15 Temmuz 2012

Ercan nasıl siktik ama


E: Alo kardeşim...?

X: Naber Ercancığım...
E: Yaa napalım, şu gazete işini düşünüyorum...
X: Ne oldu ki?
E: Şimdi bana para verip yazdırıyorlar ama...
X: Ama...
E: Biliyorsun ben Ertuğrul Özkök'ün sayesinde yazar oldum. Hatta bir ara spor müdürü filan da yaptılar. Şimdi Enis Berberoğlu başa geçti, onunla çalışmak istemiyorum...
X: Niye?
E: Yaa biliyorsun, orospu çocuklarını ve iç güveylerini sevmiyor. Senden rica etsem, beni Erdal Şafak'la görüştürür müsün? Onunla çalışmayı çok istiyorum...
X: Tamamdır kardeşim.

Bu konuşma Ercan isimli bir spor yazarıyla, başka bir gazetenin Spor Müdürü arasında geçti. Spor müdürünün adı bende saklı. Daha sonra Erdal Şafak'la Ercan görüştü, her konuda anlaştı... Ve'sini biliyorsunuz... Ercan isimli gazeteci, çalışmak istemediği genel yayın yönetmeninin yeni spor yazarı oldu. Yanı neymiş? Başka bir gazeteye transfer olmadan önce, fiyat artırmak mümkünmüş. Ben de 'İç güveysi puşt Ercan duruşu' diyorum.

Bak işte böyle de yazılabilir. X belli değil, konuşma ispat edilemez ama gazeteye köşe olarak bunu koyarsın, birkaç gerizekalının aklını çelersin.

Yok, hakikaten bu ülke garip bir ülke. Ben şimdi kendimi bu herifin yerine koyuyorum. Bir boka benzemeyen, ancak ve ancak anaokul çocuğu beynine hitap eden düzeyde müzik yapacağım, sonra bir kız bulacağım. O kız, bir gazetenin genel yayın yönetmeni kızı olacak, gazetecilikle uzaktan yakından ilgim olmayacak ama spor yazarı olacağım. Bununla da yetinmeyip, Türkiye'nin sözde en büyük gazetesinin başına spor müdürü olacağım, bunların hepsini unutup, köşemde atıp tutacağım.

Bir kere buna midem müsait değil, kişiliğimde orospu çocuğu hamuru da yok. O yüzden ben bunu yapamam ama bu Ercan denen am paparası, rahat rahat yazı yazabiliyor. Hatta asla ortaya çıkmayacak ancak insanların kafasını bulandıracak yazılar da yazabiliyor.

Ulan; bu kadar aşağılık olmak için özel çaba mı harcıyorsun yoksa default o.ç misin? Televizyon ekranlarından "Nasıl siktik" diyen adamsın, Galatasaray bayrağını PKK renkleriyle özdeşleştirmişsin, iliklerine kadar işlemiş bir kompleks var; bunlarla yetinmiyorsun, bir transfer için, aklınsıra cinlik yapıp Hamit'i taraftar gözünde daha baştan akıllarda soru işareti yaratmaya çalışıyorsun.

Bu ülkede köşe yazmak bu kadar kolay işte. Gururunu, onurunu, haysiyetini bir daha hiç aklına getirmeyecek şekilde askıya asar, sonra ortalarda 'gazeteciyim' diye dolanırsın.

Müzisyen desen, müzisyen değil; gazeteci desen, gazeteci değil, ne bok olduğu belli olmayan, kıvamı da tam tutmamış o.ç'sin (artık ne anlama geliyorsa, sen beğendiğini seç). Ama suç sende değil, sana köşe açanda.

Hayatının odak noktası ve yaşama tutunabildiği tek dal Galatasaray düşmanlığı. Bu yolda devam et, belki seni besleyenler sana madalya takar (o madalya nereye takılırsa).

Ne yazık ki, bu ülkede böyleleri 'adam' muamelesi görüyor. Bu başbakana, bu cumhurbaşkanına, bu bakanlara, bu belediye başkanlarına, Ercan gibi yazar yakışır. Senin gibi faşistin külliyatını cilt cilt siksinler.

Seni ve senin gibileri Burak'la toplayıp, Selçuk'la çarpıp, Hamit'le sikeceğiz, rahat ol.

Not: Oğlum yazıyı her yerde paylaşıyorsunuz, ağzımıza sıçılacak bir gün. O yüzden birkaç değişiklik yaptım, başımın daha fazla derde girmemesi için. Ama neyin ne olduğu bellidir, onda bir şüphe yok.

13 Temmuz 2012

Alternatif pozisyonlarda sikeceksin bunu

Lan oğlum, ben bu Emre Aköz'ü kaç kez yazdığımı anımsamıyorum. Bu iktidarın en müstesna (!) destekçilerinden biri. Hatta öylesine ilginç ki, iktidarın kendisini savunamayacağı yerlerde, bu herif savunuyor. Hayır, bir noktadan sonra sinir bozucu olmaktan çıkıp komik olmaya başlıyor.

İstanbul'daki trafik sorunundan haberdar olmayan kalmamıştır. Yaşayanlar zaten her gün bu çilenin göbeğindeler ve neler olup bittiğini biliyorlar.

