3 Haziran 2011

Çıraklık dönemi böyle geçti, ustalık dönemini hayal edin


ABD'nin Irak işgaline 'destek' olmak amacıyla TBMM'den tezkere geçirilmeye çalışıldı. Sonradan öğrenildi ki, Irak'ta ABD askerleri ile Müslüman Irak halkına silah doğrultmak için para pazarlığı yapılmış. Pazarlığı yapanlar Egemen Bağış ve Cüneyt Zapsu.


Ülkede sanat eserlerine ucube denilerek, kişisel keyfiyete göre yıkılıyor.


Türkiye basın özgürlüğünda 178 ülke içerisinde 143. sıraya kadar gerileyerek, Etiyopya, Sudan gibi ülkelerle birlikte anılıyor.


TEKEL, Sümerbank, Petkim, Seka, Tüpraş ve onlarca stratejik önemi bulunan ve kâr getiren KİT'ler satıldı.


Evlerimizde kullandığımız elektriğin kilovat saati 2002 yılından 2011 yılı Ocak ayına kadar yüzde 88 artış gösterdi.


Et fiyatları 9 yıl öncesinden bugüne yüzde 400 artış gösterdi.


Cumhuriyetin kurulduğundan 2002 yılına kadar yani 79 yılda toplam cari açık 48 milyar 800 milyon dolarken, sadece 2010 yılında 48 milyar 557 milyon dolar cari açık verildi.


Mizah dergileri, muzır neşriyattan sayılarak 18 yaşın altındakilere satış yasaklandı.


Alkol yasağı kapsamında 24 yaşın altındaki gençlere, alkol kullanmasalar bile konserlere, festivallere giriş yasaklandı.


Türk siyaset tarihinde eşine az rastlanır bir biçimde, bazı siyasilerin konuşma ve görüntü kayıtları ortaya çıktı. Bunlar siyasi malzeme olarak kullanılıyor.


KPSS, YGS, polis sınavları dahil, tüm sınavlarda kopya, soruların servis edilmesi gibi pek çok şaibe ortaya çıktı.


Benzin fiyatları 5 TL bandına yaklaştı. Benzin fiyatlarının yüzde 68'i vergiden oluşuyor. Bu dünyanın en yüksek vergi oranı.


6 bini aşkın internet sitesi yasaklandı. 22 Ağustos'tan itibaren yasağın kapsamı genişleyecek ve insanlara zorunlu olarak sansürlü paket seçimi yaptırılacak.


Türkiye'de 40 milyon kişi kredi kartlı borçlusu. Kart borcunu ödeyemeyenlerin sayısı yüzde 13 bin artış gösterdi.


İşsizlik Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine (%16.1)'e kadar yükseldi.


Temel tüketim maddeleri vergi yüküyle donatılırken, pırlanta gibi değerli taşlarda vergi sıfırlandı.


Tarım ülkesi olan Türkiye, artık yurtdışından canlı hayvan ithalatına başladı.


Özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi kelimelerin en sık kullanıldığı bu dönemde, gazeteciler, yazarlar yazdıkları ve yazmadıkları nedeniyle suçlanıyor.


Gerçekleştirilmemiş darbelerle hesaplaşmak adına, toplumun her kesiminden insanları -özellikle muhalifleri- bir dava içine dahil ederek, 3.5 yıldan uzun süre yargılama süreçleri yaşanıyor.


İktidarları döneminde her türden protesto hakkı, resmi olarak hak olmasına karşın, polis acımasızca davrandı. Biber gazı, tüplü gazlar, bu süre içinde kullanıma başlandı.


Sokak ortasında polis tarafından bir yurttaş öldürüldü. Metin Lokumcu, Akp iktidarının çıraklık döneminden, ustalık dönemine geçişin imzası oldu (!)

