adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2011

Deve izlemek için Bodrum'a gitmeye gerek yok


Adnan Polat, Bodrum'da deve güreşi izlemiş. Ortakent-Yahşi beldesinde düzenlenen deve güreşlerini izleyen Polat, bir kamyon kasası üzerine kurulan platform üzerinde boynuna puşu takarak güreşleri takip etti.

Dün bu haberi televizyonda gördüğümde ilk aklıma gelen "Ulan yarım sezondur izliyoruz, sen bir maç özlemişsin çok mu oldu?" cümlesi oldu.

Şimdi isim isim saymayayım ama Adnan Polat Galatasaray taraftarı ile empati yapmaya başlamış.

Gelişme olarak adlandırılabilecek bir durum. Çünkü kendisinin Bodrum'da izlediği deveyle benim Ali Sami Yen'de izlediğim Servet arasında bir fark göremiyorum. Ya da Hakan Balta arasında.

Unutmadan, 1 ay önce söylenen "Transferleri 3 Ocak'ta bitirmeyi planlıyoruz" lafını da hatırlayıverdim birden. Muhtemelen Ocak ayının sonuna doğru transferleri bitirirler.

Adnan Sezgin yürütüyor bütün transfer işlerini. Düzülmeyen methiye kalmadı kendisine. Old Boys kulübünün başkanı "Kesin transfer etmeliyiz, böyle bir adam görmedim" demiş. Valla hocam biz de görmedik. 20 yıldır kulübün içinde ama daha bir faydasını görmedik. Hâlâ nasıl görevde, herkes onu düşünüyoruz fakat ısrarlı bir biçimde bulamıyoruz.

Sanırsın ki, Formica denen eleman için Arsenal, Milan, Real Madrid, Inter ve Atletico Madrid ile kapışıyoruz. Herifin tek talibi biziz, 10 gündür transferini bitirmeye çalışıyoruz.

Her neyse, Adnan Polat'a tavsiyem, deve güreşi izlemek için Bodrum'a kadar gitmesine gerek yok. Florya'da iki idman izlese, açlığını giderir.

18 Kasım 2010

Büyüklere masallar


Merhaba arkadaşlar, biz üç kardeşiz.


Ben çevik. Benimle dalaşan teknik direktöre herkesin gözü önünde posta atarım. Sonra dipten dibe altını kazarım. Bahanem atletik çevikliğimdir. Biraz kilo aldım, biraz ağırım ama arkadaşlar bana 'çevik' der.


Herkese selam. Tahmin edileceği üzere, benim adım zeki. Futbol dediğin şey en fazla 10 yıl oynanıyor. Eh benim yeteneklerimi düşününce bu süre biraz daha azalıyor. O yüzden menajerlik firması kurup, para kazanmaya başladım. O yüzden arkadaşlar bana zeki diyor. Nasılsa Adnan abilerim ses çıkarmıyor. Haaa, bir de herkese çalım atmayı öğretirim.


Eh onlar zeki ve çeviği kaptığına göre bana ahlaklı kalıyor. Ahlaklıyım çünkü teknik direktörü gönderene kadar oynamam. Gönderdikten sonra bir maç kasarım, sonra yatarım. O yüzden ahlaklı diye sesleniyor arkadaşlar bana.


Bizler kim miyiz? Biz ülkenin yabancısıyız. Yaşlıyız, uyumsuzuz, sakatız.

Zeki, çevik ve ahlaklı gibi değiliz. Onlar kendi ülkelerinde ne olup bittiğini biliyor, işlerin nasıl yürüdüğünün farkında. Bizse gerizekâlılar gibi lifimiz kopana kadar koşar, sıra hangimize gelecek diye bekleriz.



Ben mi kimim? Lan beni nasıl tanımazsınız? Kasabanın şerifiyim. Her türlü işi bilirim, istediğimin ayağını keserim, istediğimi katrana bulayıp tüyle kaplarım. İstedim mi Galatasaray'ın televizyonunu bile açtırırım. Şike nasıl yapılır bilirim, tez konusu transferler yaparım, taraftarın çenesini kapatmak için son dakika tansfer yapar, günü kurtarmak için ilk onu yollarım.



Ben kim miyim? Tanımayan taş kesilsin. Galatasaray'ın amına koyan adamım. Polat, Adnan Polat...

14 Kasım 2010

Emeği geçen herkesin ta amına koyayım


Pembe hayaller, büyük düşler vardı değil mi Antalyaspor maçından sonra. Şampiyonluk hesapları, Hagi-Tugay gazı, Rijkaard gönderilince mutlu olacak futbolcu topluluğu.

İşin sportif yönünü geçtim, umrumda değil hep söylüyorum. 25 yıl da beklerim şampiyon olunmazsa, ömrüm yeterse 45 yıl da. Serdar Özkan diye bir herif alınmış, yavşak futbolculuğu ek iş olarak yapıyor, menajerlik yapıyor. Bu ortaya çıkıyor, biletini bile kesemiyorlar. Daha neyi tartışacağız ki biz. Bülent Uygun olunca sövüyoruz ama Serdar Özkan olunca sesimizi bile çıkartamıyoruz.

Şimdi açık açık konuşalım. Feldkamp'ın futbolcuların isteği ile gönderildiği gün, Galatasaray'ın şu güne gelmesinin en büyük nedenidir. Haa, bu iş Lucescu'nun olduğu dönem Ankaragücü maçında otobüste Jardel'in tartaklanması ve soyunma odasında Lucescu'nun tehdit edilmesine kadar gider. Ama daha yakın tarihe gelecek olursak, son şampiyonluk Galatasaray'ın bugünkü çöküş tablosunun temel nedenidir.

Hagi maç sonunda "Saha içinde bazı futbolcuların tavırları normal değil, gerekeni yapacağım" diyor. Ah be güzel abim, sen nasıl getirildin o koltuğa peki. Saha içinde bazı futbolcuların tavırlarının normal olmamasından ötürü.

Bu isimler kimse çık söyle, biz de kim ne yapmış bilelim. Bunun böyle olduğunu zaten görüyoruz.

Ulan herkes söylüyor, herkes yazıp, çiziyor şu Adnan Sezgin meselesini. Bu herif hâlâ görevde. Herifi aklamak için Galatasaray TV'nin şifresini kaldırdılar bir programlığına. Lan nasıl iştir bu? Herifin getirdiği bir tane futbolcuda hayır yok. Lisansı olup, bedava her futbolcuyu kolundan tuttuğu gibi Florya'ya getiriyor.

Ya yemin ederim, Musa Çağıran'ın fotoğrafını herhangi bir yöneciye gösterelim, tanırsa adam değilim. Bırak yönetimi, bu takımı deli gibi takip eden, her maçına giden taraftara gösterelim tanımaz.

Yabancı futbolcu getirir, getirdiği bir adamın bu takıma katkı sağladığını görmedim. Ne iş yapar bu adam? Ya cidden çıksın Adnan Polat anlatsın. Bunu yapar, şunu yapar diye.

İsim isim söylemenin anlamı yok ama bir takım götverenlerin bu formayı giymemesi lazım. Sezon bitti, havlu atıldı çıkartın A2 ile takımı sahaya. Nasılsa her şekilde yeniliyoruz, bari çocuklar tecrübe kazanır.

Bu işin transferle çözüleceğine filan inanmıyorum. Galatasaray çok ciddi bir zihniyet değişikliği yaşamalı. Bu berbat tablodan çıkabilecek en olumlu şey ancak ve ancak budur.

Galatasaray tüm asalaklarını silkelemelidir. En başta yönetimi olmak üzere. Sırlar Kapısı'na döndük yemin ediyorum. Rijkaard, bazı futbolculardan şikâyet eder, yerine gelen Hagi aynı şeyi söyler. Kimse bunlar kadrodan siktir edin ama önce ifşa edin.

Haftalarca aynı şeyi söyledim, yine söyleyeceğim. Galatasaray kulüp olarak ciddi bir yapılanmadan geçmezse bunun daha dibini görecektir. Çünkü halen dibi bulmadık. Bulduğumuzu sanıyoruz ama bulmadık.

Adnan Polat geldiğinden beri bana bir tane başarısını gösterin. Rica ediyorum, kendisini seven, kendisine güvenen biri çıkıp desin ki, "Adnan Polat şu konularda başarılı olmuştur." Tribünde beslediği piçlerden biri de olabilir.

Özhan Canaydın'a senelerce söven, hatta öldüğü gün bile eleştirenlere iki çift lafım var. Alın size başkanınız, büyük başkanınız Adnan Polat.

Yavşağın biri iki yıldır konuşuyordu. Hani sana güvenilince iyi oynuyordun, Puyol'dan, Terry'den, Ferdinand'dan eksiğin yoktu, ne oldu?

Sahada adam satarsınız, milyon dolar alıp işinizi yapmazsınız sonra bulduğunuz her mikrofona yeni gelinin sike sarıldığı koşarsınız.

Sahada top oynayan adamlara bakın, götünü yırtan adamlara. Baros, Cana, Neill. İkisi de Florya'dan yetişme, 9 yaşından beri altyapıda oynuyorlar değil mi? İş ahlâkı bu kadar basit. Sahaya çıkıp kötü oynarsın sorun değil ama izleyene onu hissettirirsin. Yani uğraştığını, çabaladığını gösterirsin.

Her hafta televizyona çıkıp, bas bas bağırır ibnenin evlatları. "Bu yabancılardan çok var Türkiye'de" diye. Ulan, senin Türk futbolcunun alayında onur, gurur, şeref yok ki. Biri menajerlik yapar, öbürü bahis, şike ikilisi arasında gidip gelir, alayı teknik direktör kellesi kopartır. Diğeri iyi futbolcu olmasa da, götü başı oynamıyor en azından. Sahaya çıkıyor, işini yapıyor.