Emre Aköz denen kıçına telefon ahizesi (eski çevirmelilerden, bunu ancak o keser) giresice herif yönetimi suçlayanları "Önce alternatif yolları deneyin" diyerek geçirmiş sözümona. Yazıyı okuduğum zaman bir küfür ettim, aradan 3-5 saniye geçince gülmeye başladım. Cidden lan, siniri bozuluyor insanın, kendini gülmekten alamıyor.

Yazının en fantastik bölümü sonu olmuş. Hafif ajitasyon soslu, halkın sesi Emre, "Biz üstünde fotoğrafımız bulunan, aylık kupon kenarına iliştirilen "mavi kart" döneminin çocuklarıyız. O yıllardan kalma alışkanlıkla, alternatif ulaşım yollarını hem biliriz, hem de kullanmaktan zevk alırız.

Halbuki günümüzün İstanbul'u... Sadece cep telefonundan değil, aracından da ayrılamayan burjuvalar... Ve de otomobile 35 bin lira saydıktan sonra, üç kuruşluk Köprü zammına laf eden orta sınıf zırzırlarıyla dolu... Tabii bir de yasak olmasına rağmen, saat 18.00'de İkinci Köprü'ye dalan oportünist TIR şoförleri var...
Meseleyi yaratan sadece basiretsiz yöneticiler değil, aynı zamanda işte bu insan malzemesi."
demiş.

Şimdi Emre Aköz'ün kim olduğunu bilmesem; gazeteye gelirken otobüs durağında akbil basan bir adam sanacağım. Bir de millete utanmadan "burjuva" demiş, ağzına yüzüne sıçtığımın herifi. Tabii kendisi burjuva değil, sanayi sitelerinde birim çalışması yürütüyor. Lan yavşak, önce kendi sınıfının ne olduğunu bil de, sonra başkalarına bok at.

20 gündür İstanbul'da trafik, insanları çıldırtacak noktaya gelmiş, bu delikli civata trafikteki insanları suçluyor. Hangi alternatiften söz ediyor anlaşılır gibi değil. Bunu alternatif pozisyonlarda sikeceksin, alternatif yolu o zaman görecek.

O kadar TIR'ı, o kadar kamyonu, o kadar aracı hangi alternatif yoldan götüreceksin? Götünden Salacak'a tünel yaptılar da bizim mi haberimiz yok?

İktidar kendini savunamaz durumda, hiçbirinin ağzından tek kelime çıkmıyor İstanbul'la ilgili, onlar da farkında bu işin bokunun çıktığını. Bu herif savunuyor, o yetmiyor; 38 derece sıcakta, otobüste, metrobüste, arabada ağzına sıçılan insanı suçluyor.

Yalakalığın da bir sınırı olmalı ancak bu Emre denen amdan patlarcasına çıkan, geçmişi yarrak ölçmekle geçmiş, yedikçe şişen şiştikçe yiyen puşt, o sınırları da aşıp geçiyor.

Cidden, insan böyle bir yazı yazarken, utanır, yüzü kızarır. Bunlardaki yalama refleksi öylesi bir halde ki, insanın midesini kaldırıyor.

Bu herife gazeteci deniyor, ona yanıyorum.

Gurursuz, onursuz olmaktan daha aşağılık bir şey olamaz, bunu içine sindirmek tam da Emre gibi doğurulmamış, götten fışkıran tiplerin işi.

Bu tavrın sonu iyi yere gitmiyor


Her kulübün taraftarı için, o kulübün bir üyesi olmak gurur vesilesidir. Ben Galatasaraylı olmaktan mutlu olurum, bir başkası Fenerbahçeli olmaktan, bir diğeri Beşiktaşlı, öteki Tavşanlı Linyitli, beriki Adana Demirsporlu olmaktan gurur duyar.

Taraftar olmak acayip bir hadise. Bir kulübü destekliyorsun, o kazandığında havalara uçuyorsun, kaybettiğinde bütün bir haftan bok gibi geçiyor. Düşünsene, hayatta neler için havalara zıplarsın ya da ne olduğunda gözünden yaş gelir. Sayısı hep kısıtlıdır bunların.

Ben de zaman zaman bu duygulara kapılıyorum elbette. Her ne kadar soğukkanlı olmaya çalışsam da beceremiyorum kimi kez. Ve tıpkı yukarıda yazdığım gibi Galatasaraylı olmak da, benim için bir gurur kaynağı oldu.

Xamax maçında 5 tane koyunca, dünyanın en mutlu insanı olmuştum. Ülkedeki diğer futbol takımlarının, tokat üstüne tokat yediği dönemlerde bile Galatasaray'ın o Avrupa'da aldığı sonuçlardan daha fazla mutlu oldum. Ne bileyim işte UEFA'yı aldık, ötesi yok. Her ne kadar birileri, "Ulan başka da bir bok bilmiyorsunuz" dese de, ne zaman aklıma düşse, suratıma bir gülümseme yayılıyor, daha çok sırıtma şeklinde.

