18 Temmuz 2012

Komşuyu boşver, kendine bak sen



10 gün geçti günüydü bu görüntüyü aldığımda, üstünden epey vakit geçti yani. Hürriyet'in internet sitesinde gördüm, sonrasında bakmadım ama büyük ihtimalle AP ya da Reuters'ın geçtiği bir fotoğraf üstüne derlenmiş bir haberdi. Haberin içeriği Yunanistan'ın ekonomik durumuna ilişkindi.

"Komşumuzun son hali" deyip, şu görüntüyü paylaşırken, bu ülkenin sokaklarında olup biteni yok saymak, akla getirmemek biraz vicdansızlık oluyor sanki.

Çok fazla uzağa gitmeden İstanbul'da yüzlerce parkta yatan insanı görmeniz mümkün, semt pazarlarında insanların karanlık çöktüğünde tıpkı bu fotoğrafta olduğu gibi çoluk çocuk atılmış domatesleri, şeftalileri aldığını görmek mümkün.

Hakikaten beynim algılamıyor bunu. Bu ülkenin gazetecisi kendi ülkesinde yaşananlara bu kadar mı uzak diye sorguluyorumş, ister istemez. Çoğu şeyin kötü niyet olduğunu düşünüyorsun ama öyle değil. İşin içinde olan biri olarak söylüyorum, bazen o anki heyecanımızdan böylesi aptalca şeyler yapabiliyoruz. Yoksa bu haberi yapan adam da, götünle güleceğin bir paraya çalışıyor o sitede, gayet iyi biliyorum.

Bilmiyorum, ben hemen her gün şahit oluyorum böylesi görüntülere. Daha bu akşam pazardan geçerken, çöp karıştıran iki kişi gördüm. Bırak komşunun haline, az biraz sağına soluna bak.

Hayatı toz pembe göstermek için elinden geleni yapıyor basın. Esad'a akıl veren köşe yazarı var lan! "Ülkendeki vatandaşa nasıl zulüm yaparsın" diye.

Yazının küfürsüz olması için özen gösterdiğimden bunu yazan herife bir şey demiyorum ama birader, senin ülkende neler yaşandı ağzını açmadın. Bok yedirilen köylü mü dersin, işkenceden geçirilen aydın mı, sokak ortasında öldürülen öğretmen mi, bebeğini kaybeden genç üniversiteli mi? Şu -mi'lerden destan yazılır, efendilik yapıp burada keseceğim. Bunlara sesini çıkartma, Esad'a akıl ver. Bir süre sonra komik olmaya başlıyor, insan bu denli aşağılık olmamalı diye düşündürüyor.

Komşunun haline bakmayın birader, sen kendi haline bak. Uzağa gitmene de gerek yok, sadece İstanbul'u, Beyoğlu-Nişantaşı-Etiler-Ulus'tan ibaret sayma. Git Bağcılar'a, git Sultanbeyli'ye, dolay semt pazarlarını, gez akşam parklarında. Öyle masada rakı içip, geyik yapmaya benzemiyor hayatı anlamak, algılamak.

Eskiden işimi çok ama çok severdim ancak yavaş yavaş mesleğime olan saygımı kaybetmeye başladım. Ülke cayır cayır yanarken; Acun'un çorabını, Ali Ağaoğlu'nun oğlunun teknesini parçalatmasını, "çikolata yiyenin dalgası kalkıyor" gibi saçma sapan araştırmaların haber yapılması, kendime olan saygımı da azaltıyor.

Akşam akşam komşudan çıkıp, kendi iç sesimi de yansıtmış oldum. Bir aralar yazmıştım, kuruyemişçi dükkanım olsa diye. Çok daha mutlu olurdum, en azından kendime saygımı kaybetmezdim...

Diyet ve iade-i ziyaret



Fatih Terim, Mehmet Ağar'ı ziyaret edince diyet olur ismi. Üstüne söylenmedik kalmaz. "Zaten 96-00 arası Galatasaray'ın şampiyonluklarını nasıl aldığını biliyoruz"dan başlanır, ucu bucağı olmayan komplo teorilerine kadar uzanır.

Bunu söyledim diye, durumun kabul edilebilir olduğunu savunduğumu sanmasın gerizekâlılar. Mehmet Ağar denen heriften ölesiye tiksiniyorum. Galatasaray'ın etrafında dönüp dolaşmasından, posterlere girmesinden v.s nefret ediyorum.