Bu heriflerin hiçbir yetenekleri yok milyon dolar para alıyorlar. Bu ülkede üniversite bitirmiş yüzbinlerce genç, işsizlikten kırılırken, asgari ücrete talim ederken, bu orospu çocukları ayda minimum 150 bin dolar para kazanacaklar sonra kelle kesecekler. Vay yavrum vay be işe bak.

Dergâh kurmuş ibneler Florya'ya. Yönetimiyle, futbolcusuyla, gazetecisiyle, taraftarının bir bölümüyle Florya'yı yeniçeri ocağına çeviren kim var, kim yoksa hepsinin amına koyayım. Hepiniz siktirip gidin düşün şu kulübün yakasından.

Not: Küfürsüz yazı okumak isterseniz, linki budur

17 Ekim 2010

Fatma Nine'ye şu futbolu layık gören Baros hariç herkesin a.k.


Böylesi durumlarda maç yazısı filan olmaz. Ben de yazmayı düşünmüyorum. Sahada Servet diye bir adam vardı. 90 dakika boyunca dikkatle izledim. Bir takım nasıl sabote edilir, nasıl bir teknik direktör gönderilir müthiş örnekler sundu. Şimdi bahanesi hazırdır "Yüzümde maske vardı" diye.

'Delikanlı' filan diyorlar ya Servet için, ben onun delikanlılığını sikeyim.

Sabri'den tut, Ayhan'a; Pino'dan, Hakan Balta'ya, Aykut'undan Aydın'ı da kadar hepiniz siktirip gidin, bu takımdan.

Birinizde Baros kadar onur yok, birinizde Baros'taki yürek yok, birinizde Baros'taki hırs yok. Hepinizin aldığı para dibine kadar haram olsun, içinde bir kuruş hakkım varsa. O bir kuruşu da helal etmiyorum kimseye.

İki tane ibne, kırmızı kart görmeye çalışıyor Fenerbahçe derbisinde oynamamak için. Servet denen kişiliksiz Fatih Terim göreve gelsin diye götünü yırtıyor. Mustafa Sarp denen yeteneksiz, bir adım ötesindeki adama pas vermekten aciz. Sabri denen adam 10 yıldır futbol oynuyor hâlâ orta yapmayı bilmiyor. Say say nereye kadar lan.

Tribünlerden yükselen "Fatih Terim" seslerini duyunca, televizyonu kırmamak için hızla uzaklaştım. Zaten alayı ya sürüdeki koyun, ya üç-beş bilete kendini satan piçlerden oluşuyor.

Arda konusunda Aziz Yıldırım'ın gösterdiği dirayeti gösteremeyen bir adam tarafından yönetiliyor bu kulüp. Futbol dışındaki tüm branşlarda, önüne atılan kemiklere tamah ederek yaşıyorsun, futbolda Feldkamp, Skibbe, Bülent Korkmaz ve şimdi de Frank Rijkaard'ı gönderme çabasındalar. Fatih Terim mi gelecek? Bu kulübün bu denli borca girmesini sağlayan adam yani. İyi yanına Mehmet Ağar'ı da getirmeyi unutmayın o zaman. Terim'in bonusu nasılsa kendisi.

Üstüne gelmeyen kalmamış, üç kuruşluk herifler "Amına koyduk" bile demiş, sesini çıkartamıyorsun. Üstelik heriflerin ayağına kadar gidip röportaj veriyorsun. Sizin yönetiminizi de sikeyim.

Madem transferleri Adnan Sezgin yapacak, ne gerek var ki, Rijkaard'a Neeskens'e? Bak hem ne güzel Adnan Sezgin'le 6 haftada şampiyonluk da yaşadın. Değil mi ama?

Sezon başında başımıza gelecekleri tahmin ediyordum ve o yüzden bu takımdan "Bir bok olmaz" diye yazmıştım. Görünen köy kılavuz istemez. Sorun Servet, Rijkaard, Pino sorunu değildir. Sorun Galatasaray'ın benim hatırladığın ve gördüğüm 30 yıldan bu yana kulübün en kötü biçimde yönetilmesidir.

Adnan Polat bu kulüpten gitmediği sürece, Adnan Sezgin denen herif bu kulübün etrafında olduğu müddetçe Galatasaray dibin dibini görecektir, bundan emin olur.

Başarı, sonuç, skor filan istemiyorum. İte-köpeğe boyun eğmeyen bir, onların kucağına düşmeyen, kaptanına adam gibi sahip çıkan bir yönetim ve başkan istiyorum.

Şu kadına, 105 yaşındaki Fatma Nine'ye gösterdiğiniz futbol için Baros hariç hepinizin amına koyayım.

29 Eylül 2010

Niye kızıyorsunuz ki!


Kızılacak bir şey yok. Hatta gerek yok kızmaya.
Yedik mi 6 gol? Yedik.
Bu adamların bize karşı bütün üstünlüğü bu mu? Bu.
Her sene temcit pilavı gibi önümüze geliyor mu? Geliyor.
6 gol attıkları her maçta hatırlatıyorlar mı? Hatırlatıyorlar.
Biz bunu duydukça kızıyor muyuz? Kızıyoruz.
Aradan 10 değil 110 yıl geçse bu skorla övünecekler mi? Övünecekler.
Maraton yaptığı bu haberle amacına ulaştı mı? Ulaştı.

Eee, o zaman ne gerek var kendimizi yormaya, üzmeye. Aklı başında insanları aradan çıkartacak olursak (ki, bu sayı artık bizde de epey azaldı) karşımızdaki adamların insan kalitesi budur. Zekâ seviyeleri herhangi bir ilkokul öğrencisi ile boy ölçüşemeyecek, çiğ insan sürüsünden oluşuyor.

Şunu da açıkça söylemek lazım; benzer bir skoru biz yakalasak senelerce bunun geyiğini sürdürürüz. O yüzden niye kızıyorsunuz ki?

O kadar ilginç ki; ülkede milyon tane dengesizlik, etrafınızda yüzlerce çarpıklık var, bizim bütün derdimiz sikindirik bir internet portalının Galatasaray'a 6 göndermesi yapması mı?

Zaten kusura bakmayalım da, pek konuşmaya da hakkımız yok. Bırak fark atmayı önce bir galip gelelim adamlara sonra konuşma hakkı elde etmiş oluruz.

Bu arada ben yine tekrar edeyim. Adnan Polat, Ercan Saatçi-Rıdvan Dilmen'in ayağına gidip dert anlatmaya çalışıyorsa bu kadar muhabbeti yapmanın zaten anlamı yok. Yazmayacaktım ama Yiğit itekledi beni.

Gerçi bir mailleşme trafiği yaşadık, aslında konuşmamız gereken başka şeyler var ama daha geniş bir zaman yazmak lazım.

5 Eylül 2010

Sizin yüreğin yetiyorsa


Bu blog yazmak ilginç bir hadise. Herkesin kendine göre sebepleri vardır mutlaka. Üstünden tekrar tekrar geçmeye gerek yok.

Şimdi şu alttaki Prekazi postuna gelen iki yorumdan sonra geldi.

Daha önce yazdım mı, yazmadım mı bilmiyorum ama şimdi yeri gelmişken söyleyeyim. Kimse için yazmıyorum bu bloğu. Yani kitleler girsin, hücum etsin, tanınayım, bilineyim gibi bir derdim ya da endişem yok. Tam tersi, hep savunduğum şey şu oldu, "Bu blog popüler olduğu an kilidi vurur, bambaşka bir isimle devam ederim."

Ne düşündüğümü herkes bilmek zorunda değil haliyle ama benim ne düşündüğümü bilmeden de, işkembeden sallamak komik oluyor.

Biri demiş ki, "Bi yandan medyaya giydirip diğer taraftan nası medyanın oyuncağı oluyosunuz anlamadım."

Diğeri de, "adnan polata laf etmeye yuregi yetmeyenlerin yeni hedefi sezgin, kulübün maasla calısan elemanı. ulan bi siz biliyonuz bu isleri koca kulüp baskani aptal zaten."

Alttakine yanıt vereyim öncelikle. Adnan Polat'a laf söylemeye neden yüreğim yetmesin ki. Bin tane laf ettim, hâlâ da ediyorum. Daha ne söylemem lazım ki, yüreğimin yetmesi için.

Sen ya okuduğunu anlamakta güçlük çekiyorsun ya da okuduğunu anlayıp, anlamamazlıktan geliyorsun. Kaldı ki, Adnan Polat'a benim buradan sallamamın ne önemi var? Sallar sallar, en kötü masada yemek yeriz (!) Çünkü kendisi öyle yapıyor. Kim sallıyorsa kendisine, hemen karşısına oturuveriyor.

Diğerine yanıt vereyim. 'Medyanın oyuncağı oldun' diyen arkadaşa. Tamamen kendi fikirlerim, kimsenin ne söylediğini, ne anlattığını, ne yazdığını umursamadan yazıyorum. Bu durumda medyanın oyuncağı nasıl olunur ki?

Hem, beni okuyan altı üstü 200-300 kişi var. Sen gidip bana bindireceğine, sayfa sayfa yazı yazan İbrahim Seten'i, Ercan Saatçi'ye, Erman Toroğlu'na v.s. v.s. yüklensene. Burada 300 kişinin okuduğu, kimseyi etki altına alamayan bir adama saf söyleyeceğine, 'yüreğin yetiyorsa' yukarıdaki isimlere giydir. Yapabiliyor musun? Bilmiyorum, bak senin gibi, bir başkasının nasıl düşündüğünü bilmeden sallamıyorum.

Altını keçeli kalemle çizeyim, kimse için yazmıyorum. Sadece kendim için yazıyorum. Bir kişi okumuş, bin kişi okumuş umrumda bile değil. Şu blog vasıtasıyla ulaşmaya çalıştığım, hedeflediğim herhangi bir iş, meslek, insan yok.