Lan ayrıca, niye unutayım UEFA'yı? Sen alsan, dünyayı ayağa kaldırırdın, elbette gurur duyacağım, hatrıma getireceğim, sen "şikenin mucidi Galatasaray" dediğinde, "Al sana UEFA Kupası, onu da mı şikeyle aldık, götten damlama" derim.

Neyse, yazının konusu bu değil. Taraftarlık, son 10 yılda fazlasıyla şekil şemal değiştirdi. Sadece Galatasaray'a özgü bir durum değil, her takımın taraftarında değişiklikler mevcut. Haa, diğerlerinin nasıl olduğu çok da umrumda değil ama değişenin Galatasaray taraftarı olduğunu görünce insan üzülüyor.

2006 yılıydı, Murat Özaydınlı'nın meşhur "fakir fukara" konuşmasını yaptığı zaman. "Deplasmana gidecek para bulamayan Anadolu kulüpleri bile böyle küçük düşmüyor. Fakir fukara edebiyatı yaparak buralara kadar geldiler" diyerek, ne denli aşağılık ve hamurunun nasıl olduğunu göstermişti.

Bu açıklamaya sadece Galatasaraylılar kızmamıştı. Etrafımdaki pek çok insanın, analı-bacılı küfürler ettiğini bilirim.

Bu üstten bakma, rakibini aşağılama, burnundan kıl aldırmayan beyzade tavrı, Fenerbahçe'nin neredeye her yöneticisinde ve taraftarında vardır. Ötesi yok ki, heriflerin yöneticisi "6S" diye açıklama yapıyor. Fenerbahçe nefret paratoneri haline böyle böyle geldi.

Burak-Hamit-Amrabat transferlerinden sonra Galatasaray taraftarlarının halini görünce durumun biraz bu yöne doğru kaymaya başladığını gördüm. Yapılan bir transferden sonra, rakip aşağılamak bir Galatasaraylı tavrı olamaz ve olmamalı. Elbette kimseye 'taraftarlık nasıl yapılmalı?' gibi bir ders verme çabası içinde değilim ama bu tavrı sergileyen adamlarla aynı takımı tutuyor olmak da, beni rahatsız etmeye başladı.

Bir insanın, başka bir insanı parasal açıdan aşağılaması, tipik orospu çocuğu tavrıdır; bunu kimin yaptığının önemi yok.

Bu tavır bize yapıldığı için ne kadar rahatszız olmuştuk, sadece bunu hatırlamak yeterli.

Kimsenin kimseden bir farkı kalmamaya başladı. "Türkiye'dir Galatasaray" diyenler haklı çıkmaya başladı. Bu takımın taraftarı da, tıpkı bu ülke gibi boktan, aşağılık ve yavşak olmaya başladı. Ne kadar gurur duysanız azdır, bu tabloyla övünün.

Fakat ilerleyen yıllarda, nefretin odağı haline gelinirse, kimse bundan şikâyet etmesin.

3-5 transferde götü kalkan, bir şampiyonlukla rakiplerini aşağılayan adamdan adam olmaz. Puştluğun alemi yok, adam olun götverenler.

Ayrıca Galatasaray mümkünse Türkiye filan olmasın. Bu ülke katillerin dışarı salındığı, şike yapanların omuzlarda taşındığı, tacizin tecavüzün tavan yaptığı, dolandırıcıların beyefendi anıldığı, ülkeyi soyanların adam gibi adam sıfatı kazandığı bir yer. Bir arkadaş söylemişti, onun alıntısı ile kapatayım; "Bugün Milli Takım ile Galatasaray maç yapsa, sapına kadar Galatasaraylıyım."

12 Temmuz 2012

12: Bir genelev kapısı numarası


Ne vakittir futbol yazmıyordum, birkaç günden bu yana medyadaki iğrenç haberleri ve sidik yarışını görünce dayanamadım.

Önce Hamit Altıntop'tan başlayalım. Fenerbahçe'yle girişilen her transfer ne yazık ki, mide bulandırır hale geliyor. Bu iğrençliği yaratan spor basınından başkası değil. Herifler, taraftar nefretini körükleyerek, kaostan besleniyorlar.

Çünkü içerik açısından hiçbirinin, diğerinden farkı yok. Aynı boktan haberler, her takım için minimum 200 futbolcu transferi ve görünürde analize benzeyen kahve ağzı yorumlar.

Spor basını 2 yıldan bu yana alışkanlık haline getirdi Galatasaray'ın transfer ettiği oyuncuların 4-5 yıllık maliyetlerini hesaplaması. Geçen yıl Selçuk İnan'ın, dünyanın en pahalı oyuncularından biri olduğuna tanık olduk (!)

Hamit transferinde de benzer bir şeye tanık olduk. Bonservisine 2 milyon Euro verilecek bir adamın maliyetinin 15 milyon Euro olduğunu görüyoruz. 29 yaşında, Almanya'nın en büyük iki kulübünde forma giymiş, dikiş tutturamasa da, Real Madrid gibi bir takıma transfer olmuş adam hakkında yazılabilecek tek şey "Maliyeti 15 milyon Euro" diyorsanız, götün bayrak taşıyanısınızdır.

