7 Temmuz 2011

Yapma Alaattin yapma bunu


Hayatımda Alaattin Metin'i hiç okumamıştım, yaklaşık 15-20 dakika önceye kadar. Ntv'de çalışırken, bir Yavuz Abi vardı, onunla ilgili bir şey anlatmıştı. Staja gidiyorlar, bu herif millete soruyor, "Sen hangi takımdansın?" diye. Yavuz Abi'yle birlikte birkaç kişi "Galatasaray" deyince, Alaattin Metin "Tamam siz odadan çıkın" diyor. Yavuz Abi, "Ulan herif bir daha suratımıza bakmadı, öyle böyle bir fanatiklik değil bu" demişti.

Biraz önce linkini yolladı bir arkadaş, yazı ibretlik. Bir gazeteci açısından 'köşe yazısı nasıl yazılmaz'ın dersi gibi. Başlıyorum, umarım hazırsınızdır.

"Şaşırıyorum. Hayretler içindeyim. Her gün yeni bir şokla güne başlıyoruz. Televizyon karşısına geçiyorum. Söylenenler karşısında küçük dilimi yutacak hale geliyorum. Sabah gazetelerde haberleri okuyorum, midem bulanıyor, kafam karışıyor.
Vay anasını neler olmuş, neler...
Oysa F.Bahçe'nin her maçına gittim. Başkanın yakın dostuyum. İyi de gazeteciyim. Ama bir gün olsun en ufak bir kuşkuya düşmedim. Kafamı karıştıracak, bir tek olay yaşamadım."

Herifin titr'i gazetecilik değil, "Başkanın yakın dostu" olmak. Hadi bunu geçtim "İyi de gazeteciyim" ne lan! Bırak iyi olup olmadığına insanlar karar versin -Gerçi o karar verilmiş ya neyse-.

Yazıda Aziz Yıldırım'a yıkama yağlama seanslarından sonra eleman diyor ki, "Aykut dürüsttür. Yalan konuşmaz. Bunu herkes de böyle bilir."

Yahu gözünü seveyim 'yalan konuşmak' nedir a.k. Facebook'ta karı kıza iş atan liseli çocuk musun sen! 'Yalan konuşmak' diye bir ifade var mı Türkçe'de. Kim size o köşeleri veriyor? Hadi onu geçtim, kim okuyor sizi? 'Yalan konuşmaz' diyen adamı okuyanın beynine sokayım.

Bu hadiseden sonra devam ediyor "Aykut dürüsttür. Yalan konuşmaz. Bunu herkes de böyle bilir. İçine sindiremediği takımın, futbolcularının lekelenmesi. Taraftarlar da öyle. Ankara'dan, Malatya'dan bile gelenler var. Resim çektirerek, moral vermeye çalışıyorlar."

Birader herif şaka gibi. Fotoğraf ve resim arasındaki hadisenin ayırdında bile değil. Fotoğraf lan o, fotoğraf. Senelerce sen ikisi arasındaki farkı anlayamadın mı?

Yahu senelerce bu işin köşesinde kenarında durmuş bir adam olacaksın, henüz lise seviyesine gelmemiş bir Türkçe ile yazı yazacaksın senelerce. Lise 1, bilemedin lise 2'de çuvallamış sonra okula devam etmemiş.

Biri şu Alaattin'i liseye yazdırsın. Akşam lisesi filan varsa hâlâ, elinden tutup yazdırsın. Önce temel eğitimi alsın sonra buluruz kendisine bir iş. Bu heriften stajyer olmaz ama Türkiye'de köşe yazarı yapıyorlar, başkan kontenjanından.

6 yemedin 8 de yemedin ama yarrağı yedin


Pazar günü


Pazartesi günü


Salı günü


Çarşamba günü


Perşembe günü

Senelerdir yok asker selamı, yok din, yok kitap, millete ahlâk aşıladı şu iğrenç tip. Futbolun içindeki her türlü pislikte ismi geçti. Menajerlik, şike, zorla muvakele imzalatmak, haksız kazanç sağlamak v.s. v.s.

Al amına koyayım sana Laila. İstanbul'da Laila var, karakolda ayna var, cezaevinde boncuktan kuş var. Bundan sonra asker selamını jandarmaya çakarsın cezaevinde.

Ne demişti kendisi: "5 yerim,7 yerim 9 yerim ama 6 ya da 8 yemem" değil mi?

Oğlum yarrağı yedin haberin yok...

Bak işte bir keser döner sap döner, gün gelir hesap döner döngüsü daha tamamlandı.