Eğer Galatasaray'a sahip çıkmak adına bunu yapıyorsanız, dalaşacağınız adamlardan biri değilim. Pusulanız şaşmış, yanlış yönde ilerliyorsunuz. En az senin kadar Galatasaraylı'yım.

Adnan Sezgin'e ya da Adnan Polat'a karşı oluşum, hiçbir çıkar ilişkisi gütmüyor. Ben sadece bu işi beceremediklerini düşünüyorum. Adnan Sezgin değil Misimovic; Messi, Xavi, Iniesta, Puyol dörtlüsünü getirse yine bugün söylediklerimin arkasında olurum ve kendisinin bu kulüpte ayda 80 bin dolar maaş alarak, ortalarda dolanmasını istemem.

Sineklerle tek tek uğraşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ne zaman bataklığı kuruturuz, o zaman doğru düzgün bir iş yapmış oluruz. Bırak sen benim ne düşündüğümü. Onbinlerce kişinin okuduğu, takip ettiği, izlediği tescilli Galatasaray düşmanlarıyla dalaş. Bana demişsin "Yüreğiniz yetmiyor Adnan Polat'ı eleştirmeye" diye. Eh, o zaman ben de söyleyeyim, "Yüreğin yetiyorsa, benim yerime onlarla uğraş."

Son olarak da ekleyeyim, Adnan Polat'ın yaptığı açıklamaları resmi siteden okudum. Birçok şeyi inandırıcı bulmadım. Sezgin'i yanında taşıdığı sürece de, kendisini samimi bulmayacağım. Bu düşüncemin de başarıyla, başarısızlıkla zerre ilgisi yok. İsterse Şampiyonlar Ligi'ni 5 kez üst üste kazansın.

Fenerbahçe Hukuk İşleri Müdürü Metin Özer imzasıyla Adnan Sezgin'in başkanlık yaptığı dönemde İstanbulspor'a gelen parayı ne zaman açıklar, ne zaman o olay kapatılır, o zaman kendisi hakkındaki yorumlarımda başka bir şeyler söyleyebilirim. Ama bedava statüsündeki bir oyuncunun bonservis bedeli ismi altında aleni olarak şike yapılması, Fenerbahçe Kulübü'nden gelen çeklerin cebine indiğini bildiğim sürece Adnan Sezgin benim için kalın bağırsak olmaktan öteye gitmeyecektir. Ve de onu yanında taşıyan Adnan Polat da, Galatasaray kulüp tarihinin şaibeli başkanı olarak kalacaktır.

Not: Bu sıralar fazlaca polemiğe girdim, kendi içimde maksadımı aştım. Farkındayım, kusura bakmayın.

2 Eylül 2010

O 35 metre var ya, santimden başlasın metrelere kadar girsin


Şu kulüpte bir tane değer kalmadı, başa geldiklerinden beri. 80 bin dolar maaş alan bir adam için seçilmiş yönetici kurban edilir, hakkında şikeden tutun da komisyon iddialarına kadar artık gözlerden ırak tutulamayacak ne kadar rezillik varsa hepsine adı karışır ve Galatasaray Kulübü Başkanı 'dimdik' bu adamın arkasında durur.

Şimdi son nokta, çocukluk kahramanızım Cevat Prekazi'yi 'paspas' yapmak oldu. Yüz binlerce çocuğun Galatasaraylı olmasını sağlayan bir adama, bu kulübün yaşayan efsanelerinden birine yapılan bu davranış şerefsizliğin en kaba örneklerindendir.

Bu kulübü ve şu anda yönetenlerin, Galatasaray'a ait bütün değerleri altüst etmesi ve bunlara ısrarlı biçimde kılıf bulunmaya çalışması kabaktan bamya tadına doğru ilerlemiştir.

Geldiğimiz noktaya bak; değerlerle yönetilen bir kulüpten, faşist diktatörlük benzeri iki dudak arasından çıkan kararları sindirme kapasitesine sahip, ihtiyar heyeti zekâsında bir kulübe doğru hızla yol alıyoruz.

Hiçbir amatör branşta yokuz. Onun bunun artıklarına şükreden, o artıklarla amatör şube yöneten bir kulübüz.

Lokomotif branş dedikleri futbolda, her yıl daha geriye gidiyoruz. 15 yıl aradan sonra Avrupa Kupaları'na ilk turda veda ediyoruz. Sonra hiç utanmadan, sıkılmadan "Aslında lig için iyi oldu" diye sağda solda atıp tutuyoruz.

Çok bilinmeyen var şu Prekazi meselesinde. Ama bildiğim bir şey varsa o da, Cevat Prekazi'nin "Adnan Sezgin arayıp, gelmeyin dedi" açıklamasına inancımdır. Bir adam Sırbistan'dan İstanbul'a kadar yanında bir adam getiriyorsa, belli ki kendi keyfine göre hareket etmemiştir.

Bu Adnan Sezgin denen, suratsız herifle nasıl bir ilişki vardır bu kulüp başkanının bilmiyorum. Futbolcusu, seyircisi, yöneticisi, teknik direktörü Galatasaray'a ait kim varsa bu herifi istemiyor ama Adnan Polat çanta gibi herifi yanında taşıyor.

Bu kadar tepki varken, bu kadar istenmezken Adnan Sezgin, Galatasaray'da hâlâ görev alıyorsa, hepimize yuh olsun.

Şu meşhur gol var ya şu meşhur gol. Prekazi'nin 35 metreden Ettori'ye ip gibi çaktığı o gol var ya.

Önce santimlerden başlayarak, sonra metrelere uzanan boyutta Adnan Sezgin'e, ondan çıkanlar, üç-beş bilet için kendini satan taraftara, oradan bu kulübün içini boşaltanlara kadar kim var kim yok herkese girsin.

Kimsenin, insanların kahramanlarını paspasa çevirmeye hakkı yok, hele hele Galatasaray'da hiç yok. Yüz binlerce çocuğa sarı ve kırmızıyı sevdiren bir adamın, Adnan Sezgin gibi şikeci, komisyoncu bir herif için bu duruma sokulmasını kabullenmem mümkün değil.

İnsanlar Cevat Prekazi'den özür dilensin diyor ama kuru bir özür, bu yaşananları düzeltmeye yetmez. Adnan Sezgin o görevde kaldığı, istifaya zorlanmadığı sürece özrün beş para eden değeri yoktur.

Adnan Sezgin Galatasaray Kulübü'nde görev aldığı sürece, bu kulüp büyüklükten, değerden, ahlaktan söz etmesin. En azından ben etmeyeceğim.

Çünkü belgeli şikeci-belgesiz komisyoncu Adnan Sezgin'in varlığı Galatasaray'ın isminin üstünde kara bir leke gibi durmaktadır. Ve onu görevde tutanlar, arka çıkanlar da bu lekeye ortaktır.

1 Eylül 2010

Bu da transferlere yanıtım olsun


Saat itibariyle 21.43. Galatasaray'ın şu an bir futbolcuyla temas halinde olduğu ve pazarlık aşamasında olduğu da eldeki veriler arasındayken, hali hazırda taraftarın da gazı Insua ve Misimovic'le alınmışken, bazı şeyler aklıma takılmadı değil.

1. Madem ki, takıma bir sol bek alınacaktı Çağlar transferinde Semih, Murat, Erhan Şentürk ve Serdar Eyilik neden Denizlispor'a verildi?

2. İki gün önce bu kulübün efsanevi oyuncularından Prekazi'nin getirdiği Jovanovic'i kim istedi? Prekazi ve beraberinde gelen Jovanovic'le neden görüşülmedi? Yine bu soruyla bağlantılı olarak Galatasaray'ın en büyük efsanelerinden birine neden 'paspas' muamelesi yapılır? Acaba Misimovic cepte değildi de, Jovanovic stepne olarak mı kullanıldı?

3. Üstünde şikeci yaftası bulunan Adnan Sezgin, neden transferleri ısrarla son güne sıkıştırmaktadır? Yumurtanın kırılıp, kapıdan sızmasını bekleyerek ve herkesin sabrı taşmışken, karambol mantığıyla haraket ederek, işini rahat rahat mı görmektedir?

4. Galatasaray Kulübü ne zamandan bu yana, resmi belgeleri, transfer tekliflerini galatasaray.org'dan yayınlamaya başlamıştır? Kulüp yönetenleri yitirdikleri inandırıcılıklarını, belge yayınlayarak güven tazeleme yöntemiyle mi gidermeye çalışmaktadır?

5. Haftalardır basın-yayın organlarından kaçan Adnan Polat, iki transfer sonrası neden birdenbire televizyona çıkma ihtiyacı hissetmektedir?

6. Galatasaray Teknik Direktörü Rijkaard, orta sahasının Barış-Ayhan-Mustafa Sarp üçlüsüyle devam etmeyi kendisi mi istemiştir yoksa orta sahayı takviye etmek istemesine rağmen istediği oyuncular alınmamış mıdır?

7. Galatasaray Kulübü, teknik direktörüne doğru düzgün bir tercüman bulmak konusunda basiretsiz midir? Yoksa teknik direktörünün işini zorlaştırmak için elinden geleni mi yapıyor?

8. Kanayan yara olan Sağlık Kurulu değiştirilmesine karşın, sakatlanan futbolcunun haftalar süren rahatsızlık geleneği halen neden devam etmektedir?

9. Cana ve Pino transferleri gerçekten teknik direktörden bağımsız mı yapılmıştır?

10. Bu kadar soruyu ard arda sıralamamı sağlayan yönetimsel hatalarla örülen bir kulübün başarılı olma ihtimali yüzde kaçtır?

