25 Mayıs 2011

Alfred Adler sizi bekler yavrular


Şimdi okuyanlar diyecek ki, "Bok atıyorsun". Yok cidden bok atmıyorum ama Emenike'ye verilen 9 milyon Euro ziyan olur gider. Hatta bir adım daha öteye taşıyıp, İkinci Preko vakası olur diye de ekliyorum.

Neden böyle diyorum? Çünkü Türkiye'ye gelen Afrikalı futbolcuların profilini iyi biliyorum. Türkiye bir-iki istisna hariç son durak olmuştur Afrikalılar için. Kendisini Türkiye'de geliştirip, giden Afrikalı oyuncu hatırlayanınız var mı? Bizde tersine işler bu süreç. Gelişmiş gelen Afrikalı futbolcu, geriye doğru evrim geçirir ve bir süre sonra da kaybolur gider.

Şundan şüphe etmeyin, Galatasaray'a da gelseydi aynı fikri savunurdum. Türkiye içinden Afrikalı transferi yapılmasının hiçbir faydası yoktur ama umarım Fenerbahçe'de başarılı olur ve Şampiyonlar Ligi'nde gollerini sıralar..

Karabük-Fenerbahçe maçı öncesinde başlayan ve şu transferin gerçekleştiği bugüne gelinen süreçte yaşananları düşündüğümüzde işin ahlâki boyutunun da olduğu su götürmez bir gerçek. Artık Emenike için verilen 9 milyon Euro bonservis bedelini de, o ahlâka sığdırmak lazım.

Selçuk İnan transferine gelince, futbolculuğunun yanı sıra, transferin gerçekleşmesi bakımından psikolojik ağırlığının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Son bir haftadır "Selçuk Galatasaray'a ancak çaya gider" diyen Bilgiç (!) kişiliklerden, "Fenerbahçe, Türkiye'de her istediği oyuncuyu alır" diyen içgüveysine kadar -ve tabii ki mal taraftar bakış açısı- gereken yanıtı almıştır diye düşünüyorum.

Transferleri bile büyüklük psikolojisine sokup, "Biz istediğimizi alırız" diye böbürlenmek, alamayınca da "Biz zaten istemedik" noktasına taşımak, içlerdeki kompleksleri dökmek bakımından gayet yararlı oluyor.

Herkesin satın alınabileceğini, "O ne veriyorsa 1 fazlası" diyerek, insana meta gözüyle bakmak, futbol yorumculuğunu filan geçin, insanlığa pek sığmıyor.

Artık şu kahvedeki adam modundan sıyrılmak lazım. İşi sidik yarışına götürmek, insanları daha da birbirlerine düşman yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Ama futbolcusu "Koyduk" diyen adamın kendi fikrinden ne hayır gelir?

Bu kadar böbürlenmek, her şeye sahip olabileceğini düşünenler için Selçuk İnan transferi gerekliydi Galatasaray'a.

Ama tabii bu zihniyet öyle ya da böyle bir biçimde su üstünde kalmayı beceriyor, zeytinyağı kıvamında olduğu için.

Futbolculuk meziyetlerine söyleyebilecek bir şeyim yok. Biraz ağır olması dışında pek fazla defosu olduğunu düşünmüyorum, umarım Galatasaray'da başarılı olur. Tahminim, Terim'in beynindeki 4-3-3'ün içinde barınabileceği yönünde.

Trabzonspor meselesine gelince, takım dağılıyor ve buna çare üretmek konusunda basiretsiz bir yönetim sergileniyor. Kuvvetle muhtemel Umut Bulut, Jaja ve Colman da yolcular arasında olacak. Silbaştan yapmak gibi bir durum söz konusu. Yine de enseyi karartmamaları gerekiyor, çünkü Şenol Güneş gibi ölüyü dirilten bir teknik direktöre sahipler.

"Galatasaray'a çaya gelir" ne demek lan ayrıca. İnsan rakibini bu kadar aşağılar mı? Lan otur şampiyonluğunun tadını çıkart. Hâlâ aklınız, fikriniz Galatasaray'da. Alfred Adler mezarından çıkıp gelse bu heriflerdeki aşağılık kompleksini çözemez.