6 Temmuz 2011

Katliamlar coğrafyasının utancı: Çorum


"Müslüman namusuna sahip çık"

19 Mayıs gösterileri adı altında yine namus bacılarımızın iffet ve hayasına kahpeçe ve haince saldıracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi parçalıyor, içimize kan akıtılıyor.

Yine müslüman evlâdı kan ağlamaya kafir düzen tarafından soyularak, en müstehcen ve kepaze kılıkta teşhir edilecektir. Bin yıllık mübarek tarihimize bundan büyük bir leke sürülebilir mi? Kurtuluş Savaşında namusunu Yunan eli kirletmektense ölmeyi tercih eden mübarek ninelerimizin kemikleri sızlamaz mı? Ey müslüman, düşün, süngüyle ama karnında çocuk çıkarken zihniyetle bu zihniyetin farkı ne? Namazını kıl, orucunu tut yeter; karışan mı var diyen gafil müslüman sen de düşün... Düşün ki, haddini bilmeyenlere bildirelim hadlerini. Şu haris-i Şerifi asla unutma, haksızlık karşısında susun, dilsiz şeytandır. Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile CİHAD edenlere

İslâmcı Gençlik

Bu ülkedeki pek çok katliamın başlangıcı kulaktan kulağa yayılan bir yalanla başlar. Çorum'da da olaylar "Aleviler-Komünistler cami bombaladı" söylentisiyle başladı.

Çorum'da neler mi oldu?

İnsanların evleri yakıldı,
Sokak ortasında toplama kampları oluşturuldu,
Kadınların göğüsleri kesildi,
Çocuklar bıçaklandı,
İnsanlara işkence yapıldı,
Kadınlara tevavüz edildi,
İnsanlar elleri ve ayakları bağlanarak, kurşuna dizildi,
Resmi ve sivil kıyafetli polisler insanları taradı,
Evler yakıldı,
Ölüm, ölüm, ölüm, ölüm

Katliamların hiç hız kesmediği, katliamcıların ellerini kollarını salladığı, hatta katliama maruz kalanların suçlu ilan edildiği Türkiye'de, Çorum Katliamı'nın dosyası da kapatıldı. Her zaman olduğu gibi, ölenler öldükleriyle kaldı.

"Türkiye mozaik" denip duruyor ya, büyük yalan. Katliamlarla, insanların kimlikleri, inançları çalınıyor. Bu yüzden inanmıyorum, bu iğrenç tiplerin inandıkları hiçbir değere ve dine.

Herkesin bununla ilgili bir hikâyesi vardır mutlaka. Ortaokulda en yakın arkadaşımın Alevi olduğunu seneler sonra öğrenmiştim. Lisede din öğretmenimiz "İstemeyenler bu derse girmeyebilir" dediğinde, ikimiz sınıftan çıkmıştık. Bahçede çimenlere uzandığımızda sormuştu "Oğlum sen neden çıktın lan dersten?" diye sorduğunda "İnanmıyorum" demiştim. "Beni bırak da, sen niye çıktın?" diye sorduğumda "Aleviyim oğlum" demişti.

6 yıl aynı sırayı paylaştığımız, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen adamın Alevi olduğunu o zaman öğrenmiştim.

Bazen mail atıyorlar "Alevi piç, Kürt ibne" diye. Oysa ki, ne Alevi'yim ne de Kürdüm.

Çok boktan bir ülkede yaşıyoruz. Alevi olmak, Kürt olmak, Ermeni olmak, Rum olmak, eşcinsel olmak v.s. v.s. yani çoğunluktan farklı olmak suç gibi. Hepsinin katli vacip!

Hepsinin gerçekleştiricilerinin aynı zihniyetten olması ve cezalandırılmamaları her şeyden öte insan olarak yaşama sevincini kırıyor.

Çorum, Kahramanmaraş, Malatya, Sivas... Dünyada katliamları şöyle bir sıralamaya kalksak, Türkiye'nin katliam karnesinin dolu dolu (!) olduğu görülür.

Bu katliamların hiçbiri unutulmamalı. İnsanları ateşe verenleri, hamile kadınları bıçaklayanları, kadınlara tecavüz edenleri, diri diri yakanları unuttuğumuz sürece insan olabilmek imkânsızdır. Sadece suretlerimiz insan olur.

Ama işte o kadar ilginç bir ülkedeyiz ki, bu katliamın başaktörüne öldüğü zaman destanlar yazıldı. Her zaman söylediğim gibi keser döndü, sap döndü, hesap kesildi. Leşini bile zor buldular...

