3 Nisan 2010

Günün pankartı


Açıkçası çok beğendim. Hem niyet, hem de anlatılan açısından.

2 Nisan 2010

Eleştiri diye ırkçı söylem geliştirmek


Kadir Çetinçalı: Rijkaard'ın hal ve tavırları, G.Saray’ı hâlâ pek içine sindiremediği izlenimi veriyor. Florya’ya mesai gibi gelip gidiyor. Oysa G.Saray’ın bu dağınık görüntüsünü toparlamak için antrenman saati dışında da mesai gerektiği ortada. Ama uyuşuk yapısı canlanacak gibi değil. Rijkaard’a ciddi bir elektro şok gerek. Bu haliyle kusura bakmayın ama sevgili başkan Polat, Rijkaard bir devrim değil. Gösterişli, iri, kara bir balon gibi duruyor.

Kadir Çetinçalı, Rijkaard'ı eleştirmiş. İşte bu ülkede, tam da bu yüzden eleştiri ve iğrençliğin sınırları birbirine karışıyor. Rijkaard için 'kara bir balon' diyor. Bu ifade dünyanın her yerinde ırkçılıktır, ciddi yaptırımları da beraberinde getirir. Hele ki, gazeteci sıfatıyla bunu dillendirmek daha da ciddi yaptırımları beraberinde getirir.

Yarın, öbür gün, "Ben aslında bunu demek istemedim" der. Fakat bilinç altından su yüzüne çıkan bu iğrenç ifade, nasıl bir anlayıştan süzülerek geldiğini açık açık ortaya koyuyor.

Ne yazık ki, kimse buna tepki bile veremeyecek. Daha iki gün önce Adnan Polat, "Bu tip haberleri yapanlara Florya'nın kapılarını kapatırız" demişti. Doğrusu, bu çinkin yazının sahibine kapıların kapatılmasından çok daha fazlası gerekir ama o kapıların kapatılmayacağını da gayet iyi biliyorum.

Türkiye'nin kendisine 'spor yazarı' diyen, bu adamlardan acilen sıyrılması gerekir. Karalık vicdanlarında çünkü bu gibi adamların. Her gördüğü şeye hep olumsuz yanından bakmak, "Ben söylemiştim" demek, kendisinin ciddiye alınmasını beklemek tüm ümitleri.

Herifin derdi, Rijkaard'ın bunu, bir gün olsun karşısına alıp, adam yerine koyup konuşmamasından kaynaklanıyor. Rijkaard'dan bir özel röportaj koparsa, methiyeler düzer.

Demek "Kara bir balon" Kadir Çetinçalı. Senin zaten balon olduğunu biliyoruz da, ırkçı ve faşist olduğunu da belgelemiş oldun.

Unutmadan, 'kara'lık senin beyninde ve kalbinde.

1 Nisan 2010

Ben mi kötü niyetliyim acaba?


Anadolu Ajansı'nda namaz saatlerinde hiç haber geçmemesi benim kötü niyetliliğimden mi kaynaklanıyor diye düşünmüyor değilim.

Yaklaşık 1 haftadan bu yana böylesi kötü niyetli düşünceler içindeyim. 1 gün, 2 gün, 3 gün derken, "Yok artık bu denk gelmiş olamaz" diye düşünmeye başladım.

Edit: Tahminimce en dini bütün elemanlar sporda.

Krematoryum gerekli


3 tane yavru Deniz Kaplumbağası'na yapılan şey bu fotoğrafta gördükleriniz. Boyunlarından ipe bağlanarak, bu yavruların işkenceyle ölmesini sağlamış şerefsizin teki.

Son zamanlarda bolca küfür çıktı klavyeden kendimi sıkıyorum, kasıyorum o yüzden dümdüz gitmemek için. Böyle durumlarda hep beddua ederim, yine öyle yapacağım.

Umuyorum en sevdiklerinin ölüsünü ellerine alırsın(ız). Bu ülkede çok gereksiz insan var, krematoryum gerekiyor..