'Hürriyet' faşizmdir (!)


Bak işte Türkiye'deki zihniyet profiline en iyi bakıştır şu Şenol Güneş'in açıklamaları sonrası, Türk basınının refleksleri.

Şenol Güneş, aleni -ve de çok haklı olarak- isim vererek, Hürriyet gazetesini suçladı. Suçlamaların tamamında haklılık payı var. Özellikle son 5-6 haftada leş üstüne üşüşen çakallar, akbabalar -teşbihte hata olmaz- gibi Trabzonspor'un üstüne çullandılar.

Duyum üstüne haber yapmaktan tutun da, Trabzonspor endeksli ve Fenerbahçe'nin rakipleri hedef alınarak yapılan ısmarlama işler yapıldı.

Hedefe giden yolda nasılsa her şey mübah olduğu için akla hayale sığmayacak senaryolar üretildi. Kimileri imzalı, kimileri imzasız bu haberlerde temel amaç Trabzonspor'un yıpratılmasıydı.

Şenol Güneş de, en sonunda bir basın toplantısı düzenleyerek, bunları açıkladı. İnsanlar Şenol Güneş'in bu tavrını eleştirse de, söylediklerinin pek çoğunda büyük haklılık payı var.

Lig TV ve Hürriyet şu ana kadar bu haberi görmezden geldi. Muhtemelen bir cevap mahiyetinde açıklama yapacaklardır. Ancak bunun adı tam anlamıyla sansürdür. Bir basın kuruluşu aleyhinde bir açıklama bile yapılsa, haber değeri taşıyan bu açıklamayı sayfasında vermek zorunda.

Lig TV konusuna girmek bile istemiyorum çünkü dün Şansal Büyüka'nın "Kardeşim, Fenerbahçe'nin de canı az yanmadı hakemlerden" cümlesi, aslında zihniyetin nasıl olduğunu gösteriyor. İnsanın aklına hemen kesilen kablolar geliyor. Demek ki, kendini haklı göstermenin yolu böyle oluyor.

Fenerbahçelilerin şampiyonluk sonrası üstlerine giydikleri "Biz bize yeteriz. Çünkü Fenerbahçeli'yiz" t-shirtleri ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor. Çünkü -her ne kadar Fenerbahçeli dostlar bunu kabullenmese de- arkalarında dev bir medya desteği var. Üstelik bu destek, zaman zaman değil, sürekli ve daimi olarak kendilerine sunuluyor.

Şu an kendilerine yöneltilen eleştirileri sansürlemek bile bu desteğin bir göstergesidir.

Yazık ki, spor medyası futbolculuğunda iki kelimeyi bir araya getiremeyen futbolcu eskilerinin, soytarılık yapanların, şarkıcılıktan içgüveyliğine dikey geçiş yapanların yuvalandığı bir yer haline geldi.

Ercan Saatçi'nin Galatasaraylı ya da Beşiktaşlı versiyonu sizce basında kalıcı olabilir mi? Ya da Meriç gibi bir götverenin Fenerbahçesiz hali senelerce basında tutulur mu?

Türkiye'de bugüne kadar herhangi birinden "Arkadaş, ben duyum aldım, ispatlayamam ama XSpor takımının taraftarları, Ahmet'e küfür ederek kırmızı kart görmesine sağlayacak" diye haber çıktığını gördünüz mü?

Olmaz, yaptırmazlar adama. Bak sadece şu kadarını söyleyeyim, bu ülkede Antu'dan haber yapan, yaptıran spor müdürleri var. Bunlar olduğu sürece kimse "Biz bize yeteriz" edebiyatı yapmasın. Çünkü "Biz bize" dediğiniz, büyük bir güç oluyor. İnsanlar zaten bu güç ve küstah tavır karşısında Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu istemiyor.

20 yıl önce neden durum böyle değildi? Ne değişti? Bunları sorgulamak da benim işim değil.