Bak şimdi, hemen hemen aynı günlere denk geldiği için söylüyorum. Fenerbahçe 6.5 milyon Euro bonservis bedeli verdiği, adamı 4 milyon Euro'ya gönderiyor başlıklar "Hesaplar Dia'dan", "Dia'da zarar yok" diye başlık atılıyor.

Bunu yaparsan yavşaksındır, götsündür, puştsundur. Bir tarafta sürekli bindiriyorsun, vuruyorsun, atılan imzayı matematiğe, geometriye çeviriyorsun, diğerinin götünü yalamadığın kalıyor.

Gelelim Burak Yılmaz'a. 3 Temmuz'dan bu yana gelişen süreçte... Yok lan valla öyle demeyeceğim. Ama hangi cümlenin başına koysan, dikkat çekiyor, o yüzden şansımı deneyeyim dedim.

Burak Yılmaz'ın Süper Final'de 4-2'lik maçta oynamadığı için, Fenerbahçeli birtakım tipler (hatta tamamı amk) "Biz yapsak bu transferi, yöneticilerimiz içerideydi" diyerek, Emenike göndermesi yapıyor.

Oğlum akıllı olun biraz. Burak neden oynamadı 4-2'lik maçta? Bir düşün lan, düşün. Herifin burnu kırıktı. Emenike'nin durumu neydi peki? Hiçbir sakatlığı yoktu ve "Ben oynamak istemiyorum" dedi. şimdi tapeleri tıpa yaptırtma adama, anamalım benim.

Sen desene şuna, "Gökhan Ünal'ı almak için Burak'ı sattık, bir de üstüne para verdik, kendimizi hıyar gibi hissediyoruz" diye. Aslında içses böyle söylüyor ama dışarıdan boku atıyor. Ligin açık ara en iyi 3-5 oyuncusundan biriydi Burak Yılmaz. Almak istesen zaten alamazsın, keriz gibi çocuğu üstüne para verip yollamışsın, ehh haliyle bir bok atmak lazım.

Burak Yılmaz'ı Galatasaray aldı diye, kendini sikecek adamlar var. Niye bu kadar sinir yapılmış anlamıyorum. Biriniz çıkıp da, "Elimizdeki adamın değerini bilmemişiz" demiyorsunuz lan. Aynı şey Fenerbahçe değil de, Galatasaray'ın başına gelseydi, en azından kişisel olarak ben yerden yere vururdum. Bunlar burnundan kıl aldırmıyor ama. Bir kulüp hiç mi kendini eleştirmez, taraftarı hiç mi özeleştiri yapmaz. Sürekli birilerine bok atma çabası.

Hayır boku atan da, şike yaptığı tescillenmiş bir kulüp taraftarı. Belaltı mı vuralım amına koyayım, konuyu sürekli gündeme mi getirelim, ne yapalım anlamıyorum.

Transfer dediğin şey, görünürde şahane gibi görünse de, sahaya çıktığın zaman işler değişebilir, bunu hep gözönünde bulundurmak lazım. Ama Türk pasaportu taşıyan iki tane yetenekli adam Galatasaray'a transfer edildi, bu büyük başarıdır. Burak da, Hamit de (aslında bence yılın imzası Dany ve Umut'tur) çok başarılı hamlelerdir ve ederlerine bakıldığında yönetim başarısıdır.

Siz kendinizi sikedurun, dilerseniz götünüze Haydarpaşa'nın oradaki feneri sokun ama birilerinin becerisine de bok atmayı bırakın.

Yüzsüzlükte sınır tanımamak bu olsa gerek. Önce üstündeki lekeyi temizle, sonra başkasına leke at.

Hadi hadi, "Biz keriziz" diye iç sesini dış sese çevir, aramızda yabancı yok. Hem biz Avrupa'ya yollarsak elemanları, bizden sonra alırsınız, bu kıyağı da kimseye yapmayız lan.

Ambarat da bitmiş, benden duymuş olmayın.

Unutmadan, bu transferlerde imza atılmış değil, eleştirim genel tavradır. Göt olmam yani, merak etmeyin.

11 Temmuz 2012

Oradan, buradan...

Kendisini solcu olarak niteleyen birtakım dangalakların Akp iktidarına verdiği desteği unutmuş değilim. 'Yetmez ama evet' diyerek, referandumda oy vermelerini de. Televizyon ekranlarında, gazetelerde eski solculuklarının ekmeğini yiyen yavşakların, "Akp gerçekten demokratik" diyerek, övgü yağdırmalarını da.

7 tane gencecik, savunmasız üniversiteli genci infaz edenlerin salıverilmesini sağlayan iktidara, yukarıda ismi geçenler ne kadar teşekkür etse azdır. O kadar 'demokrat' bir iktidar ki, eli kanlı katillerin serbest kalmasını sağlıyor, onlara özgürlük veriyor.

Bayılırız suçluya tapmaya. Herif karısını öldürür, namus cinayeti işledi diye, 'abi' muamelesi görür. Öteki şike yapar, milyonlarca insanı aptal yerine koyar, birilerinin hakkını yer omuzlarda taşınır.

Bu eli kanlı katilleri de, MHP yöneticileri karşılamış. Ehh tabii 'dava arkadaşları' bu götverenler.