Akp'nin 'derin' adayları


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, hükümetleri döneminde faili meçhullerin ve işkencelerin olmadığı yönündeki açıklamalarını insan hakları kurumlarının raporları yalanlarken, yine Erdoğan’ın eleştirdiği 1990’lı yılardaki uygulamalar sırasında, bölge illerinde yönetici konumda bulunan birçok isim de AKP’den milletvekili adayı.

OHAL Valilerinden Mehmet Necati Çetinkaya, gazetecilerin katledildiği dönemde Urfa valisi olan Tevfik Ziyaeddin Akbulut, katliamlarla anılan Şırnak’ta korucubaşı olan Mehmet Tatar, Ergenekoncu Veli Küçük’le fotoğrafları basına yansıyan Hacı Bayramtürkoğlu, Hizbullah davasından yargılanan Abdurrahim Akdağ ve iktidarda olduğu dönemlerde bir çok faili meçhul cinayet ve katliamla gündeme gelen DYP’nin Eski Diyarbakır İl Başkanı Galip Ensarioğlu bunlardan bazıları.

MARAŞ KATLİAMINDAN BERİ GÖREVDE

Maraş katliamı sırasında dönemin Emniyet Genel Müdürü olan, faili meçhul, kayıp ve işkencelerin en fazla yaşandığı 1990’lı yıllarda ve AKP döneminde de İçişleri Bakanlığı yapan Abdulkadir Aksu, halen AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor.

HİZBULLAH SANIĞI MARDİN'DEN

İnsanlık dışı uygulamaların yaşandığı ‘90’lı yıllarda, insanları işkence ederek katleden, bazılarını canlı bir şekilde evlerin bodrumlarına gömen, asit kuyularına atan Hizbul-kontra davasından yargılanan Abdurrahim Akdağ, AKP Mardin milletvekili adayı. Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Mardin Şube yönetiminde de yer alan Akdağ’ın Hizbullah’ın üst düzey yöneticilerinden olduğu iddia ediliyordu.

MUAMMER GÜLER DE AKP ADAYI

Hrant Dink cinayetindeki nedeniyle yargılanması talep edilen ve 1 Mayıs olayları ile gündeme gelen İstanbul Eski Valisi Muammer Güler de AKP’nin Mardin adayı oldu.

KAYIPLARLA ANILAN VALİ DE AKP’DE

Tekirdağ 1. Sıra adayı Tevfik Ziyaeddin Akbulut da, adı kayıp olaylarında geçen başka bir isim. 1990-1996 yıllarında Urfa valisi olan Akbulut döneminde, Hüseyin Deniz, Nazım Babaoğlu ve Kemal Kılıç gibi gazetecilerin de aralarında bulunduğu 21 kişi katledildi. Gazeteciler Nazım Babaoğlu, Kemal Kılıç ve Hüseyin Deniz, tehdit edildiklerine dair dönem valisi Akbulut’a başvuruda bulundu, ancak ‘Bir şey olmaz’ cevabı aldılar. Yine aynı dönemde HADEP PM Üyesi Muhsin Melik Urfa’da katledildi. İsmi kayıplarla anılan Akbulut, Mecliste aynı zamanda İçişleri Komisyonu Başkanlığı yaptı.

OHAL VALİSİ DE ADAY

AKP Adana 2. bölge adayı Mehmet Necati Çetinkaya da 67 bin köy korucusunun oluşturulduğu, 2 bin 700 köyün yakılarak boşaltıldığı, yüzlerce faili meçhul cinayetlerin işlendiği, milyonlarca Kürt vatandaşın göç ettirildiği 1990’lı yıllarda Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) Valiliği yaptı. Çetinkaya, OHAL Bölge Valiliği dönenimde en yoğun göç alan illerin başında gelen Adana’da aday gösterildi. Sarıkaya aynı zamanda HADEP Genel Başkanı olan Murat Bozlak’ı Diyarbakır’a sokmayacağını belirten kişi. Yine Adana’da AKP 5. sıra adayı olan Ali Küçükaydın da dönemin Diyarbakır ve Antep Vali Yardımcılığı yapan kişilerden biri.