Ama işte hayat böyle sürprizlerle dolu, bir bakıveriyorsun özgürlük abidesi, laikliğin kaleci, cumhuriyetin bekçisi Aziz Yıldırım yanına alıyor Nihat'ı, "şike yaptığı kanıtlansın, yolda görsem selam vermem" diyen Rıdvan denen saçlı canlıyı da katıyor kervana ve basıyor Aydın'a gidiyor.

Şu haberden, milyon teori üretirim. Aziz Yıldırım'ın silah kaçakçılığı yaptığını, bunu Mehmet Ağar'la yaptığını, emekli generallerin Fenerbahçe ile içli dışlı durumlarının bununla bağlantılı olduğunu, tabii buna bağlı olarak bir güç imparatorluğu kurmaya çalıştıklarını, Fenerbahçe başkanı olduğu için döneminde kazanılan kupaları Mehmet Ağar'ın payı olduğunu ve daha pek çok v.s. v.s.


Eeee bunun adı ne oluyor? 'İade-i ziyaret' Hay sizin beyin diye taşıdığınız uzuvlarınıza sokayım. Bu kadar götü başı oynayan, bu kadar şahsiyetsiz, kişiliksiz, yavşak bir güruh olamaz. İşine geldiğinde diyet, işine geldiğinde iade-i ziyaret.

İnsanların arkadaşlarını, dostlarını sizin, bizim seçebilmemiz mümkün değil. Benim çok sevdiğim bir adamı da siz gayet göt bulabilirsiniz ya da tam tersi ama işte hayatta oluyor böyle şeyler.

Aziz Yıldırım polisten dayak yiyen Fenerbahçe taraftarlarınla görüştü mü? Elbette hayır, herifin sikinde değil çünkü.

Sen o taşak beynini iadeydi, ziyaretti diye oyala, bir aptala bile yakışmayacak savunma mekanizmaları geliştirmeye çalış.

Türkiye'de taraftarlar ne yazık ki renk ayırt etmeksizin aptallık çizgisini aşar noktaya geliyor.

"Sen nasıl Galatasaray yöneticisine küfür edersin? O zaman başka takım tut" diyen adama rastladım. Sanki bunlar yönetici değil, 4 halife! Ederim lan, ederim. Ben küfür bilmezdim, Adnan Polat başkanlığında kendi kendime küfür icat ettim. Senin paşa gönlün istiyor diye takım mı değiştireceğim taşaktan firar etmiş yavşak.

Taraftar böyle biat kültürü içinde yoğrulduğu sürece Aziz Yıldırım'ı savunan da çıkar, Adnan Polat'ı mahkeme kapılarında alkışlayan da, koskoca bir kulübü sikerken Demirören'e sevgi gösterisinde bulunan da çıkar.

Bu kirli çarkın içinde herkes var, herkes eşit derecede suçlu. Siz halen sığır gibi son kale demeye devam edin. Kale rok yapıp duruyor, götü başı oynamaya erken başladı.

Neyse siz kıvırmaya devam edin, ziyaret diyerek. Bu kadar aptala tahammül etmek hakikaten zor. Kıvırın gençler kıvırın, biraz gerdan da kırın ama böyle olmuyor. Yapıştıracağım siz kıvırdıkça. Yapıştırrrrr.

Türk usulü eğitim







Hukuk devletinin olmazsa olmazıdır, çocukları böyle kuytuya çekip ellerine copla vurmak. Bu asker kimdir, nedir, necidir bilinmez. Bu yavşağa kim bu yetkiyi vermiştir o da bilinmez.

Yetki almadan bunu yapıyorsa ağzının ortasına sıçacaksın, hem de öyle böyle değil.

Varsa bir suçu çıkar çocuk mahkemesine alır cezasını ya da suçsuzdur serbest kalır.

Demokrasi hızla gelişiyor, ha gayret recme az kaldı.

17 Temmuz 2012

Koy bir kaset de neşemizi bulalım!



Hep laf sokuyor gibi yapıyorduk, direkt yazayım gitsin. Kendisi avukat gereğini yapar nasılsa.

Bu çılgını kim 'gazeteci' yapmış lan! İçten ANAP'lı, dıştan devrimci, soldan anarşist, sağdan muhafazakâr, üstten muhalif, alttan ne net olarak bilmemediğim bu panda sevimliliğindeki genç de gazeteci olduysa, bu mesleği yapan beynimi, klavye tuşuna basan ellerimi sikeyim.

'3 Temmuz'dan bu yana gelişen sürecin' (cümle alıntı o yüzden tırnak içinde kullandım) en muhteşem kişisi oldu bu genç irisi. Aziz Yıldırım'ın cezaevine girmesinden sonra yangından kaçan orman canlısı gibi sağa sola koşuşturmaya başladı.