Bireysel olarak Adnan Polat'ı başkanlık yaptığı süre içinde, Galatasaray Kulübü'nü, Fenerbahçelileştirdiği için özel olarak tebrik ediyorum. Sağolsun kendisi ve kıçından ayırmadığı adaşı ile Galatasaray'ın her türden değerinin içine şahane bir vaziyette sıçmıştır.

Bundan sonra yapacağı hamleleri merak içinde bekliyorum. Daha ne kadar saçmalayıp, kulübü batağın içine yuvarlar, bekleyip göreceğiz.

Şu süreçte bir şey belli oldu, o da artık Türkiye'de her kulüp birbirinin benzeridir. Farklı, özellikli, şahsına münhasır tek kulüp kalmamıştır.

Unutmadan ekleyeyim, "Nasıl siktik?" diyen Ercan Saatçi ile masaya oturmuştu, şimdi "Galatasaray ilk kez gol yerken eyvah dedim" diyen Rıdvan Dilmen'le dertleşecekler.

Bu kadarını yaptıktan sonra Ali Sami Yen'de götüyle top durduran Volkan Demirel'in güzel bir büstünü de Aslantepe'nin girişine yaptırıvermesini bekliyorum. Ehh, şu hadiselerden sonra onu da yaparsa zerre şaşırmam. Nasılsa büstün açılışından sonra iki bomba transfer yapar, taraftar "Adnan Başkan" diye yırtınır. Ya da olmadı, 10 hafta bilet dağıtır, "Adnan Baba" oluverir.

Not: aksilaz transferler hakkında yorum istemişti, bu da benim yanıtım oldu.

15 Ağustos 2010

Başlık bulamadım


Önce müjdeli haberi vereyim. Döndüm. Ne kadar müjde barındırıyorsa içinde. Sonrasında kötü habere gelelim. Yenilmişiz. Eve geldim, maçın özetlerine bile bakmadım.

Bu yılın sancılı olacağı daha Temmuz ayından itibaren belliydi zaten. Galatasaray'a gönül vermiş aklı başında her taraftar zaten bunu bekliyordu. Transfer yapılmadığından ötürü söylemiyorum bunları, sakın yanlış anlamasın kimse. Bir kaos döngüsünde yönetiliyor Galatasaray birkaç yıldan bu yana. "Yaşlı, sakat" denerek gönderilmeye çalışılan daha sonra "Biz bu yıl 3 transfer yaptık. Kimse Kewell'ı transfer diye saymıyor ama 3 oyuncu aldık" açıklaması, senelerden bu yana kangren haline dönmüş Sağlık Kurulu'nun apar topar yenilenmesi bile, bu kaotik ortamın ve seyirciye şirin görünmenin çabalarından başka bir şey değildir.

Hayır, ilginç olan insanların çocuk gibi oyalanması. Galatasaray Kupübü'nün başkanı Dünya Kupası'ndan önce gazetelere çarşaf çarşaf açıklama yapıp, "Dünya Kupası'nda oyuncu izliyoruz, transferi ona göre yapacağız" deyip, ligin başladığı ilk hafta halen transfer yapamamışsa, taraftarı istemiyor diye almayı düşündükleri adamdan vazgeçiyorsa, o kulüpten hayır gelmez.

Çok daha önceleri fikrimi beyan etmiştim, Adnan Polat ne yazık ki, başkanlık işini kıvıramamıştır ve devam etmesi Galatasaray için zaman kaybından başka bir şey değildir.

Taraftar konusuna girmiyorum bile. Artık bambaşka bir nesile sahibiz.

Beni yormayın daha fazla. Yoldan geldim, anlayış sahibi olun lütfen. Sözün özünü bünyeyi daha fazla hırpalamadan söyleyeyim. Sezon ortasına doğru ne Rijkaard kalır, ne de var olan yönetim. Galatasaray, olağanüstü günlere gebedir. Haa, ama bakın görün, hafta arası transferler nasıl yapılacak. Çünkü vıcık vıcık popülizm kokan bir yönetim sahibiyiz. Taraftarın ağzına emziği verirler hafta arası herkes bloglarda methiyeler düzer, ehh biraz akıllısı "Niye bu işi Temmuz'da bitirmediniz" der, bir sonraki sendelemeye kadar herkes mutlu mesut yaşar.

Aslında beynime sıçayım, masanın başına geçip şu aptal yazıyı yazdığım için. Bu ülkede 40 lira kazanmak için hamallık yapan Ahmet Fazlı Elçi'yi konuşmak gerekirken, ne yazıyorum. Çocukluk-gençlik arası Yeşildirek'te hamal Ahmet Amca ile yaptığımız bir muhabbetten bir alıntı ile bitireyim, "Ozanım, bu yükleri taşımak sorun değil, beynindeki dertleri, gönlündeki sorunları taşımak en beteridir."

Tekrar merhaba diyeyim, yarın görüşürüz...

29 Temmuz 2010

Bu takımdan bir bok olmaz


Eve yeni girdim. Sinirli desen değilim, kırgın desen değilim, bir garip haldeyim anlayacağınız. Tek kelimeyle özetlemem gerekirse, Galatasaray'da formalar dışında değişen hiçbir şey olmamış.

Stada girdiğimden itibaren dikkatimi çeken şey, taraftarın yılgınlığıydı. Kimsede bir heyecan emaresine rastlayamadım. Tek heyecan üste başa alınan formalardı.

Kadroları gördüğümde özellikle orta sahadaki Ayhan-Mustafa Sarp ve Barış üçlüsünün ismi okunduğunda ciddi anlamda içim burkuldu. Bu üç adamı geçen yıl izledik, diğer ikisini de birkaç seneden bu yana izliyoruz. Artık bunun tartışılacak bir yanı yok, ne yazık ki bu üç arkadaştan ancak ve ancak orta sahayı yedekler. Bunun dışında Galatasaray'ın orta sahası, emanet edilemez.

Şimdi kimse çıkıp bana "Aslında çok da kötü oynamadılar" demesin. Rakibe bakıyorum, Ayhan'ın, Sarp'ın, Barış'ın yaptıkları pas hatalarına bakıyorum. Yok arkadaş, hakikaten olmaz. Şimdi bunu biz görüyoruz, takımın başındaki Rijkaard görmüyor mu? Haliyle görüyor. Zaten gördüğü için bu denli mutsuz bir insan halini aldı.

Her sene aynı aptallıkları izlemekten sıkıldım. Şu takım bir Temmuz ayında tam takım halinde kampa gitsin. Bisiklet yaması gibi Ağustos'ta futbolcu alınca, takım gibi görünemiyorsun işte.

Hayır, çıksın yönetim adam gibi "Kardeşim bizim paramız yok, transfer yapamıyoruz. Transfer yapabilmek için ancak elimizdeki para eden adamları satmalıyız. Siz de ona göre davranın" dese, eyvallah. Başımın üstünde yeri var. Ama "Galatasaray'da transfer bitmez" diye milleti oyalamaktan vazgeçsinler.

Tek bir hazırlık maçı izlememe rağmen gayet kesin ve net bir dille şunu söyleyebilirim ki, bu takımın minimum bir tane orta saha oyuncusuna ihtiyacı var. Ben iyi halden bir tane dedim, aslında iki tane gerekiyor. Bu yeni bir durummuş gibi davranmak, sanki böyle bir ihtiyaç şimdi doğmuş gibi transfer planı yapmak, gerizekâlılıktan başka bir şey değil.

Haa, orta saha aldık bitti mi? Yok bitmedi tabii ki. Aykut'u kaç yıldır izliyoruz? Kaç kez şans verildi bu adama? Yani, halen Aykut'tan kaleci yaratmaya çalışmak Galatasaray gibi bir takıma yakışmıyor. Belli ki, kalende sorun var. Eee, o halde neden buna bir çözüm bulunmuyor? Aaaa, unuttum ama bonservissiz alınan Leo Franco vardı değil mi? Morgan De Sanchtis geçtiğimiz yıl 1 milyon 250 bin Euro'ya gitti Napoli'ye. Ama yok, biz akıllıyız ya, her kalecisi sorunlu bir ülkenin, milli takımına bile alınmayan kalecisini beleş diye alıyoruz.

Hadi kaleciyi de hallettik diyelim. Bu takımda Sabri diye bir sorun var. Kanserli kolu gerekirse keseceksin hayatta kalmak için. Geçen yıl Dos Santos'a yaptıklarını daha ilk maçta Pino'ya yaptı. Gözümün önünde olduğu için rahatlıkla söyleyebiliyorum. Pino belki berbat bir adam, belki bu takımda oynayamayacak kalitede. Bunların hepsini bir kenara koyuyorum. Ama bir adam eşek gibi boşa kaçarken, sen adama pas atmama pahasına orta sahaya atıp topu sıkıştırıyorsan, adama 'siktir git' derler. Hayatında hiçbir Galatasaray futbolcusuna bu lafı etmemiş bir adam bu lafı söylüyor artık düşünün gerisini.

Geç stopere. Servet için ister heyecanını kaybetmiş deyin, isterseniz adını başka bir şey koyun. İsmini bile telaffuz etmekte zorlanacağım bir adam karşısında ezim ezim ezildi. Beli dönmeyen futbolcu olmaz birader. İddia ediyorum Servet'le yan yana koşup, topa basmasını bilen her adam Servet'i perişan eder.

Oynamayan adamı eleştirmeyi sevmem ama Gökhan Zan sakatlıktan kurtulamadığı için ya da daha doğru bir deyişle, kendisini Galatasaray forması altında göremediğim için bu seferlik oynamadığı için eleştirmiş olayım. Olmayan tek stopere biz sahibiz. Herif yok, iki maç var sonra su buharı kıvamına gelip ortadan yok oluyor.

Sorarım, kim güveniyor Servet ve Gökhan Zan ikilisine. Lafın boku, "Ama milli takımda çok iyi oynuyorlar." İyi o zaman kırmızı-beyaz yapalım renklerimizi ve milli takıma benzer formalarla çıkalım, oldu olacak.

