17 Temmuz 2010

Herkes bildiği işi yapsın


Bu sığırlarla (bak şimdi hayvanseverler ayağa kalkar, nasıl olur da sığıra benzetirsin diye) ağzına sıçtığımın ülkesinde, patron ve patron kılıklı insanların temel bir özelliği var. Nedir o: "Ben nasıl düşünüyorsam, mutlak doğru budur."

Herkes her boktan anlıyor. Genel yayın yönetmeni ile konuşuyorsun; herif sinemayı çok iyi biliyor, müzik konusunda müthiş birikimli, aşkın tarifini ondan alırsın, politika haberi ondan sorulur, her türlü spora hakimdir. Bu liste sonsuza doğru uzanıyor.

Ulan angut; (angut da bir kuştur, hayvanseverler ayağa kalkmasın. angut gibi bakmak, angut'un güzel bakışlarından gelir) madem her boku biliyorsun, niye o zaman "mıy mıy mıy" ortalarda dolanıyorsun? Yap tek başına görelim.

Herifin beyninin içinde dönen neyse, ondan başka bir şeyin asla doğru olma ihtimali yoktur. Çünkü etrafındaki üç-beş yalaka, "Aman paşam, aman beyim" diye götünü yalıyor. O yüzden, üst pozisyonlara gelen tipler, genelde yavşaklardan türer. Hiçbir şeye itiraz etmez, her şeyi onaylar, sürekli pohpohlar üstündekileri.

Herifi iki dakika dinle; doktordan iyi doktor, avukattan iyi avukat, mühendisten iyi mühendis. Herif ameliyet eleştiriyor, var mı daha ötesi

Benim nereden söz ettiğim belli, adres belli yani. Bu kadar her boku bilen adam pozisyonunda olacaksın, etrafta afilli afilli dolanacaksın ama gittiğin her gazetenin tirajından keskin düşüşler yaşanacak. Yaşanır tabii, etrafında senin sözüne 'hayır' diyecek adam mı var? Doğru bildiğini savunan kaç tane adamı yanlarında barındırıyorlar.

Bu ülkede, kimse iyi bildiği işi yapmıyor. İyi bildiğini sandığı işi yapıyor. Ehh, durum böyle olunca, bok gibi gazeteler çıkıyor, bok gibi televizyon programları yapılıyor, en berbat diziler süslenmeye çalışılıyor, 5 sayfa bile okunmayacak kitaplar yazılıyor.....

Herkes bildiği işi yapsın, hatta en iyi bildiği şeyi. Yok yapamayacaksa da, etrafta her şeyi bildiğini sanan sik kafalılar gibi dolanmasın.

Anlayana

16 Temmuz 2010

Muhabbete bak


Sezon ortası yersiniz birbirinizi ama. Ben de o zaman hatırlatırım bu fotoğrafı..

Fenerbahçe ve Young Boys kardeş takım olsun


Fenerbahçe ve Young Boys kardeş takım olsun. İkisi de şampiyonluğu son haftada kaptırdı.

Gerçi biri, şampiyon olamadığının farkına varamamıştı. Yetkililere sesleniyorum, bu tarihi fırsat kaçmasın.

Gün arası, can sıkıntısı ne yaparsınız...

Bu formaya en çok yakışan adam


Son zamanlarda daha iyi bir haber alamazdım sanırım. Böyle olmayacağı, olmaması gerektiğini yazıp durdu birçok kişi. Kewell, futbolcudan çok daha ötede bir yerlerde.

Galatasaray'da oynadığı süre içinde, daha hiçbir maçta kendisini sahtekârca yere bıraktığını görmedim, hakemle anlamsız bir tartıştığına da tanık olmadım. Sahaya çıkıp, işini yapan güzel bir adam.

Tabii ki, futbolcu olarak Galatasaray'a verdikleri de tartışma götürmez. Hep dedik ya, Kewell bu takımın 'beyni' diye. Sahadaki 22 adamın hepsi oradan oraya koşturur ama bazıları zekâsını konuşturur. Harry Kewell bunun tipik örneği. Takımda kalması, bu açıdan çok önemli.

