28 Mayıs 2011

Ah be Serdar sen ne yaptın?


Serdar Kesimal'ın facebook sayfası.

Vallahi billahi Aziz Yıldırım, kulaklarını uzatır elemanın.

Süpermiş bu arada...

27 Mayıs 2011

Offfff ne seksi bir vali bu!

"Benim valim", "Benim emniyet müdürüm" anlayışı böyle tezahür ediyor.

Bitlis Valisi Nurettin Yılmaz'la, Emniyet Müdürü Halil İbrahim Doğan, kentte esnaf ziyaretleri yapıp, Akp'ye oy isterken, halkın tepkisiyle -çok haklı olarak- karşılaşmış ve bir dükkâna sığınmak zorunda kalmışlar.

Son 7 yılda valiler, kaymakamlar kamyon üstünde kömür dağıtımı, evlere makarna paket servisi, elden para dağıtımı gibi işlerle ilgileniyorlar.

Tabii vali, Tayyip'in valisi. O ne derse öyle olmak zorunda.

Görülmüş müdür şöyle bir rezalet? Valilerin görevleri hükümet partilerine oy dilenmek midir? Kamyon üstünde kömür dağıtmak mıdır?

Herifler vali değil, parti teşkilatının il başkanı sanki. Hemen hepsi aynı şekilde davranıyor. Bundan gocunmuyorlar da. Paşa paşa yapıyorlar.

Devletin valisine emir kulluğu yapmak, el etek açmak yakışır mı? İnsan bunu kendisine nasıl yakıştırabilir?

Parti araçlarında deprem yardımı yapılır, valiler, emniyet müdürleri kapı kapı oy isterler, kaymakamlar gecenin köründe resmi binalarda elden para dağıtırlar. Kabile toplumlarında olacak şeyler, güya sosyal devlet Türkiye'de yaşanıyor.

Hayır, işin ilginci bunları gayet sıradan sayıyoruz. Hiç rahatsız olmuyoruz bunlardan. Hakikaten valinin görevi, iktidar partisi için oy istemekmiş gibi davranıyoruz.

Annem hep der, "İnsanın içi, yüzüne yansır" diye. Şunların hangisinin suratında meymenet var acaba? Hepsi başka bir dünyadan yeryüzüne indirilmiş gibi.

Bunlar çıkartılırken, özel bir şey mi yeniyor acaba? İki yüz gram keçi boynuzu pekmezi, biraz tulum peyniri, azıcık da karabiber al sana seksi vali.

Hakikaten ne çekici bir adamdır bu Nurettin! Heriften seksapel akıyor. Bir cezalandırılma yöntemi olmalı böyle dünyaya gelmek.

İsteyin siz oy, isteyin. Sandıkta oyları tersten gösterecekler, hiç merak etmeyin...

Motorlu imama müftülük baskısı


Bu genç arkadaş, 24 yaşında bir imam. İsmi Tarık Balkı.
Dalaman Müftülüğü, kendisini istifaya zorlamış.

Nedenleri şöyle sıralıyor müftü Selahattin Bozkurt: "Balkı’nun motosiklet tutkusu hastalık derecesine ulaşmış. Kendisini çok kez uyardım. Neredeyse evine motosiklet ile girecek durumdaydı. Kullandığı motosiklet sürat motoru olduğu için günlük motosikletlere benzemiyor ve dikkat çekiyor, köyde gürültü yapıyordu.
Bu nedenle gençlerle ve köylülerle arasında sorun çıktı. Bizi dinleseydi geleceği parlak bir imamdı. Ayrıca motosiklet tutkusu Facebook’a da yansımış. Facebook sayfasında garip garip fotoğraflar vardı. Köylüye ayak uyduramadı."


Türkiye'de mahalle baskısı vardı değil mi? Kendi deyimleriyle mütedeyyinlere karşı mahalle baskısı uygulanıyordu.

