6 Mart 2011

Bu ne lan!


Popülizmin uç noktaları bu olsa gerek. Vıcık-vıcık, iğrenç kıvamda.

Ölü arkasından konuşulmaz derler ama devleti hortumlayan bir adamın mekânı neden cennet oluyor?

Çarşı, duruşu olduğundan söz ediyor ama kışı ayrı, başı ayrı oynuyor.

Haftaya kendilerinden "Ya Allah bismillah Allah-u Ekber" nidalarını bekliyorum.

5 Mart 2011

Orospu çocuğu sayısı artıyor


Buna ne demek lazım bilmiyorum.

Hamile hayvanları kesmişler. Tabii karınlarından ölü buzağılar çıkmış.

Bir insanı, insanlıktan çıkartan para hırsı böyle bir şey olsa gerek. Kimi para için kendisini satar, kimi de böyle hamile hayvanları katleder.

Bu ülkede ne kadar çok orospu çocuğu varmış. Sayıları gün geçtikçe artıyor.

Umarım ölü çocuklarınız olur.

Nasıl bir his, o zaman öğrenirsiniz.

Mezar taşı bile olmayan üniversiteli gençler


Nesih Taşkın.

Amasya Üniversitesi Meslek Yüksekokulu'nu kazandı. İlk dönem gittiği okuluna, harç parasını yatıramadığı için ikinci dönem gidemedi ve kaydını dondurdu.

Ailesinin yanına İzmir'in yolunu tuttu. Okumak için çalışmak zorundaydı çünkü.

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Konak'ta yaptırdığı bir binanın dış cephe tadilatı yapan özel bir mühendislik firmasında işe başladı.

Binanın dış cephesindeki iskelenin iplerinin kopunca Nesih Taşkın ve Mehmet Toprak, 15 metreden beton zemine çakılarak öldü.

Nesih'in bir mezar taşı bile yok. İki taşı üst üste koyarak, mezar yapıvermişler.

Açlık, yoksulluk yok bu ülkede, siyasal iktidara bakarsanız. Sınırsız özgürlüklerle çevrili, kişi başına düşen gelirin her geçen gün arttığı bir nevi cennete çevirdiler ülkeyi, onlara soracak olursanız.

Ama tıpkı Ömer gibi Nesih de metrelerce yüksekten düşerek öldü. Ne için? Öğrenimini sürdürmek adına.

Allayıp pulladıkları demokrasinin yaldızları dökülmeye çoktan başladı. Onları destekleyenler, ülkede her şeyin normalleştiğini söyleyen çığırtkanlar bile yavaş yavaş fark etmeye başladı, gidilen noktaya.

Bu ülkenin yoksul bırakılan halkının gencecik çocukları da inşaat tepelerinde ya ailelerine bakabilmek için ölüme meydan okuyor ya da okuyabilmek için.

Emre Aköz denen dönemin yarrak ölçeri şimdinin demokrasi havarileri ise öğrenimin paralı olmasını savunadursun.

Nesih'in, Ömer'in fotoğraflarına iyi baksın bu yavşaklar. Mezar taşı bile olmayan, okumak için ölümü göze alan bu genç çocukların ailelerine anlatsın, üniversitenin paralı olması gerektiğini.

Nesih'in annesinin yanına gidip, "Üniversite öğrenimi paralı olmalı" demeye kalksın. Oturdukları sırça köşklerden, aldıkları maaşlarla konuşmak ne kadar da kolay.

Bir de Nesih'in, Ömer'in ailesine anlatıversin bakalım.

İş ilanı

İyi derecede İngilizce bilen, bir web editörü lazım. Hatta müdürümsü kıvamda bir pozisyonda başlayacak.

Bu işi yapmış biri olursa çok daha iyi olur. Hadiseyle ilgilenenler bana bir mail atıversin.

Varsa etrafınızda biri, bana ulaştırın bir zahmet.

4 Mart 2011

Engin Ardıç ağzına almaya alışıktır

Engin Ardıç'tan eylemci kızlara; "Solculuk kisvesi altında faşizme hizmet ediyorlar, kerhaneye düşmek gibi bir şey, belki daha da kötü!"