Ellerinize ve Yalana Dair

Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli, hafif,
sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizleyen elleriniz.
Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeye muhtaçsınız.
Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
insanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden coğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
kolay atlatılırsın...
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatlı,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

Nâzım Hikmet Ran

5 Temmuz 2011

Önemli olan doğrunun yanında yer almak


Konu, gündem her şey futbol haline geldi. Geyikleri bir kenara bırakırsak, çok rahat bir biçimde söyleyebilirim ki, içim Fenerbahçe'nin küme düşürülmesini istemiyor. Senede iki tane maç bekliyorum. 6 da yesek, 4 de yesek, yensek de yenilsek de sorun değil. Fenerbahçe maçlarından aldığım hazzı diğer karşılaşmalarda alamıyorum. Bunda Avrupa'dan uzaklaşmanın da payı yok değil tabii.

Aklı selim Fenerbahçelileri bu yazının dışına ayırıyorum. Efendice, gerçekten takım aşkıyla, çocuksu bir sevgiyle takımlarına bağlı olanlar, "Yapıldıysa versinler cezayı" diyenleri hayranlıkla izliyorum.

Ama bir güruh var ki, 'yüz surat Hacı Murat' kıvamında, ortada dönenleri tamamen yok sayarak, "Şerefsizsiniz", "Bu hesabı ödeyeceksiniz" diyerek, diğerlerini suçlama peşinde.

Bir de Mehmet Demirkol gibi, "Çünkü futbolun unsurları, markaları, herbir bireyi aklanana ya da düzen temizlenene kadar futbol oynamanın ve oynatmanın kimseye bir yararı olmaz. Ligler durdurulsun" diyenler var.

Buna ne denir bilmiyorum. Bugün yazdığı yazıyı 4 kez okudum. Her okuduğumda başka anlamlar çıkarttım. Ama, gözünü seveyim birader "Futbol durdurulsun" ne demektir? Bu mudur adalet, bu mudur futbol sevgisi, aşkı?

Şimdi biz bu mantıkla, sokaklarda hırsız var diye, tüm sokakları mı kapatalım, kimse dışarı çıkmasın mı?

Ayrıca, Fenerbahçe esas oğlan, diğerleri figüran mıdır? Herkes onlar için var yani öyle mi?

Hakikaten hastalıklı düşünceler bunlar. Objektifim, tarafsızım diyen adamlar, sonbaharda sararmaya başlayan çınar yaprağı gibi dökülüyor. Bir kişi çıksın söylesin arkadaş "Bunu her kim yaptıysa cezasını çeksin" desin. Yapan cezasını çekmeyeceği gibi, yapmayana ceza kesilecek, futbolu durdurarak. Bu sonsuz savunma hali, bir noktadan sonra akıl sağlığını tartışılır hale getiriyor.

Fenerbahçe'nin 'sportif' yazarları henüz topa girmedi. Hiçbiri ne televizyonlara çıkıyor, ne de köşelerden yazıyor. Öylece, olan biteni izliyorlar. Şu olaylar sona erdikten sonra ne diyeceklerini merak ediyorum. Esen rüzgâra bakıldığında, "Aman canım eğer Aziz Yıldırım yapmışsa da ceza ona kesilsin, takıma niye ceza veriliyor" savunması ortaya çıkıyor.

Haklı adamlar! Aziz Yıldırım aslında bu yaptıklarıyla, başkanı olduğu kulübe sadece bir şampiyonluk kazandırmıştır. Ne önemi var ki, birilerinin 45 haftalık emeğinin! Parası neyse verir nasılsa.

Dünya mal, biz akıllıyız a.k. Herkes şike yapanı küme düşürüyor, bizde sadece başkanına ceza vereceğiz, takıma da şöyle -10 ila -15 arası bir puan cezası verdin mi adalet yerini bulur. Ama tabii bu cezalar verilene kadar, ülkedeki tüm futbol müsabakaları durdurulsun.

Çok açık ve net söyleyeyim: Fenerbahçe'siz bir ligi istemiyorum. Laf ederim, dalga geçerim, öfkelenirim ama bunu kulübün tüzel kişiliğine değil, kişilere yaparım. Fakat son yıllarda öyle bir döngü oluştu ki, Aziz Yıldırım'a laf edince sanki anasına küfredilmiş, götüyle top durduran Volkan'a laf edince sanki sülalesine küfredilmiş gibi hissediyor insanlar.

Hadi diyelim; küme düşürülmedi, içine sinecek mi? Rahat rahat dolanabilecek misin ortalıkta? Hiçbir şey olmamış gibi futbol mu konuşacaksın?

Lastik patladı, kamyon devrildi. Bir taraftar olarak, bu ahlâksızlığa kimse ortak değildir. Tabii bu ahlâksızlığa kılıf aramayanlardan, sağa solu saldırmayanlardan söz ediyorum.