Mahalle baskısı öyle değil böyle oluyor. "Parlak bir imammış ama motosiklet kullanıyormuş. Üstelik de facebookta fotoğrafları varmış."

Tabii bizler de Heidi ve Peter'iz. Yedik bunları.

Aile kurumunun kutsallığı, gençleri korumak hikâyeleriyle hayatımızın her alanına müdahale ediliyor. Devlet beni ve ailemi korumaya kalkıyor, aklısıra.

Devlet önce kendine sahip çıksın. Kendini bağımsız kılmaya çalışsın. Okyanus ötelerinden emirler almasın, sonra vatandaşını sahiplensin.

Müslümanlığın şartları gibi, imamlığın da şartları olduğunu böylece öğrenmiş olduk. Yüksek sesle motosiklet kullanmak, motosiklet kullanmak, köylüye ayak uyduramamak gibi pek çok şart var.

Ayrıca bu ülkede Diyanet'e verilen para ve bu imamlara verilen paralar da sorgulanmalı. Güya din ve devlet işi ayrı ama devlet, para topluyor bunun için ve bütçeden en fazla nasiplenen kurum oluyor.

Ülkenin; ateisti, Alevisi, Katoliği, Protestanı da bu kuruma para veriyor. Bildiğin haraç aslında, başka bir anlamı yok. Din gönüllülük işiyse, imama ne gerek var? Allah'la arama niye elemanın biri giriyor?

Türkiye'de kurulmuş şu kokuşmuş düzenin en kokuşmuş parçalarından biridir Diyanet denen kurum. Oluk oluk para akıyor ve benim cebimden çıkıyor, bana sorulmadan.

Konudan uzaklaşmadan, eğer imam olacaksan da, sakalın bol olacak, alabildiğine bağnaz olacaksın ve motosiklet kullanmayacaksın. Motosiklet dinen günah ya! Hem de facebook'u varmış elemanın. Günahların en büyüğü lan Facebook. Öyle buyurmadı mı padişahımız?

Aklınızı sikeyim sizin...

26 Mayıs 2011

Krizi fırsata çevirdiler şimdi de depremi fırsata çeviriyorlar


Kütahya'nın Simav İlçesi'nde depremzedelere Kızılay yardımları böyle dağıtılıyor.

Krizi fırsata çeviren Akp hükümeti, şimdi de depremi fırsata çevirmiş durumda.

İnsanda vicdan olur, insanda ahlâk olur, insanda insanlık olur biraz. Pes artık pes.

Bu kadar iğrenç bir siyasi taktik sergilenemez. Kızılay yardımı dağıtıyorsunuz. Kızılay hükümetlerin kişisel yardım aracı değildir.

Bu nasıl bir ahlâksızlık örneğidir. Şirazeleri kaydı yemin ediyorum.

Dünya siyasi tarihinin en mide bulandırıcı siyasi partisi olma yolunda hızla ilerliyorlar.

Bu mu lan Müslümanlık!

'Hürriyet' yalandır -18 milyon kez siksinler sizi-


Bok atılacak ya ne söyleneceği bilinmiyor. Selçuk İnan'ın 18 milyon Euro ya da 21 milyon Euro alacağı söyleniyor.

Rakamlar açıklandı açıklama budur: "Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş’den, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına (İMKB) gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda yer alan açıklamada, "Profesyonel futbol oyuncusu Selçuk İnan ile 2011-2012 futbol sezonundan başlamak üzere 5 futbol sezonu için sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşmeye göre oyuncuya her bir sezon için 2 milyon avro sabit transfer ücreti ve maç başına 15 bin avro ücret ödenecektir" ifadesine yer verildi.

Bu kadar terbiyesizce haber yapılmaz. Feridun'a sormak lazım duyumlarına göre kaç milyon Euro verildiğini.

Artık iş iyice rayından çıkmış durumda. 3 yıldır Galatasaray'a karşı aleni savaş yürütülüyor medyada. Yalan haberler havalarda uçuşuyor. Bunlar gazeteci filan değil, soytarı. Yarın Selçuk'un aldığı rakamı ufak kutu haber olarak verirler.