Başa dönelim, Türk basını sansürcü zihniyetini bir kez daha ortaya sermiştir. Şu anda Şenol Güneş'e sansür uygulanmaktadır. Üstelik buna yayıncı kuruluş da dahil.

Şekip Mosturoğlu, Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman basın toplantısı düzenlediğinde bütün haber kanalları bile canlı yayınlarken, yapılmış bir basın toplantısı bile içe sindirilemiyorsa, buna ayıp denir.

Ama Türk basını her şeyi geç algılar. 7 yıl önce RTE'ye düzülen methiyelerle bugünkü eleştirileri üst üste koyduğunuz anda bunu anlarsınız.

Sansürün her türlüsü tehlikeli ve faşist zihniyet ürünüdür. Sağa sola Hürriyet Treni göndermekle özgürlük olmuyor.

Not: Anadolu Ajansı da haberi sansürlü olarak geçti ve Hürriyet ile Lig TV bölümlerine yer vermedi.

24 Mayıs 2011

Galatasaray'dan bir bok olmaz -2-


Eyvallah Fatih Terim 1996-2000 yılları arasında Türk futbolunda bir daha tekrarlanması güç bir başarı yakaladı. Bunu kabul etmemek aptallık olur. Ama hepsi o kadar.

Terim 2000 yılında pause düğmesine bastı ve orada kaldı. Kimse çıkıp "Avrupa Şampiyonası'nda 3.lük" filan demesin. Cech'in elinden kaçırdığı top, kariyerinin tamamen durmasına neden olmuştu. Şans pek çok zaman insana yardım etmiyor fakat Terim, o şanstan bol bol nasiplendi.

Şimdi kariyerini yeniden ayağa kaldırmak için yeni bir fırsat ayağına geldi ama Terim daha ilk hamlesinde sınıfta kaldı. Kendisine yardımcı olarak seçtiği "Hasan Şaş, Ümit Davala ve Taffarel" isimleri yanlış açılış yapan satranççıya benziyor.

Ortalarda dolanan pek çok isim var. Olur ya da olmaz onu bilmiyorum ama Drogba'yı çalıştıracak adam Hasan Şaş mıdır, Ümit Davala mıdır?
Hasan Şaş, Drogba'ya ne öğretebilir, neyi anlatabilir biri açıklarsa sevinirim. Çünkü benim fındık beynim bu hamleyi anlamış değil. Keza Ümit Davala da aynı şekilde. Kaldı ki, Skibbe'nin yardımcısı olarak geldiği zaman hangi yeteneklerini sergiledi, nasıl meziyetler ortaya döktü ki, yeniden göreve getiriliyor?

Hadi diyelim işin bu noktasını geçtik. Herhangi biriniz şunu düşünebiliyor musunuz? Galatasaray, XSpor karşısında 2-0 geride ve Terim hatalı bir hamle yapıyor. Hasan Şaş ya da Ümit Davala "Fatih Hoca yanlış yapıyorsun. Ahmet yerine Mehmet'i alsan, forveti 3'lesek" gibi bir cümle kurabilir mi?

Terim'in ders almayıp, ders vermeye devam ettiği daha 4. günde kendini belli etti. Şu geçmiş saplantısından, 2000 ruhundan artık sıyrılmak gerekir. Nedir bu aptalca ısrar anlamış değilim. 2000 yılından bu yana her sene o ruhu arayıp duruyoruz. Eğer aranan ruhsa 2011 ruhu yarat. Yaratamıyorsun ve yaratamayacaksın çünkü elde Hagi gibi bir sihirbaz yok!

Tabii tüm bunların üstüne altyapının başına getirildiği söylenen Hakan Ünsal gerçeği var. Bugüne kadar köşe yazarlığında gösterdiği müthiş performansa dayanarak, kendisini altyapının başına uygun görmüş, İmparator hazretleri.