Tüm bunların dışında; salonlarda Bank Asya müziği çalanlarla, götüyle top durdurunlarla, stat ortasında hindi şov yapanlarla, "Ananın amı Galatasaray" diye bağıran futbolcularla, Ünal Aysal'ın kararını, Uğur Uçar'ın şike parasını almamasını yan yana getirince 'Galatasaraylılık güzel şey' diye geçiyor içimden. (Sadece şu cümle için kaç kişi laf sokacak merak ediyorum)

Aslında söylenecek çok şey var ama insanlar kırgın ve kızgın. İç sesleri, kimin haklı kimin haksız olduğunu söylüyor. İnsanlar, senelerdir inandıkları pek çok masalın bitmesinden rahatsız. Hep başkalarına yönelttikleri suçlamalar, şimdi kapılarını çalmış, onlar da anahtar deliğinden gözetleyerek, kapıyı açsam mı açmasam mı diye düşünüyorlar.

Şu oyunun güzelleşmesi için Aziz Yıldırım'ın arkasında olmayın, doğrunun yanında olun. Doğru Aziz Yıldırım'sa zaten, arkasında durmuş olursunuz.

Ortaya çıkan sonucu merakla bekliyoruz, bundan sonra da konuyla ilgili tek kelime bile yazmayacağım hiçbir yerde. Temmuz 15'te verilecek karardan sonra, bir şeyler söylenir elbet.

4 Temmuz 2011

Operasyonu Meriç başlatmış lan!


Şu bloğa başladığımdan beri, Meriç Tunca abim için fena şeyler söylemişim, hem de ne fena.

Fırat, Meriç Abimi bana hatırlatınca, hemen bu yazısı aklıma geldi. Senelerce hakkını yemişim, büyük adammış! Büyüklüğünü tarif edebilecek, o büyülü kelimeleri biraraya getirmekte zorlanıyorum.

Meriç Abi, her zaman olduğu gibi basında öncü olmuş, her şeyi 3 ay öncesinden görmüş ve hatta adeta savcıları harekete geçirmiş.

Lan! Bu arada, Meriç Abimin, hatun versiyonu da çıkmış: Lube Ayar.

Bundan sonra Meriç Abimiz, Lube bacımızdır. Kendileri üstadlarımız olarak tarihteki yerlerini aldı.

Meriç Abi'den bugün yarın fantastik bir yazı bekliyorum. Haydi Meriç direnveefsaneol....

Önce adam lazım


Ayıboğan, kaptan, delikanlı, yürekli, milli takım stoperi. Geçeceksin, çorbacı toplantılarını, altyapıdan genç oyuncuya tokadı, saha içinde kaptana ayarı. İstediğini yapar, istediğini söyler.

Onun gibi stoper yok, futbol bilgini de aynı zamanda "Bugün en iyi defans oyuncuları arasında John Terry’den ya da Ferdinand’dan bahsederler. Bakın onlar bizden daha mı iyi sokuyorlar topu oyuna" diye patlatıverir açıklamayı.

İki gol attı mı, tribünler götünü yırtar, kendinden geçer. Herkes gider o kalır.



Lorik Cana, bir kere Türk değil. Türkiye'de yabancı futbolcu oldun mu, ağzınla kuş tutacaksın, götünle balık avlayacaksın, sikinin üstünde parande atacaksın. Yabancısın ya, her şeyi farklı yapmalısın.

Misal, Ayhan 25 metreden şut çekip gol mü attı! Sen 35 metreden atmalısın, onu geçebilmek için. Yoksa 'Lorik Cana'dan, Bank Asya'da en az 30 tane bulunur.'

Mustafa Sarp'tan, Ayhan'dan, Barış'tan farkı var mıydı? Böyle demediler mi çok bilenler, futbolun ulemaları.

Futbolcu olarak farkı var mı yok mu, kendileri kadar bilemem. Onlar büyük ağabeylerimiz (!) çok büyük isimler. Her söyledikleri Tanrı kelamı gibi. Bir şey söylediler mi, doğrudur, bitmiştir, nokta.

Futbol takımlarını başarıya götüren unsurlardan biri karakterdir. Lorik Cana, bu yüzden önemliydi Galatasaray için. Sayısal olarak karakterli adamlar azalıyor. Hoca kellesi götüren, keyfine göre oynayan, antrenmanda kardeşi sayılabilecek çocukları tokatlayan yavşaklar bu takımda dururken, Lorik Cana gibi kişilikli insanların gönderilmesi Galatasaray'ın büyük kaybıdır.

Sürekli olarak doğru düzgün futbol oynamadığından dem vuruldu. Amına koyduğumun takımında geçen sene herkes döktürdü ya, biz unuttuk.