Rakamı milletin kafasına kazı, çocuğun üstünde psikolojik olarak etki yarat. Selçuk iki maç tökezlesin "21 milyon Euro'luk futbolcu" haberleri başlar.

Adi, aşağılık, pespaye, basit adamlardan, doğru düzgün işler beklemek de bizim hatamız.

Alayınız orospu çocuğusunuz.

18 milyon kez siksinler sizi.

25 Mayıs 2011

Alfred Adler sizi bekler yavrular


Şimdi okuyanlar diyecek ki, "Bok atıyorsun". Yok cidden bok atmıyorum ama Emenike'ye verilen 9 milyon Euro ziyan olur gider. Hatta bir adım daha öteye taşıyıp, İkinci Preko vakası olur diye de ekliyorum.

Neden böyle diyorum? Çünkü Türkiye'ye gelen Afrikalı futbolcuların profilini iyi biliyorum. Türkiye bir-iki istisna hariç son durak olmuştur Afrikalılar için. Kendisini Türkiye'de geliştirip, giden Afrikalı oyuncu hatırlayanınız var mı? Bizde tersine işler bu süreç. Gelişmiş gelen Afrikalı futbolcu, geriye doğru evrim geçirir ve bir süre sonra da kaybolur gider.

Şundan şüphe etmeyin, Galatasaray'a da gelseydi aynı fikri savunurdum. Türkiye içinden Afrikalı transferi yapılmasının hiçbir faydası yoktur ama umarım Fenerbahçe'de başarılı olur ve Şampiyonlar Ligi'nde gollerini sıralar..

Karabük-Fenerbahçe maçı öncesinde başlayan ve şu transferin gerçekleştiği bugüne gelinen süreçte yaşananları düşündüğümüzde işin ahlâki boyutunun da olduğu su götürmez bir gerçek. Artık Emenike için verilen 9 milyon Euro bonservis bedelini de, o ahlâka sığdırmak lazım.

Selçuk İnan transferine gelince, futbolculuğunun yanı sıra, transferin gerçekleşmesi bakımından psikolojik ağırlığının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Son bir haftadır "Selçuk Galatasaray'a ancak çaya gider" diyen Bilgiç (!) kişiliklerden, "Fenerbahçe, Türkiye'de her istediği oyuncuyu alır" diyen içgüveysine kadar -ve tabii ki mal taraftar bakış açısı- gereken yanıtı almıştır diye düşünüyorum.

Transferleri bile büyüklük psikolojisine sokup, "Biz istediğimizi alırız" diye böbürlenmek, alamayınca da "Biz zaten istemedik" noktasına taşımak, içlerdeki kompleksleri dökmek bakımından gayet yararlı oluyor.

Herkesin satın alınabileceğini, "O ne veriyorsa 1 fazlası" diyerek, insana meta gözüyle bakmak, futbol yorumculuğunu filan geçin, insanlığa pek sığmıyor.

Artık şu kahvedeki adam modundan sıyrılmak lazım. İşi sidik yarışına götürmek, insanları daha da birbirlerine düşman yapmaktan başka bir işe yaramıyor. Ama futbolcusu "Koyduk" diyen adamın kendi fikrinden ne hayır gelir?

Bu kadar böbürlenmek, her şeye sahip olabileceğini düşünenler için Selçuk İnan transferi gerekliydi Galatasaray'a.

Ama tabii bu zihniyet öyle ya da böyle bir biçimde su üstünde kalmayı beceriyor, zeytinyağı kıvamında olduğu için.

Futbolculuk meziyetlerine söyleyebilecek bir şeyim yok. Biraz ağır olması dışında pek fazla defosu olduğunu düşünmüyorum, umarım Galatasaray'da başarılı olur. Tahminim, Terim'in beynindeki 4-3-3'ün içinde barınabileceği yönünde.