Ben, O'nun için Taffarel'in üst modeli (sene itibariyle) diyorum. Bütün bir yıl antrenman fotoğraflarını takip edin. Gülümsemediği o kadar az fotoğrafa rastlayacaksınız ki, siz de şaşıracaksınız. Bir takımda gülümseyen yüz ya da yüzler çok önemli.

Herkese sorun, herkesin başka Kewell sebepleri vardır kalması için. Benim Kewell sebeplerim, yüzündeki gülümsemesi ile sahada gösteridği 'ahlaki' duruştan başka bir şey değil. Böylesi adamlar, ülke sınırlarındaki bu kirli ve kirletilmiş oyun çok önemli.

Bu kadar az süre oynayıp, ortada herhangi bir başarı olmamasına karşın, çok seviyoruz Kewell'ı. Hagi'den bu yana, izlemek için stada gittiğim tek adam Harry Kewell.

Kişisel olarak, eğer gitseydi çok üzülürdüm. Sadece futbocu olarak değil, Galatasaray'a yakışan bir bireyi kaybettiğim için üzülürdüm.

15 Temmuz 2010

İntihar


Ne vakittir kendimi engelliyorum şunu yazmak için. Son 2 yıldan bu yana o kadar çok haber geçiyor ki, ajanslardan bu konuyla ilgili, insan ister istemez sorgulamaya başlıyor.

Yozgat'ta 21 yaşındaki bir asker, nöbet sırasında G-3 piyade tüfeğiyle intihar etmiş. Cebinde "Ölümümden kimse sorumlu değildir" diye bir not. Bu cebinden, kitabından, dolabından not çıkan askerler yeni yeni gelmeye başladı. Eskiden, tek satırlık bir haberle gelirde, "Vatani görevini yapan asker intihar etti" diye.

Artık, inandırıcı gelmemeye başladı bu intiharlar bana. Her gün bir askerin intihar etmesi, mantık sınırlarımı zorluyor. Ve tam da, bu konular TBMM gündemine düşmeye başlayınca ceplerinden notlar çıkmaya başlıyor.

Askerlik, dünyanın her yerinde boktan bir iş. 20 yaşındaki çocuklar sınır bölgelerinde, bozuk para gibi harcanıyor. Üstüne bir de intihar haberleri, iyiden iyiye tuz biber ekiyor yaşananlara.

İntihar garip bir şey. Bir insanın kendi hayatını, kendi seçimiyle sonlandırması. Şartlar, koşullar, yaşananlar, insanları bu seçimi yapmaya zorluyor.

Bu çocuklar, 20'li yaşların başında, hayatı doğru düzgün tanımadam ellerine silah tutuşturulup 'kutsal' bir görev için hiç bilmedikleri yerlere, hiç tanımadıkları insanlarla yaşamaya zorlanıyor.

Sadece bu 'kutsal görev' bile, o yaştaki bir insanda, gereğinden fazla psikolojik baskı yaratıyor. Çatal-bıçak tutmayı bilmeyen bu çocukların ellerine silah tutuşturup, "Hadi bakalım vatan artık sana emanet" deniyor.

Oysa 20 yaşındaki o çocuk, memleketinde annesine, babasına bakıyor. Evin tek geçim kaynağı, sabanı o sürüyor, çapayı o yapıyor, fabrikada o ter akıtıyor; bir tas çorba, bir tabak bulgur pilavı için.

Ya da yavuklusunu bırakıyor geride. Kafasında hep aynı düşünce, "Acaba beni bırakır mı? Bir başkasını bulur mu?"

Evden aldığı her telefonda "Acaba kötü bir haber mi var?" diye tırnaklarını kemiriyor. Yavuklusundan gelmeyen her telefon, her mektup için, yüreğini kaynatıyor.

Etten, kemikten varlıklarız, tüm hayata siktiri çekmek istediğimiz zamanları hepimiz yaşıyoruz. Ama askerlikte yaşanan psikoloji daha bir beter oluyor. Tüm bu sıkıntıların, dertlerin yanında, size tokat atanlar, sıra dayağından geçirenler, aşağılayanları da düşününce, bazen tek çıkar yolun intihar olduğunu düşünüyorlar.

