Hamile olan eşinin rahatsızlığı nedeniyle Bursaspor maçı öncesi Hollanda’ya giden ve hakkında binbir türlü spekülasyon çıkan Galatasaray’ın teknik direktörü Frank Rijkaard, İstanbul’a döndü.
Rijkaard'ın yokluğunda atılıp tutulmayan kalmadı; "Gitti, gelmeyecek, dönmez, devre arası gidici, Türkiye'yi kafasında bitirdi."
Eeeee, şimdi ne olacak, ne diyeceksiniz, kıçınızdan uydurduğunuz haberleri nereye çevireceksiniz.
Yıllardır basının içindeyim, ama Türk spor basını bu mesleğin yüzkarasıdır bunu gayet net bir biçimde söyleyebiliyorum. Hem de tabandan tavana kadar. (Kimse bu söz üzerine alınganlık yapmasın)
Rijkaard ve Neeskens'in futboldan anlamadığını, futbolu bilmediğini söyleyen Hıncal Uluç'a da tavsiyem; bilmediği konularda ahkâm kesmesin. Biz biliriz onun Derwall'e "Bu takım böyle oynamaz" dediğini, biliriz daha sonra yalayıp yuttuğu Terim'e "Bu takım sana 3 numara bol, derhal istifa et" dediğini, biliriz 4 forvet oynatan Gerets için "Korkak dediğini".
Hıncal futboldan zerre anlıyorsa.... Önce Bosman'ların arasındaki farkı öğrenecek, sonra yorum yapacak.
1 Aralık 2009
Her şey bitti halı sahalar kaldı

Annemin bir lafı vardır "Her boku yedik fıstıkiyesi kaldı" diye. Türkiye Futbol Federasyonu tam da bu söze uygun bir uygulama başlatmış. Bugünden geçerli olmak üzere artık halı sahaları denetmeyeceklermiş.
Türk futbolu şike skandalı ile sarsılıyor, Avrupa'da ortaya çıkan bu rezalette milli takımın ve oyuncularının bile adı geçiyor ama TFF halı saha denetleyecek.
Yahu, bu ülkede ne zaman doğru düzgün bir iş yapılacak, ne zaman hesap sorulması gereken kişi ve olaylara karşı harekete geçilecek. Eften püfte hadiselerle günü gün etme durumu ve günü kurtarma çabalarıyla nereye kadar gidilecek.
Önce milli takımına hoca bul sonra halı saha denetle...
30 Kasım 2009
Yücelman ve Uluçay artık yok
Futbolun boşboğaz ve ukala ulemaları

Geriye sarmayı severim, hele de konu futbolsa. Ama önce şu anki tabloyu vermek elzem.
Fenerbahçe 31 puanla lider, Beşiktaş 1 puan gerisinde ikince, Bursaspor 29 puanla üçüncü, Galatasaray aynı puanla döndüncü ve Kayserispor da 28 puanla beşinci durumda.
Flasback yaptığımızda futbolun boşboğaz ulemalarının sezon başı ile ligin 8. haftasına kadar olan bölümde yaptığı yorumların hepsinde Fenerbahçe ile Galatasaray'ın ligi açık ara önde götüreceğini, bu iki takımı zorlayacak takımın çıkamayacağını, kadro olarak her iki takımın da ligin çok üstünde olduğunu söylediklerini herkes anımsıyordur.
İş artık öyle bir noktaya geldi ki, Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki şampiyonluk yarışında Turkcell Süper Lig'deki diğer 15 (Ankaraspor'u sayamıyoruz) takımın figüran rolünde olduğu bile söylendi.
Futbol ukalalık kaldırmaz nitelikte bir oyundur, hele boş ukalalığı hiç kaldırmaz. Elbette ki, Beşiktaş'ın içinden geçtiği buhran dolu günler hesaba katıldığında önyargılı yorumların olması doğal. Ancak ligdeki takımların hepsini, kendi içinde sindirme planları 14. hafta geride kalırken, tatlı bir tebessüm olarak hatırlayacağız.
Aslında, sadece bu yıla özgü bir durum değil. Yaklaşık 10 yıldır Fenerbahçe ve Galatasaray ekseninde bir lig geçmesi isteniyor. Güzel kızı iki esas oğlandan hangisinin kapacağına yönelik, kuru gürültü içeren kavgada diğerleri ise -ki Beşiktaş da dahildir diğerlerine- bu iki esas oğlana zaman zaman yardımcı olan, zaman zaman da birinin kazanmasını isteyen figüran rolündeler.
Geçen yıl, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in aslında çok da haklı biçimde dillendirdiği "İki büyük yaratılmak isteniyor" çıkışı, her ne kadar sezon sonunda kendi lehine gelişse de, çok ama çok haklılık içeriyor.