Baklava çalan çocukları hapse tık, poğaça çalan adama 12 yıl ver, katliam yapanı sokağa sal. Adaletinizi siksinler sizin.

CİNNET GETİRMEYE AZ KALDI

İstanbul'da yaşayıp da, trafik çilesinden söz etmemek olmaz. İnsanlar 15-20 dakikada alabilecekleri yolu 4-5 saatte gidiyor. Üstüne hava sıcaklığı ve nem de eklenince cinnet getirmemek mümkün değil.

"Bu ülkenin başbakanıyım, her konu beni ilgilendiriyor" diyen başbakan, konu hakkında halen bir yorum yapmış değil. Tüm dertleri 3. köprünün yapılmasını sağlamak. Nasılsa kimse sesini çıkartmıyor, kuzu kuzu yolda gidip geliyor.

Bu mantıkla, nükleer enerjinin gerekliliği için kışın doğalgazın vanası kapatılırsa, kimse şaşırmasın. Çünkü bunlar en adi ve en aşağılık yöntemleri kullanmakta hiçbir beis görmüyorlar.

TOKİ SUÇLU DEĞİLMİŞ!

Samsun'da büyük bir acı yaşandı. Doğayla oyun olmayacağını algılama sorunu yaşayan TOKİ'nin, dere yatağını değiştirdiği ortaya çıktı. Yani ölen 12 kişinin sorumlusu bu kurum ve onun başındaki insanlar.

Ancak Türkiye'de istifa denen zaman zaman şerefli olabilen mekanizma hiç çalışmaz. Az önce ülkenin başındaki şahıs, "Dere yatağına bina inşa etmek gibi TOKİ ile ilgili bir şey söz konusu değil. TOKİ suçlu değil" diyerek, her zaman yaptığı gibi topu taca attı.

Bugüne dek, suçlu, haksız oldukları tek konu dahi olmadı. Çünkü biliyorlar ki, bir kişiyi yedikleri an devamı gelecek, o yüzden de kimseyi kurban etmiyorlar. Bunun en belirgin örneğini YÖK Başkanı'nda yaşadık. O yüzden şaşırmıyorum.

POLİS İŞKENCE YAPAR, ADAM ÖLDÜRÜR AMA TRAVESTİ OLAMAZ

İstanbul Güngören'de görevli bir polisin travesti olduğu haberi çıkar çıkmaz, Emniyet Genel Müdürlüğü, 28 yaşındaki F.B. isimli memuru görevden azledildi.

7 polis sokak ortasında, bir vatandaşı öldüresiye dövünce, üniversite öğrencisi öldürünce, haklarında soruşturma açılır ama travesti olunca jet hızıyla Emniyet'ten atılır.

Ahlak anlayışları bu kararları almalarına yol açıyor. Çünkü kurum olarak ahlaksız ve adiler. İnsan öldürmek, işkence yapmak konusunda sıkıntıları yok. Emniyetin tüm derdi, travesti bir polis memuru. Sen polis memurusun nasıl olur da travesti olursun, efendi gibi (!) toplan, sokağın ortasında önüne geleni döv, sonra da dövdüğün adam hakkında şikâyetçi ol, öyle değil mi!!!

REZALETSİZ SINAV GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ

Akp iktidarının döneminde vukuatsız sınav olmamasına alıştık. Neredeyse her sınavda bir rezalet ortaya çıkıyor ama ya kimse suçlu olmuyor ya da kendilerini bağlamıyor bu mesele.

Yüzbinlerce insanın umut bağladığı KPSS'de de benzeri bir rezalete tanık olduk. Bu kez belli ki hazırlıklılarmış, olayı KCK üstüne yıkıverdiler. Nasılsa hazırda suçlular var (!) Bundan sonra bir rezalet ortaya çıkarsa ya KCK ya da Ergenekon'un üstüne atıver, sen aradan sıyrıl. Sınavı düzenleyenlerin hiçbir kusuru yok, onlar her zamanki gibi pir-ü pak. Sütte leke olur, Akp'nin bürokratlarında leke olmaz.

Milyonlarca insanın hakkını yediler ve yemeye devam ediyorlar, bu hiç mi vicdan azabı yaratmak bir insanda? Cidden şaşırıyorum, bunlar nasıl kafalarını yastığa koyup uyuyabiliyorlar diye.

ONE LOVE FESTİVAL

14–15 Temmuz'da santralistanbul'da düzenlenecek olan One Love Festival'in 11.sinin iptali için yoğun bir kampanya yürütülüyor.

Bak 11, diyorum lan, 11. Bugüne kadar 10 kez yapılmış, kimse rahatsız olmamış. 11.sinin yapılmasına kısa süre kala, Eyüplüler diye bir grup "Eyüp Sultan'da bira festivaline HAYIR diyoruz" demeye başlamışlar.

Lan oğlum, bugüne kadar aklınız neredeydi sizin? Birdenbire mi Eyüplü oldunuz? Ayrıca bira festivali nedir?

Bu ülkede başkalarının yaşamlarına karışmak, bazı Sünni Müslümanların asli görevi haline geldi. Kendi hayatlarına saygı gösterilmesi adı altında, başkalarının yaşamlarınıa burnunu sokmaya bayılıyorlar. Daha önce milyon kez yazdım, üstünden tekrar tekrar geçmek istemiyorum ama yetti ulan, yetti. Siktirip gidin yaşamak istediğiniz bir ülkeye, orada koloni halinde ne sik isterseniz yapın.