Trabzonspor meselesine gelince, takım dağılıyor ve buna çare üretmek konusunda basiretsiz bir yönetim sergileniyor. Kuvvetle muhtemel Umut Bulut, Jaja ve Colman da yolcular arasında olacak. Silbaştan yapmak gibi bir durum söz konusu. Yine de enseyi karartmamaları gerekiyor, çünkü Şenol Güneş gibi ölüyü dirilten bir teknik direktöre sahipler.

"Galatasaray'a çaya gelir" ne demek lan ayrıca. İnsan rakibini bu kadar aşağılar mı? Lan otur şampiyonluğunun tadını çıkart. Hâlâ aklınız, fikriniz Galatasaray'da. Alfred Adler mezarından çıkıp gelse bu heriflerdeki aşağılık kompleksini çözemez.

'Hürriyet' faşizmdir (!)


Bak işte Türkiye'deki zihniyet profiline en iyi bakıştır şu Şenol Güneş'in açıklamaları sonrası, Türk basınının refleksleri.

Şenol Güneş, aleni -ve de çok haklı olarak- isim vererek, Hürriyet gazetesini suçladı. Suçlamaların tamamında haklılık payı var. Özellikle son 5-6 haftada leş üstüne üşüşen çakallar, akbabalar -teşbihte hata olmaz- gibi Trabzonspor'un üstüne çullandılar.

Duyum üstüne haber yapmaktan tutun da, Trabzonspor endeksli ve Fenerbahçe'nin rakipleri hedef alınarak yapılan ısmarlama işler yapıldı.

Hedefe giden yolda nasılsa her şey mübah olduğu için akla hayale sığmayacak senaryolar üretildi. Kimileri imzalı, kimileri imzasız bu haberlerde temel amaç Trabzonspor'un yıpratılmasıydı.

Şenol Güneş de, en sonunda bir basın toplantısı düzenleyerek, bunları açıkladı. İnsanlar Şenol Güneş'in bu tavrını eleştirse de, söylediklerinin pek çoğunda büyük haklılık payı var.

Lig TV ve Hürriyet şu ana kadar bu haberi görmezden geldi. Muhtemelen bir cevap mahiyetinde açıklama yapacaklardır. Ancak bunun adı tam anlamıyla sansürdür. Bir basın kuruluşu aleyhinde bir açıklama bile yapılsa, haber değeri taşıyan bu açıklamayı sayfasında vermek zorunda.

Lig TV konusuna girmek bile istemiyorum çünkü dün Şansal Büyüka'nın "Kardeşim, Fenerbahçe'nin de canı az yanmadı hakemlerden" cümlesi, aslında zihniyetin nasıl olduğunu gösteriyor. İnsanın aklına hemen kesilen kablolar geliyor. Demek ki, kendini haklı göstermenin yolu böyle oluyor.

Fenerbahçelilerin şampiyonluk sonrası üstlerine giydikleri "Biz bize yeteriz. Çünkü Fenerbahçeli'yiz" t-shirtleri ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor. Çünkü -her ne kadar Fenerbahçeli dostlar bunu kabullenmese de- arkalarında dev bir medya desteği var. Üstelik bu destek, zaman zaman değil, sürekli ve daimi olarak kendilerine sunuluyor.

Şu an kendilerine yöneltilen eleştirileri sansürlemek bile bu desteğin bir göstergesidir.

Yazık ki, spor medyası futbolculuğunda iki kelimeyi bir araya getiremeyen futbolcu eskilerinin, soytarılık yapanların, şarkıcılıktan içgüveyliğine dikey geçiş yapanların yuvalandığı bir yer haline geldi.

Ercan Saatçi'nin Galatasaraylı ya da Beşiktaşlı versiyonu sizce basında kalıcı olabilir mi? Ya da Meriç gibi bir götverenin Fenerbahçesiz hali senelerce basında tutulur mu?