KORUCUBAŞI DA AKPLİ

Hırsızlık, işkence, katliam, soygun, taciz ve tecavüz gibi olaylar ile anılan ve “Suç şebekesi”ne dönüştüğü için lağvedilmesi istenen koruculuk sistemini savunan AKP sistemi kaldırmadığı gibi, 1990’lı yıllarda korucubaşılık yapan Mehmet Tatar’ı da Şırnak’tan milletvekili adayı yaptı.

Erdoğan’ın bugünlerde sıkça eleştirdiği Süleyman Demirel ve Tansu Çiller’in partisi Doğru Yol Partisi’nin (DYP) iktidarda olduğu ve çok sayıda ‘faili meçhul’ cinayetin yaşandığı ve on binlerce Kürt’ün zorla göç ettirildiği, binlerce köyün yakıldığı dönemde DYP İl Başkanı olan Galip Ensarioğlu da AKP’den Diyarbakır adayı.

‘ÖLDÜRÜLMEDİĞİNİZE ŞÜKREDİN’ DİYEN ADAY

11 Kasım 2009’da Dicle Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada, Kürt siyasetçilerin tutuklanması tepkilerine karşı, “Diyarbakır’ın adı maalesef hak etmediği halde 30 yıldır terör ile anılıyor. Eskiden asit kuyularına atılıyorlardı, hapse girmeye şükretsinler” diyen Mehdi Eker de AKP Diyarbakır 1. sıra adayı.

SİLAH SEVENLER DERNEĞİ BAŞKANI DA AKP’DEN ADAY

AKP Diyarbakır 5. sıra adayı Cuma İçten ise, 1990’larda Refah Partisine girdi. İstanbul’da yaşayan İçten, Türkiye’deki en büyük silah tüccarlarından biri. Kürt çocuklarının Türkleştirilmesi amacıyla kurulduğu belirtilen Gönül Köprüsü Derneği’nin yönetim kurulunda yer alıyor. Kürtleri aşağılayan ırkçı dizilerden Kılıç Günü ve Kurtlar Vadisi Pusu ve Samanyolu TV’de yayınlanan ‘Tek Türkiye’ adlı ırkçı dizilerin sponsorluğunu yapan İçten, Silah Üreticileri, Satıcıları ve Sevenleri Derneği Başkanlığı da yaptı.

ERGENEKONCU İLE FOTOĞRAFLARI BULUNAN AKP ADAYI

Erdoğan, her konuşmasında Ergenekon ile mücadele ettiklerini savunurken, AKP Hatay adayı Hacı Bayramtürkoğlu’nun da Ergenekon ile ilişkili olduğu ileri sürülüyor. AKP’nin MHP’den transfer ettiği milletvekili adayı Dörtyol Eski Belediye Başkanı Hacı Bayram Türkoğlu’nun, Ergenekon sanığı Veli Küçük’le çekilmiş fotoğrafı ortaya çıkmıştı.

YALANLAR VE GERÇEKLER

AKP döneminde faili meçhul cinayetlerin olmadığını savunan Erdoğan’ın iktidarları boyunca yayınlanan raporlar da onu yalanlıyor. İHD tarafından AKP dönemini (2002-2010) ele alan ve bölge illerini kapsayan hak ihlalleri raporu açıklandı. Şubat ayında açıklanan rapor, AKP iktidarı döneminde 365 cinayetin faili meçhul ölüm olduğunu ortaya koydu.

Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

Sendikalı olursun demek! Buyur kapı


12 Eylül referandumundan önce ülkenin başındaki kişi şu sözleri söylemişti, "Artık tüm işçiler birden çok sendikaya üye olabilecekler."

Daha önce taşeronda çalışan fotoğraftaki iki işçi Cemalettin Könpe ve Ali Şahin, Dev-Sağlık İş'e üye oldukları gerekçesiyle işten çıkartıldılar.

