11 Temmuz 2011

Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz



Herkes gitsin aynaya baksın. Aynadaki kendinize sorun "Bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içime sindirebilecek miyim?" diye.

O sorunun yanıtı eğer 'evet'se, 34 hafta boyunca takımınız her gol attığında deliler gibi sevinin, yumruğunuzu havaya kaldırıp, sahte zaferlerin tadını çıkartın. Sonra bir hakem hata yaptığında, "Hakkımız yendi" diye yakının.

Gazetelerde, televizyonlarda beğenmediğiniz yorumlara basın küfrü. Forumlarda, bloglarda, otobüste, işyerinde ağzınıza geleni söyleyin.

Hakem 'hata'larında, "Yeter artık emeğimiz çalınıyor" diye ortalığı birbirine katın.

En yakın arkadaşınızla, kız arkadaşınızla, çocuğunuzla maça gidip, takımınız gol attığında, birbirinize sarılın. O golün sevincini doyasıya paylaşın.

Sene sonu geldiğinde, eğer takımınız şampiyon olursa, Çıkın caddelere, sokaklara şampiyonluğun o tadına doyum olmaz keyfini yaşayın.

Eğer bunların hepsini yapıyorsanız, hayata dönün.

İşyerinde en yakın arkadaşınız, yemeğe indiğinde masada bıraktığı cüzdanından para çalın. Onu ispiyonlayın, işten atılmasını sağlayın ki, çaldığınız para ortaya çıkmasın.

Eve gittiğinizde üç yaşındaki çocuğunuzu ağzından kan gelene kadar tokatlayın. Eğer eşiniz araya girmeye kalkarsa, kafasını duvarlara vura vura, bayıltana kadar dövün.

Sokakta otobüs durağında yüzlerce insan sırada beklerken, siz uyanıklığınızı gösterip, hemen ilk sıraya giriverin. Bir şey söyleyen olursa, sıçın ağzına, gücünüz varsa.

Eğer devlette çalışıyorsanız, eşşekler gibi çalışan işçilerin, emekçilerin, memurların vergisini cebinize indirin.

Küçük bir simitçi çocuktan iki simit alın, parasını vermeyin, ayakkabılarınızı boyacı çocuğa boyatıp, yine parasını vermeyin. Nasılsa onlar sizden küçük, bir şey söylemeye kalkarsa, siktiri çekip tokadı basın.

Gücünüz kime yetiyorsa, onu gözünüze kestirin parasını alın, hakkını yiyin, vurun, kırın, parçalayın.

Sonra akşam tüm bunları yaptıktan sonra, bacaklarınızı uzatıp takımınızın maçını izleyin. Bir bira açın, iki duble rakı için, bütün gün yaptıklarınızı aklınızın bir kenarına bile getirmeyin.

Çünkü siz, bu şerefsizliği, onursuzluğu, haysiyetsizliği, emek hırsızlığını içinize sindirecek kadar aşağılık bir insansınız demektir.

Bunu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Kütahyaspor v.s. v.s. ayırt etmeksizin söylüyorum.

Bugün herkes suça ortaktır. Yapan, yapmayan herkes bu işin sorumluluğunu üstünde taşıyacaktır.

Şu olan bitene göğüs germek, savunmak, yapılan ahlâksızlığı haklı çıkartmaya çalışan herkes, yakasına 'şerefsiz' rozetini takmıştır. İsteyen çıkartır, isteyen gururla sergiler.

Ama tabii şaşırıyoruz aptal gibi. Katillerin omuzlarda taşındığı, kutsandığı, yolsuzluk yapanların beyefendi kontenjanından zenginliğinin tadını çıkarttığı bir ülkede şikeyi de içimize rahat rahat sindiririz.

Evet, evet yanlış yazmadım başlığı. Bundan sonra gerçek futbol izleyeceğiz. Şikecilerin, çetecilerin, şerefsizlerin, onursuzların futbolunu bilerek izleyeceğiz. Para için satamayacakları şeyleri olmayacağını bildiğimiz, 2 devreli lig usülü kumpanya seyredeceğiz.