Pezevenkler etrafları yalama dolu olduğu için fark edemiyorlar tabii. Yanlarına üç-beş çocuğu toplayıp, iki Fenerbahçe hikâyesi anlattığında "Abi büyüksün" diye yalıyorlar ya, götverenleri, o yüzden sanal bir gerçeklikte yaşıyorlar.

"Lorik Cana'dan çok varmış"! Bakın bakalım Türkiye'deki şu futbol ortamına, Lorik Cana gibi kaç adam var!

Sahada ana avrat küfür eden Ayhan dursun, Hakan Balta dursun, Servet dursun, M.Sarp dursun, Cana gitsin.

En sonunda her taraf kişiliksiz orospu çocuğu kaynayacak. Tıpkı bu lafları söyleyen yavşaklar ve etrafındakiler gibi.

Lorik Cana, futbolculuğuyla gösteremese de, insanın saygıyı nasıl hak edeceğinin en büyük örneklerinden biri olmuştur. Futbolculuğunu sikeyim, önce adam lazım bu ülkeye ve bu takıma...

Güle güle adamoğluadam, yolun, şansın, kısmetin açık olsun.

Bir çift ayakkabı


Çift haneli büyüyoruz ya, ekonomi tıkırında ya, Türkiye zenginleşiyor ya. Alın size Türkiye. Adana'da ev diye üst üste tuğla konmuş bir baraka. Ev dediğin, bir oda, bir de tuvalet. 11 çocuk, sadece ikisinin ayakkabısı var.

Kim zenginleşiyor, kim çift haneli büyüyor? Türkiye'nin yeni zenginleri var, koca koca binaları var, bize gösterilenler bunlardan ibaret. Miting alanlarında bunlar gösteriliyor, bunlardan söz ediliyor.

Ama işte Türkiye'nin bambaşka gerçekleri var. Kimsenin görmediği, görmek istemediği, gözlerden kaçırılan, isimlerinden söz edilmeyen insanlar.

Hayvan muamelesi yapılıyor bu insanlara. Tıpkı, bahçede köpek, kafeste kuş, evde kedi beslermiş gibi. Biraz bulgur, biraz makarna, iki torba da kömür. İnsanların çaresizliğinden faydalanıyor yavşaklar. Onları, kendilerine bağımlı hale getiriyorlar.

Cebinde 5 kuruş parası olmayan insanların 11 çocuk yapmasına yorum yapmakta güçlük çekiyorum. Bu insanları cahil kalmaya mahkûm eden sisteme mi söveyim, bu insanların yoksulluğundan faydalanmaya çalışanlara mı bilmiyorum.

Yanı başımızda ne dramlar yaşanıyor, kafamızı şöyle bir çevirsek her şeyi göreceğiz.

Bir çift ayakkabısı olmayan çocukların olduğu ülkede, neyi konuşsak anlamsız kalıyor.

Hilal'in amı götü, şike, teşvik... Hayata devam, duymadan, görmeden, bilmeden.

Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan



18 Kasım 2009 akşamı yazmışım şunları; "Bu akşam meydana gelen olay, yani Cemal Nalga'nın Tufan Ersöz forması giydirilerek oynatılması durumu. Öncelikle net olarak söylemek gerekir ki, çok aşağılık bir durum. Aşağılık durum olmasının yanı sıra, dünyanın aptal insanının bile yapmayacağı türden büyük bir gerizekâlılık örneği.

Kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla hareket etmek, Galatasaray'ın geçmişine yapılacak ihanet olmakla birlikte, yarınlarına da ipotek koymaktır. Galatasaray yönetimi eğer bu işi, kendince en az kayıpla kapatmaya çalışırsa, bugüne dek yaptıkları tüm saygı ve alkışa değer hamleleri çöpe atmış olur.

Gereken ceza verilmeli, hatta kişisel olarak Galatasaray'ın küme düşürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, bu aşağılık davranışla koskoca bir maziyi lekelediler. Bu leke Okan Çevik ve ekibi ile temizlenemez, temizlemeyi düşünenler o lekenin kendilerine de bulaşmasını sağlamaktan başka bir şey yapmış olamazlar."


Sabahtan beri olan biteni okuyorum. Her taraftan farklı sesler çıkıyor. Birileri sonuna kadar arka çıkarken, birileri de, ölesiye nefretlerini kusuyor. Bu ülkedeki, her ne olursa olsun sonsuz arkasında durma düşünce biçimi virüs gibi yayılıyor. Özellikle siyaset ve sporda çok fazla vücut buluyor.