Samsun Devlet Hastanesi'nde çalışan iki işçi 26 Ocak tarihinden bu yana direnişteler.

Referandumda bu aşağılık heriflere oy veren, kendilerine sosyalist diyen pezevenkler, iyi baksın şu fotoğraflara. "Birden fazla sendikaya üye olunacak" demek.

Daha birine üye olduğun an kendini kapının dışında buluyorsun.

Şimdi yine başbakanınıza oy verin. Takılın kıçına, belki paçalarından akanları yalatmaya izin verirler. Siz de sebeplenirsiniz.

Birden çok siksinler sizi...

Haziran'da ölmek zor


Ne çok yiğit insan kaybetmişiz, izleyince daha bir iyi anlıyor insan.

Selam olsun hepsine...

Türkiye İşçi Sınıfına Selâm!

Türkiye işçi sınıfına selâm!
Selâm yaratana!
Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!
Bütün yemişler dallarınızdadır.
Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
haklı günler, büyük günler,
gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
ekmek, gül ve hürriyet günleri.

Türkiye işçi sınıfına selâm!
Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,
toprağa, kitaba, işe hasretimizi,
hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza.

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!
Paranın padişahlığını,
karanlığını yobazın
ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!

Türkiye işçi sınıfına selâm!
Selâm yaratana!

Nâzım Hikmet Ran

2 Haziran 2011

İnsanlığınızı sikeyim


Yandaş medyası, candaş medyasıyla birlikte alayınızın vicdanını sikeyim.

Paçalarından akıyor iktidar yalakalığı. Hepsi bokun başına üşüşmüş sinekler gibi, etrafından fır dönüyor başbakanlarının. Diyarbakır'da ne demiş, ne söylemiş, ne vaatte bulunmuş, kime laf geçirmiş, kimi övmüş v.s. v.s.

Eleştiremiyorlar, laf söyleyemiyorlar, karşılarına almaya korkuyorlar. Hepsi gücün köpeği. Köşelerinde edebiyat parçalarlar, incitmeden laf söylemeye çabalarlar.

Bu ülkenin medyası bir tek ağızdan, şu adamın söylediği laflara karşı dik duruş gösteremeyecek mi?

Bir insanın ölümünün hiç önemi yok nasılsa. Çok var bizde onlardan. Zaten ölen adam da sosyalistmiş, Dev-Genç bayrağıyla gömülmüş, biber gazından etkilenmiş, cinnet geçirmiş.

Orospu çocukları, Metin Göktepe öldüğünde de, işkence değildi zaten. Hepsi çıkıp, polis açıklamalarını verdiler; "banktan düştü, duvardan düştü".

Hayata Dönüş Operasyonu'nda insanlar yakılırken, üstlerine benzin dökülürken, hepsi çıkıp "Bunlar kendilerini yaktı" dediler. Aradan yıllar geçti, birden hidayete erdiler, geçmişi eleştirmeye başladılar.

Onursuz, korkak, aşağılık götverenler. İnsanlık, vicdan; zamana, mekâna, lidere göre mi değişiyor.

Mavi Marmara için aylarca ağıtlar yakan orospu çocuklarından bir tanesi çıkıp da, bir insanın böylesi ölümüne karşı sesini çıkartamıyor.

Asıl sinirlendiğim şey, insanların suratına baka baka, "Darbelerle hesaplaşıyoruz" diye konuşan orospu çocukları. Ulan orospu analılar, ülkede zaten fiili olarak darbe yaşanıyor, en sivilinden...

Ulan!!! Hepinizin imanını sikeyim sizin. İnsanlığınızı sikeyim. Olmayan vicdanınızı sikeyim.

Sevdan genç ölünecek kadar güzel


Bir Akşam Üstüdür

Bir akşam üstüdür sarabî
Bahçeler ve dağlar üzre hükümran;
Tam dünyayı dolaşmak saatindesin.
Ay ışığı su içer birazdan.
Kızarmış kalçalarını çanlar
Alabildiğine vurur.
Sen çocuk tulumunda
Matbaa mürekkebi
Rüsva olmuş ellerinin emeği,
Manşetlerde kilometre kilometre yalan
Sallanır durur.