Bana namus öğreten orospu çocukları


Fotoğraftaki tipe iyi bakın. Bakın, bakın rahat rahat bakın. Abimiz Bursa'da şeyh gibi takılıyor, müritleri var.

Elemanın 'sır odası' var. Müritler geliyor, eşleriyle birlikte. Bir güzel vuruşuyorlar, bildiğin grup seks yani. Hatunlar, erkekler geliyor, abinin kucağına oturuyor.

Eleman savunmasında "Kadın erkek hiçbir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Daha önce müridim olan kişiler beni şikayet etmiş olabilir. Zikir esnasında cezbelenen kişi sır odama gelir. Ben hiçbir şey yapmam. Onlar kendileri gelip kucağıma oturur. Benim tarikat lideri olarak sır odasına gelen müridime cinsel ilişkiye giremeyeceğimi söyleme gibi bir lüksüm olamaz. Ben cezbelenen müridimle ilişkiye girmezsem, mürit zikir durumundan dolayı yanmaya başlar. Gücü kalmaz ve delirir."

Elemanda nasıl bir seksapel varsa, her gelen pat diye kucağa oturuyor. Kucak yetmiyor oral seks yapıyor; kadınlı, erkekli hem de.

Bazı kişiler şikâyetçi olmuyor bu yavşaktan. Neden şikâyetçi olsun ki, amaç çatır çatır vuruşmak. Karısını veren razı, kendi götünü siktiren razı.

İbnenin evinde çocuk ve hayvan pornoları çıkıyor, yapılan aramalarda. Artık fantezi ne kadar genişse, orospunun evlatlarında, yemedikleri bok yok.

Bak işte, bu toplumda bunun gibi orospu çocukları, senin-benim namusumu eleştiriyor. Sokakta kız arkadaşınla, eşinle geziyorsun, sana pislikmiş gibi bakıyor. Aslında pezevengin derdi, yanındaki kız. İç geçiriyor, birlikte olmak istiyor. Bir şey yapamayacağını biliyor, "Namus elden gidiyor" diye anasının amı yırtılana kadar bağırıyor.

Namus, ahlâk, temizlik bunlardan sorulur. Böyle sakalı bırakıp, şalvarı giyince, en namus timsali sensin.

Geçmişini siktiğimin pezevenkleri, bana namus öğretecek ama hayvan pornosu, çocuk pornosu izleyecek, erkeği, kadını, bulduğunu sikecek, göt verecek.

Bu ülkenin namusunu, ahlâkını bu yavşaklar bozdu. Zaten en çok kim, neden bağırıyor, anla ki, bağırdığı konuda eksikliği vardır.

Orospunun çocukları....

Lan öyle böyle sinirlenmedim, cidden dehşet sinirlendim. Saçını sakalını siktiğimin götvereni...

Not: Yorum bırakan bir arkadaş, küfürlerdeki seksistlliği eleştirmiş. Hep söylüyorum, böyle zamanlarda düşünmeden yazıyorum, söylediklerinde haklı.

Dünyanın utancı Srebrenitsa


'Modern, uygar, demokratik, insan hakları'na saygılı Avrupa'nın göbeğinde 2000'e 4 kala soykırım yaşandı. Bütün dünya oturduğu yerden bu soykırımı izledi.

Onların insanlığı, kendilerine sığınanları soykırımcılara teslim edecek kadar.

Halen yüzlerce anne çocuklarının kemiklerine erişemiyor, kocalarından buldukları bir parçaya seviniyorlar.

Uygar Avrupa'nın orta yerinde mayınlarla çevrili bölgeler var.

16 yıl sonra bugün, kimliği ancak belirlenen 613 kişi için cenaze töreni düzenleniyor.

Srebrenitsa, Avrupa'nın ve dünyanın kara lekesi olacak.













Fatsa'yı ve Terzi Fikri'yi unutmamak için çok sebep var


12 Eylül faşizminin adım adım geldiği günlerden biridir 11 Temmuz 1980. Ordu'nun Fatsa İlçesi'nde bambaşka bir dünya yaratmak istedi.

Aşağılamak istedikleri 'Terzi' sıfatını inadına taşımış, hiç yüksünmeden, gurur duyarak.