Bunun söylemlere bakıyorsun, en baba sosyalistten daha sert, benim diyen anarşistten daha anarşik bir bünye sahibi gibi görünüyor. Ortaçağdan çıkıp, ismini sadece gazeteden okuduğu iki üniversiteli gençten çıkar. Bir gün bunun ANAP'tan aday olduğu ortaya çıktı. Ehh hayat böyle, götü sağlama alacaksın, dün yaptıkların, bugün söylediklerine ışık tutuverir böyle.

ANAP'ı yanlış anlamış bu çocuk. Biri ona desin ki, ANAP ülke tarihinin en köklü hırsızlıklarını yapmış partilerden biridir. Yavru pandanın bugünkü söylemleriyle, ANAP'ın hırsızlık uygulamaları, faşist çalışmaları bir değil.

Fakat ben listeye baktığımda bir ilginç, bir gariplik vardı. Lan oğlum, 18. sıra boşsa, seni niye 19. sıradan aday gösterdiler. Hayır, bu 18. şampiyonluğun elden alınmaması için gösterilen protest bir tavır mı yoksa Galatasaray'ın 18. şampiyonluğuna gösterilen tepki mi?

Ne bileyim, 2011 seçimlerinde bana ANAP'tan, "Hocam seni aday göstermeyi düşünüyoruz" deseler, "ANAP mı? İşte rüyalarımın partisi. Ruhumda can bulmuş anarşikliğimin tek adresi ANAP'tır. Üstelik Turgut Özal'ın siyah Mercedes içindeki 'Semra koy bir kaset de neşemizi bulalım' görüntüsüyle büyüdüm. Değil adaylık, elime kova ve kostik alıp, afişleri yapıştırır, partimizin bir neferi olmaya hazırım" derim.

Ya neyse, bu 'gazeteci' sıfatına takıldım. Büyüyünce Gürman Timurhan olmak için varımı yoğumu harcayacağım. Her parmakta ayrı bir marifet var. Bak arada, derede gazeteci de olmuş. Hoş, Ercan Saatçi'den gazeteci olursa Gürman'dan neden olmasın. Nasılsa gazetecilik, bir köşeye kurulup, aklının estiğini yazmak. Aklına esmezse, estirirler de, sana "Şunu yazacaksın" diyen bulunur.

Şaka gibi lan! Üç tane yazı yazan adam gazeteci oluyor. Bizim Necdet Abi de, 30 senedir bu işi yapıyor ama kendisine gazeteci diyemiyor.

Bu ülkede bir bok olmayan gazeteci oluyor. Çok örneği var, say say bitmez. Seni anarşik bünyeli seni. Ulan sevimli de yeminle. Al kucağına oturt, mıncır sağını solunu.

Koy bir kaset de neşemizi bulalım keraneci...

Unutmadan, bir sonraki seçimde 3. bölgeden aday ol, oyum ANAP'a.

Bacak bacak üstünde mi, bacak omuzda mı?


Cicim yılları bitti, bunların ne bok olduğu ortaya çıktı, enseye tokat, göte parmak oldukları ülkeler birer birer Türkiye'ye postasını atıyor. Son olarak Irak hava sahasını Türk uçaklarına kapattı. Erbil-İstanbul ve Erbil-Antalya seferlerini yapan THY uçakları Erbil'de mahsur kaldı.

Irak Başbakanı Maliki, parmağını sallaya sallaya, "Hava sahamızın ihlali karşısında suskun kalamayız" diyor. Gerçi bizim dış politika parmak sallamaya alışkın. Hillary Clinton, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'na parmak sallayıp, "Gel oğlum" diyor, bizimkisi hoppala diye yanında bitiyor. O yüzden parmak sorun değil.

Bu "One Minute" olayından sonra Türkiye'de bir efsane yaratıldı. Recep Tayyip Erdoğan'dan, önce Fatih Sultan Mehmet yarattılar, ardından yarı peygamber sıfatını uygun gördüler. Halkın paralarıyla el değiştirilen ve iktidar yalamalığı yapan basın, Ecevit fotoğraflarını servisleyip, "Nereden, nereye" diye başlıklar attı.

Bizimki gaza gelmeyi çok seviyor. Havaalanında 300-500 dangalak karşılayıp, basındaki göt yalayıcı kalemler üç-beş övgüde bulununca, kendini Kanuni zannetmeye başladı.

Başından beri söylüyorum 'One Minute' hadisesi şahane bir kurgudan ibarettir. Herkesin ağzının suyunu akıtmak için fantastik bir kurguydu, istediklerine de ulaştılar.