Devre arasında Atahan'la konuşuyoruz. Hemen hemen benzer duygular içindeymişiz. Hatta birebir örtüşüyor desem yeridir. Koskoca 90 dakikada Kewell'ın girmesinden başka beni heyecanlandıran bir şey olmadı.

11 kişi oynanan bu oyunda takımda sadece 3 tane adama gözüm takılıyorsa, kimse kusura bakmasın ama o takım iyi takım değildir. İyi bir takım değiliz, hatta vasatın altına doğru hızlı ilerliyoruz. Benim açımdan bunun sorumlusu iki Adnan'dan başka kimse değildir.

Adnan Polat, Galatasaray'ı 1990'lı yılların sonundaki Fenerbahçe'ye doğru götürmekte. Bunu görmeyen, anlamayan varsa aptalın önde gidenidir. Kimse çıkıp da bana, "Adnan Polat Galatasaray Başkanı, düzgün konuş" filan demesin. Böyle bir eleştiri türü peydah oldu son yıllarda. Sanki bu herifler Tanrı. Yok işte olmuyor, olacağı da yok.

Artık kimse birbirini kandırmaya kalkmasın. Artık eski Galatasaray çok gerilerde kaldı. Bu hayalleri bir kenara bırakıp, ayaklarımız yere basarak konuşmazsak olmayacak. Geçen yıl kaç tane maç var, önde götürdüğümüz ama son dakikalarda yenildiğimiz. Avrupa kupalarına bakıyorum; Bordeaux, Hamburg, OFK aklıma ilk gelenler. Hepsinde önde gittimiz maçları elimizle verdik.

Ya bunu ciddi söylüyorum, şu forma, font tartışması kadar takım tartışamıyoruz, başkan tartışamıyoruz, yönetici tartışamıyoruz.

Tekrar edeyim, Adnan Polat ve yönetimi ya vizyonlarını adam gibi ortaya koysunlar "Biz ligde ilk 5'e girmek için mücadele ederiz, Avrupa kupalarında da gücümüzün gitti yere kadar gideriz" diye, biz de hep birlikte ona göre izleyelim.

Ya da sahtekâr sahtekâr televizyona çıkarak, Aslantepe'ye geçince şöyle olacağız, bunları yapacağız diye ahkâm kesmesinler. Kimse aptal değil çünkü. Malezya ligini bile izleyebiliyoruz. O eski tip, medyaya atıp tutan yönetici modeli gerilerde kaldı.

Sözün özünü söyleyeyim. Ağustos ayına girmişsek ve minimum 5 adama ihtiyacımız varsa, yönetimin her yaptığı hareket Rijkaard'a "Hoca git artık sen" anlamı taşımaya başlamışsa, bu takımdan bir bok olmaz.

Beklenti içindeki saf ve masumane düşünen arkadaşları ben şimdiden uyarayım. Sonra sezon ortasında boş yere galeyana gelmeyin diye söylüyorum.

Ya her şeyi geçtim, Adnan Sezgin bu takımda görev alıyorsa, biz neyi tartışıyoruz ki.

Son cümlemi şöyle geçeyim; Türk futbolu enkaza doğru sürüklenmekte. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray. Oynadıkları futbola, aldıkları skorlara bakın, bunların daha iyi günlerimiz olduğunu göreceksiniz.

Ciddi anlamda bir anlık kızgınlıkla yazmış değilim bunları ama sürekli aynı senaryoyu izlemekten ve insanların aptal yerine konmasından da bıktım. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki, bu kadarla bırakayım.

Fotoğraf: ntvmsnbc

23 Temmuz 2010

'Son' bir Arda Turan yazısı


Arda konusunda bir daha yazı yazmayı düşünmüyordum fakat yaşananlar, bir nevi zorunluluk halini aldı, buraya bir şeyler karalamayı.

Konunun ne olduğunu az-çok tahmin edersiniz. Fenerbahçe maçı sonrası başlatılan linç kampanyası. Biraz önce haber portallarına 5 dakika göz gezdirdim, durumun vehametini daha iyi anladım.

"Arda, taraftarla kavga etti", "Arda, Burcu Esmersoy'u arayıp küfretti" ikilisinin etrafında dönen ve en nihayetinde yazın ara verilen, ama liglerin başlamasına kısa süre kala başlayan toplu linç kampanyası.

En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Arda, Fenerbahçe forması giymediği sürece ya da Galatasaray formasını giymeyi bıraktığı gün, bu haberlerin hepsi bıçak gibi kesilecektir. Kimseyi salak yerine koymasınlar.

Oynanan ortaoyunu Aziz Yıldırım'ın yaptığı "Arda'ya mutlaka Fenerbahçe forması giydireceğim" açıklamasıyla başlamıştır. O gün, bugün hiç hız kesmeden devam ediyor. Kesmeyeceği de gayet açık ve net biçimde belli.

Bu süreçte, Arda'nın üstüne binen yük, beklentilerin gereğinden fazla artması, yapmaması gerekenler olmadı mı? Tabii ki oldu. Ancak gözden kaçırılan şey, Arda'nın 22 yaşında gencecik bir adam olduğudur. 22 yaşımı düşününce, o kadar çok hata yaptığım aklıma geliyor ki, o yüzden Arda'nın yaptıklarının da gayet doğal olduğunu düşünüyorum.

Şu twitter hadisesine zaten pek sıcak bakmıyorum. Daha önce üstünde birkaç kez yazıp çizmiştim. Olayın Burcu Esmersoy ve sonrasında yaşananlar kısmına girmek istemiyorum. Burcu Esmersoy'un kariyerinin nasıl inşa edildiğini herkes görmüştür. Ne yazık ki, biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Götünü, bacağını açıp, o kadar çok kadın kariyer yaptı, o kadar çok orospu bugün 'adam' statüsünde ortalarda dolanıyor ki, say say bitiremeyiz.

Türk erkeğinin çocukluğundan itibaren yaşadığı cinsel açlık, bu gibi kadınların kariyerlerine hatrı sayılır derece etki yapmıştır. Daha birkaç gün önce söylediğim gibi, bu ülkede birçok kişi aslında bulunmaması gereken yerdeler. Az biraz fiziğin düzgünse, gereken kişilerle yatıp kalkabilme midesine de sahipsen, çok rahat 'sınıf' atlayıp, yükselebiliyorsun yaptığın işte.

İsteyen kızsın, isteyen küfretsin ama bu ülkedeki kadınların pek çoğu, özellikle de medyadaki kadınların birçoğubu örneklerin dahilindedir. Şimdi isim isim saymayacağım ama bugün medyada her gün program yapıp da, ismi Ergenekon iddianamesinde "Bürokratlarla yatıyor" ifadesi kullanılan hatunların bile varlığını biliyorum.

O yüzden, ismi geçen ya da geçmeyen hatunların, merdivenleri hızlı çıkışının nedenlerinin, ne olduğu konusunda az-çok fikrim var.

İşin Arda boyutuna gelecek olursak. Futbolcu beğenisi tamamen kişiseldir. Sen "Dünyanın en iyi futbolcusu Ronaldo" dersin, ben de kendime göre "Yok hayır, Messi" derim.

Türkiye'de bu durum bambaşka veriler içeriyor. Hagi'nin karşısına Alex'i koymak, şimdi varolduğu üzere Arda'nın karşısına Stoch'u koymak gibi. Fenerbahçeli dostlar alınmasın ama bu garip sidik yarışını hiç durmadan sürdürüyorlar. Galatasaraylıların da benzer bir tavrı yok mu? Elbette var. Şu stat hadisesi yapılmadan bile "Bizim tribünlerimiz daha fazla sayıda olmalı" diye garip bir kompleks sürekli vardı.

Konuya dönecek olursak, Arda'nın Galatasaray'da olmasından büyük rahatsızlık duyuyor Fenerbahçeliler. Çünkü biliyorlar ki, ülkenin en önemli oyuncusu Arda Turan. Kimse "Yok kardeşim öyle değil" filan demesin, kendini kandırmaktan başka bir şey değildir bu. Zamanında tribünlerinden yükselen "Katil Emre, piç Emre" tezahüratlarını unutmuş değiliz. Bugün gelinen noktada "Emre takım için oynayan ve yırtınan tek adam" haline geldi.

Sokaktaki çocuğa bile sorsanız, Arda'ya karşı geliştirilen bu aptalca algı, sarı-lacivert formayı giydiği andan itibaren değişir. Gayret zaten hep bu yönde. Herkes rahatlayacak Arda, Fenerbahçe forması giydiği zaman.

Zaten ortadaki bu büyük linç kampanyasının, başka deyişle Arda'nın özne edildiği cadı avının tüm kavgası bunun için yaşanıyor. Bunun ne yönde geliştiğini Emre Belözoğlu'nun, Fenerbahçe formasını üstüne geçirdiğinden bugüne dek yaşadıklarımızdan görebilmek mümkün.

Dönemin 'piçi' bugün forması için sonuna kadar savaşan, temiz aile babası olmuştur.

Benzer bir evreden Arda Turan geçiyor şimdi. Önce formasını giydiği takımdan uzaklaştırmak lazım. Bunun ilk ayağı Fenerbahçe olamaz. Aradan zaman geçmeli. Bir süre Avrupa'da oynamalı. Hatta oynamamalı, yedek kalmalı ki, sonra Fenerbahçe'ye geçişinin önü açılsın.

Sonrası klasik hikâye. Arda artık profesyonel olur ve Türkiye'nin en büyük takımına gelir.