Türkiye'de bugüne kadar herhangi birinden "Arkadaş, ben duyum aldım, ispatlayamam ama XSpor takımının taraftarları, Ahmet'e küfür ederek kırmızı kart görmesine sağlayacak" diye haber çıktığını gördünüz mü?

Olmaz, yaptırmazlar adama. Bak sadece şu kadarını söyleyeyim, bu ülkede Antu'dan haber yapan, yaptıran spor müdürleri var. Bunlar olduğu sürece kimse "Biz bize yeteriz" edebiyatı yapmasın. Çünkü "Biz bize" dediğiniz, büyük bir güç oluyor. İnsanlar zaten bu güç ve küstah tavır karşısında Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu istemiyor.

20 yıl önce neden durum böyle değildi? Ne değişti? Bunları sorgulamak da benim işim değil.

Başa dönelim, Türk basını sansürcü zihniyetini bir kez daha ortaya sermiştir. Şu anda Şenol Güneş'e sansür uygulanmaktadır. Üstelik buna yayıncı kuruluş da dahil.

Şekip Mosturoğlu, Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman basın toplantısı düzenlediğinde bütün haber kanalları bile canlı yayınlarken, yapılmış bir basın toplantısı bile içe sindirilemiyorsa, buna ayıp denir.

Ama Türk basını her şeyi geç algılar. 7 yıl önce RTE'ye düzülen methiyelerle bugünkü eleştirileri üst üste koyduğunuz anda bunu anlarsınız.

Sansürün her türlüsü tehlikeli ve faşist zihniyet ürünüdür. Sağa sola Hürriyet Treni göndermekle özgürlük olmuyor.

Not: Anadolu Ajansı da haberi sansürlü olarak geçti ve Hürriyet ile Lig TV bölümlerine yer vermedi.

24 Mayıs 2011

Galatasaray'dan bir bok olmaz -2-


Eyvallah Fatih Terim 1996-2000 yılları arasında Türk futbolunda bir daha tekrarlanması güç bir başarı yakaladı. Bunu kabul etmemek aptallık olur. Ama hepsi o kadar.

Terim 2000 yılında pause düğmesine bastı ve orada kaldı. Kimse çıkıp "Avrupa Şampiyonası'nda 3.lük" filan demesin. Cech'in elinden kaçırdığı top, kariyerinin tamamen durmasına neden olmuştu. Şans pek çok zaman insana yardım etmiyor fakat Terim, o şanstan bol bol nasiplendi.

Şimdi kariyerini yeniden ayağa kaldırmak için yeni bir fırsat ayağına geldi ama Terim daha ilk hamlesinde sınıfta kaldı. Kendisine yardımcı olarak seçtiği "Hasan Şaş, Ümit Davala ve Taffarel" isimleri yanlış açılış yapan satranççıya benziyor.

Ortalarda dolanan pek çok isim var. Olur ya da olmaz onu bilmiyorum ama Drogba'yı çalıştıracak adam Hasan Şaş mıdır, Ümit Davala mıdır?
Hasan Şaş, Drogba'ya ne öğretebilir, neyi anlatabilir biri açıklarsa sevinirim. Çünkü benim fındık beynim bu hamleyi anlamış değil. Keza Ümit Davala da aynı şekilde. Kaldı ki, Skibbe'nin yardımcısı olarak geldiği zaman hangi yeteneklerini sergiledi, nasıl meziyetler ortaya döktü ki, yeniden göreve getiriliyor?

Hadi diyelim işin bu noktasını geçtik. Herhangi biriniz şunu düşünebiliyor musunuz? Galatasaray, XSpor karşısında 2-0 geride ve Terim hatalı bir hamle yapıyor. Hasan Şaş ya da Ümit Davala "Fatih Hoca yanlış yapıyorsun. Ahmet yerine Mehmet'i alsan, forveti 3'lesek" gibi bir cümle kurabilir mi?