Dün akşam şu Kadıköy'deki olayı hatırlayın, birileri çıkıp "Şeriat geliyor" çığlıklarını basıverdi. Olayın siyasetle ilgisiz olduğunun ortaya çıkmasıyla bir başka güruh, diğer tarafın üstüne yüklenmeye başladı.

Hayatımda bir şeye inanmışımdır, doğrunun sağı, solu, arkası, önü olmaz. O yüzden de, bu tartışmalara biraz gülümseyerek, biraz da acıyarak bakıyorum.

Şimdi gelelim meselenin özüne. Fenerbahçe ekseninde dönen şike, teşvik iddialarına. Fenerbahçe şike yapmış mıdır? 30 Mayıs 2011'de şöyle bir şey söylemişim; "Ulan bu ülkede herkesin telefonu dinleniyor. Bir tane savcı çıkıp da, böyle bir iddia üzerine "Ya birader neler olmuş" deyip soruşturma başlatamıyor mu? Bu kadar mı zordur, adı geçen futbolcu ve menajerlerin telefon konuşmalarının ortaya çıkartılması?

Kolay değil çünkü tıpkı market raflarındaki konservelere döner bu mesele. Alttakini çektiğin an, her şey aşağıya iniverir. Siyasetçisinden, başkanına, futbolcusundan teknik direktörüne, taraftarından hakemine kadar herkes konservelerin altında kalır.

Bu yıl pislikten nemalanan Fenerbahçe oldu. "18'de 17 yaptık, Fenerbahçe'yiz, biz bize yeteriz" diye destanlar yazarak, herkes kendini kandırmaya devam etsin. Bu yıl bu pislikten nemalananlar, birkaç yıl sonra kuyruğuna basılmış it gibi bağıracaklar."


Milyarlarca dolarlık, artık sektör haline gelmiş futbolun tertemiz duygularla yapıldığını mı düşünüyordunuz? Hayır, böyle düşünen varsa, ücreti benden olmak üzere alnının tam ortasına "Saf, aptal, keriz, mal" gibi kelimeleri dövme olarak yaptırabilir.

"Aziz Yıldırım'ın arkasındayız" diyor adamlar. Ulan sen Aziz Yıldırım'ın arkasında olsan ne olur, olmasan ne! Seni kim takıyor, kim sikliyor da, sen kendini adam yerine koyuyorsun. Demek ki, hakikaten birileri Fenerbahçe'nin bir cumhuriyet olduğuna filan inanıyor. İş, ironi boyutunu aşmış ve gerçeğe doğru yol almış.

Bu işten Aziz Yıldırım belki temiz çıkacaktır, peki hocam, Nihat Özdemir'in, Aziz Yıldırım'ın NATO ihalelerinden tertemiz çıktığından emin misin? Niye savunuyorsun ki, Aziz Yıldırım'ı, ya şike yapıldıysa gerçekten de, o zaman ne diyeceksin? Muhtemelen "Aziz Yıldırım'ın yaptıkları kulübü bağlamaz" türünden, saçmalıklara başvuracaksın.

Şu futbol denen oyunun temiz kalmasını istiyorsan; ismi Aziz Yıldırım'sa da, Adnan Polat'sa da, Yıldırım Demirören'se de, her ne boksa bu adamların ayıklanmalarına destek olacaksın.

Taraftar olduğun zaman 'sonsuz itaat etme sözleşmesi' mi imzalıyorsun? Yanlışa yanlış deyin amına koyayım. İddia mıdır bu olay, o zaman ihtiyatlı davran, de ki "Dur kardeşim, iş soruşturma noktasında, erken konuşmanın anlamı yok."

Ama yok, Fenerbahçe'nin gururu sanki kendileri. Üç beş tane laf ettiler mi, ne büyük Fenerbahçeli olduklarını kanıtlayacaklar. Ülkenin amına koymuşlar, ses eden yok, insanlar açlıktan ölüyor, tepki veren yok, sokaklarda insanlar öldürülüyor, "Abi bana ne yeahhh" diye saçmalarlar, konuşan, yazan, çizen insanlar tehdit altında herkes yerinde oturur ama iş Fenerbahçe'ye gelince ortalık yangın yerine çevirilmeye çalışılıyor. Lan bir siktirin gidin, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş mıdır bu ülkenin onuru, gururu, namusu?

Senin içine her şey siniyor yani? Onca olan biten hiçbir şeyden yüksünmüyorsun, hiçbir şey seni rahatsız etmiyor, konu Fenerbahçe olunca ortalığı velveleye veriyorsun.