Bir akşam üstüdür katil, muhteşem
Alıp götürmüşler dost dediğini
Almış rüzgârlar içini,
Ümide benzer, sevdaya benzer...
Soğuk bir namludur kör ve pusuda
Ense kökünde zulüm,
Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur
Burnun dibine hürriyet.
Seviyorum mümkün değil;
Aranızda kurşun, yasak bölge var
Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel
Kanunu yapanlar ihtiyar.

Ahmet Arif

"Sevdan genç ölünecek kadar güzel", nasıl güzel bir cümledir...

20 yıl olmuş, göçüp gideli. İyi ki yaşamışsın be Usta...

Alın size ntvspor haberciliği

Dün söz etmiştim. Copy-paste ustaları işbaşında. Orada masalara maymun koysam, aynı işi bir süre sonra yapmaya başlar.

Ayıp lan, ayıp! İnsan aynı başlığı atmaz, ara başlıkları değiştirir bari.















Kindar polis, dindar polis


Ankara'da, Hopa'daki olayları protesto eden gruptan olan Dilşat Aktaş, görüldüğü gibi panzerin üstüne çıkıyor.

Olaylar bitiyor, kalabalık dağılıyor ve sivil polisler Dilşat'ı takip etmeye başlıyor. 'Uygun' bir yerde kıstırıp, dakikalarda dövüyorlar Dilşat'ı. Olayı gören vatandaşlar "yeter" diye feryat etmese, yeni bir Metin Göktepe vakasının yaşanması içten bile değil.

20 polis, büyük bir hınçla vuruyor Dilşat'a, öldüresiye, acımasızca. Üstelik olaylar bittikten sonra.

Devlet dediğin olgu kindar olmaz, hele vatandaşına hiç kin tutmaz. Ama bugünkü tabloda devletin memuru kin tutuyor. Memuru tutuyor, Başbakanı tutmuyor mu? Kendisini protesto ettiği için öldürülen Metin Lokumcu için çıkıp "Bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gerek duymuyorum. Kalp krizi sonucu ölmüş" diyebiliyor.

Her fırsatta "Yaradılanı yaradandan ötürü severiz" diye nutuklar atıp, söylevler çeken Erdoğan, bir vatandaşı için böylesi küstahça bir cümleyi, kan donduran bir sakinlik ifadesiyle büyük bir toplantıda söylemekten çekinmiyor.

Bu kibir, bu küstahlık gün geçtikçe daha da büyüyor, iktidar ve çevresindekilerde. Hemen savunmaya geçiliyor, "Ama kalp krizinden ölmüş" diye. Yani gaz sıkmak gayet doğal ve rutin bir davranış, artık içimize sindirdik ve kabullendik.

Devletin başındaki zat, vatandaşının öldürüldüğünü hiçe saydığı yetmiyor gibi, cesedini çiğneyip, üstüne tükürüyor adeta. Nefretle, kinle, kaba bir küstahlık içinde.

Sokakta bir genç kızı takip edip, yerlerde sürükleyen ve 20 kişi döven polisler dindar, ülkeyi yöneten ekipler dindar, ülkenin başbakanlık koltuğunda oturan kişi dindar ama bu kadar dindar biraraya gelince kindar olmaya başlıyor.

İleri demokrasinin altını böyle çiziyorlar. Nasıl bir şey olduğunu dosta düşmana gösteriyorlar. Hopa'da emekli öğretmeni öldürüp, onun anmasına giden genç kızı da takip ederek sokak ortasında işkence yapıyorlar.

İşkence artık sokaklarda hiç çekinmeden yapılıyor. İleri demokrasinin vardığı en ileri nokta olsa gerek.

Dindar devlet kindarlaştıkça, sokak da kindarlaşmaya başlıyor. Bunu görmek zor olmamalı.

