21 Ekim 2011

Tesadüfler, masallar, hayallerle karalım nefretimizi


3 Ağustos 1986: Emekli orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın malvarlığı Türkiye'nin gündeminde.
7 Ağustos 1986: 12 bin işçi işten çıkartıldı.
9 Ağustos 1986: Türkiye'de rüşvet dağıtıldığı ortaya çıkan F-16 üreticisi General Dynamics, satış işlemleri için çalışmalara başladı.
11 Ağustos 1986: Kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye'de en çok konuşulan olay Zeynem Özal'ın jaguar alması ve ev kiralarına yapılan zamlar.
13 Ağustos 1986: Hakkari Uludere'de Jandarma arası pusuya düşürüldü. 12 asker şehit oldu.
15 Ağustos 1986: Emekli orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın F-16 satışlarında komisyon aldığı iddia edildi.
16 Ağustos 1986: Türkiye Kuzey Irak'a harekat başlattı.
30 Ağustos 1986: Altın fiyatları 41 bin TL'den 65 bin TL'ye yükseldi.

1987 HAREKATI

5 Mart 1987: Irak topraklarına harekat başlatıldı.
9 Mart 1987: Nusaybin'de PKK'nin bir köye düzenlediği baskında 6'sı çocuk 8 kişi öldü.
11 Mart 1987: TÖBANK şüpheli bir satış operasyonu ile kurtarıldı.
14 Mart 1987: Enflasyon hızla artıyor. Milyonlarca memur ve isçinin zamları konusunda mutabakat sağlanamıyor.
21 Mart 1987: Türkiye'nin gündeminde 'rabıta' var. Abitat al Allam Al İslami adlı kökten dinci örgütün, 12 Eylül yönetiminin imzasıyla yurtdışındaki din görevlilerine maaş ödediği ortaya çıktı.
25 Mart 1987: İsçilerin maas zammı için Ankara'ya yürüyüşü engellendi.

1991 HAREKATI

5 Ağustos 1991: Ek vergiler getirildi. KDV oranlari artırıldı.
6 Ağustos 1991: Anadolu Liseleri sınavındaki optik okuyucu hatası nedeniyle yüzlerce aday sınavı kazandığı halde açıkta kaldı, yüzlerce aday kazanamadığı halde Anadolu liselerine yerleştirildi.
7 Ağustos 1991: Kuzey Irak'a hareket başlatıldı.
10 Ağustos 1991: Erken seçim kararı alındı.
11 Ağustos 1991: Hükümet zamları açıkladı. Sigara ve alkole yüzde 30 zam. Çay, tereyagi, et ve benzeri ürünler de yüzde 30 zam gördü.


1991 II. HAREKAT

21 Ekim 1991: Seçimler yapıldı. DYP birinci çıktı ancak koalisyon hükümeti kurulacak.
25 Ekim 1991: PKK tren taradi. 5 er sehit, 1 ölü 3, yaralı.
26 Ekim 1991: PKK Hakkari Çukurca'da dört ayrı bölgeye 500 teröristle baskın düzenledi. 17 er şehit oldu.
26 Ekim 1991: Kuzey Irak'a harekât düzenlendi.
31 Ekim 1991: Odun, kömür, akaryakıt, et, tüpgaz, yüzde 35 oranında zamlandı.

1992 HAREKATI

2 Ekim 1992: PKK 30 köylüyü kurşuna dizdi.
7 Ekim 1992: PKK kampları bombalanıyor.
17 Ekim 1992: Kuzey Irak'a harekâtı başlatıldı.
21 Ekim 1992: PKK otobüs taradı. 22 kişi hayatını kaybetti.
26 Ekim 1992: Ahmet Özal Türkiye'nin en zenginleri arasına katıldı.
1 Kasim 1992: Yerel seçimler yapıldı.
3 Kasim 1992: Faizler artırıldı, dolar 8 bin lirayı gördü.

1994 HAREKATI

19 Ocak 1994: Altının gramı 205 bin liradan 216 bin TL'yı çıktı, dolar 17 bin lirayı aştı.
21 Ocak 1994: Bakanlar Kurul memur maaşlarına zam yapılmayacağını açıkladı.
23 Ocak 1994: PKK köy bastı, gaz bombalarıyla 20 kişiyi öldürdü.
24 Ocak 1994: Tarihi 24 Ocak kararları alındı.
26 Ocak 1994: Diyarbakır Valilik binası PKK tarafından bombalandı :1 ölü, 23 yaralı.
27 Ocak 1994: Hükümet yüzde 13.6 oranında devalüasyan uyguladı.
28 Ocak 1994: Akaryakıt yüzde 10, tüpgaz yüzde 10 oranında zamlandı. Her tür beyaz eşya fiyatına yüzde 20 zam geldi
29 Ocak 1994: Türk jetleri PKK kamplarını bombaladı.