Köylünün yanında oldu, fındığa sahip çıktı, çırakların hakları için savaştı. Hepsinin karşılığı olarak mahkemeler ve cezaevlerinde işkencelerle ödetmeye çalıştılar.

Çorum'da insanlar öldürülürken, şimdinin akil adamı (!) durumundaki Süleyman Demirel, utanmadan "Siz asıl Fatsa'ya bakın" diyerek, Fatsayı ve Terzi Fikri'yi hedef gösterdi ve Çorum'da yaşanan faşist katliamı gözlerden kaçırmaya çalıştı.

11 Temmuz sabahı, Fatsa'yı kuşattılar. Polis, jandarma ve yanlarında getirdikleri Ülkü Ocakları'ndan maskeli faşistler; insanları evlerinden topladılar, kadınları saçlarından yerlerde sürükleyerek, erkekleri döverek, işkenceyle otobüslere bindirdiler. Sokaklarda insanlar öldürüldü, işyerleri bombalandı, yağmalandı.

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de yağı, tüpü, şekeri, unu karaborsadan satıp, birileri zenginliğine zenginlik satarken, Fatsa'da her şey vardı. Çünkü Terzi Fikri ve O'nun ideali paraya değil, insana değer veriyordu. O yüzden izin vermediler, karaborsacıya, faizciye. Fındık üreticisinin borç kölesi yapıldığı sistemi reddetti.

Terzi Fikri'yi kaburgalarını kırana kadar işkenceden geçirdiler. Oysa işkencecisi akşam evine yağ, ekmek, süt götüremezken, Terzi Fikri o işkencecinin de insan gibi yaşaması için savaş vermişti.

İnsanca yaşamı savunanlara, insanı, insan yerine koyanlara izin vermediler. Çünkü onların yarattığı sistem, insanı önemsemiyor, değer vermiyor, hiçe sayıyor.

"Karaborsaya geçit verilmeyen, fındık üreticilerinin borç köleliğinden kurtulmasının sağlandığı, kadınların kocalarından dayak yemesinin önlendiği küçük bir kasaba Fatsa.

Yaşamayanların bile 'rüya gibi' dediği Fatsa'ya 11 Temmuz 1980'de 'Nokta Operasyonu' düzenlendi. 19 bin insanı 'rüya'dan uyandırdılar.

Fatsa bir semboldü, bir hayalin gerçekleşebileceğinin kanıtıydı, o kanıtı toplumsal bellekten silmek için yalanlarla, silahlarla yok etmeye çalıştılar.

Bazı olaylar için "Mutlaka filmi yapılmalı" derim hep. Fatsa ve Terzi Fikri'yi beyazperdeye bugüne kadar koymayan sinemacılar, bu ülkede sinemacıyım diye geçinmesin.

Bir rüyanın gerçek kılındığı Fatsa'yı herkes bilmeli. Kendisine insan diyen, insanca yaşamı savunan, insani değerleri içinde taşıyan herkes.

19 bin kişilik Fatsa; Terzi Fikri'nin fikirlerini sevmese de, siyaseten benimsemese de, onun insanlığını hep sevdi. Aslında sevdikleri bir yandan da içinde yaşattığı devrimci fikirleriydi ama fark etmediler ya da fark edemediler.

Terzi Fikri'lerden, Fatsa'lardan geldiğimiz nokta, hayatlarında hiç sokağa çıkmamış, eyleme gitmemiş insanların boktan bir takım için sokağa döküldüğü bir ülkeye gelmek insanın içini acıtsa da, bu ülkede her zaman Terzi Fikri'lerin yetişebileceği inancını da içimizde taşımalıyız...

Şu aşağıdaki fotoğraf, çok şey anlatıyor ama sadece anlamak isteyenlere...

10 Temmuz 2011

Bunlardan haber olmaz ancak belgesel olur


Türkiye'de her şeyin günah keçisi olarak medya gösterilir.

Orospu çocukları Sivas'ta adam yakar, mahkemede yakınları basın mensuplarına saldırır.

Götverenin biri cinayet işler, basına saldırır.