'Komşularla sıfır sorun' diye bir olguyu ortaya attılar. Geldiğimiz noktaya bakıyoruz, Türkiye'ye bölgede tokat atmayan kimse kalmadı.

İnsanlar gemide ölüyor; (gönderen de bunlardır) bizimkisi esip gürlüyor, basın yalan haberlerle insanları kandırıyor ama sonuç yok.

Uçağın düşürülüyor; bizimkisi yine esip gürlüyor. Konuştuklarını duysan, Suriye'ye girecek zannedersin ama hiçbir şey yapamıyor.

Irak hava sahasını kapatıyor, uçakların mahsur kalıyor, yapabileceğin hiçbir şey yok.

Bizim oğlan istediği kadar atsın, karşıya geçip attığını tutsun, ABD'nin 51. eyaleti konumundaki bir ülke, dış politikada emir almadan adım atamaz. Oradan ne zaman Hillary parmağını sallar, Osmanlı hayranı Taşkentli çılgın Davutoğlu gider, onu da çakma Kanuni takip eder.

Obama karşısındaki bacak bacak üstüne atma pozuna basın ve halk bayılıyor. Ama farkında bile değiller, o bacaklar omuzda, derin derin çakıyorlar Türkiye'ye.

Türkiye'nin sınır komşusu olan herkes bir enseye, bir surata patlatıyor. Herifler aptal değil, her şeyi biliyorlar ve her şeyi görüyorlar, aptal olan bunlara oy veren insanlar.

Köpek olmak kötü bir şey değildir ama insanın köpekleşmesi ve ülkenin köpekleşmesinden daha aşağılık bir şey olamaz.

Not: Bak bu pozun da hastasıyımdır. Olmayan İngilizce ile ne konuştuklarına hep merak etmişimdir. Gerçi Obama gerekirse Erdoğan'la konuşmak için Türkçe bile öğrenmiştir, o derece önemli kendisi. Tabii nereden bulacak, bu kadar biat eden adamı. Ne söylenirse yerine getiriyor. Elemana ülke sattırıyorlar, o yüzden öğrenmiş olsa şaşırmam.

16 Temmuz 2012

Böyle bir ülke işte

Mehmet Ağar, Kürt raporu yazar,



Ülkenin başındaki adam, ölen çocuğun fotoğrafını sırıtarak alır,


Katiller serbest kalır, milletvekilleri içeride tıkılı kalır,



Sel olur, mağdurlara gemide döner ekmek verilir, göbek attırılır,



İktidarı, 'müteahhitler–mücahitler, cipe binen türbanlılar yarattı' diye eleştiren muhalefet lideri, partiyi kapatıp, iktidar partisine yanaşır,



Muhalefet partisinin milletvekilinin ayağına gaz bombası atılır,



Her sınavda rezalet çıkar, kimsenin umrunda olmaz,



İşçi ölümleri sıradanlaşır, hata kimde belli olmaz,



Bir ülkede şunların iki tanesi yaşansa, ne iktidar kalır, ne başka bir şey ama bizim derdimiz, Acun'un kaç bin TL'ye çorap aldığı, hangi takımın kimi transfer ettiği, ismini bile bilmediğimiz birkaç orospunun nasıl hayat sürdükleri, hangi dizide ne olup bittiğini konuşuyoruz.

Zekâ seviyemiz gün geçtikçe artıyor (!)

15 Temmuz 2012

Ercan nasıl siktik ama


E: Alo kardeşim...?

X: Naber Ercancığım...
E: Yaa napalım, şu gazete işini düşünüyorum...
X: Ne oldu ki?
E: Şimdi bana para verip yazdırıyorlar ama...
X: Ama...
E: Biliyorsun ben Ertuğrul Özkök'ün sayesinde yazar oldum. Hatta bir ara spor müdürü filan da yaptılar. Şimdi Enis Berberoğlu başa geçti, onunla çalışmak istemiyorum...
X: Niye?
E: Yaa biliyorsun, orospu çocuklarını ve iç güveylerini sevmiyor. Senden rica etsem, beni Erdal Şafak'la görüştürür müsün? Onunla çalışmayı çok istiyorum...
X: Tamamdır kardeşim.

Bu konuşma Ercan isimli bir spor yazarıyla, başka bir gazetenin Spor Müdürü arasında geçti. Spor müdürünün adı bende saklı. Daha sonra Erdal Şafak'la Ercan görüştü, her konuda anlaştı... Ve'sini biliyorsunuz... Ercan isimli gazeteci, çalışmak istemediği genel yayın yönetmeninin yeni spor yazarı oldu. Yanı neymiş? Başka bir gazeteye transfer olmadan önce, fiyat artırmak mümkünmüş. Ben de 'İç güveysi puşt Ercan duruşu' diyorum.