1995 HAREKATI

10 Mart 1995: Hükümet krizi boy gösterdi.
13 Mart 1995: Gazi Mahallesi'nde iki kahve tarandı. 16 kişi hayatını kaybetti.
16 Mart 1995: Ümraniye'de kayıplara karışan bir sivil, 4 kişiyi öldürdü.
19 Mart 1995: Tunceli'de askeri konvoya saldırı 18 asker şehit oldu.
21 Mart 1995: 35 bin askerle Irak'a operasyon düzenlendi.

2008 HAREKATI

1 Şubat 2008: Üniversitelerarası Kurul türban sorununu konuşmak için toplandı. YÖK Başkanı 'toplantıya katılmayın' çağrısı yaptı.
3 Şubat 2008: AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "Türbanlıya ders vermem" diyen öğretim üyelerine, "Yaşları gelmişse emekliliklerini isteyip ayrılabilirler, istifa diye bir müessese vardır" diyerek kapıyı gösterdi.
7 Şubat 2008: RTÜK ATV ve Sabah'ın, Çalık Grubu'na satışına onay verdi.
16 Şubat 2008: Cizre Karayolları Bölge Müdürlüğü önündeki direkte bulunan Türk Bayrağı, PKK yandaşları tarafından yere indirildi.
19 Şubat 2008: Şırnak'ın Cizre İlçesinden bu sabah yaklaşık 100 araçlık bir konvoyla Irak sınırındaki birliklere askeri sevkiyat yapıldı. Çukurca semalarında alçak uçuş yapan jetler ise Kuzey Irak'a yöneldi.
21 Şubat 2008: Emekliliklerinde 4 bin tl alacak milletvekillerinin ücretleri 6 bin TL'ye yükseltildi.
22 Şubat 2008: 10 bin askerle sınır ötesi harekât başlatıldı.
22 Şubat 2008: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören 5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”u onayladı.
26 Şubat 2008: Üniversiteler türban konusunda kaos yaşıyor. Bazı üniversitelerde serbest, bazıları ise yasak uyguluyor.
28 Şubat 2008: AKP, üniversiteye türbanlı öğrenci almayan rektörleri savcılığa verdi.

2011 HAREKATI

5 Ekim 2011: TBMM Genel Kurulunda, Irak'ın kuzeyine sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
13 Ekim 2011: Motorlu taşıtlar, içki, sigara ve cep telefonunda ÖTV çeşitli oranlarda artırıldı.
17 Ekim 2011: İstanbul'daki Hizbullah davasında 6 sanık tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
18 Ekim 2011: Bitlis'te polis aracına düzenlenen bombalı saldırıda 5 polis şehit oldu, olay yerinden geçen 3 kişi yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı.
19 Ekim 2011: Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde güvenlik güçleri ve sınırdaki askeri birliğe PKK'lı teröristler tarafından ağır silahlarla eş zamanlı düzenlenen saldırıda 24 asker şehit oldu, 18 asker yaralandı.
20 Ekim 2011: Kuzey Irak'a harekat başlatıldı.
21 Ekim 2011: Deniz Feneri e.v. davasında tutuklu bulunan, aralarında Zahid Akman'ın da bulunduğu 6 kişi serbest bırakıldı.


Haydi Türkiye hep birlikte uykuya dalalım. Bunların hepsinin tesadüf olduğunu kabullenelim. Hatta bir gün boyunca bunları aradığım için bana "kötü niyetli, şerefsiz, fırsatçı" damgası yapıştırın.

Eğer zamlar geri alınacaksa, Türkiye'nin iliklerini sömürenler bundan vazgeçecekse, tek bir insanın burnu bile kanamayacaksa, bu yoksul halkın vergileri silaha, bombaya harcanmayacaksa, bana ne istiyorsanız söyleyebilirsiniz.

Televizyonlarımızı açalım, bir dizi bulalım kendimize. Şöyle en çok et gösterilen, en gerçekçi tecavüz yaşanan, en muhteşem erkek kasları gösterilen. Zenginlik hayalleri kuralım kendimize, bireysel olarak her an yırtacakmışız masallarını dinleyelim.