İyi ki doğdun be Usta



TUTUKLU

Birden
Kurşun yemiş gibi susar
Gözbebeklerine karşı
Susar da
Açılıp yol verir şehir
Sade radyolarda bir gamlı hava
"Elaziz uzun çarşı"

Firarda gözüm yok
Namussuzum yok
Yok pişmanlık bir halim
Yaslanıp bir cigara yakmak isterim
Dumanı cevahir değer

Mağlup mu desem mahçup mu
Ama ikisi de değil
Ben garip sen güzel
Dünya umutlu
Öyle bir tuhafım bu akşam üstü
Sevgilim
Canavar götürür gibi
İki yanım
İki süngü.

Ahmet Arif

31 Mart 2010

Bir Türkiye klasiği


Ekonomik rakamlar, büyüme ve kalkınma hızı, Gayri Safi Milli Hasıla, dolar, Euro, altın....

İşte Türkiye'nin ekonomisinin fotoğrafı bu. Rakamlar, insanları aldatmak için çıkartılmıştır İnsanların algılamasını altüst etmek için çıkartılmış terimler.

Bu ülkede her gün yüzbinlerce insan çöpten karnını doyurmaya çalışıyor, üstüne başına bir şeyler bulmak için didiniyor.

Ülkenin geldiği nokta her gün daha da vahim bir hal alıyor. Anayasa paketi, demokratikleşme, TBMM'deki kayıkçı kavgaları...

Şu gördüğümüz fotoğraf iyiden iyi yaygınlaşmaya başladı. Çocuklar, kadınlar çöp konteynırları başında hayata tutunmaya çabalıyor.

Açlığa mahkûm edildi bu halk, ölmemek için çöpten besleniyor. Bu halkın bir gün akıllanması dileğiyle.

30 Mart 2010

O hareketi pankart yapıp asmak lazım


Bugün Vatan gazetesinde Gökmen Özdemir imzalı ilginç bir haber çıktı. Haberin özeti Rijkaard'ın Galatasaray'a oynatmaya çalıştığı futbolun, 5 futbolcu tarafından basına jurnallenmesi en basit biçimiyle.

Haber doğrudur, yalandır bunların hiçbirini tartışmayacağım. Altına imzasını çakmış sonuçta. Ancak haberde ciddi anlamda gariplikler var, bu 5 yeniçeri özentisi adamın ağzından çıkan.

1- "Hoca takımı tahtaya yazdığında herkes birbirine baktı. Şoke olduk. Kimse taktiği anlamadı. Frank Rijkaard ’Çift forvet oynayacağız’ dedi. Keita-Jo forvet oynayacak, Giovani sağdan top getirecek, Elano sol kanadı kapatacaktı. Tek kanatlı 4-4-2 mi olur? Elano ne zaman sol kanat oynamış? Mehmet Topal, Alex’e adam markajı yapacakmış.. Bu zamanda böylesine ilkel bir anlayış olur mu? Bu tercihler sahadaki bütün özgüvenimizi yerlebir etti"

Öncelikle haberin doğru olduğundan yola çıkarak, 5 tane aptal futbolcumuz olduğunu görüyoruz. Tahtaya yazılanın ne olduğunu anlayamayan, kendilerine anlatılanı fark edememiş bir güruh yani. Takımın sahaya nasıl çıkacağını bilemeyen adamdan değil derbi kazanmasını beklemek, hazırlık kampında en dandik Alman 5. lig takımını bile yenmesini beklemek, haliyle bizim aptallığımız oluyor.

Herif bildiğin; o yazılanı, söylenileni algılayamıyor. En kibar haliyle söylüyorum herif ahmak. Biz neyi tartışıyoruz ki. Şu 5 herife "En son hangi kitabı okudun?" diye sorsan "Cin Ali tatilde" diye yanıt verir.