Artık altyapıdaki çocuklar, hem futbol oynayıp aynı zamanda nasıl oruç tutulur, takımdaşlık gereği toplu Cuma namazlarına nasıl gidilir, küçük yaşlardan itibaren yabancı futbolcu düşmanlığı nasıl yapılır hepsini bir bir öğretir Hakan Ünsal abileri.

Pek çok kişi Fatih Terim'in göreve getirilmesinden çok ümitvardı ama eğer ki şu isimler göreve getirildiyse, 3. Fatih Terim döneminin 25 Mayıs 2011 tarihi itibariyle sonunu belli etmiştir.

Yazık ki, hâlâ 2000'den medet umuluyor ve o başarı üstünden yeni bir yapılanmaya gidilmeye çalışılıyor. Oysa o ruh, 17 Mayıs 2000 tarihinde görevini gerçekleştirdi ve misyonunu tamamladı.

Ben gelecek yabancı oyunculara şimdiden üzülmeye başladım. Hiçbirinin uzun vadede başarılı olabileceğini düşünmüyorum bu kafa yapısı içinde. Hakan Ünsal'ın, Hasan Şaş'ın yabancı futbolcular hakkındaki düşüncelerini gayet yakından biliyoruz. 40 yaşından sonra hidayete ermelerini bekliyorsak, daha çoooooook 2000 ruhu bekleriz.

Göreceksiniz gelen yabancı futbolcular ya Türkiye'ye adapte olamayacaklar, ya müzmin sakat olacaklar ya da suratları beş karış top oynayacaklar.

Galatasaray bu yıl harcanacak paralarla birlikte çok daha büyük bir çöküş sürecinin içine girecektir.

İsteyen umudunu korusun, isteyen İmparator'una sahip çıksın. Olacak oğlak bokundan belli olur misali, gelecekte bizi bekleyen sonu görmemek için en iyisi gözlerimizi kapatıp bir an önce bunun da geçmesini bekleyelim.

Şu biat kültüründen kurtulamadığımız sürece Galatasaray'dan bir bok olmaz. Geçen yıl 29 Temmuz akşamı Ali Sami Yen'deki 2-2'lik OFK maçından sonra da aynı şeyi söylemiştim, şimdi daha erkene alarak 25 Mayıs'ta aynı cümleyi tekrarlayacağım; Galatasaray'dan bir bok olmaz...

Ama burası Türkiye iki transfer, bir galibiyetten sonra herkes "İmparatorr Fatih Terim" diye gırtlağını yırtmaya başlar. Başarı dediğiniz şey, salt şampiyonluksa, Türkiye'de şampiyonlukların nasıl geldiğini hep birlikte izledik bu yıl. Cihan Kamer, Hüseyin Ersan Topbaş'ın sihirli dokunuşlarından bir tanesini de çiçeği burnunda vekilimiz Hakan Şükür yapıverir sihirli değneğiyle, al işte sana başarı...

Neyse iyi yanından bakalım, "Kadıköy'de büyü mü var?" diyen Hasan Şaş göreve geldiyse, sırtımız bir daha yere gelmez.
Florya'dan Kadıköy'e kadar kurşun boru hattı döşeriz, o sayede kazanabiliriz belki.

Taffarel için hiçbir şey söyleyemiyorum ama şundan eminim kimse Nezihi'den daha kötü bir çalıştırıcı olamaz.

Pikniğe gel!


Hüseyin Üzmez ve Müslüm Gündüz piknik yapmışlar bugün.

Sanırım birbirlerine taciz, tecavüz ve cinsel ilişki hikâyelerini anlatmışlardır.

"Lan Hüseyin Abi, iyi yırttın valla"
"Müslüm gözüm, sen de şimdi yakalansan bir şey olmazdı devir değişti"
"Hahahahhahaha"
"Çocuklar kanatları uzatıverin"


Yakınlardan geçen olmamıştır umarım. Bunlardan bir bok kurtulmuyor çünkü...

Maymunlar cehennemi

Şampiyon olduğun zaman her şeyi yapabilme hakkına sahipsin bu ülkede.
Statta şampiyonluk kutladığında "Koyduk" ya da daha önce yaptığın gibi "Ananın amı" diye bağırabilirsin.