Haaa tabii birincil görevimiz; eğer Kürt'sek Türklerin 'gebermesini' dileyelim, Türk'sek Kürt leşlerinin ekranlarda gösterilmediği için öfkemize öfke katalım.

Bugün küfür etmeyeceğim demiştim, o yüzden etmeyeceğim de...

Henry Fielding'ın dediği gibi; "Hayatta en büyük olaylar, bir sürü iyi tertip edilen küçük tesadüflerden doğar."

Hepsinin hesabı verilecek


Almanya'da savcı ne dedi: "Almanya tarihinin en büyük yolsuzluğu"
Alman savcı ne söyledi: Almanya'daki sanıklar asıl failler değil. Asıl failler Türkiye'de.
Yargılama birkaç ay içinde gerçekleştirildi ve hapis cezası verildi.

Biz ne yaptık? Aylarca dosyaların Almanya'dan gelmesini bekledik. Sonra aynı dosyaların çevirisini bekledik.

Tüm bunlar için birkaç yıl bekledik. Sonra operasyon başlatıldı.

3 savcı Almanya'ya gitmek istedi, Adalet Bakanlığı ne yanıt verdi? "Masraflarınızı kendi cebinizden karşılayın."

Bu tarihi yolsuzlukta savcılar görevlerini yaparken, birdenbire soruşturmadan alındılar. Peki ne zaman görevden alındı 3 savcı? Tutuklamaların hemen ardından.

Bugün ne oldu? Deniz Feneri e.V. soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Zahid Akman, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, İzzet Kurum ve Ali Solak tahliye edildi.

Ehh, İçişleri Bakanı zat'ın operasyon başlamadan önce koruma müdürü vasıtasıyla onbinlerce insanın parasını toplayıp, sonra buharlaştıran bu heriflere, operasyonun başlatılacağı bilgisini verdiği yerde, bu 6 tipin serbest bırakılmasına şaşırmamak gerekir.

Domuz bağıyla katledenler bile birkaç gün önce serbest bırakıldı. Niye şaşıyoruz ki o zaman, bunların serbest bırakılmasına?

Nedim Şener, Mustafa Balbay, Ahmet Şık ne yapıyor peki?

Mustafa Balbay, tam tamına 960 gündür tutuklu. Bu 960 günün 236'sı tek başına bir hücrede geçiyor.

Nedim Şener'in gazetecilik faaliyetleri 'terör' sayılıyor. Ahmet Şık'ın taslak halindeki kitabı devletin bölünmez bütünlüğünü sarsıyor ama insanların milyonlarca Euro'sunu çalarken yakalananlar rahat rahat ortalarda dolanma hakkına sahip oluyorlar. Hatta, bu iğrenç tipleri yargılama hazırlığında olanlar kovuşturmaya uğruyor, görevden alınıyor.

Karısını elleriyle boğan adama 'iyi hal' indirimi veriliyor, testereyle gencecik bir kızı kesen manyak 11 yıl sonunda serbest kalma hakkı kazanıyor, insanları cayır cayır yakanlar çarçabuk kaçabiliyor, dolandırıcılar, katiller, psikopatlar kafalarını havaya kaldırdığında güneşi görebiliyor ama eline kalemden başka bir şey almamış insanlar yıllardır cezaevlerinde süründürülüyor.

Biz de, rahat rahat bunun adına 'adalet' diyeceğiz, öyle mi?

İktidar en yakından, uzağa doğru kurduğu saadet zincirinin bozulmaması için elinden geleni yapıyor. Eldeki tüm imkânlar kullanılıyor.

Gitmeyecek, böyle sürmeyecek. Ama bugün ama yarın hepsinin hesabı verilecek. Kimse umudunu kesmesin. Hiçbir zalimin iktidarı sonsuza dek sürmez.

Bu halka hesap vereceksiniz. Ufacık bir kızın babasız büyümesinin, eşini bekleyen genç kadının gözyaşlarınının, çoluğunun çocuğunun yemeğinden keserek para biriktiren yoksul halkın paralarını çalmasının hesabını teker teker vereceksiniz.

O villalar, o cipler, o konaklar, uçaklar, gemiler nasıl alındıysa hepsinin hesabı sorulacak...

Yemeye devam


Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

20 Ekim 2011

10 harekâtta ne değişmiş bir bakalım






















Çözüm silah mı? Şimdi yeniden cevap verin...