Bak işte böyle de yazılabilir. X belli değil, konuşma ispat edilemez ama gazeteye köşe olarak bunu koyarsın, birkaç gerizekalının aklını çelersin.

Yok, hakikaten bu ülke garip bir ülke. Ben şimdi kendimi bu herifin yerine koyuyorum. Bir boka benzemeyen, ancak ve ancak anaokul çocuğu beynine hitap eden düzeyde müzik yapacağım, sonra bir kız bulacağım. O kız, bir gazetenin genel yayın yönetmeni kızı olacak, gazetecilikle uzaktan yakından ilgim olmayacak ama spor yazarı olacağım. Bununla da yetinmeyip, Türkiye'nin sözde en büyük gazetesinin başına spor müdürü olacağım, bunların hepsini unutup, köşemde atıp tutacağım.

Bir kere buna midem müsait değil, kişiliğimde orospu çocuğu hamuru da yok. O yüzden ben bunu yapamam ama bu Ercan denen am paparası, rahat rahat yazı yazabiliyor. Hatta asla ortaya çıkmayacak ancak insanların kafasını bulandıracak yazılar da yazabiliyor.

Ulan; bu kadar aşağılık olmak için özel çaba mı harcıyorsun yoksa default o.ç misin? Televizyon ekranlarından "Nasıl siktik" diyen adamsın, Galatasaray bayrağını PKK renkleriyle özdeşleştirmişsin, iliklerine kadar işlemiş bir kompleks var; bunlarla yetinmiyorsun, bir transfer için, aklınsıra cinlik yapıp Hamit'i taraftar gözünde daha baştan akıllarda soru işareti yaratmaya çalışıyorsun.

Bu ülkede köşe yazmak bu kadar kolay işte. Gururunu, onurunu, haysiyetini bir daha hiç aklına getirmeyecek şekilde askıya asar, sonra ortalarda 'gazeteciyim' diye dolanırsın.

Müzisyen desen, müzisyen değil; gazeteci desen, gazeteci değil, ne bok olduğu belli olmayan, kıvamı da tam tutmamış o.ç'sin (artık ne anlama geliyorsa, sen beğendiğini seç). Ama suç sende değil, sana köşe açanda.

Hayatının odak noktası ve yaşama tutunabildiği tek dal Galatasaray düşmanlığı. Bu yolda devam et, belki seni besleyenler sana madalya takar (o madalya nereye takılırsa).

Ne yazık ki, bu ülkede böyleleri 'adam' muamelesi görüyor. Bu başbakana, bu cumhurbaşkanına, bu bakanlara, bu belediye başkanlarına, Ercan gibi yazar yakışır. Senin gibi faşistin külliyatını cilt cilt siksinler.

Seni ve senin gibileri Burak'la toplayıp, Selçuk'la çarpıp, Hamit'le sikeceğiz, rahat ol.

Not: Oğlum yazıyı her yerde paylaşıyorsunuz, ağzımıza sıçılacak bir gün. O yüzden birkaç değişiklik yaptım, başımın daha fazla derde girmemesi için. Ama neyin ne olduğu bellidir, onda bir şüphe yok.

13 Temmuz 2012

Alternatif pozisyonlarda sikeceksin bunu

Lan oğlum, ben bu Emre Aköz'ü kaç kez yazdığımı anımsamıyorum. Bu iktidarın en müstesna (!) destekçilerinden biri. Hatta öylesine ilginç ki, iktidarın kendisini savunamayacağı yerlerde, bu herif savunuyor. Hayır, bir noktadan sonra sinir bozucu olmaktan çıkıp komik olmaya başlıyor.

İstanbul'daki trafik sorunundan haberdar olmayan kalmamıştır. Yaşayanlar zaten her gün bu çilenin göbeğindeler ve neler olup bittiğini biliyorlar.

Emre Aköz denen kıçına telefon ahizesi (eski çevirmelilerden, bunu ancak o keser) giresice herif yönetimi suçlayanları "Önce alternatif yolları deneyin" diyerek geçirmiş sözümona. Yazıyı okuduğum zaman bir küfür ettim, aradan 3-5 saniye geçince gülmeye başladım. Cidden lan, siniri bozuluyor insanın, kendini gülmekten alamıyor.