TAZMİNATLARA ELVEDA

Çalışanın güvencelerinden birine tecavüz edildi. Halktan yana olduğunu ileri süren Akp iktidarı, işvereni kollayarak, kendisine de fon yaratmış olacak. Gelir kaynağı sadece vergi olan bir ülke devletinin, bu tip emekçi düşmanı planları uygulamaya geçirmesi çok da şaşırtıcı değil.

Şaşırtıcı olan, milyonlarca çalışanın bu konu hakkında tek bir protesto yapmaması, sendikaların kuru gürültüden başka kılını kıpırdatmaması. Sanırsın ki, götverenlerin hepsi işveren. Ulan işte senin, benim hakkımı yiyorlar, senin çoluğunun çocuğunun hakkını devlet gaspediyor. Sesini çıkartsana, sokağa çıksana.

Ne gerek var ama! Twitter'dan iki bağırıp, facebook'a da fiyakalı bir mesaj yazdın mı, gönül rahatlığıyla hayatına devam edebilirsin.

Bu kadar aptal bir halkı arasan bulamazsın. Her yaptıklarıyla ağzımıza sıçıyorlar, "Yezmez sikin bizi" diye bağırıyoruz.

'Olsa iyi olurdu'




Mahatma Gandi'nin, "Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna verdiği yanıttır, "Olsa iyi olurdu."

Bundan 17 yıl önce, Birleşmiş Milletler koruması altında bulunan Srebrenitsa kentine, Sırplar girer ve 20 bine yakın insanı katleder. Bütün dünya izler ama kimse kılını bile kıpırdatmaz.

Her yıl yüzlerce ceset daha ortaya çıkıyor. Yapılan araştırmalarda, insanların yakılarak, kurşunlanarak öldürüldüğü hatta ve hatta diri diri toprağa gömüldükleri ortaya çıkıyor.

Binlerce kadına tecavüz edildi, onbinlerce çocuk öldürüldü, milyonlarca insan evinden edildi.

Bu dünya Hıristiyanların da, Müslümanların da, Yahudilerin de katliamlarını gördü, görüyor da.

Bu dünya kendisine en 'uygar' diyenlerin, ne denli canavarlaştığını gördü.

İnsanlığı elden bırakmamak lazım, bunun dışında hiçbir şeye inanmıyorum.

Srebrenitsa dünya tarihinin, 'modern batı'nın en büyük katliamlarından biri. Ne unutmak lazım, ne de unutturmamak. Unuttuğunuz her katliam, yerini bir yenisine bırakacaktır çünkü.













6 Temmuz 2012

Ne desen boş



Sefa 20 yaşında, Fenerbahçe taraftarı. Fenerbahçesi'nin Topuk Yaylası'ndaki kampına gitmiş, İstanbul'dan. Aziz Yıldırım'a geçmiş olsun demek için, futbolcularla görüşüp, konuşabilmek için.

Gerçek taraftarlığın, karşılıksız sevginin tarifi gibi Sefa'nın davranışı.

Bunu gördükten sonra, insanların birbirinden nefret etmenin, saçma sapan kavgaların ne denli anlamsız olduğunu anlıyorsun.

Sefa; "Olsun, kaptan Alex, Caner, Orhan Şam ve diğer futbolcularla görüştüm, fotoğraf çektirdim. Bu da benim için yeter" demiş.

Seni tanımak da benim için yeter Sefa.

4 Temmuz 2012

Parası neyse verirsiniz



Samsun'da yaşanan sel felaketi, 6'sı çocuk 8 kişinin ölümüne neden oldu. İnsanlar evlerinde, boğularak can verdi.

Samsun'da TOKİ tarafından yapılan konutlarda ölen bu insanların hesabı da verilmeyecek. En fazla "Ne var canım, tazminatlarını ödedik" diyerek, dini imanı para olan şerefsizlerin, insan hayatının karşılığının maddi olarak karşılanabileceğini düşünerek işin içinden çıkacaklar.

Kadercilik oynayacaklar, belki maden emekçilerinin cinayet gibi ölümlerinde olduğu gibi, "Güzel öldüler, o konuda ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini rahat söyleyebilirim." denilecek.

Ama suçlu onlar olmayacak, her türlü bilimsel veriyi hiçe sayıp, konunun ehli kimseyi dinlemeden 'biz yaptık oldu' zihniyetiyle hareket edip, iki dere yatağına konut dikenler, suçlu olmayacak.

Ülkenin başbakanı, İstanbul Belediye Başkanı olduğu zaman ne diyordu, "Derelerin intikamı ağır olur." Şimdi bu sözü hatırlatmaya yüreği olan bir tane gazeteci çıkmayacak, bu soruyu soramayacak.

Kendizi zaten hiç mi hiç anımsamayacak bu cümlenin ağzından çıktığını. Vicdanını bir askıya bırakıp, ülkeyi pazarlamaya başlayalı çok oldu.