Beklemeden çarpıyı basıverin kapıma


Savaş çağrıları yerini buldu. Kuzey Irak'a yaklaşık 20 bin askerle kara harekâtı başlatıldı.

Kan isteyenlerin dileklerin yerine geliyor. Kaç tane harekât gerçekleştirildi Kuzey Irak'a? 1, 2, 3, 4. Ne elde edildi bugüne kadar? Koca bir hiç.

Harekât denilen şeyler, toplumdaki infiali susturmak, tepkiler dindirmekten başka bir şey değil. Tabii beraberinde akan kanla birlikte.

Yarın gazetelerde, faşist gururları okşayacak manşetleri okuyacaksınız. Bir önceki harekâtta Hürriyet "Karakışta Güneş Doğdu", Sabah "Yastan Cepheye", Vatan "Şehitlerin İntikamı" diye, o gururları parlatmaya çalışmıştı.

Televizyonlarda emekli askerler, strateji uzmanları (ne demekse) harekâtın zamanlamasını, nasıl yapılması gerektiğini anlatacak. Ölüme yol gösterecekler, uzman sıfatıyla.

Askerler vatanı için ölecek, teröristler etkisiz hale getirilecek.

Birileri oturduğu yerden, göğüslerini kabartacak, 24 askerin ölümünün intikamının alındığını keyifler izleyecek televizyonlardaki haberlerden. Ertesi gün gazeteyi iştahla açacak.

Artık o kadar insanlıktan çıktık ki, gazetede bir kadının ölümü gösterilince ayağa kalkan insanlar, "Neden teröristlerin leşi gösterilmiyor?" diye feryat figan ediyor.

Üç-beş 'leş' görünce vücudunda boşalma hissi yaşayacak milyonlarla birlikte aynı hava teneffüs ediyoruz.

"Burası TÜRKİYE, seven kalacak. Sevmeyen, başka dil konuşan, elinde bu devlete karşı silah doğrultan herkes ya ÖLECEK ya da SİKTİR OLUP GİDECEK" diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Birlikte yaşamaktan anladıkları şey, başkalarının kendileri gibi düşünmesi, kendi gibi yaşaması.

Eğer bunlar gibi düşünmezsen, onlar gibi yaşamazsan, onlar gibi konuşmazsan siktirip gitmek zorundasın ya da ölüme razı olacaksın. Üstelik bu sanki çok normalmiş gibi düşünüyorlar.

Başka türlü yazınca niyet sorgulanıyor. "Kötü niyetlisin" diyerek, mimliyorlar seni. Maraş'ta, Çorum'da insanların evlerine böyle çarpı atıldı işte.

Yaşam hakkını savunmak, savaş istememek kötü niyetse, evet kötü niyetliyim. Hatta niyetim dehşet kötü. Bu ülkenin topraklarında ölümlerin yaşanmasını istemiyorum çünkü. Alın elinize sprey boyaları, fırçaları, basın çarpıyı kapıya.

Türk askerinin ölümü için zafer çığlığı atanlarla, bir 'terörist'in ölümüne aynı tepkiyi verecek insanlar arasında sıkışmış durumdayız.

Kan seviyoruz, ölüm seviyoruz, şiddet bağımlısıyız. Herkes kendisiyle yüzleşsin, aynaya baksın. Sokakta, okulda, evde, işyerinde v.s. v.s. toplumun her yerinde şiddetle iç içeyiz. Açın yarın gazeteleri, kaç tane haber göreceksiniz, şiddet içerikli? Tesadüf mü sizce?

Vatan yerine insanların sağ olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum.

Size iyi kan banyoları, ben kötü niyetimle baş başa kalmak istiyorum.

19 Ekim 2011

İşte ileri demokrasi bu


Saat 17.00 gibi bir telefon geliyor. Reklamcılar Derneği; "Yarından sonra terör haberleri çok fazla yapılırsa, reklam vermeyeceğiz" diye tehdit ediyor basını. Bu telefon bir tane basın kuruluşuna değil, hemen hepsine gidiyor ve hepsi de bu yolla tehdit ediliyor.

Birtakım aklıevveller "Canım, reklamcılar da haklı, bu olaylar büyütülmemeli, PKK'nın da istediği bu zaten" diye savunma yapıyor. Bunlara laf yetiştirmeyeceğim, çünkü başka bir dünyada yaşıyorlar.