Bu çocuğun kız arkadaşı bile malzeme haline getirildi ve halen de yapılmaya devam ediliyor. Kimse kusura bakmasın ama benim eşimi ya da kız arkadaşımı böyle malzeme yapacaklar, en kibar haliyle söyleyeyim, "Adamı dikerim". O kadar hak sahibiyiz de, kiminle dolaşacağına filan bile laf eder haldeyiz. Elbette benim de fikrim var ama bunu bir gün, bir yerde söylememişimdir özel sohbetler dışında. Taraftar forumlarına bir girip bakın, kız arkadaşı hakkında neler yazılıp çiziliyor. Kime ne, hangi nedenden ötürü karışılır, aklım ve hafızam almıyor.

Fakat Arda'nın önüne tüm bunların dışında Galatasaray taraftarı çıkıyor. Son 10 yılda değişimin bokunu çıkartmış olan Galatasaray taraftarı yani.

Kim bu adamlar? Tribünlerde futbolcusuna taparcasına sevgi gösterisinde bulunan, sonra birkaç ters durumda ölesiye alkışladıkları adamlara küfür eden bir güruh. Tribünlere körkütük sarhoş gelip, en yakın arkadaşlarına bile sataşan bir topluluktan söz ediyoruz. Bunların benim dilimdeki ismi "Havaalanı taraftarı".

Her futbolcu transferinde havaalanına yığılıp, yıllardır bu formayı ıslatmış Sabri'ye ağız dolusu küfür edip, gelen adamı zerre emek vermemiş olmasına rağmen omuzlara alan tipler. Bunların hiçbiri taraftar filan değil, nazarımda. Cebine üç kuruş koyduktan sonra pezevenklik bile yapacak tipler.

Galatasaray'ın son yıllardaki temel sorunlarından biridir, bu taraftar topluluğu. Ama bir yandan da kızamıyorsun. Bunları ortaya çıkartan, ceplerine para koyan, ellerine bilet tutuşturanlar, kravatlı, papyonlu, Fransız kültürü (Kimse yanlış anlamasın şu cümleyi) içinde büyüyüp yetişmiş insanlar. Yani toplumda kabul gören, beyefendi statüsündeki insanlar, bu iğrenç topluluğu oluşturanlar.

Anlatmak istediğim şey, kızmamız gereken çok başka insanlar aslında. Arda konusunda yani. Hali hazırda ülkenin en yetenekli adamıyken, kendi taraftarının bile piranalar gibi başına üşüştüğünü düşünürsek, Arda'nın şevkinin kırılmasının gayet doğal olduğunu anlayabiliriz.

Tabii işin bir de başkan ve yönetim ayağı var. Hürriyet Gazetesi'nin özellikle internet portalında Galatasaray hakkında çok ciddi yalan haberler, iftiralar, saldırılar varken, Galatasaray Başkanı, Ercan Saatçi'nin karşısına geçip soru yanıtlıyorsa, ortada büyük bir sorun var demektir.

Bu iki şeye yol açar. Birincisi; "Bakmayın biz arada basın toplantısı yapıp, atıp tutuyoruz ama siz istediğiniz gibi saldırmaya devam edin" mesajı vermektir.

İkincisi ise, "Kusura bakmayın biz yönetim olarak bu kulübün haklarını savunamıyoruz" demekle eşdeğerdir.

Kimse kusura bakmasın ama Adnan Polat, Galatasaray Kulübü'nün başkanlığnı tamamen popülist politikalar üreterek yapmaktadır. Benim için öncelik, o kulübün haklarının korunmasıdır. Kaptan olarak takımın başına getirdiğin (ki, benim için son derece yanlış bir karardır) adamı, üç tane yavşağın önüne atıyorsan, ne o kaptanın ağırlığı kalır, ne de senin.

Ciddi bir yol ayrımında bulunuyoruz. Ya Arda'nın ayrılmasını olumlayacağız ya da bu çocuğa öyle hikâyeden değil, ciddi anlamda destek vereceğiz.

Şöyle de anlatabilirim; Arda'nın Fenerbahçe forması giymesini mi istiyorsunuz yoksa Galatasaray formasıyla, gerçek kapasitesine ulaşmasını mı?

Eleştiren yorumculara, bir biçimde köşe yazarı olabilmiş futbolcu eskilerine zaten lafım yok. Onlar 'kendilerince en doğru' olanı yapıyor, Türkiye'nin en konuşulur adamını malzeme yaparak.

16 Temmuz 2010

Muhabbete bak


Sezon ortası yersiniz birbirinizi ama. Ben de o zaman hatırlatırım bu fotoğrafı..

9 Temmuz 2010

Çalım diye Lugano gelirse


İlk kez dün duydum, bugün haber niyetine düşmeye başlamış basına. Adnan Polat'ın dün basın toplantısında söz ettiği, Fenerbahçe'ye çalım eğer Lugano olursa, çok net ve açık biçimde söylüyorum; Galatasaraylılığımı Adnan Polat, yönetimi ve Lugano gidene kadar sonlandırırım.

1980'lerden kalan, "Sen benim elimden oyuncu alırsan, ben de can evinden vururum" tarzı yöneticiliğin rafa kalktığını tahmin ediyordum. Ancak konuşulanlar bunun süregeldiğini hatta hortladığını gösteriyor.

İstediği kadar iyi oyuncu olsun, istediği kadar yetenekli olsun, Lugano gibi saha içi terbiyesizi bir herifin o formayı giymesine tahammül edemem.

Derdim "Aman Fenerbahçe'den futbolcu almayalım" değil. Gerekirse alırsın. Ama Volkan, Lugano, Bilica ve minik Emre asla ve asla Galatasaray'da forma giyemez. O formayı Lugano'nun üstünde görürsem, Florya'ya gidip suratına tükürmezsem adam değilim.

O formayı herkes giymesin mümkünse, herkes giyerse Galatasaray formasının bir anlamı kalmaz. Futbol sahalarındaki bir pislik o formayı giymesin.

Lugano ne lan? Suratımıza yapıştırılan her tükürüğe eyvallah mı diyeceğiz?

Umuyorum tüm bunlar saçma sapan dedikodulardan ibarettir. Böyle bir şey bile olabileceğine ihtimal vermek istemiyorum.

4 Temmuz 2010

Bokunda boncuk olan adam; Adnan Sezgin


Kendimi bildim bileli Galatasaray'lıyım. Yaş oldu 36, eh hadi 7 yaşından sonra kendimi biliyorum diyeyim. Ne oluyor? 29 yıldır Galatasaray taraftarıyım. Çocukken, basket maçlarında yenildiğimizde bile ağlardım. Sonra seneler geçti, "Çocukmuşum işte" diyerek, bu gözyaşı hadisesinin gereksizliğini anladım.

Neyse, anlatmak istediğim şey bu değil haliyle. Bu Adnan Sezgin denen adamı eğer hafızam beni yanıltmıyorsa 1991'den beri Galatasaray kulübü içinde görürüm. Görürüm dediysem, kulüple hiçbir bağım yok, öyle medyadan görürüm işte.

Adnan Sezgin bir profesyonel. Yani basarlar parayı yarın Fenerbahçe, Beşiktaş ya da Zonguldakspor'a da gider. Adnan Polat'ın Galatasaray'ın yönetimde olduğu her vakit, bu Adnan Sezgin denen adam da, kulübün bilimum görevlerini üstlenmiştir. Detayını bilmem, bilmek de istemem.

Şimdi görünen o ki; Adnan Polat geçen yıl yaşanan 'başarısızlığın' faturasını bir biçimde Haldun Üstünel'e kesmiş. Haldun Üstünel, masaya mektup bırakarak, konuşmaya bile gerek duymadan istifa etmiş.

Adnan Polat'ın bu istifa sonrası tek söylemi "Haldun 2 yılda çok yoruldu. Onun da dinlenmesi gerek" gibi, gayet yuvarlak bir açıklama. Sadece bu açıklama bile, Haldun Üstünel'in, Futbol A.Ş.'den ayrıldığı ama yakın bir zamanda yönetimden tamamen ayrılacağının sinyalidir.

Hayatım boyunca savunduğum şey şu olmuştur; "Ben taraftarım, kulübün başına kim gelmiş, kim gitmiş umrumda bile olmaz. Başarılı olurlarsa devam ederler, yok olmazlarsa biletleri zaten kesilir."

Kimseden bir beklentim yok, ne gelenden, ne görevdekinden, ne gidecek olandan. O açıdan rahat rahat konuşuyorum.

Adnan Sezgin'in bugüne dek, Galatasaray'da neleri başardığı, somut olarak ne yaptığını bilen varsa anlatsın bana. Ne bileyim, biri çıkıp desin ki, "Ulan, Ahmet'i 3 liraya aldı 10 liraya sattı." Ya da ne bileyim, "Oğlum, sen dışarıdan atıp tutuyorsun ama Adnan Sezgin olmasaydı Galatasaray, bugünkü Galatasaray olmazdı" desin.

Nasıl bir dostluktur, nasıl bir vefa duygusudur Adnan Sezgin her şart ve koşul altında, Adnan Polat bu kulübün yönetiminde olduğu sürece Galatasaray'da görev yapsın.

Cidden, bizim bilmediğimiz nedir ki, Adnan Sezgin için yönetici kurban ediliyor. Yöneticinin isminin Haldun Üstünel ya da Işın Çelebi olması hiç umrumda bile değil. Sonuçta Adnan Sezgin denen adam, bir profesyonel, diğer isimse Galatasaray yöneticisi.

Daha önce de açıkça belirtmiştim, Adnan Polat yönetimi (özelde kendisi) Galatasaray'ı berbat yönetmektedir. İcraatları arasında pek çok fiyasko bulunmaktadır. Özellikle futbol yönetimi perişan vaziyettedir.

Bu yönetim tarzı devam ettiği sürece, bundan sonraki yönetimler enkaz edebiyatı yapacaktır ve işin kötüsü, haklı konumda olacaklar.