Bu öylesine bir aşağılık kompleksi ki, şampiyon olduğun akşam Galatasaray Lisesi'ne bayrak asarak, fındık beyinlerce şampiyonluğu taçlandırmaya çabalıyorsun. Ne gerek var ki, zaten şampiyonsun, eğlen eğlenebildiğin kadar, doyasıya kutla.

Bayrağı Galatasaray Lisesi'ne asınca, şampiyonluğun yanında bonus olarak Türkiye Kupası'nı da mı verecekler sana? Ya da Avrupa'dan herhangi bir kupanın da mı sahibi oldun?

Misal Galatasaray şampiyon olsa, aklımın ucundan bile geçmez, gidip Fenerbahçe Lisesi'ne bayrak asmak. Sevineceğim bambaşka şeyler var, o yüzden aklıma bile gelmez.

İşin bir de ukalalık boyutu var. Şampiyon olduktan sonra biri, "Yarın Türkiye'de resmi tatil olmalı. Çünkü Fenerbahçe’nin büyüklüğü her yeri kitleyecek." der, diğeri "Gerçeği konuşmak gerekirse Türkiye’deki bütün kulüplerin üzerinde bir camia." der, öbürü, "Türkiye'nin 4'te 1'ine armağan olsun" der.

Mutlaka mesaj vermek gerekiyor ya. Birine taş atmadan, tek başına şampiyonluğun tadı çıkmıyor. Diğerlerini aşağılayacaksın, öteleyeceksin ki tadı çıksın.

Neyse hepimize 'koydular' o yüzden mutlu olsun Fenerbahçe'nin şampiyonluğu.

Galatasaray Lisesi'ne bayrak da astılar. Artık sırtları yere gelmez. Şampiyonlar Ligi'nde minimum yarı final görürler. Boru mu lan! 5.5 asırlık çınarın kapısına sarı-lacivert bayrak asmış maymunun biri tırmanıp.

O değil de, Türkiye'de Fenerbahçeli sayısı fena halde azalmış. Bundan 25 sene önce Fenerbahçe şampiyon olduğunda evlerin yarısından fazlasında sarı-lacivert bayrak olurdu. Dün özellikle bakındım, doğru dürüst bayrak göremedim. Ya bayrak satışları az, ya Fenerbahçeli sayısı.

"Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" diye diye, ortalıkta Fenerbahçeli kalmamış.

Her şey bir yana Fnerbahçe'nin 18. şampiyonluğu kutlu olsun. Bir de adam gibi kutlamayı becerebilseniz iyi olacak.

Volkan'a gelince; hiçbir zaman fikrim değişmedi. Hep öyleydi, hâlâ öyle...

Galatasaray Lisesi'ne bayrak asacağınıza Galatasaray Lisesi gibi bir eğitim kurumu oluşturmaya bakın. Yeri gelir, bayrağı götüne bile sokarsın, önemli olan o değil.

20 Mayıs 2011

Unutmayacağım


Rijkaard'ın nasıl satıldığını,

Futbol Federasyonu denen kurumun çifte standartlarını,

Hakemlerin saha içinde Galatasaray'ı nasıl doğradığını,

Servet'in Cem Sultan'a tokadını,

Florya'daki çetenin nasıl adam yediğini,

Arkadaş kontenjanından transfer yapıldığını,

Tribünlerin Galatasaray kaptanına küfür etmesini,

Galatasaray Başkanı'nın siyasal güce boyun eğmesini,

Suat Kılıç denen herifin taraftara sefil demesini,

Yasin Ekrem Serim denen yalakanın Galatasaraylılara kuş beyinli demesini,

Kendi evimizde, merhum başkan Özhan Canaydın'ı aciz gösteren TOKİ Başkanı'nı,

Spor basınının akbabalar gibi Galatasaray'ın düştüğü durumdan nemalanmasını,

Hagi'nin vedasını,

Evimiz Ali Sami Yen'in yıkılmasını,

Galatasaray'ın çiftlik gibi yönetilmesini,

Bir sezonda üç teknik direktör değiştirilmesini,

Eksi averajla ligin bitirilmesini,

Sahada formasını idrak etmemiş futbolcuları,

Kolundaki bandın verdiği onuru taşıyacağı yerden, yüzü ekşimekten kurtulmayan Galatasaray kaptanını,