Pezevenk yakalanır, basına saldırır.

Kıçı kırık bir orospu şarkıcının iki dangalak koruması, basına saldırır.

Kim ne bok yerse, sorumlusu basınmış gibi, hesabı kesmeye çalışır.

Birkaç günden bu yana, Fenerbahçe'nin birtakım idiot taraftar forumlarında özellikle Aziz Yıldırım'ın eşkal fotoğrafı yayınlandıktan sonra basına karşı bir kin ve nefret hali aldı. Olay yanlış mıdır? Yanlıştır ve yapılan büyük adiliktir ama birader siktir git dava aç, kulüp ya da bireysel olarak.

Sezer Öztürk'ün serbest bırakıldığı gün, yanındaki orospu çocuğu bir taraftan koşarken, diğer taraftan oradaki bir kameramana yumruğu patlattı.

Biraz önce Aziz Yıldırım tutuklandı, bazı haysiyetsiz, gurursuz, şerefsiz, onursuzlar orada haber peşinde koşan muhabirlere ve kameramanlara saldırdı. Yetinmediler, ellerindeki bira şişelerini fırlatmaya başladılar.

Çok açık ve net söylüyorum, şu an Fenerbahçeli olsam ya da bir Galatasaraylı olarak şu hadiselerin göbeğinde biz olsak, bu pislik yapılmış olsun ya da olmasın, kulübü bu iddialarla lekeleyen adamlardan hesap sormaya çalışırdım.

Muhabirler ve kameramanlar bu işin gerçekten emekçileridir. Üç kuruş para için, gerekirse bütün gün kapılarda beklerler, bir dakikalık bir görüşme için saatlerce bir kaldırım üstünde otururlar. Ne o, herif çıkacak da iki kelime edecek, o adamlar da haber yetiştirecekler.

Evine ekmek götürmeye çalışan; yağmurda, çamurda, karda haber peşinde koşan emekçilere saldırınca, şike-teşvik-çete sonlanacak mı?

Hesap soracaksanız, siktirip gidin önce başkanınıza, sonra her ağzını açtığında hukuktan söz eden hukukçu yöneticinize, ardından da bu işlerin ayakçılığını yapan diğer yöneticinize hesap sorun.

Nedir lan bu! Ülkedeki bütün suçlular, işi gücü bırakıp basına saldırıyor. Üç tanesinin götüne vizörü, ikisinin götüne de mikrofonu sokacaksın, kameranın arkasındaki Anton Bauer'i ikisinin kafasında patlatacaksın, bak bakalım bir daha bir kişi yeltenebiliyor mu?

Bir açıdan hata basında. Şikâyetçi olacaksın bu orospu çocuklarından, mahkemeye vereceksin, bıkmadan usanmadan takipçisi olacaksın. Sokaktaki çocuk bile artık basına saldırmayı marifet sayıyor.

Vandalların ülkesi burası. Gücü yeten futbolcuya zorla mukavele imzalatıyor, gücü yeten beğenmediği haber için tüm basına saldırıyor, gücü yeten basını azarlıyor.

Orospunun evlatları, götünüzü dayayıp, sıcacık evlerinizde, bürolarınızda okuduğunuz, izlediğiniz haberleri kim yapıyor lan! Hakkında beğendiğin bir şey oldu mu çak aferini, beğenmedin mi ağızda salya kudurmuş piçler gibi saldır.

Ama bunları kime söylüyorum ki! Futbolcusunun ayağını öpen, ayağına sarılan bir güruh var. Bu şerefsiz, onursuz, haysiyetsiz piçlerin yüzüne tükürsen, 'yarabbi şükür' diye yüzlerini ovuştururlar.

Şeref, haysiyet, onur, gurur. Hah işte, bu pisliklere önce bu kavramları öğreteceksin, sonra laf anlatmaya çalışacaksın.

Önce oturun kendinizi sorgulayın, tabii onu yapabilecek kapasiteniz varsa...

Her şerefsizlik basına saldırıyla geçiştirilecek olsaydı, ülkede bu kadar orospu çocuğu olmazdı.