Sadece son 10 yıla baktığımızda bu gerçeği görebilmek mümkün. Evet, kabul ediyorum ki, zaman zaman bu takımlar ligi haklı olarak forse ettiler fakat sesi yüksek çıkanın haklı göründüğü Türkiye futbol ortamında, başkalarının sesinin çıkması sürekli olarak engelleniyor.
Esas oğlan-figüranlar eksenindeki lig, Beşiktaş'ın Sivasspor deplasmanındaki 1-0'lık galibiyeti ile Bursaspor'un Galatasaray'ı yenmesiyle sona erdi. Bu çok devam eder mi, açıkçası bilemiyorum. Bildiğim tek şey, bunun devam etmesini istediğim. Her yıl Fenerbahçe-Galatasaray yarışından çok sıkıldım, bu saçma ligi iki takımın benzer yöntemlere başvurarak forse etmesi içimdeki futbol sevgisini de baltalıyor.
Bir Anadolu-İstanbul ayrımı yapmak istemiyorum ancak önce futbolsever sonrasında Galatasaraylı olarak -çünkü önce futbolseverim- bu ligde Kayseri'nin, Gençlerbirliği'nin, Bursaspor'un -her ne kadar sevmesem de- şampiyon olmasını diliyorum. Çünkü ulus futbolu Fenerbahçe-Galatasaray kayıkçı kavgasından büyük yara alıyor ve bu yarayı en çok futbolu sevenler alıyor.
Umuyorum Kayserispor ya da Bursaspor bu yarışın içinde sonuna kadar olur, geçtiğimiz yılın şampiyonu Beşiktaş'ın yeniden yarışın içinde olması, beni mutlu ediyor.
Yazının en başına dönersek. Futbolun boşboğaz ve ukala ulemalarının "Bu iki takımı kimse zorlayamaz", "Mustafa Denizli 2. yılında asla başarılı olamaz", "Kayserispor helva gibi olmuş" gibi zırvalar umarım sonlanır.
Kimse futbol konusunda ukalalık yapmasın mümkünse. Oturalım ve doğru düzgün izleyelim. Sezon sonu şampiyon olanın -tabii eğer şike-teşvik-bahis üçgeninde yer almamışsa ki, umutsuzum bu konuda- elini sıkmasını bilelim.
İki kelimeyi biraraya getirip konuşamayan adamları da okumaktan vazgeçelim mümkünse. Kahvedeki adamla aynı dili konuşan gazeteciler ne yazık ki sadece bizim ülkemizde var.
Etiketler:
bahis,
şike,
teşvik,
turkcell süper lig,
yıldırım demirören
29 Kasım 2009
22 terbiyesiz adam ve 22 futbol sevdalısı

Haftalardır beklenen Barcelona-Real Madrid maçında "Futbola doydun mu?" deseler, gyaet net bir biçimde 'hayır' yanıtını veririm. "Peki Barcelona beklediğin gibi miydi?" deseler, yine aynı yanıtı veririm.
Hatta Real Madrid beklediğimden çok daha iyi çıktı. Ancak bir gerçek var ki, Barcelona daha takıma benzeyen ekip. Real Madrid kadrosuna baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum; "Yeneteklerle bezenmiş adamlardan 11 kişi oluşturulmuş."
Oysa Barcelona'da "Yeteneklerle bezenmiş 11 adamdan bir takım oluşturulmuş" cümlesini rahatlıkla söyleyebiliyorum.
Oyuncu ve oyun kalitesini bir kenara bırakırsak, sahada kırmızı kartlar olsa da, tartışmalar olsa da, Fenerbahçe-Galatasaray maçı ile şu maçı yan yana koyduğumuzda futbol oynamak isteyen 22 adam ve terbiyesizlik yapmaya çalışan 22 adam görüntüsü gözümün önüne geliyor.
Hani şu meşhur "Türkiye'de futbol filan oynanmıyor" geyiği var ya, futbol değil, iyi niyet ve insani açıdan kesinlikle doğru. Sonra boktan bir derbiyi, dünyanın en büyük derbisi diye yutturmaya çalışıyorlar. Yok ya...
Cidden, Türkiye'deki futboldan kişisel açıdan soğumuş durumdayım. Medyasıyla, futbolcusuyla, teknik direktörüyle, taraftarıyla... Hepimiz birbirimize benzemeye başladık, hepimiz kirleniyoruz bu ortamda.
Son söz Guardiola'ya olsun ama Türkiye'deki futbol diliyle. "Ne diye Zlatan'ı yedek bırakırsın. Sen futboldan filan anlamıyorsun. O takım kimin elinde olsa oynatır."