Yazının en fantastik bölümü sonu olmuş. Hafif ajitasyon soslu, halkın sesi Emre, "Biz üstünde fotoğrafımız bulunan, aylık kupon kenarına iliştirilen "mavi kart" döneminin çocuklarıyız. O yıllardan kalma alışkanlıkla, alternatif ulaşım yollarını hem biliriz, hem de kullanmaktan zevk alırız.

Halbuki günümüzün İstanbul'u... Sadece cep telefonundan değil, aracından da ayrılamayan burjuvalar... Ve de otomobile 35 bin lira saydıktan sonra, üç kuruşluk Köprü zammına laf eden orta sınıf zırzırlarıyla dolu... Tabii bir de yasak olmasına rağmen, saat 18.00'de İkinci Köprü'ye dalan oportünist TIR şoförleri var...
Meseleyi yaratan sadece basiretsiz yöneticiler değil, aynı zamanda işte bu insan malzemesi."
demiş.

Şimdi Emre Aköz'ün kim olduğunu bilmesem; gazeteye gelirken otobüs durağında akbil basan bir adam sanacağım. Bir de millete utanmadan "burjuva" demiş, ağzına yüzüne sıçtığımın herifi. Tabii kendisi burjuva değil, sanayi sitelerinde birim çalışması yürütüyor. Lan yavşak, önce kendi sınıfının ne olduğunu bil de, sonra başkalarına bok at.

20 gündür İstanbul'da trafik, insanları çıldırtacak noktaya gelmiş, bu delikli civata trafikteki insanları suçluyor. Hangi alternatiften söz ediyor anlaşılır gibi değil. Bunu alternatif pozisyonlarda sikeceksin, alternatif yolu o zaman görecek.

O kadar TIR'ı, o kadar kamyonu, o kadar aracı hangi alternatif yoldan götüreceksin? Götünden Salacak'a tünel yaptılar da bizim mi haberimiz yok?

İktidar kendini savunamaz durumda, hiçbirinin ağzından tek kelime çıkmıyor İstanbul'la ilgili, onlar da farkında bu işin bokunun çıktığını. Bu herif savunuyor, o yetmiyor; 38 derece sıcakta, otobüste, metrobüste, arabada ağzına sıçılan insanı suçluyor.

Yalakalığın da bir sınırı olmalı ancak bu Emre denen amdan patlarcasına çıkan, geçmişi yarrak ölçmekle geçmiş, yedikçe şişen şiştikçe yiyen puşt, o sınırları da aşıp geçiyor.

Cidden, insan böyle bir yazı yazarken, utanır, yüzü kızarır. Bunlardaki yalama refleksi öylesi bir halde ki, insanın midesini kaldırıyor.

Bu herife gazeteci deniyor, ona yanıyorum.

Gurursuz, onursuz olmaktan daha aşağılık bir şey olamaz, bunu içine sindirmek tam da Emre gibi doğurulmamış, götten fışkıran tiplerin işi.

Bu tavrın sonu iyi yere gitmiyor


Her kulübün taraftarı için, o kulübün bir üyesi olmak gurur vesilesidir. Ben Galatasaraylı olmaktan mutlu olurum, bir başkası Fenerbahçeli olmaktan, bir diğeri Beşiktaşlı, öteki Tavşanlı Linyitli, beriki Adana Demirsporlu olmaktan gurur duyar.

Taraftar olmak acayip bir hadise. Bir kulübü destekliyorsun, o kazandığında havalara uçuyorsun, kaybettiğinde bütün bir haftan bok gibi geçiyor. Düşünsene, hayatta neler için havalara zıplarsın ya da ne olduğunda gözünden yaş gelir. Sayısı hep kısıtlıdır bunların.

Ben de zaman zaman bu duygulara kapılıyorum elbette. Her ne kadar soğukkanlı olmaya çalışsam da beceremiyorum kimi kez. Ve tıpkı yukarıda yazdığım gibi Galatasaraylı olmak da, benim için bir gurur kaynağı oldu.

Xamax maçında 5 tane koyunca, dünyanın en mutlu insanı olmuştum. Ülkedeki diğer futbol takımlarının, tokat üstüne tokat yediği dönemlerde bile Galatasaray'ın o Avrupa'da aldığı sonuçlardan daha fazla mutlu oldum. Ne bileyim işte UEFA'yı aldık, ötesi yok. Her ne kadar birileri, "Ulan başka da bir bok bilmiyorsunuz" dese de, ne zaman aklıma düşse, suratıma bir gülümseme yayılıyor, daha çok sırıtma şeklinde.