Akp kinder sürpriz yumurta gibi iktidara yerleşti. Yumurtanın içinden oyuncak yerine, her yanımızı kesmeye başlayan bıçağa dönüştü. O bıçak ters dönecektir, kendine zarar vermeye başlayacaktır ya da biz hiçbir şeye aldırmadan bıçağı elimizle kavrayıp, ters çevirip sahibine sokacağız.

İşkencenin de hesabı verilecek, Metin Lokumcu'nun da, Dilşat'ın da. Hepsinin hesabı verilecek...

ntvspor'unki kötü niyet değil, zeka seviyesinden kaynaklı


Bugün saat 15.00 sularında bir arkadaş bana şu yukarıda gördüğünüz haberi söyledi. Sanıyorum twitter'da dolanan bir geyikmiş. Baktıktan sonra "Bundan haber olmaz" dedim ve hiç ilgilenmedim. Zaten Erdoğan'ın Diyarbakır mitingi nedeniyle de ilgilenebilecek durumda değildim.

Bir ara TFF'nin sitesine baktım. Hakikaten durum bu minvaldeydi. Muhtemelen ntvspor'daki kuş beyinliler twitter'da dolanan bu muhabbet üzerine harekete geçti ve böyle bir haber yapmaya gerk gördü. Gerisini herkes biliyor zaten.

Bu konuda 4-5 kez yazdım. Gazeteciliğin çok bileni değilim, kompedanı da değilim. Mesleğe minimum 20-30 yılını vermiş insanlarla çalıştığım için, böyle bir ukalalık yapma lüksünü kendimde görmüyorum. İşimi yapmaya çalışıyorum sadece.

Tabii bazı durumlar karşısında da, insan celallenmiyor değil. Şu sosyal medya hadisesi artık ciddi anlamda gazeteciler için bilgi kaynağı olmaya başladı. Her ne kadar benimsemesem de, bunu yadırgayacak değilim. Ama kişisel olarak sorarsanız, durum ne olursa olsun, twitter'da dönen bir şeyi de haber yapmam, zorda kalmadıktan sonra.


Şimdi sporda çalıştığımı varsayıyorum, bu twitter geyiğinin önüme geldiğini de o varsayımlar dahiline sokuyorum. Ben ne yaparım?

Yapılacak şey şudur. Madem bundan bir haber çıkar diye düşünüyorum. O zaman TFF'nin internet sitesindeki bir bilgiyi salt haber olarak kabul etmem.
Niye? Çünkü aptal değilim.

Çalıştığın masanın sağında ya da solunda bir telefon vardır. Alırsın eline telefonu, kaldırırsın ahizeyi ve önce TFF'yi ararsın. Dersin ki, "Biz internet sitenizde böyle bir bilgi gördük. Bu güncelleme yeni mi yapıldı?"

Hadi diyelim ki, TFF'den bir sonuç alamadın. Bütün gün sadece arkadaşlarınla, eşle dostla geyik yaptığın o telefonu yine alırsın ve ahizeyi kaldırıp Galatasaray Kulübü'nü ararsın. "Beyefendi iyi günler, biz Baros'un sözleşmesinin feshedildiğine yönelik bir bilgi gördük TFF sitesinde. Acaba bu doğru mu?"

Karşındaki adamdan yanıtı alırsın ve haberini ona göre yaparsın. Ama bu aptallar yapmamış.

Neden? Çünkü bunlar gazeteci filan değil. Öyle gayri ihtiyari bir biçimde internetspor, sikimkervanı gibi bir sitede işe girmişler. İnternet başındaki adam bilmez, bir haberin nasıl yapıldığını. Ajanstan geçtiği hali nasıldır, nicedir, düzeltme yapılmış mı, elden geçmiş mi v.s. v.s. Bunların hiçbirisiin bilmez. O yüzden de bu duble gerizekâlı kişilikler, alırlar önlerindeki ajanslardan ve ilk geçtiği bölümünü spot, diğer bölümleri de alta haber olarak koyarlar ve kendilerini gazeteci sanırlar. Herife sorduğunda "Sen ne iş yapıyorsun?" diye, pişkin pişkin ve biraz da ukala bir tavırla "Gazeteci" der.