2- "İleride baskı yapmamızı istemedi. Biz kendi kendimize arada baskı başlattık. Zaten ileri ucumuz baskı yapacak bir yapıda değil. Baskı yapmadan Ali Sami Yen’de maç kazanılır mı? O zaman nasıl iç saha avantajını kullanacağız? Hoca hâlâ Türkiye’yi anlayamadı. Bu ligin ne kadar zor ve mücadeleye dayalı olduğunu çözemedi... Bizim tanıdığımız, bize anlatılan Rijkaard bu olamaz. Takım içi adaleti de sağlayamıyor. Elano ve Giovani’ye yer açmak için denemediği taktik kalmadı. Galiba Dünya Kupası için Elano ve Giovani’nin forma garantisi var."

Teknik direktör diyor ki, "İleride baskı yapmayın" ama bu bizim 5 gerizekâlı, kendi kendilerine saha içinde karar alıp baskı yapmaya başlıyor. Bunlar biliyor çünkü takımın nasıl oynaması gerektiğini. Saha avantajı filan nasıl kullanılır hepsini biliyor.

Sonra analiz yapıyorlar; "Rijkaard Türkiye'yi anlayamadı" diye. Jargon birebir Türk basını jargonu. Aynı kelimelerle anlatıyorlar durumu.

Arada Elano ve Dos Santos'a geçiriyorlar. Niye ısrarla oynadıklarını filan sorguluyorlar. Arda sakat, kim oynayacak Dos Santos yerine. Hayatı boyunca pozisyon almasını bilmeden sığır gibi bir sağa bir sola koşturan Barış mı, kanatta oynayabilmesi imkânsız Ayhan mı, Emre Güngör mü? Kim oynayacak peki? Ona yanıt yok, isim söyleseler, jurnalcilikleri dökülüverecek ortaya.

3- "Resmen F.Bahçe’ye benzedik. Bu yabancıları çok mu arıyorlar, merak ediyoruz. Takım sirke döndü. G.Saray karakterli yabancılar, mücadeleci yabancılar getirmek zorunda. Burası zor bir lig. Kimse farkında değil ama kalite burada sökmüyor. Önce mücadele edeceksiniz. Baros ve Neill dışında hiçbiri tempo yapacak mücadele edecek, bize bu anlamda katkı yapacak futbolcu değil. Eğer rakip zayıfsa, maç yumuşaksa şov yapıyorlar. Zor maçlarda kayıplar. Harcanan paralara yazık."

Bak burası kritik işte. Türkiye'deki genel yansımanın bir sonucu. Bir milli takım teknik direktörü seçerken, nasıl milliyet tartışdıysak, takıma gelen yabancı oyuncuları 'sirk malzemesi' olarak gören, 5 kafatasçı beyinsiz var takımda. Zaten ezelden beri, Galatasaray'da Hakan Şükür'ün bayraktarlığını yaptığı bir yabancı düşmanlığı, kafatasçı zihniyet süregelir. Bir götleri Hagi'ye yemedi, onun dışında Lincoln, Felipe filan herkesi yediler.

Adamlar gelecek oyuncunun nasıl olması gerektiğini biliyor. Kalite sökmüyormuş Türkiye'de, mücadele edecekmiş gelen yabancı. Burası da, klasik spor basını jargonu ile söylenmiş kelimeler. Yani sözün özü, bizim 5 gerzek, oturup bütün gün gazete okuyor ve papağan gibi de ezberliyor yazılanları.

4- "Rijkaard bu takımın 4-3-3 oynayamayacağını anlamadıysa artık çok geç. Biz kendimizi biliyoruz, takımı görüyoruz. Böyle oynayamayız. Ali Sami Yen’de de çift forvetle oynamalıyız. Deplasmanda da! G.Saray tek forvetle maça çıkmaz. Orta sahanın göbeğinde bir türlü istikrar sağlayamadık. F.Bahçe maçında Elano dökülürken, Balta’yı sola, Caner’i onun önüne koymayı bile düşünmedi Rijkaard. Bize gerçekten yazık oluyor. Çok rahat şampiyon olacağımız ligde sırf hocanın inadı ve yanlış yabancı tercihleri sebebiyle avantaj kaybettik."