Terim'in ders almayıp, ders vermeye devam ettiği daha 4. günde kendini belli etti. Şu geçmiş saplantısından, 2000 ruhundan artık sıyrılmak gerekir. Nedir bu aptalca ısrar anlamış değilim. 2000 yılından bu yana her sene o ruhu arayıp duruyoruz. Eğer aranan ruhsa 2011 ruhu yarat. Yaratamıyorsun ve yaratamayacaksın çünkü elde Hagi gibi bir sihirbaz yok!

Tabii tüm bunların üstüne altyapının başına getirildiği söylenen Hakan Ünsal gerçeği var. Bugüne kadar köşe yazarlığında gösterdiği müthiş performansa dayanarak, kendisini altyapının başına uygun görmüş, İmparator hazretleri.

Artık altyapıdaki çocuklar, hem futbol oynayıp aynı zamanda nasıl oruç tutulur, takımdaşlık gereği toplu Cuma namazlarına nasıl gidilir, küçük yaşlardan itibaren yabancı futbolcu düşmanlığı nasıl yapılır hepsini bir bir öğretir Hakan Ünsal abileri.

Pek çok kişi Fatih Terim'in göreve getirilmesinden çok ümitvardı ama eğer ki şu isimler göreve getirildiyse, 3. Fatih Terim döneminin 25 Mayıs 2011 tarihi itibariyle sonunu belli etmiştir.

Yazık ki, hâlâ 2000'den medet umuluyor ve o başarı üstünden yeni bir yapılanmaya gidilmeye çalışılıyor. Oysa o ruh, 17 Mayıs 2000 tarihinde görevini gerçekleştirdi ve misyonunu tamamladı.

Ben gelecek yabancı oyunculara şimdiden üzülmeye başladım. Hiçbirinin uzun vadede başarılı olabileceğini düşünmüyorum bu kafa yapısı içinde. Hakan Ünsal'ın, Hasan Şaş'ın yabancı futbolcular hakkındaki düşüncelerini gayet yakından biliyoruz. 40 yaşından sonra hidayete ermelerini bekliyorsak, daha çoooooook 2000 ruhu bekleriz.

Göreceksiniz gelen yabancı futbolcular ya Türkiye'ye adapte olamayacaklar, ya müzmin sakat olacaklar ya da suratları beş karış top oynayacaklar.

Galatasaray bu yıl harcanacak paralarla birlikte çok daha büyük bir çöküş sürecinin içine girecektir.

İsteyen umudunu korusun, isteyen İmparator'una sahip çıksın. Olacak oğlak bokundan belli olur misali, gelecekte bizi bekleyen sonu görmemek için en iyisi gözlerimizi kapatıp bir an önce bunun da geçmesini bekleyelim.

Şu biat kültüründen kurtulamadığımız sürece Galatasaray'dan bir bok olmaz. Geçen yıl 29 Temmuz akşamı Ali Sami Yen'deki 2-2'lik OFK maçından sonra da aynı şeyi söylemiştim, şimdi daha erkene alarak 25 Mayıs'ta aynı cümleyi tekrarlayacağım; Galatasaray'dan bir bok olmaz...

Ama burası Türkiye iki transfer, bir galibiyetten sonra herkes "İmparatorr Fatih Terim" diye gırtlağını yırtmaya başlar. Başarı dediğiniz şey, salt şampiyonluksa, Türkiye'de şampiyonlukların nasıl geldiğini hep birlikte izledik bu yıl. Cihan Kamer, Hüseyin Ersan Topbaş'ın sihirli dokunuşlarından bir tanesini de çiçeği burnunda vekilimiz Hakan Şükür yapıverir sihirli değneğiyle, al işte sana başarı...

Neyse iyi yanından bakalım, "Kadıköy'de büyü mü var?" diyen Hasan Şaş göreve geldiyse, sırtımız bir daha yere gelmez.
Florya'dan Kadıköy'e kadar kurşun boru hattı döşeriz, o sayede kazanabiliriz belki.