Samsun'da 8 kişiye mezar olan TOKİ konutlarını, dönemin TOKİ Başkanı şöyle anlatıyor: "Dünya ile kucaklaşmaya çalışan Türkiye'de 120 belediye ile toplu konut anlaşması imzaladık. Projelerimizi büyük bir başarıyla yürütüyoruz. Türkiye'nin gerekli imar şartlarını taşımayan binalardan artık kurtulmasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Canik'te halkımız için çağdaş bir yaşam alanı oluşturacağız.

Bu projede sadece konutlar yaklaşık 350 milyon TL'ye mal olacak. Ticaret merkezleri, okullar, camiler, parklar, diğer tesisler ve cezaevinin yeniden inşa edilmesi de dikkate alındığında beldede yaklaşık 500 milyon TL'lik bir yatırım gerçekleşecek."


Bunlar söyleyen adam (adamlığı lafın tamamen gelişi) şu an Çevre ve Şehircilik Bakanı. Altında imzası bulunan karardan zerre rahatsız olmayacak.

Bu ülkede insanlar madenlerde ölüyor, tersanelerde ölüyor, cezaevlerinde ölüyor, sokaklarda ölüyor. Bunların hiçbiri yetmiyor, artık evlerinde ölüyor.

Bilimi hiçe sayıp, uzmanları 'yanlı ve taraflı' olarak niteleyip, onları safdışı bırakarak, istedikleri kararları istedikleri gibi alanlar, bu insanların katilidir.

Tek umudum, can çekişerek, götünüzden kan gele gele gebermeniz. O gün, hayatımın en mutlu günü olacağı kesin.



2 Temmuz 2012

Utanç



Menekşe Kaya: Madımak Oteli'nde yakılarak öldürüldüğünde 15 yaşındaydı. Lise öğrencisiydi.

Koray Kaya: Madımak Oteli'nde yakılarak öldürüldüğünde 12 yaşındaydı. Ortaokula gidiyordu.

Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürüldüler. Bulunduklarında birbirlerine sarılmış halde bulundular.

Her yıl 2 Temmuz'da insanlığımdan, bu ülkenin bir ferdi olmaktan utanıyorum.

27 Haziran 2012

Köy ağası Fikret Orman


Futbolu dokunmak istemiyordum yaz boyunca ama kendiliğinden geldi konu. Avrupa Şampiyonası'na dair bile tek kelam etmemişken, TT Arena konusu biraz ayıp kaçacak ama girmeden de olmayacak.

Mevzuyu bilmeyen kalmadı. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, İnönü Stadı'nın 'sözde' tadilatından dolayı, kulübünün maçlarını Türk Telekom Arena'na oynanmasını istiyor. Galatasaray yönetimi ve taraftarı da, kendilerini statta istemiyor.

Konu tabii alengirli, bu kadarla kısıtlı değil. Beşiktaş gibi koca bir kulüp batağın eşiğinde. Kimse alınmasın bu sözden, olay tamamen bundan ibarettir. Futbolcunun yapacağı 400 bin Euro'luk indirimle, taraftarın alacağı tişörtle sadece gün kurtarılmaya çalışılıyor.

Kulübün 581 milyon TL borcu var. Bu borca karşılık tek bir gelir kalemi bile yok. Stat gelirlerinden tut da, naklen yayın gelirleri ve Fulya kira geliri borçlar karşılığında temlik edilmiş durumda. Bu ne demek oluyor, kasaya giren bir para yok, üstelik borçlar da olduğu yerde kalmıyor, katlana katlan artıyor.

Bizim ülkemizde pek sevilir, başkanlar, yöneticiler için daha icraat bile yapmadan "Aaaa çok temiz adam" sözü. Fikret Orman gelir gelmez, benzer yorumlar okudum her taraftar. Gerçi Yıldırım Demirören'den sonra en başkan olsam, sırtlarına alırlardı, öyle bir durum da söz konusu.

Neyse, konuya dönecek olursak, Fikret Orman yönetime gelir gelmez, bir rüzgâr estirildi estirilmesine de, herkes zaten bir bok yapamayacağını biliyordu. Şu tabloya karşılık umut besleyen adam iyi niyetlidir ama aptaldır.

Fikret Orman zaten durumun farkında ama yemeği ocağa koymuş, ateşi sıcak tutmak zorunda. Eline bir oyunca geçiverdi, o da stat konusu oldu.

Önce demeç bazında yoklandı Galatasaray kulübü. Sonra baktı ki, bir numara çıkmayacak, bakana çıkma fikrini buldu. Dün görüştüler, Galatasaray açıkça 'hayır' dedi ve Ünal Aysal gayet kibar bir dille, bu talebin tekrarlanmaması gerektiğini söyledi.

Ama yokkkkk, Fikret Orman daha toplantıdan çıkar çıkmaz bütün yüzsüzlüğüyle "Bu onların fikirleridir, biz daha yapıcı ve olumluyuz" diye bir açıklama yaptı.

Herif aynı feodal ağalar gibi. Gelmiş bir evden gelin istiyor, babası "yok kızımızı vermeyiz" diyor. Bizimkisi, "Olsun canım ciğerim, biz kızı alırız, gerekirse gerdeğe sokup, zorla sikeriz" diye üsteliyor. Görünüşte; centilmen, beyefendi ama herifin içine zonta kaçmış götoğlunun.