En eğlenceli kısmı burası. Fenerbahçe maçında Elona dökülürken, Balta'yı sola Caner'i de onun önüne koymayı düşünmemiş Rijkaard. Bir önceki hafta Trabzon maçı sonrası Hıncal Uluç'un söylediklerinin birebir aynısı. Anlıyoruz ki, bizim 5 mal sıkı bir Hıncal Uluç takipçisi. Bu 5 benzemez sığır, sahada futbol oynama işini bitirmişler, artık işin taktiği ve tekniğine gelmişler.

Vay anam vay, biz de diyoruz ki; "Bu kadroyla nasıl futbol oynayamıyoruz." Sahada futbol oynayamayan gerizekalıların olduğu bir takım yaratmışız da ondan. Çünkü herifler artık futbolculuktan, teknik direktörlüğe yelken açmışlar. Kimin nerede oynaması gerektiğini, hangi diziliş ve stratejiyle sahaya çıkmamızı filan bu 5 öküzden dinleyeceğiz yani.

En başa döneyim. Eğer bu haber doğruysa, 5 andavalı parasına, puluna, ismine cismine bakmadan yollayacaksın. İsmi Arda'ysa da, Sabri'yse de, Barış'sa da, Ayhan'sa da, Servet'se de yollayacaksın. Kim olduklarının zerre önemi yok.

Sen bunlara hakikaten Ferguson'u getirsen, kıçına teneke bağlayıp yollamak için ellerinden geleni yaparlar. Size yapılacak en iyi şey; o Volkan'ın hareketini tüm tribünlere asıp "Bunu siz hakettiniz" deyip, sezonun geri kalanı boyunca boş tribünlere oynamanız. Çünkü biz hak etmedik.

'58 kurbanları unutulmadı


6 Şubat 1958'de, 7'si Manchester United futbolcusu toplam 21 kişinin hayatını kaybettiği kazanın kurbanları, Şampiyonlar Ligi maçı için Münih'e giden taraftarlarca anıldı.

Lehmann 'Jübile' dedi


Alman Jens Lehmann, Bundesliga'da sezonun sona erdiği 8 Mayıs’ta futbolu bırakacağını açıkladı.

Kariyerine 1989 yılında da Schalke’de başlayan Lehmann, 9 yıl ardından 1998’de Milan'a transfer oldu fakat büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak 5 maç sonunda ülkesinin yolunu tuttu.

1999 yılında geldiği Borussia Dortmund'da 4 yıl süresince oynadı. Bütün Galatasaraylılar Hagi'nin attığı o golü hatırlayacaktır. Kariyerinde yediği en güzel gollerden biridir.

2003'te Arsenal'e transfer oldu ve 5 yıl boyunca kariyerinin en verimli dönemini geçirdi.

Bundan sonra yazacağım kısmı bir kişi hatırlar, ondan da bir tepki bekliyorum. "Lehmannn efsane Almannnn"

Yumruk şova enerji var


Fenerbahçe maçında Arda'yı gösterdi televizyon. Isınıyordu, maça girmek için. Zıplamaya çalıştığında belini tutuyordu, yüzü ekşi mi ekşi.

Maç fotoğraflarına bakarken gördüm. Yumruk şov için havalara zıplamış. Yüzünde en ufak bir ekşime belirtisi yok, zorlanma yok.

Her konuşmasında Galatasaraylılığının tartışılmayacağını söylüyor Arda. İsteyenle karşı karşıya oturup tartışacağını filan. Hoş, ben ve benim gibi milyonlarca adam cebinden para verip Galatasaraylı oluyor, sen üste para alıp Galatasaraylı oluyorsun. Tartışılacak çok şey var, bu seferlik es geçelim.

İki Fenerbahçe maçında belki ufak, belki büyük hiç yapılmaması gereken işler yaptı. Eğer Galatasaraylılığını tartıştırtmamak istiyorsa, sakat olduğunu bile bile oyuna girmemeli ya da yumruk şova harcadığı enerjiyi sahaya yansıtsın.

Söyleneyecek çok şey var, Fenerbahçe maçı kızgınlığı demesinler diye yazmayacağım.