Şimdi bu telefon bütün basın kuruluşlarına gidiyor değil mi?
Kim arıyor? Reklamcılar Derneği. Yersen tabii.

Bu tehdit hükümet tarafından yapılmaktadır. Çünkü gün itibariyle, tepkiler farklı da olsa büyük bir infial var. Bu olayların büyütülmesi iktidarın koltuğunun sarsılmasına yol açacak. Ehh, arkadaşlar kendileri yapamıyor bu işi, o yüzden taşeron kullanıyor reklamcıları.

Medyada buna karşı duruş gösterebilecek kuruluş var mı? Tabii ki var ancak birkaç taneyle kısıtlı. Onların da okuru zaten hükümetten hazzetmeyen bir kitle. Yani bir önemi yok.

Demokrasi filan denip duruyorlar ancak ülkede çok ciddi bir faşizm var. Bu bazen üstü örtülü, bazen de ayan beyan gözler önüne serili yapılıyor.

Ne menem bir demokrasi ise bu, kitaplar yasaklı, şu an olmayan örgütler faal sayılıyor. Ama bakıyorsunuz, domuz bağı ile yüzlerce insan öldürmüş insanlar ellerini kollarını sallayıp ortalarda arz-ı endam ediyorlar.

Bırakın şu demokrasi masallarını. Idiocracy ile karışık bir faşist yönetim var ülkede. Siyasal erk, olan biteni gözlerden ırak tutmak için, elinden geleni yapıyor.

İleri demokrasi denip duruyor ya, cidden ileri demokraside yaşıyoruz (!) Atletizmde uzun mesafede, tur bindirilen atlet, birincinin önünde yer alır ya, hah işte biz öyle ilerideyiz. İleride görünüyoruz ve öyle göründüğümüzü bize kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Aşağılık bir sistemde, 24 asker, 15 PKK'li ölmüş kimsenin umrunda değil. Birileri götünü yırtadursun, sermaye kendine yönelik tehditleri savuşturmak için boyun eğiyor. Ya da şöyle diyeyim, köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyor. Köprü geçilince, görün neler olacağını. Bugün diz çöküp, af dileyenler, o gün aslan kesilecek.

Ancak hayvan da terli, köprüyü ağır ağır ve emin adımlarla geçiyor. Daha önce yaşanılanlardan dersini iyi almış, kendisine dayı muamelesi yapılmasının keyfini çıkartıyor. Bu tadı almış bırakır mı? Bırakmaz.

Birey olarak bu ülkede kum tanesi olarak değerimiz yok. Bunu herkes kafasına soksun. Kafanı yukarı çıkarttığın an, tepeden kurbağa avlar gibi balyozu indiriyorlar, kafaları hep birlikte indiriyoruz.

Yarından sonra çok fazla haber görmeyeceksiniz medyada, bu olayla ilgili. Çünkü iktidar, sağlama aldığı koltuğunun sallanmasını istemiyor. Sermaye de, iktidarın mutlak gücü karşısında, her zamanki gibi köpekliğini sürdürüyor.

Türk halkı mı? Bugün nefret kusup bağırıp, çağıranlar, yarın her şeyi unutacak, emin olun. Bir magazin bombası, iki spor haberi, hiç olmadı bir dizide ağlaşan iki-üç çocuk. Birinden biri mutlaka tutar.

Herkese iyi uykular...

Not: Şu haberi de bu yazıyla birleştiriverirsiniz artık. Haber budur

Bu kadar zor mu?


Üstüne ne yazılabilir ki! 20'li yaşlardaki gencecik çocuklar, bir gece yarısı 'vatan' için ölüyorlar.

Ölen askerlerin sayısı sanki bizim acımızı içimizdeki duyguları da artırıyor. 26 değil de, 2 asker ölse, yarın gazetelerde köşede kenarda kalacaktı. Biz başka şeyler konuşacaktık, başka şeyler manşetleri süsleyecekti. Gazetelerin sağ üst köşesindeki hatun bölümü için fotoğraf seçilecekti.

Şimdi birileri en acıklı, fotoğrafı seçmeye çalışacak. Bir asker annesinin tabut üstündeki kınalı elleri ya da bağrını parçalarcasına vuran başka bir anne. Ertesi gün gazeteyi göreceklere 'gel gel' yapmak için, bu acı katmerleyip sunulacak.

Böylesi acı olaylar sonrası diğer genel refleks ise intikam çığlıkları atmak oldu. Akan kanı, kanla temizleme gayreti bitmiyor. Sanki o zaman, çekilen tüm acılar bitecekmiş gibi.