Önce yazıya kısa bir giriş yapayım. Orospu çocuğu olmak, her zaman kişinin annesinin orospu olmasından kaynaklanmıyor. Bu toplumda öylesi orospu çocukları var ki, anneleri bu meslekten olmamasına karşın, sıfat olarak orospu çocukluğunu dibine kadar hak ediyor.

Sınıf arkadaşlarının bile "Hayvan Engin" diye hitap ettiği ve hâlâ öyle andığı Engin Ardıç'ı anlamak için zamanında Cem Uzan'ın bankalarına el konulduğunda yazdığı yazıları çıkartmak gerekir.

Ne yazık ki, basında "Hayvan Engin" -arkadaşları öyle diyor- gibilerinden çok var. Kimin arabasına binse onun türküsünü söyleyen cinsten bir adam. Çok fena bir durum bu. İnsanın kişiliksizliğini, şahsiyetsizliğini, onursuzluğunu apaçık ortaya çıkartan bir durum.

Çünkü Engin Ardıç biliyor ki, bugün birilerinin onun ağzına verdiği düdük elinden alınırsa, bir daha kimse ağzına vermek istemeyecek.

Oysa "Hayvan Engin" -arkadaşları öyle diyor- o düdük için ağzına almaya alışmış, ağzına almadan yapamayan, ağzı her boş kaldığında karabasanlar tarafından kuşatılmış hisseder.

Bu yüzden de, ideolojiden geçtim, satamayacağı bir değer, kişi, kurum, kuruluş yoktur.

10 bin dolar mı alıyor -tamamen attım- ver 20 bin doları senin verdiğini ağzına almaya çabalar. 20 bin dolar mı alıyor? Bas 30 bini Hayvan Engin'e bu kez seninkisini ağzına almak için yanıp tutuşur.

Çünkü Engin için ağzına almak bir yaşam biçimi haline gelmiştir.

Bütün bir toplumun size iğrenç bir yaratıkmışcasına bakması, değerlendirmesi ne boktan olmalı. Çünkü her patron Engin'in ağzına başka bir düdük vermiş, Engin de her patronun düdüğüne üflemiş. Bugün sadece tetikçi olarak kullanılan Engin'in son demleri.

Bakmayın siz onun kerhane zırvalarına. Artık yaşı mavi hap zamanına geldi. O yüzden aklı fikri cinsellikte. Buna bir de aynada gördüğü o mide bulandırıcı surat eklenince, daha da çıkılmaz bir hal alıyor, yaşadığı bunalım.

Engin'in yemeyeceği şey yok. Yeter ki bedelini ödeyin.

Satılık olmak ne fena be!

Aç kalmayı yeğlerim,
susuz kalmayı yeğlerim,
ölümü yeğlerim,
ama satılık olmayı asla tercih etmem.

Yazıya neden mi orospu çocuğu girişi ile başladım? Hepsi çağrışımdan kaynaklanıyor.

Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın


Sürek avı nedir bilir misiniz?

Planlı, programlı, öncesinde pusu kurarak yapılan bir av yöntemidir. Avcılarla birlikte pek çok köpek katılır.

Avı vurmak her ne kadar avcının işi olsa da, köpekler bu avda çok çok önemlidir.

"Teşbihte hata olmaz". O yüzden medyada başlatılan Ergenekon davasıyla ilişkilendirilen gözaltı ve tutuklamalar tıpkı sürek avına benziyor.

Yaş-kuru, ak-kara demeden, Türkiye'de ne kadar muhalif varsa teker teker içeriye atılıyor. İş artık öylesi bir noktaya geldi ki, bu davanın yürütülmesini sağlayan belgeleri yayınlayan gazeteciler bile derdest edilip gözaltına alınmaya başladı.

Ergenekon için "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" diyenler, "Sözün bittiği yer" tanımlamasını kullanıyor.

Ergenekon'un iflah olmaz destekçileri, "Eğer Nedim Şener ve Ahmet Şık tutuklanırsa, bu davayı destekleyenler arasında derin bir yarık açılır" diye günah çıkartma çabası içine giriyor.

Aslında iş o kadar da basit değil. "Sıra er ya da geç bana gelecek" duygusu insanları sarmaya başladı. Sabahın kör karanlığıyla evinin kapısının onlarca polis tarafından çalınıp, evinin en mahrem alanlarının bile aranacağını fark etmeye başladılar.