Taffarel için hiçbir şey söyleyemiyorum ama şundan eminim kimse Nezihi'den daha kötü bir çalıştırıcı olamaz.

Pikniğe gel!


Hüseyin Üzmez ve Müslüm Gündüz piknik yapmışlar bugün.

Sanırım birbirlerine taciz, tecavüz ve cinsel ilişki hikâyelerini anlatmışlardır.

"Lan Hüseyin Abi, iyi yırttın valla"
"Müslüm gözüm, sen de şimdi yakalansan bir şey olmazdı devir değişti"
"Hahahahhahaha"
"Çocuklar kanatları uzatıverin"


Yakınlardan geçen olmamıştır umarım. Bunlardan bir bok kurtulmuyor çünkü...

Maymunlar cehennemi

Şampiyon olduğun zaman her şeyi yapabilme hakkına sahipsin bu ülkede.
Statta şampiyonluk kutladığında "Koyduk" ya da daha önce yaptığın gibi "Ananın amı" diye bağırabilirsin.

Bu öylesine bir aşağılık kompleksi ki, şampiyon olduğun akşam Galatasaray Lisesi'ne bayrak asarak, fındık beyinlerce şampiyonluğu taçlandırmaya çabalıyorsun. Ne gerek var ki, zaten şampiyonsun, eğlen eğlenebildiğin kadar, doyasıya kutla.

Bayrağı Galatasaray Lisesi'ne asınca, şampiyonluğun yanında bonus olarak Türkiye Kupası'nı da mı verecekler sana? Ya da Avrupa'dan herhangi bir kupanın da mı sahibi oldun?

Misal Galatasaray şampiyon olsa, aklımın ucundan bile geçmez, gidip Fenerbahçe Lisesi'ne bayrak asmak. Sevineceğim bambaşka şeyler var, o yüzden aklıma bile gelmez.

İşin bir de ukalalık boyutu var. Şampiyon olduktan sonra biri, "Yarın Türkiye'de resmi tatil olmalı. Çünkü Fenerbahçe’nin büyüklüğü her yeri kitleyecek." der, diğeri "Gerçeği konuşmak gerekirse Türkiye’deki bütün kulüplerin üzerinde bir camia." der, öbürü, "Türkiye'nin 4'te 1'ine armağan olsun" der.

Mutlaka mesaj vermek gerekiyor ya. Birine taş atmadan, tek başına şampiyonluğun tadı çıkmıyor. Diğerlerini aşağılayacaksın, öteleyeceksin ki tadı çıksın.

Neyse hepimize 'koydular' o yüzden mutlu olsun Fenerbahçe'nin şampiyonluğu.

Galatasaray Lisesi'ne bayrak da astılar. Artık sırtları yere gelmez. Şampiyonlar Ligi'nde minimum yarı final görürler. Boru mu lan! 5.5 asırlık çınarın kapısına sarı-lacivert bayrak asmış maymunun biri tırmanıp.

O değil de, Türkiye'de Fenerbahçeli sayısı fena halde azalmış. Bundan 25 sene önce Fenerbahçe şampiyon olduğunda evlerin yarısından fazlasında sarı-lacivert bayrak olurdu. Dün özellikle bakındım, doğru dürüst bayrak göremedim. Ya bayrak satışları az, ya Fenerbahçeli sayısı.

"Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak" diye diye, ortalıkta Fenerbahçeli kalmamış.

Her şey bir yana Fnerbahçe'nin 18. şampiyonluğu kutlu olsun. Bir de adam gibi kutlamayı becerebilseniz iyi olacak.

Volkan'a gelince; hiçbir zaman fikrim değişmedi. Hep öyleydi, hâlâ öyle...

Galatasaray Lisesi'ne bayrak asacağınıza Galatasaray Lisesi gibi bir eğitim kurumu oluşturmaya bakın. Yeri gelir, bayrağı götüne bile sokarsın, önemli olan o değil.