Haklı ya da haksız demek istemiyorum, kaldı ki bu işin sadece bir boyutu. En iyi niyetli halimle söylüyorum bunları. Yoksa, "Bu çocuklar gerçekten intihar mı ediyor?" diye düşünüyorum.

Dedim ya, intihar bir seçim. Kişinin her şeyi arkada bırakmayı göze aldığı ve hayatı boyunca alabileceği en ciddi seçim. Açıkçası, ölümü ben de kendi seçimimle yapmak isterim.

En basit mantıkla, her şeyin benim inisiyatifimde olmasını isterim ama bunu yapmak için ne gibi nedenler gerekir, onu bilmiyorum.

Ya da biliyorum ama söylemiyorum...

Kedi işkenceleri bitmiyor


Yok hakikaten benim neşeli geçen bir günüm olmayacak sanırım.

Adıyaman'da birtakım orospu çocukları 2 yavru kedinin gözlerini yapıştırmış. Olaya bak sen, psikopatlıktakı gelinen sınıra bak. Düşünsen aklına gelmez böyle bir şey.

Bunu yapanlara ağzının ortasından şiş geçirip, götlerine kadar sokacaksın. Sokaktaki bu muhtaç hayvanlara neden böylesi işkenceler yapılır, nasıl böyle soğukkanlı davranılır anlayabilmiş değilim.

Bu sadistliğin nedenlerinin ciddi anlamda araştırılması gerekir. Yarın bu minicik yavrular kesmeyecek, insanlara yol alacaklar. Gerçi yapılmıyor da değil.

O kadar çok Hollywood filmi izledik ki, orada gördüklerini uygulamaya çalışan insanlar oluşmaya başladı. Bu sersem, ipe sapa gelmez, sadece insanın içinde vahşet duygusu uyandıran ve alt benliğe canilik pompalayan filmler, şu geldiğimiz noktaya hatırı sayılır derecede etki yaptı.

İki yavru kurtarılmış bu arada. Gözleri açılmış. İlaç tedavisiyle normale döneceklermiş.

Biz toplum olarak normale dönebilir miyiz bilmiyorum.

THY hatırası

Sabah sabah yarıldım


Sabah günlük rutin fotoğraflara bakarken, bunu görür görmez, ağzımdaki kahveyi direkt olarak monitöre boca ettim.

Sivas'ta bir süpermarketin manav reyonunda görev yapan Haydar Doğan, İspanya milli takımı ve Barcelona'nın yıldız oyuncusu İnieasta'ya olan benzerliği ile dikkat çekiyor.

Klasik, bölge muhabiri haberi ama iki fotoğraf yan yana olunca, hakikaten insanı kendinden geçiren bir durum yaşattı.

Arkadaş'ın ismi Haydar, arkadaşları 'Iniesta Haydar' diyormuş. Hayır, işin ilginci eleman Sivaslı. Bütün imitasyon insanlar Sivas'tan mı çıkıyor anlamadım.

Valla ben çok benzetemedim Iniesta'ya ama Haydar gönül koymasın bize.

14 Temmuz 2010

Modern ve demokratik Türkiye


Dünya Basketbol Şampiyonası öncesinde Kayseri kent halkına yapılan uyarı

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki: Şampiyonanın ramazan ayına gelmesi nedeniyle, vatandaşlarımızı bir kez daha uyarıyorum.

Yabancıların kültürü, giyinmeleri, yemeleri ve içmeleri bizden farklı. O nedenle şampiyona nedeniyle kentimize gelecek binlerce yabancının yediğine, içtiğine, giydiğine karışmayın.

Bu onların kültüne bağlı şeyler. Herkes bizim gibi yaşacak diye bir kural yok. Kayseri halkının Anadolu konukseverliğini göstereceğine inanıyorum.

Yabancı konuklarımızdan ilk kez bir ramazan ayını yaşayacaklar olacaktır. Onlara hoşgörümüzle yaklaşmalıyız.

Demek ki, böyle bir uyarı yapılmasına gerek varmış, modern ve demokratik Türkiye'de. Yorum yapmak istiyorum, yapamıyorum.