Hah işte, yarrak gazetecisin sen. Sen oturduğun yerden bütün gün NTV DSF'leriyle, önünde anlaşmalı olduğu ajanstan haberleri birebir koyarsın. En ufak bir değişiklik bile yapmadan. Onun adına gazeteci denilmiyor.

Şu anlayıştaki 'gazeteci' arkadaşların, birini getir gazeteye koy, garantisini veririm. Eline 3 ay haber vermezler.

Bu internet gazeteciliği denen hadisenin o yüzden boku çıkmıştır. Bilgisayar kullanabilen herkes bu işi yapar. Yaptığın en büyük atraksiyon başlık atmaktır. Ve inanın bana o başlıkların yüzde 70'i de ajanstan gelen haliyle aynıdır.

İsterseniz şunu yarın deneyelim. Bana sağdan-solda 30 tane haberi mail olarak atın. Ben size tek tek ajanslardan geçmiş halini vereyim. Ne kadar değişiklik olduğunu görün.

İnsanlar ntvspor'a tepkili, özellikle de Galatasaraylılar. Emin olun şu olayda bir kötü niyet yok. Bu tamamen oradaki embesillerin, beyin kapasiteleriyle ilintili bir durum. O yüzden hemen sinirlenmeyin.

Türkiye'de her ortamda olduğu gibi gazetecilik de erozyona uğramaktadır. Hele hele internet gazeteciliği denen kol, tamamen aptal bir düzen içinde ilerlemektedir. Daha halen yasası bile yoktur, devlet yasal olarak gazeteci kabul etmez, 212'li olamazlar v.s. v.s.

3 kuruş daha düşük para vereceğim diye, çoluk çocuğu geçirirsen masa başına bu işler daha bolca olur.

Murat Yığcı gibi bir adam ntvmsnbc'de sporun başındaydı. İnanın bana şu an bulunan kişiyle yan yana bile getiremezsiniz. Ama oraya Yığcı'yı geçirmeye kalkarsan öyle 2 bin lirayla oturtamazsın, adam gibi para vermen lazım. O yüzden 2-3 bin liraya ancak bu kadar iş çıkıyor. Ne kadar ekmek o kadar köfte hesabı.

Seçici olacaksınız, okumayacaksınız. Verilebilecek en büyük ceza budur. Hem bin tane laf söyleyip, hem her gün okumaya devam ederseniz, size de müstehaktır bunlar.

Kıssadan hisse Baros'un attığı gol kadar, siksinler bunları. Cidden böyle durumlarda faşistleşiveriyorum çok zaman. "Madem öyle haber yaptın, Baros'un attığı bütün gollerin hangi takımlara, hangi sezonlarda, kaçıncı dakikalarda gol attığını iki saatte ezberlemezseniz, kendinize iş arayın" diyeceksin.

Twitter'dan haber yapmak nedir arkadaş ayrıca. Önünde zilyon bilgi kaynağı var. Sırrı Süreyya'nın bugün söylediği gibi; "Bir adamın IQ'su, ayakkabı numarasından büyük olmalı." En fazla 44 numara ayakkabı giyiyor olsalar, siz hesaplayın artık zekâ seviyelerini.

Durmak yok aptallığı devam gençler...

1 Haziran 2011

OHAL'i kaldırdılar 'Bu Hal' geldi


Evet OHAL kaldırıldı. Şimdi yaşananlar ise BuHAL.

Üstüne konuşulabilecek bir şey yok. Ülkenin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde dört yanında Faşist bir baskı var. Polis devletini her yerde görebilmeniz mümkün.

Ya öyle ya böyle ama Bu düzen yıkılacak. Katillerin hesap vereceği gün gelecek.