Şike, teşvik, bahis bunlar yok zaten. Herkes kendisini işin içinden sıyırıp, başkasına bok atmaya devam etsin. Belki içinizi biraz rahatlatırsınız. Aziz Yıldırım, gözaltına alınmış, suçlama çok ciddi, herif çıkmış "Zalad, 8-0" diyor. Beyin hücrelerini siktiğimin salağı, Ankaragücü'ne sen 6 atarken iyiydi, öteki 7 atarken sorun yoktu, Galatasaray 8 attığı zaman sorun oluyor.

"Adnan Sezgin, dosyalar, dinleme" diyor gerizekâlılar. Ulan bu kadar Galatasaraylı neden nefret ediyor, Adnan Sezgin'den, neden bu adamın ismi bile anıldığında herkes basıyor küfrü?

"Denizlispor maçında hedehöde olmuş." Çıkıp yeneydin, futbolcuların ayaklarına pranga, çorbasına müshil ilacı koyduk sanki.

Başka biri çıkıp, "Voleybolda, basketbolda da mı şike yaptık" diyor. E be götveren, Galatasaray'ı şike yapmakla suçladığınız senelerde, Galatasaray UEFA'da da mı şike yaptı o zaman?

Çıkın arkadaş, "Bu şampiyonluk içime sinmedi", "Emenike isterse dünyanın en iyi futbolcusu olsa da, almayacaktık", "Bülent Uygun'un bu kulüple olan bağından rahatsızım", "Aziz Yıldırım'ın tüm federasyonları şekillendirmesi hoş değil" deyin. Ama çıkıp, bir-iki kelime söyleyin.

Bütün ülke kokuşmuş, herkes kirli ama Fenerbahçe pir-ü pak, sütten çıkmış ak kaşık. Hangi devirde yaşıyorsunuz, çift kâğıda ne sarıyorsunuz anlamıyorum a.k.

En az 20 kez yazdım, yine yazayım. Bu boktan işlerin içinde herkes var. Bu yıl Fenerbahçe, diğer sene Beşiktaş, ondan sonra Galatasaray. Kimse bir kenara çekilip, "Beter olun ibneler" demesin.

Aziz Yıldırım denen adam, Türk sporunun başındaki en büyük beladır. İster aklansın, ister paklansın, ister Metris'in yolunu tutsun, bu gerçeği kimse değiştiremez. Siz Aziz Yıldırım'ın arkasında durmaya devam edin. Aziz Yıldırım, senelerdir sizin arkanızda zaten, Fenerbahçe sevgisi diye, sikmedik yerinizi bırakmadı.

Tabii son olarak ntvspor'a değinmeden olmaz. Bütün gün hadiseyi, Emenike, Ümit Karan, Mehmet Yıldız, Bülent Uygun ve Mecnun Odyakmaz isimlerinden döndürdüler. Bir ülkenin en büyük spor kulüplerinden birinin başkanı, yöneticileri gözaltına alınıyor ama hadiseye bambaşka bir yerden bakılıyor.

Bütün dünya basını aptallardan oluşuyor değil mi, Aziz Yıldırım'ın ismini öne çıkartıyor. Herifler ellerinde olsa, Aziz Yıldırım'ın ismini geçirmeyecekler bile. Ulan, yaptığınız işi, bilginizi, kişiliğinizi sikeyim sizin. Bu kadar yaşakça hareket edilmez. Ama herifler uyanık, kamuoyu oluşturacaklar akılllarınca ve işin ihale edileceği yönü gösterecekler.

Çok adi bir ülkede yaşıyoruz, tepeden tırnağa kokuşmuş bir düzenin göt yalayıcıları her yanda.

Ne ilginç değil mi? "Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan" diye pankart açanlar bugün eylem yaptılar.

Ne ilginç değil mi? Bütün sezon "Galatasaray Bank Asya'da oynasın" diye zil takıp oynayan, taşak geçenler, bugün "Fenerbahçe Bank Asya'ya giderse orası Süper Lig olur" diye çaresizce debeleniyor.

'Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner' diye boşuna söylememişler. O hesap, bir gün herkes için dönecek, aklı olan bir kenara yazsın bunu.

2 Temmuz 2011

Şerefsiz, adi, puştlar


Muğla'da Milas Belediyesi'nin Geçici Hayvan Barınağı’ndan bu fotoğraflar.

Birçok hayvan aç bırakılmış ve zayıf düşmüş. Kimileri bu sebepten ötürü ölmüş. Bu hayvancağızlar, güya hayvan barınaklarına konuyor. Orospu çocukları, yaşamaları için değil ölmeleri için bırakıymış gibi.

Pezevenkler, hayvanların ölülerini bile barınaktan çıkartmaya tenezzül etmemiş, tabii aç kalan diğer hayvanlar da, bunları yemiş.