8 Temmuz 2011

Bokunuzla oynamaya devam


"Biz siyaset yazmayız",
"Spora siyaset karıştırılmasına karşıyız",
"Sporun içinde siyaset olmamalı".

Eeeee ne oldu yavru kurtlar! Siyaset güzellemesi yapıyorsunuz alayınız. Sistem hafiften otobüste ford'a başlayınca 'Yandım Allah' diye bağırmaya başladınız.

Güya saf ve temiz duygularla futbol yazılıyordu değil mi?

Bu ülkenin büyük çoğunluğu bu zihniyetin ürünü; başkasına zehir akıtırken, taşakları yere sere sere 'yaşasın' diye bağıranlardan söz ediyorum. Ya da koyunların kıçına karanfil konulurken "Hacım o asılmış çok da sikimde" diyenlere.

Şimdi bakıyorum, millet İslam hikâyelerinden başlayıp, Nasrettin Hoca gibi 'ya tutarsa' demeye başlamış.

Şşşşt, ağır ol molla desinler yeğenim. Öyle çayır çimende göt baş açık, deli sikmiş gibi dolanmanın anlamı yok.

Millet, bugüne kadar klavyede parmak şıkırdatmamış, hadiseye kenarından köşesinden girmemiş, şimdi destansı metinler, edebi makaleler yazıyor.

Fanatik olmak kötüdür. Hayatta hiçbir şeyin fanatiği olmamak -aileyi dışında tutmuşumdur- gerekir.

Hayır ilginç olan şey, daha olup biten bir şey yok, ne bu hiddet ne bu celal a.k.

Bu ortalarda dolanan sikko kahramanların hadiseyi bir ranta çevirmek peşindedir. Kimseyi aptal yerine koymanın anlamı yok. Ergeni, gazetecisi, blogcusu, yorumcusu, forumcusu, bu günlerin geri dönüşlerinin olacağını biliyor. -Saf, temiz taraftardan söz etmiyorum, götünden anlamasın kimse.-

Hayır, bir de herkes kendini nereye konumlandırmışsa, ya da nasıl bir güç görüyorsa, Federasyon Başkanı'na filan ayar veriyor. Vay anasını satayım, kimmişsiniz de haberimiz yokmuş.

Dev yürüyüş yapacaklarmış. Be amına koyayım, neredesin lan TEKEL işçileri eksi 10 derecede soğuktan tir tir titrerken, insanlar sokak ortasında dayak yerken, bir baba evine bir parça götüremezken.

Takım sevgisi dedikleri şey, bağnat bir fanatizm. Haa, bunu Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı, Trabzonsporlusu yapmaz mıydı? Aynı şeyleri yapardı emin olun.

Oyun işte, bir-iki gün üzülürsün, sevinirsin geçer gider. Hayatının merkezine koymak, neredeyse hayatında başka bir şeye yer bırakmamak ne aptalca bir düşünce biçimidir.

Bu ülkede en az 70 milyon kişinin hakkı yeniyor her gün. Öyle sik sik izliyordun ya. Benzini kol gibi sokuyorlar tepki verme, millet evine et götüremesin tepki verme, semt pazarlarında akşam karanlığında atılmış sebzeleri meyveleri toplasın tepki verme; hayatta hiçbir duruş sergileme, hiçbir boka ses çıkartma, sonra "Hakkımız yeniyor" diye kafası kesilmiş tavuk gibi oradan oraya koştur.

Siktirin gidin! İnsanlığınızı, adalet terazinizi, dünyaya bakış açınızı sikeyim. Siyasete girmeyin aman diyeyim, başınız derde girer, aman diyeyim.

Hele hele şu olayları Atatürk'e bağlayanlar yok mu, onlar beni bitiriyor. Lan salak, önce stadının ismini sorgula.

Gölgesinden korkan insan ancak bokuyla savaşır. Bokunuzla savaşmaya devam edin. Aman diyeyim, etliye-sütlüye sakın dokunmayın. Yeldeğirmenleri size yeter de artar bile.

Ömrümden size ömür gitsin


Şu fotoğrafı bir arkadaş gönderdi dün. Sağda, solda denk gelmişsinizdir mutlaka.