Ya biri cidden bana Adnan Sezgin'i anlatabilir mi? Ben mi kaçırdım acaba büyük icraatlarını. Kimdir abi, Adnan Sezgin? Hakikaten kimdir?

15 Haziran 2010

Taraftarın hastalıklı transfer algısı


Daha 10 gün öncesine kadar, hangi Galatasaraylı'yla konuşsanız, Vince Grella'nın orta sahadaki açığı kapatacağını, mutlaka alınması gerektiğini, Galatasaray'ın işlemez orta sahasına ilaç olacağını düşünüyordu.

Dünya Kupası'ndaki Almanya maçı sonrasında fikirler, düşünceler gündüzden geceye döner gibi yön değiştirdi. Şimdi herkes, "Aman abi Allah korumuş, iyi ki almamışız" diyor.

Türkiye'de futbolcuya, transfere bakış tamamen budur. Hakkında doğru düzgün bilgi sahibi olmadığımız adamları göklere çıkartmaya bayılıyoruz. Son senelerde garip ve anlamsız bir biçimde şöyle bir cümle dönüp duruyor: "Adamın Premier League kariyeri var". Eeeeee, evet var. Bu mudur transferdeki tek kıstasımız. Premier League'den gelen ya da gelecek her oyuncu için yeterli bir argüman mıdır bu?

Doğrusu ben de kabul ediyorum o ligin gayet zevkli olduğunu ama bu kadar büyütmenin bir anlamının da olduğunu düşünmüyorum.

Yeniden Grella özelinde transfer hadisesine dönelim. Daha birkaç gün öncesine kadar 'mutlaka alınması gereken adam' listesindeki Avustralyalı'ya, Almanya maçından sonra çarpı atıldı. Daha birkaç gün öncesine kadar, transfer edilmediği için ağzına geleni söyleyenler şimdi alınmadığı için mutlu.

İşte bu fikir, Türkiye'nin temel sorunlarından biri. Ama sorun, taraftarın böyle düşünüyor olması değil. Kulübün başındaki yöneticisi, başkanı da bu minvale düşünüyor ve hareket ediyor.

Adnan Polat'ın bugünkü Hürriyet gazetesinde bir röportajı var. Stoch için "Gelse Arda'nın yedeği olurdu" diyor. E abicim o zaman niye transfer etmeye çalıştın haftalarca? Neden İngiltere'ye 3 sefer düzenledin? Adama sorarlar? Ben de soruyorum işte.

Bok atmanın da bir kalitesi olmalı. Bok atarken ayakların yere sağlam basmalı. Şimdi alenen bok atıyorsun Stoch'a ama cümlelerinin hepsi havada asılı kalmış.

Türkiye'de ne yazık ki, futbol konusunda herkesin biraz da 'küçümseyerek' sarf ettiği "Sokaktaki adam" tanımlaması, aslında hepimiz için az çok geçerli. Hepimiz "Sokaktaki adam" oluyoruz zaman zaman.

Bu sakat, hastalıklı fikirden aciliyetle sıyrılmak gerekir. Yoksa ülkedeki futbol düzeyinin, her yıl daha aşağılara inmesini izleriz.

26 Mayıs 2010

Kesintisiz Adnan's devrimi

Adnan Polat başkanlığındaki Galatasaray'ın kadro seyr-i sefasını izlemekte güçlük çekiyorum. Başkanlığını tam olarak hissettiği sezon yani 2007-2008 yılında gelen isimlere baktığımızda Serkan Çalık, Barış Özbek, İsmail Bouzid, Emre Güngör, Barruso (kiralık), Orkun Uşak, Volkan Yaman, Carrusca, Servet Çetin, Hakan Balta'nın kadroya dahil olduğunu görüyoruz.

Bugün gelinen noktada, bu futbolculardan bazılarının zaten olmadığını, Hakan Balta hariç diğerlerinin ise bu yıl gidici statüsünde kendilerine bilet aldığını gözlemliyoruz.

O sezon gelen mucize şampiyonlukta, Kalli zaten sezon bitmeden istek üzerine gönderilmişti. Sezonun son 6 haftasına Cevat Güler, Adnan*2 ve 'abi'lerden oluşan geniş bir teknik heyetle girilmişti.

Şampiyonluk gelip sezon bittikten sonra Michael Skibbe teknik direktörlüğe getirildi ve Adnan Polat başkanlığındaki Galatasaray yönetimi, kendi dönemlerindeki ikinci yeniden yapılanma hamlesine giriştiler.

O sezon gelen isimler arasında Yaser Yıldız, Ferdi Elmas, Morgan de Sanctis, Fernando Meira, Harry Kewell, Milan Baros, Serkan Kurtuluş, Alparslan Erdem ile birlikte Aydın Yılmaz ve Emre Aşık'ın da bulunduğunu görüyoruz.

Aynı sezon, Skibbe, Kocaelispor mağlubiyeti sonrasında 'postalanmış' ve Bülent Korkmaz göreve getirilmişti. Revizyon hastası Adnan Polat, Bülent'le atılan imza töreninde, "Sezon sonunda revizyon yapacağız. Bülent'le imzamız 1.5 yıl değil ömür boyudur" açıklaması yaparak, yine-yeni-yeniden kadroyu değiştireceklerini açık açık söyledi.

Tabii, sokaktaki çocuğun bile bildiği üzere Bülent Korkmaz da, sezon sonunda kendisine teşekkür edilerek (Bu da nasıl bir hadisedir anlamam. Adama 'Bülentçiğim seni kovuyoruz ama teşekkür ederiz' mi diyorsun) gönderildi ve Galatasaray'da bir kez daha yeniden yapılanma sürecine girildi.

Bu kez isim kimsenin itiraz edemeyeceği biriydi ve Frank Rijkaard getirildi. Adnan*2 yönetimi 2009-2010 sezonuna girilirken transferde hızlıydı ve hızlarına kimsenin yetişmesine imkân da yoktu. Yıldırım Demirören'i kıskandıracak nitelikteki transferlerde bu kez Leo Franco, Gökhan Zan, Caner Erkin, Elano Blummer, Mustafa Sarp, Jo Alves, Lucas Neill, Abdul Kader Keita, Ufuk Ceylan, Giovanni Dos Santos gibi isimleri dahil ettiler kadroya.

Rakamları unutmayalım diye parmak hesabı yapıp, üç yılda kaç kişinin geldiğine bir bakalım. Rakamla 28, yazıyla yirmi sekiz. Basit bir matematik hesabıyla 3. Yeniden Yapılanma döneminde sene başına ortalama 9 futbolcu geldiğini anlamak mümkün.

2009-2010 sezonu da, tüm hedeflerin kaçmasıyla sonuçlanınca 4. Yeniden Yapılanma dönemi başladı.

Şu ana dek, Çağlar Birinci, Mehmet Batdal, Ali Turan, Serdar Özkan, Musa Çağıran isimlerini kadroya dahil eden Adnan's Organization'ın geçmişinden hareketle bu 5 oyuncu ile sınırlı kalmayıp, rakamlardan hareketle minimum 5 futbolcu daha alınacağı aşikâr.

Şimdi niye bu kadar yazıp çizdik değil mi? Bunlar zaten herkesin bildiği şeyler. Kendisine sınırlar haricinde hedefler çizen, büyük oynayan kaç tane Avrupa takımı biliyorsunuz, her yıl manyak gibi transfer yapan? Ki, ismini yazmadığım ama az-çok tahmin ettiğiniz takımların bütçeleri ile Galatasaray'ın bütçesini karşılaştırmak bile deli saçması olur.

Bir şirket düşünün, başında bir genel müdür var. Sürekli kadrosunu değiştiriyor ama şirket istenilen düzeyde değil. Hangi şirket sahibi bu derece hoşgörülü olur? Daimi bir revizyon var ama ortada başarı yok.

Adnan Polat ve yönetimi (belki çok değerli isimler vardır ama ne yazık ki, bu hatalara ortakdır herkes) 3 yıldan bu yana, Galatasaray'da taşların yerini gereğinden fazla değiştirdi. Değiştirilecek taş kalmaması mı bekleniyor? Her yıl tonla adam alıp, maksimum iki yılda birilerini göndererek, her sezon başı "Hedefimiz bilmem ne" diyerek, kimi kandırmaya çalışıyor bu adamlar.

'Ben söylemiştim' anlamına gelmesin ama sezon ortasında 'Yetmez biraz daha transfer lazım' diye bir post vardı. Konu özetle, devre arası transferlerinin hata olduğuydu.

Dünya üstünde her yıl onlarca transfer yapıp başarılı olan bir takım var da, benim haberim yoksa, çok özür diliyorum bu yazıyı yazdığım için. Hatta ateşlerde yanayım. Ama günü kurtarmak ve yapılan hataları perdelemek için sürekli bir biçimde takım kadrosuyla oynamak, kulüp yönetiyormuş gibi değil de sanki CM oynuyormuş gibi davranmak Galatasaray Başkanı'na yakışmaz. Yakışmamanın ötesinde kimsenin babasının çiftliği değil o koltuk. Siyasi iktidarın fabrikaları, ormanları, arazileri sattığı gibi her önüne geleni alıp satamazsın. Haaa, yaparsın da bir gün o koltukta taklaya gelirsin.

3 yılda yapılan 28 transferin neredeyse hiçbirisi bu yıl takımda olmayacak. Toplasan en fazla 5 tanesi (ki abartılı bir rakam bu) yeni sezonda kadroda kalacak.

Ben de dahil olmak üzere bonservissiz alınan oyuncuların bir başarı olduğunu söyleyip durduk ama adamlara gelirken para ver, giderken para ver, astarı yüzünden pahalı geliyor.

Gidişatı pek parlak görmüyorum. Bunun şampiyonlukla filan ilgisi yok. Şampiyon da olunsa, böylesi bir gidişi başarı olarak görmek günü kurtarmaktan başka bir şey değil.

