çubuklu formayı giyersin. Şanslıysan iki sezon oynarsın.

Sonra Eskişehirspor, Antalyaspor gibi bir takıma gidersin, sezonda bir ya da iki maç çıkartırsan hakkında "Arda dönüyor mu?" diye haberler çıkar. Sen o haberlerin ardından Galatasaray'ı vefasızlıkla suçlarsın.

Sonra Bank Asya'da şampiyonluğa oynamak isteyen, takımı eski yıldızlar ve Süper Lig artıklarıyla dolduran bir ekipte forma giyersin. Sezon ortasında havlu atınca, sen de, futbol yaşantına 28-29 yaşlarında veda edersin. Şanslıysan, bir televizyon ya da gazetede (muhtemelen Fanatik, Fotomaç olur) köşe yazmaya başlarsın.

Bu hızla gideceğin rota budur. Bak ne diyeceğim; çıkıp Galatasaraylılık ruhundan, Galatasaraylılığından dem vuruyorsun ya. Hah işte; Darius Washington ya da Radoslav Rancik kadar Galatasaraylı olsan yeter.

Daha iki ay önce takıma katılan Lucas Neill kadar Galatasaraylı olsan baştacı olursun.

"Nedir bu adamların ortak özelliği?", işlerine olan saygıları, yaptıkları işi ciddiye almaları. Kimse, senden taraftar olmanı beklemiyor. İşini yapmanı, işine saygı göstermeni bekliyor.

Unutmadan, Galatasaray kaptanı olduysan, sokak kabadayısı gibi efelenmezsin, parmak sallamazsın kimseye. Ağırlığını başka biçimlerde gösterirsin, kanıtlarsın.

Kendi adıma şampiyonluk beklemiyorum, bu yıl ya da daha sonraki yıllarda. Adam olmanızı, işini yapan bireyler olmanızı bekliyorum. En azından kendi adıma. Başkaları nasıl düşünür bilmem.

İçimin yağları eridi


Ali Elverdi yemek yerken geberip gitmiş. Üstüne yazı filan yazmayacağım, değmez.

Bakan Taner Yıldız'a kroşeyi indirmişler.

Valla senin bakan olduğun ülkenin Başbakanı, her önüne geleni azarlarsa, siyaset diye bir sinir ve psikolojik savaş yürütürse, halk da çıkıp böyle tepkiler vermeye başlar.

Alışık olmaları lazım, bunlerin bulunduğu Meclis'te bolca yumruklaşma yaşanıyor, halktan biri vurunca niye yadırgıyoruz ki? Ya da milletvekili yumruklar, yurttaş yumruk atamaz mı?

Daha bunlar iyi günler, belirteyim. Sokakta tansiyon yükseliyor fazlasıyla.

İnsanlar, aç, umutsuz, çaresiz, yoksul.... Bu insanların sadece bir yumrukla yetinmesine oturup dua edin siz.

Unutmadan geçmeyeyim, Keita'nın da eline sağlık. Geç oldu ama hakkını vermek lazım. Ellerin dert görmesin Kara Kırbacım.

Edit: An itibariyle Arda, antrenmanda kendisine "Adam mısın sen?" diyen Caner'in dudağını patlatmış.

Arda gidecek kendine yol arıyor, Caner'i geldiğinden beri sevmedim, suratında meymenet yok. Benim üç harfle andığım tiplerden biridir. İkisini de, seneye takımda görmezsem hiç mi hiç üzülmem, hatta çok sevinirim.

Ulan hakikaten adam değilsiniz alayınız. Cebinizde sinemaya gidecek para yokken sinema kapatırsınız, dolmuşa verecek paranız yokken 5 tane araba alırsanız böyle bir anda dağılırsınız.

18 Nisan 2010

Sizi gidi Makyevel çocukları


Çok şey gördüm 25 yıldan bu yana futbol sahalarında ama bu denli rezil bir şeye tanık olmamıştım, bu gözler bunu da gördü.

Bütün sezon "Hakem, hakem" diye ağlayanlar, birkaç haftadan bu yana neden bülbülün dut yemiş haline bürünmüşlerdir merak konusu.

Şimdi bu pozisyonun, Kadıköy'de değil de, Ali Sami Yen'de olduğunu düşünelim, yapanı da Bilica değil de, Emre Güngör olarak hayal edelim. Ettiniz mi? İyi.

Kimbilir nasıl kıç yırtarcasına feryat figan edecek kitleler, nasıl kendini paralayarak televizyonlarda suratları maymun götü kırmızısı almış bir biçimde konuşacaklar.

Şimdi ne oluyor? Tabii ki, hiçbir şey.

Şampiyonluk gider, kupa gider, o gider, bu gider v.s. Hiçbiri önemli değil. Önemli olan kazanmak için her yolu mübah sayan zihniyettir. Sorsan kendilerine, bu olayı anımsamayacaklar bile, Lugano'nun elini anımsamayacaklar bile. Hafızalarından silecekler, her kötü anıyı alt belleğe attıkları gibi.

Kim şampiyon olursa uğurlar ola ama böyle şampiyon olmayı içine sindirecek zihniyetteki insanlar olsa olsa Makyevel çocuğu olur. Ne demek istediğimi de anlayan anladı.

Bilica'ya da önerim, herhangi bir belediyede yol çalışma ekibinde hayatını sürdürmesi. Bu yetenekte, bu zihniyette, bu aşağılık tavırlarda biri futbol oynamasın.

İçine sindiren varsa, sözüm yok. eyvallah!