Lan ayrıca, niye unutayım UEFA'yı? Sen alsan, dünyayı ayağa kaldırırdın, elbette gurur duyacağım, hatrıma getireceğim, sen "şikenin mucidi Galatasaray" dediğinde, "Al sana UEFA Kupası, onu da mı şikeyle aldık, götten damlama" derim.

Neyse, yazının konusu bu değil. Taraftarlık, son 10 yılda fazlasıyla şekil şemal değiştirdi. Sadece Galatasaray'a özgü bir durum değil, her takımın taraftarında değişiklikler mevcut. Haa, diğerlerinin nasıl olduğu çok da umrumda değil ama değişenin Galatasaray taraftarı olduğunu görünce insan üzülüyor.

2006 yılıydı, Murat Özaydınlı'nın meşhur "fakir fukara" konuşmasını yaptığı zaman. "Deplasmana gidecek para bulamayan Anadolu kulüpleri bile böyle küçük düşmüyor. Fakir fukara edebiyatı yaparak buralara kadar geldiler" diyerek, ne denli aşağılık ve hamurunun nasıl olduğunu göstermişti.

Bu açıklamaya sadece Galatasaraylılar kızmamıştı. Etrafımdaki pek çok insanın, analı-bacılı küfürler ettiğini bilirim.

Bu üstten bakma, rakibini aşağılama, burnundan kıl aldırmayan beyzade tavrı, Fenerbahçe'nin neredeye her yöneticisinde ve taraftarında vardır. Ötesi yok ki, heriflerin yöneticisi "6S" diye açıklama yapıyor. Fenerbahçe nefret paratoneri haline böyle böyle geldi.

Burak-Hamit-Amrabat transferlerinden sonra Galatasaray taraftarlarının halini görünce durumun biraz bu yöne doğru kaymaya başladığını gördüm. Yapılan bir transferden sonra, rakip aşağılamak bir Galatasaraylı tavrı olamaz ve olmamalı. Elbette kimseye 'taraftarlık nasıl yapılmalı?' gibi bir ders verme çabası içinde değilim ama bu tavrı sergileyen adamlarla aynı takımı tutuyor olmak da, beni rahatsız etmeye başladı.

Bir insanın, başka bir insanı parasal açıdan aşağılaması, tipik orospu çocuğu tavrıdır; bunu kimin yaptığının önemi yok.

Bu tavır bize yapıldığı için ne kadar rahatszız olmuştuk, sadece bunu hatırlamak yeterli.

Kimsenin kimseden bir farkı kalmamaya başladı. "Türkiye'dir Galatasaray" diyenler haklı çıkmaya başladı. Bu takımın taraftarı da, tıpkı bu ülke gibi boktan, aşağılık ve yavşak olmaya başladı. Ne kadar gurur duysanız azdır, bu tabloyla övünün.

Fakat ilerleyen yıllarda, nefretin odağı haline gelinirse, kimse bundan şikâyet etmesin.

3-5 transferde götü kalkan, bir şampiyonlukla rakiplerini aşağılayan adamdan adam olmaz. Puştluğun alemi yok, adam olun götverenler.

Ayrıca Galatasaray mümkünse Türkiye filan olmasın. Bu ülke katillerin dışarı salındığı, şike yapanların omuzlarda taşındığı, tacizin tecavüzün tavan yaptığı, dolandırıcıların beyefendi anıldığı, ülkeyi soyanların adam gibi adam sıfatı kazandığı bir yer. Bir arkadaş söylemişti, onun alıntısı ile kapatayım; "Bugün Milli Takım ile Galatasaray maç yapsa, sapına kadar Galatasaraylıyım."

12 Temmuz 2012

12: Bir genelev kapısı numarası


Ne vakittir futbol yazmıyordum, birkaç günden bu yana medyadaki iğrenç haberleri ve sidik yarışını görünce dayanamadım.

Önce Hamit Altıntop'tan başlayalım. Fenerbahçe'yle girişilen her transfer ne yazık ki, mide bulandırır hale geliyor. Bu iğrençliği yaratan spor basınından başkası değil. Herifler, taraftar nefretini körükleyerek, kaostan besleniyorlar.

Çünkü içerik açısından hiçbirinin, diğerinden farkı yok. Aynı boktan haberler, her takım için minimum 200 futbolcu transferi ve görünürde analize benzeyen kahve ağzı yorumlar.

Spor basını 2 yıldan bu yana alışkanlık haline getirdi Galatasaray'ın transfer ettiği oyuncuların 4-5 yıllık maliyetlerini hesaplaması. Geçen yıl Selçuk İnan'ın, dünyanın en pahalı oyuncularından biri olduğuna tanık olduk (!)