Sinirleniyorum, öfkeleniyorum ve bu ülkedeki insanlara çok zaman laf ediyorum.

Umudu kesmemek lazım, içimizde umut yeşertmek için hep bir nedenimiz olması gerekir. Yoksa boşandığı eşini ve çocuğunu yakan bir manyağın, köpeğin kafasında şişe kıran psikopatın, kedinin ciğerlerini bıçakla deşen bir orospu çocuğunun olduğu ülkede yaşamak insana ağır geliyor.

Ama bu kadar boktan haber arasında şu iki koca yürekli çocuğu görünce, her şey birdenbire tersine önüyor. O umutsuzluk duygusu yerini; umuda, inanca bırakıyor.

İnsanlık böyle bir şey ama biz onun pek çok değerini unuttuk. Para, kariyer, hırs, ihtiras, güç v.s. v.s. Etrafımızda olup biten onca şeyi göremiyoruz. Öyle o kadar uzaktaki şeylere bakmaya gerek bile yok. Sokağa baktığınızda, gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatmadığınızda emin olun her şey daha açık görülecektir.

Şu iki çocuktan öğrenilecek ne çok şey var diye düşünüyor insan. Kendi hayatını bile tehlikeye atarak, yavru köpeğe, kendi aralarında imeceyle, ellerini uzatıyorlar. Ne diyeyim ki, böyle birtakım alengirli kelimeleri biraraya getirip bir cümle kurmaktansa, sıkı sıkı sarılmak isterdim veletlere.

Bu hayat sizinle güzel lan, bunu bilin. Sizin gibi insanlar olmasa hakikaten çekilir çile değil bu ülke. Umarım daha çok şey öğretirsiniz bize.

Benim ömründen size gitsin lan, başka ne diyeyim ki...

Kedi Aklı

Bir diyeceğim yoktu hüzünden yana
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda
Yetmiyordum yeni insanlara yetişemiyordum
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda

Kimin umurunda dedi ama kendimi inandıramadım buna da
Yakışmıyordum eski pencerelere yosunlu sulara
Ölür kalırdım belki de sokak aralarında bir kenarda
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında

Çok mu yaşamıştım az mı ölmek hakkım mıydı yıl varken akşamlara
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da
Okşayacak bir şey ister ellerimiz kendi sıcaklığında
Yıpranıyordu kötü kadınlarda aşkım pis karanlıklarda

Ne iyi etmişim aldım düşündüm kedilerin yarı ak yarı kara aklında
Kedi işte kedi boğuyordu yavruyu engel görünce aşkında
Çekilmemişti denizlerim
Döndüm hırpalanmış geceden dayanıklı aydınlıklara
Ağlanır kedi yavrularına çocuksuz anaların arasında
Bu kedi nerden çıktı demeyin kapı aralıktı ben bıraktım da
Uyandırılacak çocuklarım vardı uyuyorlardı uykularında
Ne iyi etmişim uyur uykularında.

Arif Damar

7 Temmuz 2011

Yapma Alaattin yapma bunu


Hayatımda Alaattin Metin'i hiç okumamıştım, yaklaşık 15-20 dakika önceye kadar. Ntv'de çalışırken, bir Yavuz Abi vardı, onunla ilgili bir şey anlatmıştı. Staja gidiyorlar, bu herif millete soruyor, "Sen hangi takımdansın?" diye. Yavuz Abi'yle birlikte birkaç kişi "Galatasaray" deyince, Alaattin Metin "Tamam siz odadan çıkın" diyor. Yavuz Abi, "Ulan herif bir daha suratımıza bakmadı, öyle böyle bir fanatiklik değil bu" demişti.

Biraz önce linkini yolladı bir arkadaş, yazı ibretlik. Bir gazeteci açısından 'köşe yazısı nasıl yazılmaz'ın dersi gibi. Başlıyorum, umarım hazırsınızdır.