Berbat transfer politikalarını,

Ayda 60 bin dolar para kazanıp, bir bok yapmayan Adnan Sezgin'i,

Kewell'ın yüzündeki gülümsemeyi,

Ali Sami Yen'e vedayı,

Unutmayacağım...

İşkence tadında bir sezon bitti. Şimdi sıra taraftarın en sevdiğim bölüme geldi, yani transfer sezonuna. Kim gelir, kim gider bilmiyorum.

Şu maçta gösterilen sarı kartları aklınıza getirin, bir de İstanbul'un karşı yakasındaki statta ayaklar kırılırcasına üstlerine basanları, hakemin gözüne baka baka küfür edenleri, sahaya, soyunma odasına inen başkanları düşünün.

Galatasaray ruhunu kaybetti, büyüklüğü zedelendi. Önce tamir edilmesi gerekenler bunlardır.

Bu sezon büyük bir kayıpla geçti belki ama çıkarılacak çok ders var. Bunlardan ders çıkartılmazsa, Galatasaray'ın sonu hayırlı değil. Umarım o dersler alınmıştır...

Yine de, hep dediğim gibi;

Ben seni şampiyon olacaksın diye sevmedim ki.

Yeni sezonda umudun adı sarı-kırmızı olsun...

Dün Siirt, bugün Amasya, yarın neresi?


Kendisini tanıyan var mıdır? Muhtemelen yoktur.

Bu arkadaş Amasya İl Özel İdare Müdürü B.I. 13 yaşındaki ufak bir kızla birlikte olmak için para vermiş, ona defalarca tecavüz etmiş aşağılık herifin teki.

Bunlar kamyon üstünde kömür, makarna dağıtan valilerin çalışma arkadaşları.

Ülke muhafazakârlaştıkça ahlâken çöküyor. Bu işleri yapan orospu çocukları da özellikle bu profildeki adamlar. Ehh yalan değil, herife dinen o yaştaki çocukla evlenebileceği söyleniyor. O yaştaki çocukla imamın karşısına geçip evleniyor, sonra da koynuna alıp çocuk yapıyor.

Ama B.I denen bu iğrenç suratlı pislik korkmasın, artık devlet bu tipleri koruyor. Hüseyin Üzmez abisi gibi dışarıya çıkıverir bir çırpıda. Hüseyin Üzmez'in salıverilmesiyle bu orospu çocukları daha fazla yüreklendi.

Herif içinden düşünüyor; "Lan, nasılsa Hüseyin Üzmez'i salıverdiler, ben yapsam ne olur ki? Üstelik devlet görevlisiyim."

Siirt'teki olayı hatırlayan var mı?
Ne oldu sonuç?
Koca bir hiç.

Devletin görevlilerinin karıştığı ortaya çıkan koca rezalette birkaç esnaf ceza aldı ve olayın üstü kapatıldı.

Hüseyin Üzmez'i salıveren mahkemeler, bu piçi de rahat rahat salıverir, kimsenin endişesi olmasın.

Birileri hâlâ internete, bilmem neye sansür uygulamaya çabalasın. Önce siz, içinizdeki pisliklerden arının sonra internete sıra gelir. Sen çocuk pornosunu önlüyorum bahanesiyle interneti sansürlerken, senin atadığın görevli, 13 yaşındaki çocuğa para karşılığında tecavüz ediyor.

Coşkun Irmak denen senarist bozması götverenin teki çıkar "Tecavüz sahnesi çok estetik oldu" diye böbürlenir.

Tecavüzün estetiği nasıl oluyor acaba? Bunu tecavüz mağdurlarına, yakınlarına anlatıversene bakalım.