Bugün hâlâ insanları isim isim ayırmaya çalışıyorlar. Bir noktadan sonra bundan da vazgeçip, Türkiye'de demokrasi yutturmacası altında, faşist bir diktatörlük kurulmaya çalışıldığını açık açık itiraf edeceklerdir; hem de bu davanın en iflah olmaz destekçileri.

Yıllardır süren, süreceğe de benzeyen bir dava aracılığıyla, Türkiye'de muhalif sesler, kişiler ve kurumlar aleni biçimde susturulmaya çalışılıyor. Bunu görmemek için ya gereğinden fazla iyi niyetli olmak gerekir -ki, biz bunlara aptal diyoruz- ya da kötü niyetli olmak.

Oda TV baskınından sonra, "Ergenekon'un basın ayağı başlatılmıştır. Çok insan gözaltına alınır. 4 kişiyle sınırlı kalmaz." demiştim.

Şimdi daha açık bir biçimde şunu söyleyebilirim ki, bu isimlerle de sınırlı kalmaz. Devamı var, çok yakında.

Aklı çalışıp da, Türkiye'de olan bitenlere sessiz kalanlar oluşturulmaya çalışılan sistemi hizmetkârlarıdır. Suça ortaklık etmek istemiyorsanız, susmayın.

Er ya da geç sizin de kapınız çalınacak, eşyalarınız karıştırılacak. Eşinizin en mahrem eşyaları karıştırılacak, çocuğunuzun oyuncak ayısı belge diye polis otosuna konulacak.

Olmayacağını düşünüyorsanız ya çok iyi niyetlisiniz -ki, biz bunlara aptal diyoruz- ya da kötü niyetlisiniz.

Bu ülkenin adalet kırıntıları da artık bitmiştir.

3 Mart 2011

YARIN SAAT 12.00'DE TAKSİM'DEYİZ

Yarın saat 12.00'de gazeteciler Taksim Meydanı'nda haksız gözaltılar ve tutuklamalar için yürüyüş yapacak.

Sessiz kalmak istemeyen, adaletsizliklere, haksızlıklara karşı çıkmak isteyen herkesi oraya bekliyoruz....

İslam aleminin Papa'sı, Türkiye'nin sahibi 'Gülen imam'

Fethullah Gülen; kim ona dokunmaya kalkarsa içeriye atıyorlar. Türkiye'nin nasıl bir ülke olduğunun göstergesi. Basit, sıradan bir imam Allah muamelesi görüyor.

Emniyette yapılandı, devlette yapılandı, TSK'da yapılanması sürüyor. Bütün bir ülke ABD'de yaşayan bu imamın emrinde.

Hakkında ortaya iddia getiren, yazı yazan, kitap hazırlayan bütün gazeteciler teker teker içeriye alınıyor.

Bataklıktaki sineklere ellerde yelpazelerle vurmaya çabalarken, bir imam ülkenin kaderini çiziyor, her tür operasyonu emrindeki resmi üniformalılarla yürütüyor.

Senelerdir ABD'de. Elini, eteğini öpüp etkilenmeyen yok. Ve yine elini, eteğini öpüp yükselmeyen kimse kalmadı. Emniyetçisi, gazetecisi, sanayicisi, kumaşçısı v.s. v.s.

CIA eski ulusal istihbarat konseyi başkan yardımcısı Graham Fuller, onun yeşil kart alması için tavsiye mektubu yazıyor.

İmamlığı dışında hiçbir dini sıfatı olmamasına karşın Papa ile görüşüyor.

ABD destekli kurulması için şu an Ortadoğu'da temelleri atılan yeni tip İslam'ın 'Papa'sı olacak.

Herkese gösterilen model ülke Türkiye, Fethullah Gülen de o model ülkenin dini lideri.

Bu sürecin biteceğini sanmıyorum. Çok daha yoğunluklu bir biçimde sürdürülecek. Hatta medyadan çok flaş 2 ya da 3 isim tutuklanacak.

Ülkede kontrol altına almadıkları hiçbir şey kalmadı. Sıra medyaya geldi.