"Şaşırıyorum. Hayretler içindeyim. Her gün yeni bir şokla güne başlıyoruz. Televizyon karşısına geçiyorum. Söylenenler karşısında küçük dilimi yutacak hale geliyorum. Sabah gazetelerde haberleri okuyorum, midem bulanıyor, kafam karışıyor.
Vay anasını neler olmuş, neler...
Oysa F.Bahçe'nin her maçına gittim. Başkanın yakın dostuyum. İyi de gazeteciyim. Ama bir gün olsun en ufak bir kuşkuya düşmedim. Kafamı karıştıracak, bir tek olay yaşamadım."

Herifin titr'i gazetecilik değil, "Başkanın yakın dostu" olmak. Hadi bunu geçtim "İyi de gazeteciyim" ne lan! Bırak iyi olup olmadığına insanlar karar versin -Gerçi o karar verilmiş ya neyse-.

Yazıda Aziz Yıldırım'a yıkama yağlama seanslarından sonra eleman diyor ki, "Aykut dürüsttür. Yalan konuşmaz. Bunu herkes de böyle bilir."

Yahu gözünü seveyim 'yalan konuşmak' nedir a.k. Facebook'ta karı kıza iş atan liseli çocuk musun sen! 'Yalan konuşmak' diye bir ifade var mı Türkçe'de. Kim size o köşeleri veriyor? Hadi onu geçtim, kim okuyor sizi? 'Yalan konuşmaz' diyen adamı okuyanın beynine sokayım.

Bu hadiseden sonra devam ediyor "Aykut dürüsttür. Yalan konuşmaz. Bunu herkes de böyle bilir. İçine sindiremediği takımın, futbolcularının lekelenmesi. Taraftarlar da öyle. Ankara'dan, Malatya'dan bile gelenler var. Resim çektirerek, moral vermeye çalışıyorlar."

Birader herif şaka gibi. Fotoğraf ve resim arasındaki hadisenin ayırdında bile değil. Fotoğraf lan o, fotoğraf. Senelerce sen ikisi arasındaki farkı anlayamadın mı?

Yahu senelerce bu işin köşesinde kenarında durmuş bir adam olacaksın, henüz lise seviyesine gelmemiş bir Türkçe ile yazı yazacaksın senelerce. Lise 1, bilemedin lise 2'de çuvallamış sonra okula devam etmemiş.

Biri şu Alaattin'i liseye yazdırsın. Akşam lisesi filan varsa hâlâ, elinden tutup yazdırsın. Önce temel eğitimi alsın sonra buluruz kendisine bir iş. Bu heriften stajyer olmaz ama Türkiye'de köşe yazarı yapıyorlar, başkan kontenjanından.

6 yemedin 8 de yemedin ama yarrağı yedin


Pazar günü


Pazartesi günü


Salı günü


Çarşamba günü


Perşembe günü

Senelerdir yok asker selamı, yok din, yok kitap, millete ahlâk aşıladı şu iğrenç tip. Futbolun içindeki her türlü pislikte ismi geçti. Menajerlik, şike, zorla muvakele imzalatmak, haksız kazanç sağlamak v.s. v.s.

Al amına koyayım sana Laila. İstanbul'da Laila var, karakolda ayna var, cezaevinde boncuktan kuş var. Bundan sonra asker selamını jandarmaya çakarsın cezaevinde.

Ne demişti kendisi: "5 yerim,7 yerim 9 yerim ama 6 ya da 8 yemem" değil mi?

Oğlum yarrağı yedin haberin yok...

Bak işte bir keser döner sap döner, gün gelir hesap döner döngüsü daha tamamlandı.

6 Temmuz 2011

Katliamlar coğrafyasının utancı: Çorum


"Müslüman namusuna sahip çık"

19 Mayıs gösterileri adı altında yine namus bacılarımızın iffet ve hayasına kahpeçe ve haince saldıracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi parçalıyor, içimize kan akıtılıyor.