Toplumu pisliklerden kurtarmak istiyorlarsa, önce zihinlerindeki o mide bulandırıcı algılarından arınmaları gerekiyor.

Küçük yaşta çocukla evlenilmeyeceğini, din ya da herhangi bir olgunun bunu doğrulayamayacağını kabullenecekler.

Yoksa dün Siirt, bugün Amasya, yarın bir başka yerde bunlarla karşılaşmaya devam edeceğiz.

Şu olay, ne kadar tiksinç bir zihniyetin iktidarda olduğunun başat göstergelerinden biridir.

Bunlar devlet görevlisi. Vay babalar vay.

19 Mayıs 2011

Aysal, Elmander, Terim ve gelsin kızılcık şerbetleri

Galatasaray başkanlık süreci boyunca bilinçli bir sessizliği tercih ettim. Adnan Polat'ın gitmesi gerektiği aşikârdı.

Ünal Aysal rekor oyla seçildi ve kendisini ilk kez uzun bir biçimde dinleme ve izleme imkânı buldum. Açıkça söylemek gerekirse, bana ciddi anlamda güven verdi. Ne söylediğini bilen, popülist söylemlerden uzak duran, konuşmaktan çok kendi deyimiyle bir 'eylem' adamı ve en önemlisi de aklı duygularının önünde.

Galatasaray'da 3. kez Fatih Terim sayfası açılıyor. Kendisine çok sıcak bakmadığımı takip edenler gayet iyi biliyor. Takip etmeyenler için söyleyebilirim ki, Fatih Terim'i yeniden Galatasaray'ın başında teknik direktör olarak görmek, beni fazlasıyla rahatsız edecek. Hoş, benim rahatsız olmam ne bu kulübü ne de bir başkasını ilgilendirir.

Fatih Terim'i hep İsviçre milli maçı sonrasında yaşananlar paralelinde hatırlıyorum. Ulusal takımın en büyük utançlarından birinde Terim'in koca bir imzası vardı çünkü. İnsanlara tepeden bakan, 'dünyayı ben yarattım' edası, işler iyi giderken sempatik görünen ama işler sarpa sardığında önüne geleni aşağılayan birinden hazzetmem de pek mümkün değil.

İşin kişisel kısmını bir tarafa alırsak, Fatih Terim'in oynattığı futbola da pek inanan biri değilim. Takıntılarının esiri olan, 'ben yarattım' demek için dökülen futbolcularda ısrar eden, sahada bir kaos yaratarak, sonuç çıkartmaya çalışan bir teknik direktör profili çiziyor.

Tabii ki, kimileri için bu profil salgılattığı adrenalin sayesinde heyecan verici ama ben heyecandan çok oturmuş, düzenli bir takım taraftarıyım.

Kaderin cilvesi olsa gerek "Yeter artık! İzlemek istemiyorum bu adamı" dediğim Terim'in başında olduğu Galatasaray'ın aldığı sonuçlarda nasıl tepkiler vereceğimi hiç bilmiyorum.

Ünal Aysal'a yeniden dönecek olursak, Galatasaray'ın kırgın taraftarını yapacağı hamlelerle kazandıracağı çok açık. "Bir hafta içinde çok önemli bir kaleci açıklayabiliriz" söylemi bile, taraftarın büyük bir kısmının gönlünü kazanması için yeterli.

Galatasaray yeni bir yapılanmaya giderken, keşke Terim'le başlamasıydı. Aynı suda yıkana yıkana Ganj Nehri kenarında hacı olan Hindulara döndük. Ama UEFA Kupası gibi bir kredibilite olunca, pek çok kişi hacı olmaya razı.

Ünal Aysal'ın 1 saat 20 dakikalık konuşması boyunca benim adıma söylediği en önemli şey, kulübün Kasım ayına kadar 120 milyon dolar gibi bir rakam ödemesi gerektiği ve birtakım gelirlerinin temlik altına aldırıldığıdır.