Hadise en nihayetinde başbakana gidiyor ve başbakan da "İki takımda o statta oynasın" diye görüş bildiriyor. Artık o noktadan sonra sesini çıkartamaz kimse. Sen hak ettiğin kupayı alabilmek için başbakanı arayıp, icazet alırsan, buna da ses çıkartamazsın demektir. Nasılsa ülkede ondan izinsiz kuş uçmuyor. Evin önündeki serçe bile başbakanın danışmanını arayıp, "Beyefendiye bir sorsanız, ben Yeşilköy taraftarına uçmayı düşünüyorum, uygun görür mü?" durumu var.

Kuvvetle muhtemel, başkanlık süreci boyunca Fikret Orman'ın tek zaferi olacak. Beşiktaşlı taraftarların çoğunluğu, her ne kadar TT Arena'yı istemediğini söylese de, "Bizim başkan tuttuğunu koparttı" diye düşünecek ve Orman'ın başkanlık süresinin uzatılmasını sağlayacak.

Devlet akıllı hamleler yapıyor. Beşiktaş gereğinden fazla küçülmüşken, İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olan İnönü Stadı'nı ele geçirecek. Artık oraya AVM mi yapılır, Süzer'e arkadaş dev plazalar mı yapılır bilinmez. Ancak sürecin gittiği yer, İnönü Stadı'nın ele geçirilmesidir.

Beşiktaş'a, İstanbul'un en sikik yerinde bir stat yaptırırlar, bir iki homurdanır, stada girince herkes "Vay babanın amı, en güzel stat bizde" diye susuverir herkes. Böyle olacağını biliyorum, al sana örnek Türk Telekom Arena Stadı. Lan hâlâ boyası yok siktiğimin stadının ama millet "o stadı vermem" diye götünü yırtıyor, hatta yetinmeyip, "direkleri size girsin" şeklinde en boktan biçimde sidik yarıştırıyor.

Genelde konuyu buraya getiriyorum ama ortalarda "Biz büyük kulübüz, Türkiye'nin Atatürk'ten sonra ikinci markasıyız" diye dolanıyorsan, stadın direklerini Beşiktaş'a değil, devlete sunacaksın, Ali Sami Yen arazisini geri isteyeceksin, vermiyorsa da, muadili parayı talip edeceksin.

Galatasaraylılar, boşuna kendini yormasın. Niye gocunuyoruz ki? Akp kongre yaptığı zaman gocunmuyorsun da, Beşiktaş birlikte oynamak istediği zaman niye gocunuyorsun. Lan stadın devrini yaptıramamışsın daha, neyin büyüklüğünden söz ediyorsunuz. Büyük filan değilsin, değiliz. Günümüz Türkiyesi'nde birilerinin müsaade ettiği kadar büyüyebilirsin.

Taraftar olarak sağda solda sidik yarıştıracağına, boşalt tribünleri, gitme maça, ülkenin gündemiyle ilgilen, sokakta daha aktif rol al. Bak bakalım, ülkenin amına koyarken, seni tribünde görmek isteyen cihan padişahı ne yapıyor o zaman?

Bu konudan bağımsız olarak söylüyorum; nazarımda, Türk Telekom Arena Stadı asla ve asla Galatasaray'ın evi olmayacaktır. İlk günden beri bunu söylüyorum ve de ısrar ediyorum. Kim, nasıl kullanmak istiyorsa, öyle kullansın.

Haaa bu kadar yazdıktan sonra da açık açık söyleyeyim. Bence iki kulüp aynı statta oynasın. Yeni Galatasaray yönetimi "tamam" dese, inan tepki vermezdim (Kesin 'hasiktir lan!' diyen çıktı a.q). Hakikaten vermezdim ama.

Başbakanın izniyle kupa kaldırmışsan, başbakan "Her iki takım da o statta oynayacak" dediğinde sesini çıkartmayacaksın. Çıkartacaksan da, o başbakanı koltuğundan indireceksin. Yoksa o zamana kadar susacaksın.

Fikret Orman'la bitsin. Bugün arkasında duranlar, perde aralandığında götünden sikmek isteyecek ama o zaman Beşiktaş kalır mı bilmem. Şahidi olduğu için gayet rahat söyleyebilirim. Bundan 7-8 yıl önce, kongre üyesi olan Beşiktaşlı olan ağabeyime "Göreceksin Türkiye'de ilk satılan kulüp Beşiktaş olacak" dediğimde "Hasiktir lan" diye tepki vermişti. Bugün aynı fikirde olduğunu söylüyor, daha içe sinecek çok şey var, merak etmeyin. İnönü'den başlar, kulüple sona erer. 'Centilmen, kibar, beyefendi başkanı' ben o zaman göreceğim.

Bir ara detaylandırıp yazacağım, Beşiktaş'ın bugünkü durumunda olmasının müsebbiblerinden biridir Fikret Orman, İsmail Ünal ve onların arkasındaki Serdar Bilgili.

Futbolu endüstri olarak sevenlere selam olsun...