Yine müslüman evlâdı kan ağlamaya kafir düzen tarafından soyularak, en müstehcen ve kepaze kılıkta teşhir edilecektir. Bin yıllık mübarek tarihimize bundan büyük bir leke sürülebilir mi? Kurtuluş Savaşında namusunu Yunan eli kirletmektense ölmeyi tercih eden mübarek ninelerimizin kemikleri sızlamaz mı? Ey müslüman, düşün, süngüyle ama karnında çocuk çıkarken zihniyetle bu zihniyetin farkı ne? Namazını kıl, orucunu tut yeter; karışan mı var diyen gafil müslüman sen de düşün... Düşün ki, haddini bilmeyenlere bildirelim hadlerini. Şu haris-i Şerifi asla unutma, haksızlık karşısında susun, dilsiz şeytandır. Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile CİHAD edenlere

İslâmcı Gençlik

Bu ülkedeki pek çok katliamın başlangıcı kulaktan kulağa yayılan bir yalanla başlar. Çorum'da da olaylar "Aleviler-Komünistler cami bombaladı" söylentisiyle başladı.

Çorum'da neler mi oldu?

İnsanların evleri yakıldı,
Sokak ortasında toplama kampları oluşturuldu,
Kadınların göğüsleri kesildi,
Çocuklar bıçaklandı,
İnsanlara işkence yapıldı,
Kadınlara tevavüz edildi,
İnsanlar elleri ve ayakları bağlanarak, kurşuna dizildi,
Resmi ve sivil kıyafetli polisler insanları taradı,
Evler yakıldı,
Ölüm, ölüm, ölüm, ölüm

Katliamların hiç hız kesmediği, katliamcıların ellerini kollarını salladığı, hatta katliama maruz kalanların suçlu ilan edildiği Türkiye'de, Çorum Katliamı'nın dosyası da kapatıldı. Her zaman olduğu gibi, ölenler öldükleriyle kaldı.

"Türkiye mozaik" denip duruyor ya, büyük yalan. Katliamlarla, insanların kimlikleri, inançları çalınıyor. Bu yüzden inanmıyorum, bu iğrenç tiplerin inandıkları hiçbir değere ve dine.

Herkesin bununla ilgili bir hikâyesi vardır mutlaka. Ortaokulda en yakın arkadaşımın Alevi olduğunu seneler sonra öğrenmiştim. Lisede din öğretmenimiz "İstemeyenler bu derse girmeyebilir" dediğinde, ikimiz sınıftan çıkmıştık. Bahçede çimenlere uzandığımızda sormuştu "Oğlum sen neden çıktın lan dersten?" diye sorduğunda "İnanmıyorum" demiştim. "Beni bırak da, sen niye çıktın?" diye sorduğumda "Aleviyim oğlum" demişti.

6 yıl aynı sırayı paylaştığımız, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen adamın Alevi olduğunu o zaman öğrenmiştim.

Bazen mail atıyorlar "Alevi piç, Kürt ibne" diye. Oysa ki, ne Alevi'yim ne de Kürdüm.

Çok boktan bir ülkede yaşıyoruz. Alevi olmak, Kürt olmak, Ermeni olmak, Rum olmak, eşcinsel olmak v.s. v.s. yani çoğunluktan farklı olmak suç gibi. Hepsinin katli vacip!

Hepsinin gerçekleştiricilerinin aynı zihniyetten olması ve cezalandırılmamaları her şeyden öte insan olarak yaşama sevincini kırıyor.

Çorum, Kahramanmaraş, Malatya, Sivas... Dünyada katliamları şöyle bir sıralamaya kalksak, Türkiye'nin katliam karnesinin dolu dolu (!) olduğu görülür.

Bu katliamların hiçbiri unutulmamalı. İnsanları ateşe verenleri, hamile kadınları bıçaklayanları, kadınlara tecavüz edenleri, diri diri yakanları unuttuğumuz sürece insan olabilmek imkânsızdır. Sadece suretlerimiz insan olur.

Ama işte o kadar ilginç bir ülkedeyiz ki, bu katliamın başaktörüne öldüğü zaman destanlar yazıldı. Her zaman söylediğim gibi keser döndü, sap döndü, hesap kesildi. Leşini bile zor buldular...

Ellerinize ve Yalana Dair

Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli, hafif,
sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizleyen elleriniz.
Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeye muhtaçsınız.
Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
insanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden coğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
kolay atlatılırsın...
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatlı,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

Nâzım Hikmet Ran