Geçmiş olsun Coupet ve Kazım
27 Kasım 2009
Futbolsuzluk sarmalı
Maç kadrosunda Arda'nın forvette oynayacağını duyduğum an "Muhtemelen bugün 1 Nisan" diye düşündüm. Başka bir açıklaması olmamalı çünkü Zapo ve Ömer'in arasına Arda'yı yerleştirmek. Bu seçim Neeskens'in miydi yoksa Rijkaard'ın mı bilmiyorum ancak doğru bir seçim olmadığı su götürmez bir gerçek.
Galatasaray'ı bu sezon özellikle de son haftalarda Baros'lu ve Baros'suz olarak incelemek gerekir. Ne yazık ki, Baros'un eksikliği fazlasıyla hissediliyor. Kadroda Baros'un işlevini görecek tek bir adam bile yok. Evet, Nonda daha fazla gol attı fakat Baros'un özellikleri kendisinde yok. 3-1'lik Fenerbahçe maçından bu yana Galatasaray futbol oyna(ya)mıyor. Tabii ki, tek sebep Baros'un yokluğu değil. Herkes Gökhan Zan ve Servet'in ne kadar ağır ve uyumsuz olduğunu, Hakan Balta'nın formsuzluğunu, Sabri'nin saç-baş yolduran günlere geri döndüğünü, Keita'nın Kadıköy macerasından sonra lige yaptığı başlangıcı özlettiğini görüyor.
Tüm bunlar gözümüzün önünde dururken, Bursa gibi ligin en zorlu deplasmanlarından birinde; değil 3 puan, 1 puan bile almanın güçlüğünün farkında. Zaten, karşılaşma başladığında Bursaspor'un iştahı karşısında çaresiz kalan Galatasaray'ı gördüğünde "1 puan bile mucize" diye düşünmüştür -en azından ben düşündüm.-
SERVET-GÖKHAN ANCAK ALTERNATİF OLUR
Sarı-kırmızılı takımın en belirgin zaafı defansı. Servet ve Gökhan Zan hedefi olan hiçbir takımda yan yana oynayamaz. -Milli Takım'da da oynayamıyorlardı- İki ismin de, defanstan ileriye top taşıma konusundaki zayıflıkları kanatlardaki Hakan Balta ve Sabri'nin de formsuzluğuyla birleşince daha da belirginleşiyor. Servet ve Gökhan Zan ancak ve ancak birbirlerine alternatif oluşturabilirler ama asla yan yana oynayamazlar.
Gelelim, orta sahaya yani Mehmet Topal, Barış, Mustafa Sarp, Ayhan'a. Hali hazırda hepsi birbirinden vasat durumdalar. Hangisi oynasa, diğeri niye oynamadı diye düşünüyoruz, düşündüğümüz isim bir sonraki hafta oynayınca da bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Eğer Galatasaraylıysanız, haliyle sinir bozuyor bu durum. bozu
YETER LİNDEROTH, YETER EMRE GÜNGÖR
(Aç parantez Linderoth. Yeter cidden, hakikaten yeter. Geçen hafta 15 dakika oynadı bu hafta yine sakatlıktan ötürü kadroda yoktu. Parantezi genişletirsek, Emre Güngör'ün gün geçtikçe Linderoth'a dönüştüğünü görüyoruz. Her iki isimle de yolların acilen ayrılması gerekir. Bu kadar çok ve sık sakatlanan iki oyuncuya rastlamadım.)
Takımda çok net görüyen bir uyumsuzluk ve mutsuzluk var. Bütün oyuncularda suratlar asık, hepsinin yüzünden düşen bin parça. Fenerbahçe maçından sonra değişen ne bilmiyorum fakat bildiğim bir şey varsa o da, bu futbolla ilk 5'e bile girmenin zor olduğu.
BURSA BİRKAÇ GÖMLEK ÜSTÜNDÜ
Bursaspor'a gelecek olursak, maça başından sonuna hakimdi. İki topları direkten döndü fark daha fazla olabilirdi. Son 5 dakika hariç, her hattıyla Galatasaray'dan gömlek gömlek üstündü. Orta sahada üstündüler, defansta net gol pozisyonu bile vermediler. Buna Arda'nın forvette oynamasının da katkısı büyüktü.
Sonuç itibariyle, puan farkı 10'a bile çıksa, sorun değil. Sorun, ortaya konan -konamayan- futbol. 10 tane adam başı kesilmiş tavuk gibi sağa-sola koşturuyor, benim tek gördüğüm bu iki haftadan bu yana. Kewell'dan başka oynama isteği gösteren futbolcu yok.
Eğer devre arası transfer yapılacaksa kesinlikle stopere ayağında top tutabilme becerisi gösteren bir adama ihtiyaç var.
Devre arasına kadar en az hasarla gidilmesi gerekir. Devre arasından sonra farklı bir Galatasaray izleyeceğimiz hissini taşıyorum çünkü.
Futbol izlemeyi özledim, acilen Barcelona izlemeliyim...
26 Kasım 2009
Galatasaray maçına kadar izin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)