Çok zaman nefret ediyorum bu orospu çocuklarıyla birlikte yaşadığım için. İnsana, hayvana, bitkiye v.s. v.s. hiçbir şeye saygısı olmayan, sapık, hastalıklı bir toplum olduk.

Umarım bir kaldırımda can çekişerek geberip gidersiniz. Umarım en sevdiklerinizin ölülerini kucaklarsınız.





Para için ananızı bile satarsınız


Günümüz Türkiyesi'ni ve günümüz Türkiyesi'nde hakim kılınmaya çalışılan zihniyeti anlatması açısından şu fotoğraf çok şeyi anlatıyor.

Tekbir Giyim, 2012 Sonbahar-Kış Koleksiyonu'nu 10 davetlinin katılımıyla gerçekleştirmiş. Daha önce tesettür kıyafetleri üreten Tekbir Giyim artık erkek kıyafetleri de üretmeye başlamış.

Defilede erkek mankenler, ilahiler eşliğinde, ayakta cenaze namazı kılmışlar. Bu namazımsı hadise sırasında arka planda projeksiyonla takke, tespih dini unsurlar yansıtılmış.

Din artık her şey için kullanılmaya başlandı. Örneğin; 1950'li yıllardan bu yana siyaset din üstünden yürütülüyor. Yoksa miting meydanlarında "Bunlar camileri ahır yaptı" diye yırtına yırtına bağırılmaz.

İlginç olan, kimsenin bundan rahatsız olmaması. Bin kişi bu defileyi izliyor, Tekbir Giyim'in milyon dolarlarına alkış tutuyor ve kimseden en ufak bir rahatsızlık bile çıkmıyor. "Bunun bir açıklaması olmalı" diye düşünüyor insan.

Bugüne kadar, ülkede itilip kakıldığını iddia edip, her şeyden yoksun bırakıldığını söyleyen büyük bir grup, Türkiye'de sermayenin hakimi haline geldi. Sağınıza, solunuza, önünüze, arkanıza bir bakın. Ülkenin yeni zenginlerine şöyle bir göz atın, kimlerden oluşuyor.

'Müslüman' -tırnak içinde Müslüman- Oligarklar, ülkeyi inekten süt alır gibi sağarken, halkın yoksulluğunu da, din-iman-inanç üçgeninde idare ederek, banka hesaplarını doldurmakla meşgul.

Pezevenkler para kazanmak için namaz gibi bir kutsalı kullanmaktan geri durmuyorlar. Birkaç saniyeliğine düşünün, böylesi bir defileyi Tekbir Giyim değil de, bir başka giyim firması yapsaydı, ne olurdu?

"Siktim oldu" mantığıyla, her şeyi kendileri yapabiliyor, her şeyi kendileri kullanıyor. Bir başkası yaptığında ise "Din elden gidiyor" çığlıkları ile vandalizmin en ince örneklerini sergiliyorlar.

Para hırsı yeteri kadar iğrençken, üstüne dini parayı tahvil etmeye yönelik çabayla birleşince daha bir mide bulandırıcı hal alıyor.

Bir haber sitesinde yapılan bir yorumu mutlaka eklemek gerekir; "Alnı secdeye değmemiş laikçi yorumcular bu habere de atlamışlar. podyumda Atatürk'ün posteri açılsa ağzınız kulaklarınıza varırdı sevinçten"

Kilit nokta ne yazık ki bu. Adam için bu gayet normal, gayet sıradan bir şey. Üstelik kontrası da çoktan hazır.

Sermayenin kutsalı ne Atatürk, ne Müslümanlık, ne de başka bir şeydir. Sadece ve sadece paradır. Para kazanmak için kullanılmayacak hiçbir olgu yoktur. Yeri gelir namazı kullanır, yeri gelir haç kullanır.

Yeşil sermaye, dolar yeşiline bezenirken, Müslüman Oligarşi ülkeyi kuzeyden güneye, doğudan batıya doğru sarıyor. Gücün verdiği küstahlık ve kibir, varolan görüntüyü daha iğrenç bir hale sokuyor.

Bu herifler para için anasını, bacısını bile satabilecek tipler. Buna tepki göstermeyen, her kim varsa aynı zihniyetin temsilcisidir.

Din ne güzel bir şey değil mi? Çek çekebildiğin yere kadar. Kimi bu orospu çocukları gibi para kazanıyor, kimi de oy kazanıyor. Durmak yok, yola devam.

"3 eşim var kime ne?" deyip, evindeki hizmetçiye tecavüz eden bir pislikten ahlâk, namus gibi değerleri beklemek de bizim aptallığımız olsa gerek...