Bunu şunu için önemsiyorum; hani şu "Evet abi Adnan Polat sportif açıdan başarısız ama mali açıdan son derece önemli işler başardı" diyenler var ya? Ne kadar başarılı bir mali portre olduğunu anladık!

Bu takıma gönül veren akil adamlar, Galatasaray'ın sorunlarının çözümünün transferlerla olmayacağını ısrarla söylüyor.

Ünal Aysal'ın bu 80 dakikalık konuşmasında Sağlık Kurulu, Florya, futbolcuların psikolojisi, nakit akışı gibi söylemlerini bu bağlamda değerlendirdiğimde, Galatasaray'ın başında akil bir adamın olduğunu görmek sevindirici.

Heyecan verici bir dönem başlayacak, bunu şimdiden görmek mümkün.

Çok umutlu olmasam da, yenildiği bir maçtan sonra gazeteci aşağılamayan, yaptığı hatalardan ders almış, takımı "Belki bu kez düşeş gelir" mantığıyla değil de, futbolun gerçekleriyle örtüştüğü sahaya çıkartan, komplekslerden uzak bir teknik direktör görmek.
Umuyorum; Nihat, Tuncay, Semih transferlerini görmeyiz. Bunları gördüğüm an, benim açımdan her şey başlamadan bitecektir...

Takım tutmak, garip bir duygu vesselam. Kan kusup, kızılcık şerbeti içeceğim sanırım...

Yazmadan önce aklımdaydı, unutmuşum; şimdi aklıma geldi. "Söz konusu Galatasaray olunca gerisi teferruat" diyen Terim acaba devre arasında kendisine teklifte bulunulduğunda neden benzer bir cümleyi kurmadı, merak etmiyor değilim...

Kayıkçı kavgası


Bu pankart Ankara'da ülkenin başbakanı konuşurken asıldı.
Özel koruma görevlileri geldi ve evin içine girdi.
Gayet medeni bir biçimde gösterilen tepkiye, tahammül olmadı.
Kendisinin, partisinin, hoşgörü anlayışı bu kadar.


Bu pankart da, Tunceli'de dün gece şehirde panolarde yer alan Kürtçe CHP afişlerinin kaldırılmasına yönelik asılan bir tepki afişiydi.
Polisler geldi ve bu pankartın kaldırılmasını istediler.
Gayet medeni bir biçimde gösterilen tepkiye, tahammül olmadı.
Partisinin ve kendisinin hoşgörü anlayışı bu kadar.

Bir bardak suda kopartılan CHP, AKP kavgasının taraflarının tek derdi, sisteme hakim olmak. "Ona yar olmasın, benim olsun" durumu.

Siyasi iktidarın uygulamaları bir kitle tarafından yoğun biçimde eleştiriliyor.
Dün de, bugün eleştirilenler, başkalarını eleştiriyordu.
Aslında bu, birbirinin neredeyse tıpatıp olduklarının bir kanıtı.

Kendilerine yöneltilen hiçbir eleştiriye tahammülleri yok.


Bunlar Yusuf ve Rojdar kardeşler. Cizre'de göstericilerin polise barikat olsun diye yaktığı lastikleri, polisin göstericileri dağıtmak için attığı gaz bombası kapsüllerini toplayarak, evlerine birkaç kuruş para götürmeye çabalıyor.


Bu da Ganime Ana. Ahırdan bozma bir evde yaşam mücadelesi veriyor. Yoksullukla mücadele ediyor, hayata tutunmaya çabalıyor.

Filler üste tepinirken, çimenler eziliyor. AKP ya da CHP'nin umrunda mı?

Yoksulluğu bitirmek için gelenlerle, yoksulluğu bitirmek için gelmeye taahhüt edenler aynı kaba sıçıyor, aynı kaptan besleniyor.

Boktan bir sahne, iğrenç oyuncular, birbirine benzer senaryolarla iyi bir film ortaya çıkmaz.

'Anıtkabir'de sap gibi durmaya gerek yok'


Tükürdüğünü yalamayacaksın.

Adamı öyle dikiyorlar işte...