Hamit transferinde de benzer bir şeye tanık olduk. Bonservisine 2 milyon Euro verilecek bir adamın maliyetinin 15 milyon Euro olduğunu görüyoruz. 29 yaşında, Almanya'nın en büyük iki kulübünde forma giymiş, dikiş tutturamasa da, Real Madrid gibi bir takıma transfer olmuş adam hakkında yazılabilecek tek şey "Maliyeti 15 milyon Euro" diyorsanız, götün bayrak taşıyanısınızdır.

Bak şimdi, hemen hemen aynı günlere denk geldiği için söylüyorum. Fenerbahçe 6.5 milyon Euro bonservis bedeli verdiği, adamı 4 milyon Euro'ya gönderiyor başlıklar "Hesaplar Dia'dan", "Dia'da zarar yok" diye başlık atılıyor.

Bunu yaparsan yavşaksındır, götsündür, puştsundur. Bir tarafta sürekli bindiriyorsun, vuruyorsun, atılan imzayı matematiğe, geometriye çeviriyorsun, diğerinin götünü yalamadığın kalıyor.

Gelelim Burak Yılmaz'a. 3 Temmuz'dan bu yana gelişen süreçte... Yok lan valla öyle demeyeceğim. Ama hangi cümlenin başına koysan, dikkat çekiyor, o yüzden şansımı deneyeyim dedim.

Burak Yılmaz'ın Süper Final'de 4-2'lik maçta oynamadığı için, Fenerbahçeli birtakım tipler (hatta tamamı amk) "Biz yapsak bu transferi, yöneticilerimiz içerideydi" diyerek, Emenike göndermesi yapıyor.

Oğlum akıllı olun biraz. Burak neden oynamadı 4-2'lik maçta? Bir düşün lan, düşün. Herifin burnu kırıktı. Emenike'nin durumu neydi peki? Hiçbir sakatlığı yoktu ve "Ben oynamak istemiyorum" dedi. şimdi tapeleri tıpa yaptırtma adama, anamalım benim.

Sen desene şuna, "Gökhan Ünal'ı almak için Burak'ı sattık, bir de üstüne para verdik, kendimizi hıyar gibi hissediyoruz" diye. Aslında içses böyle söylüyor ama dışarıdan boku atıyor. Ligin açık ara en iyi 3-5 oyuncusundan biriydi Burak Yılmaz. Almak istesen zaten alamazsın, keriz gibi çocuğu üstüne para verip yollamışsın, ehh haliyle bir bok atmak lazım.

Burak Yılmaz'ı Galatasaray aldı diye, kendini sikecek adamlar var. Niye bu kadar sinir yapılmış anlamıyorum. Biriniz çıkıp da, "Elimizdeki adamın değerini bilmemişiz" demiyorsunuz lan. Aynı şey Fenerbahçe değil de, Galatasaray'ın başına gelseydi, en azından kişisel olarak ben yerden yere vururdum. Bunlar burnundan kıl aldırmıyor ama. Bir kulüp hiç mi kendini eleştirmez, taraftarı hiç mi özeleştiri yapmaz. Sürekli birilerine bok atma çabası.

Hayır boku atan da, şike yaptığı tescillenmiş bir kulüp taraftarı. Belaltı mı vuralım amına koyayım, konuyu sürekli gündeme mi getirelim, ne yapalım anlamıyorum.

Transfer dediğin şey, görünürde şahane gibi görünse de, sahaya çıktığın zaman işler değişebilir, bunu hep gözönünde bulundurmak lazım. Ama Türk pasaportu taşıyan iki tane yetenekli adam Galatasaray'a transfer edildi, bu büyük başarıdır. Burak da, Hamit de (aslında bence yılın imzası Dany ve Umut'tur) çok başarılı hamlelerdir ve ederlerine bakıldığında yönetim başarısıdır.

Siz kendinizi sikedurun, dilerseniz götünüze Haydarpaşa'nın oradaki feneri sokun ama birilerinin becerisine de bok atmayı bırakın.

Yüzsüzlükte sınır tanımamak bu olsa gerek. Önce üstündeki lekeyi temizle, sonra başkasına leke at.

Hadi hadi, "Biz keriziz" diye iç sesini dış sese çevir, aramızda yabancı yok. Hem biz Avrupa'ya yollarsak elemanları, bizden sonra alırsınız, bu kıyağı da kimseye yapmayız lan.

Ambarat da bitmiş, benden duymuş olmayın.

Unutmadan, bu transferlerde imza atılmış değil, eleştirim genel tavradır. Göt olmam yani, merak etmeyin.