Galatasaray yönetiminin çok ama çok acil bir biçimde aklını başına devşirmesi gerekir. Böylesi sakat bir anlayışla kulüp idare etmek imkânsız. Kaldı ki, böyle bozuk para harcar gibi futbolcu harcamak bu kulübün geleneklerinde yok. Halka açılalım açılalım diye okyanusa kadar ulaştık, boğulmak üzereyiz, haberimiz yok...

Her şeyi bir kenara bıraktım; Galatasaray'da Sağlık Kurulu hâlâ görevdeyse ve değişmediyse Adnan Polat Türkiye'nin en başarısız başkanıdır.

Son söz: Bundan sonraki kurban Arda, Rijkaard ya da Adnan Sezgin üçlüsünden biridir. Gerçi, Adnan Sezgin "Tehlike anında imdat kolunu çeviriniz" tadında olacaktır.

Ya dur, siyasi mesaj da veresim geldi. "Kesintisiz Devrim"i bilmeyenler, araştırıp okuyuversin. Bu da benden kıyak olsun.

Herkese saygılar...

22 Mayıs 2010

Artık sessiz Galatasaraylı'yım


Bu yazı sadece bir futbolcunun gönderilmesi ile ilintili değildir, biriken öfkenin patlamasıdır.

Hayatımda hiçbir futbolcu için böylesi bir tavırda bulunacağımı sanmıyordum ama bireysel olarak, eğer Kewell gönderilirse hiçbir biçimde Galatasaray ürünleri almayacağım, maçlarına gitmeyeceğim ve takip etmeyeceğim. Taa ki, bu yönetim gidene, Galatasaray'da Adnan'lar diktatörlüğü sona erene kadar.

Kendi basiretsizliklerini, beceriksizliklerini, üniversitelerde tez (!) olacak aptallıktaki transferlerini örtbas etmek için kendi kendilerine kurban seçenlere, o kurbanı iğrenç bir biçimde yaftalayanları hiçbir biçimde destekleyemem, onlarla aynı noktada olamam.

'Sakat' diye futbolcu göndermeye çalışırken, bütün spor yaşamı 'sakat'lıklarla dolu olan Gökhan Zan'a, bonservisi 'beleş' diye bel bağlamak sahtekârlıkla eşdeğerdir.

Yönetim olarak, bugüne dek sesimizi çıkarmadım, hatta belki destekledim de ancak yeter artık. Hoş, devre arasında yapılan transferlerden sonra bütün şevkim zaten kaçmıştı. Çünkü yaptıkları popülizm ve taraftar goygoyculuğundan başka bir şey değildi.

Her geleni kurban etmek, kendi kıçlarını kurtarmak için sürekli olarak birilerini taraftarın önüne atmak bu yönetimin geleneği haline geldi.

Sarı-kırmızı formayı terletirken, sakatlanan bir adamı, kullanılmış bir tuvalet kağıdı gibi atıp, üstüne sifon çekemez.

Valla kimse kusura bakmasın ama herkesin ağzına geleni söylediği Özhan Canaydın kadar başkanlık yapamamıştır bu yönetim. Benim adıma ilkeler, başarıdan önemlidir.

Bu terbiyesizliği, bu ahlâksızlığa sessiz kalmak, kişisel olarak insanlık suçu gibi geliyor bana.

Kimse çıkıp "Sen nasıl Galatasaraylı'sın? Bir futbolcu için mi bunların hepsi?" demesin. Erozyona uğratılan, taraftar gruplarıyla iç içe geçmiş, onları yemleyen yönetimlerin başarılarının ardında 'temiz' bir gelecek bekleyemem.

Benim renklerine aşık olduğum takım; Muhammet trafik kazası geçirdiğinde sonu belirsizken imza attırandır, Okan'ın ayağı kırıldığında 3 yıl bekleyendir. Edu'yu Washington'u ilk sakatlıklarında yer açmak adına gönderen zihniyet değildir.

Bundan sonra "Sessiz Galatasaraylı'yım."

18 Mayıs 2010

Bırakın bu popülist eylemleri


Uğur İnceman, Rodrigo Tello, Yusuf Şimşek, Mert Nobre muhtemelen yönetimin bundan sonraki senelerde hedeflerindendir.

Unutmadan; Adnan Polat, basketbol takımını dağıtmayacaklarını açıklamıştı iki hafta önce ama Evren Büker teklif bekleye bekleye geçirdiği günlerin sonunda Trabzonspor'a transfer oldu. 16 yıldır bir yabancı oyuncu iki seneyi geçirmemiş bir takımdan söz ediyoruz. Sonra her sezon sonu, "Seneye şöyle takım yaratacağız" diye taraftarın ağzına iki parmak bal çalıp, sezon ortasında ağlamalar başlar.

Fazlaca popülist bir yönetim, fazlaca ucuz açıklamalar ve ne yazık ki fazlaca "biz bize benzeriz" örnekleri sunuluyor.

Bir insan yapamayacağı işi görmeli, anlamalı. İşin suyu çıkmadan, hele de Türkiye gibi bir ülkede, her başarısız sonuçta 'adam asmaca' oynamaya meraklı kitleler önünde zorlamadan, bu işi yapabileceklere bırakılmalı.

Ben şimdi buraya 18 Mayıs 2010 tarihinde saat tam 18.25'ken bir not düşeyim, sonra tozlu raflardan çıkartırız. Kıçını kurtarmak için herkesi satabilecek potansiyele sahip adamlardan yönetim, başkan, idareci olmaz.

Adnan Sezgin, oralarda dolanıyorken, kişisel olarak yönetime güvenemem. Gökhan Zan'dan sonra Serdar Özkan. Herkeste aynı laf, "Ama Arda dedi ki; bizim neslin en yeteneklisi Serdar'dır."

Nasıl bir nesilmiş anlamadım anasını satayım. Arda, Mehmet Güven için de "Bizim takımın en yeteneklisi odur" dememiş miydi?

Çıkan sonuç; ya Arda futboldan anlamıyor, ya garibimi birilerine siper kullanıyorlar.

Bu yıl bol bol transfer haberi okuyacağız. Mehmet Batdal için yorumum; bir adam 25 yaşına geldiyse ve halen ikinci ligde oynuyorsa, kuşku duyarım. Benim için Yaser, Ferdi Elmas tadında bir transferdir. Umarım yanılırım.

Halen transfer düşünülüyor ona çıldırıyorum. Şu zihniyet değişimini ne zaman yapacaklar acaba?

15 Mayıs 2010

Küsük tavşan!

Kapı arasından Rijkaard'a 'git' denilmek istendiği çok açık. Yoksa, Frank Rijkaard'ın tam da tartışıldığı sırada Adnan Polat'ın, Fatih Terim'le görüşmesinin bir anlamı olamaz. En azından, benim aklıma bir şey gelmiyor.

Kimse çıkıp "Fatih Terim koordinatörlük için düşünülüyor" demesin, buna kargalar bile güler.

Adnan Polat başkanlığındaki Galatasaray yönetiminin başarılı olduğu konular mutlaka vardır, eleştirilecek yanları ya da olumsuz tarafları da mutlaka vardır. Fakat şu bir gerçek ki, sportif anlamda hem başarısız olmuştur hem de mantıksız hamleler yapmıştır.

Bundan sonra geçecek süreç belli ki, bir ton adam almakla geçecek. 2. Kalli döneminde olduğu gibi 'revizyon' yapılacak ve o meşhur söz de olduğu gibi "Gelecek 10 yıla damgasını vuracak takım" yaratılmaya çalışılacak.

Kendimi bildim bileli, Adnan Polat bu kulübün yönetimindedir. Açıkçası kendisini fazlaca popülist bulurum ama önyargım da yoktur.

Bir şey var ki, bu yönetim sürekli olarak panik ve telaş halinde hareket ediyor. Cevat Hoca döneminde alınan şans şampiyonluğu sonrasında, işler ne zaman tersine dönse fazlaca gereksiz bir biçimde radikal kararlar alınıyor.

Bu kulübün içinde atılması gereken fazlaca safra taşı var. Bunların temizlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Temizlenmediği taktirde bu taşlar karın ağrıtacak.

Şimdiden söyleyeyim, Adnan Polat'ın başkanlık işini kıvıramadığını düşünüyorum ve bundan sonra da yapabileceğini sanmıyorum. İsterse ard arda 5 kez şampiyon olsun. Çünkü sorun şampiyonluk değil, sürekli olarak harcanan insanlar.

Hem de, harcanması gerekenler yanı başında dururken...

Son sözüm şu olacak: Umuyorum ki, Fatih Terim Galatasaray'ın başına yeniden dönmez. Pek çok insanın fazlasıyla mutlu olacağını biliyorum ama beni Galatasaray'dan soğutma noktasına getirecektir. Haa, ben kim miyim? Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış atasözündeki tavşan.

4 Aralık 2009

Bu plaka böyle olmamalı



Adnan Polat'ı severim, hatta onu sevmemin nedeni dönemin büyük yıldızı Kosecki'yi formasını yere fırlattığı için yollamasıdır. Galatasaray Kulübü'nün değerlerinin, bireylerin üstünde olduğuna yönelik kafamdaki ilk imgelerden biriydi.

Biraz önce bu fotoğrafı gördüm, "yapma" dedim kendi kendime. Evet, Galatasaray ve Galatasaraylılar açısından iyi bir espriydi bu 20.45 hadisesi (bireysel olarak tasvip etmesem de). En büyük rakibine yıllarca unutulmayacak bir buhran yaşattın.

Ancak bunu plakaya taşımak hoş olmamış, hele titr'i Galatasaray Başkanlığı olan birine hiç yakışmamış. Üzüldüm hakikaten, bizi diğerlerinden ayıran farkımız olmalı Benzemeye başlarsak (ki, başlıyoruz) hoş olmaz.