Hürriyet, Milliyet, Posta, Vatan, Radikal, CNN Türk, Kanal D ve Star Tv'nin satın alınması için şu an yoğun bir pazarlık süreci yaşanıyor. Pazarlık Kanal D, Posta ve Hürriyet'te kilitlendi.

Bugüne kadar bambaşka işlerle meşgul olan Ülker Grubu, ABD'li bir şirketle birlikte bunların hepsini almak istiyor. Dediğim gibi, pazarlığın kilitlendiği bazı gazete ve TV'ler var.

Bunların hepsi Fethullah Gülen, daha doğrusu, perdenin arkasından ipleri tutanların emriyle gerçekleştiriliyor.

Yeni bir Türkiye çok yakın....

Siktirin gidin!!!!!!!

Bir siktirin gidin. Türkiye'de milyon tane şey yasak, işin ucu kendine dokununca sesinizi çıkartın ancak. Hem de yöntem olarak twitter'dan bilmemneyime dokunma diye bir zımbırtıya tık'layarak.

Sahtekârsınız alayınız ve korkaksınız.

Bu ülkede sikindirik futbol muhabbetini, genç kız triplerini, yazamadınız diye mi bütün derdiniz? Lan bu ülkede insanlar haber yazamıyor, hanginiz ses çıkarttınız bugüne kadar? Bu ülkede muhalif basının kapılarında polis bekler, çalışanların evlerine kadar polisler takip eder, istediklerinde baskınlar düzenlerler kimsenin ruhu bile duymaz.

"Bizim siyasetle işimiz olmaz, biz futbol yazıyoruz" diye, kendinize saçma sapan bahaneler üretin, kıçınız ayrı başınız ayrı oynasın, sonra "Blogger'ıma dokunma" diye ağlayıp sızlayın.

Umarım açılmaz bir daha, hatta özgürlük saydığınız şeyler daha da sarsın her tarafınızı. Belki o zaman bu ülkedeki gerçek özgürlük kısıtlamalarının farkına varabilirsiniz.

Korkaksınız çünkü sokaklara çıkamıyorsunuz. Birileri sizin için çıkar nasılsa. Başlatalım bir eylem, her hafta Taksim'de buluşalım.
Kaç tane blogger var? Minimum 50 bin tane vardır.
10 bini bulur muyuz? Bok buluruz.
İşi sadece blogger değil, tüm özgürlüklerin kısıtlanması konusuna taşıyalım.
Var mısınız? Bok varsınız.

Ağlamaya devam edin,
"siyaset yapmamaya" devam edin,
suya sabuna karışmadan, yırtma planları yapın,
birilerinin canı yanarken, uzaktan izlemeyi sürdürün,
size dokunmayan yılana "Çok yaşa" diye tempo tutun.

Kendinizi kandırmaya devam edin ve siktirin gidin, asalak sürüsü. Nasıl, kuyruğunuza basılmadan önce 3 maymunu oynadıysanız, size verilen rolü üstlenmeye devam edin. Bu kadar çok ağlayınca belki insafa gelirler, siz de "direndik, kazandık" edebiyatı yaparsınız.

Evden dışarı çıkmadan, mail göndermeye devam edin. Yegâne tepkiniz bu olsun. En zararsız olanı hem de vicdanen mastürbasyon etkisi yaratıyor değil mi?

Lan hâlâ twitter'dan medet umuyorsunuz ya embesilin önde gidenisiniz. Yarın öbür gün twitter'ın erişimi kapatılınca merak ediyorum ne yapacaksınız?

1 Mart 2011

Olur böyle şeyler


Çok sıkıldım, çok şeyden sıkıldım hem de. Ayaklarımda binlerce kiloluk ağırlıklar varmış gibi hissediyorum.

Nedeni, niyesini bilmiyorum, sorgulamıyorum da.

Bir dönem yokum, her ne olursa olsun yazmak istemiyorum. Zaten gereğinden fazla bile yazdım. Bu kadar çok yazınca saçmalamaya başlıyor insan. Geriye doğru dönüp baktığımda, saçmaladığımı fark ettim.

Bir de itiraf gelsin. Bu kadar çok kişinin (sayıdan kasıt, benim görece kavramımdan ibaret) takip etmesinden ve okumasından rahatsız olmaya başladım.

Herkes kendine iyi baksın ve dikkat etsin.