Şimdi intikam çığlıklarını atanlar arasına cumhurbaşkanı ve bakanlar da katıldı. Cumhurbaşkanı, "Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır" diyor, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 'ustamın dediği' diyerek, "İntikamı çok ağır olacak" eşliğinde bulunuyor.

26 asker öldü, gelen haberler arasında 15 PKK'linin öldürüldüğü de var. Kimileri için 26 asker şehit, kimilerine göre 15 PKK'li şehit.

Vicdan mastürbatörlerinin ağızlarından salyalar akıtarak, intikam çığlıkları eşliğinde 'daha fazla kan akıtın' söyleminin 35 yıldır sonuçsuz kaldığını halen göremiyor muyuz?

40 bine yakın insanı kaybetmişken, yüzbinlerce insanın yüreğine acıyı akıtmışken, 'barış' çağrısı yapanları terörist ilan etmek, bu kirli savaşın sürmesini sağlamaktan başka bir işe yaramayacak.

Terörist değilim.
Savaş istemiyorum.
Kardeşim yaşındaki çocukların ölmesini haber yapmak istemiyorum.
Annelerin tabutlara sarılmasını izlemek istemiyorum.
Evlatlarını kaybeden babaların, gözyaşlarını saklayarak 'vatan sağolsun' demesini istemiyorum.
İntikam çağrıları duymak istemiyorum.
İnsanların sokakta birbirlerine düşmanca bakmasını istemiyorum.
Televizyonlarda saatlerce ağdalana ağdalana tabut göstermesini istemiyorum.

Lanet olsun, barış istemek, barışı savunmak bu kadar güç mü?
Kimsenin, kimseye düşman gözüyle bakmadan sokaklarında dolaştığı bir ülke, hayal mi?

Barış çığlıklarını daha yüksek sesle haykırmadığımız sürece, kan gölü hiç kurumayacak. Bu ülkenin yoksul gençleri ölüme gönderilecek. Biz birbirimize düşmanca bakmaya devam edeceğiz.

Bunca iğrenç intikam çığlığını atanlar, daha üstünden 24 saat geçmeden, Starbucks'a gidip kahvesini ısmarlayacak, önündeki dizüstü bilgisayardan, twitter'a, facebook'a girip, en acıklı, en afilli, en fiyakalı cümleyi yazmaya çalışacak ve akşam bilmem hangi barda elinde içkisiyle ortalarda salınacak. Aradan 3-5 gün geçince, bir sonraki çatışma haberine kadar ölen kimseyi hatırlamayacak bile.

İnsan olduğumuzu hatırlamak için hâlâ çok geç değil...

18 Ekim 2011

Yardım elinizi uzatın


Geçtiğimiz günlerde, bir arkadaş (Ergin), hadiseyle ilgili bilgi verdi. Ne yapabiliriz, ne edebiliriz bilmiyorum ama bireysel olarak katkıda bulunursanız harika olur.

Olay şudur; Ergin'in kuzeni Van'ın Erciş İlçesi'nde Taşkapı Köyü'ne anaokulu öğretmeni olarak atanıyor. Kızcağız okula gidince, malum manzara ile karşılaşıyor. 2 kırık oyuncak dışında, okulda hiçbir şey mevcut değil.

Defter yok, kalem yok, kitap yok, oyuncak yok. Sizin anlayacağınız okul dımdızlak vaziyette. Bizim için sıradan hale gelmiş, elimizin altında bulunan pek çok materyal, oradaki çocuklar için aciliyet durumunda.

Bu tip durumlarda, hadiseyi içselleştirmek olayı daha iyi anlamaya yarar. Çocuksunuz ve okuldasınız ancak okumak için bir kitaba bile sahip değilsiniz.

Tabii ki oradaki çocuklara birkaç defter, iki kalem, bir kitap yollamak sorunun çözümünü kökten halletmeyecek fakat yine de, 'hiç olmazsa birkaç çocuğun mutluluğunda pay sahibi olayım' derseniz, aşağıdaki isim ve adrese bu ihtiyaç maddelerinden gönderebilirsiniz.

Bir-iki saniye gözünüzü kapatın, bir köy ilkokulundasınız. Kırık dökük bir soba ortada, bomboş masalar, geleceğe umutsuz bakan çocuklar. Birkaz defter, kalem ve kitapla ne kadar mutlu olacaklarını tahmin bile edemezsiniz.

Şu toplumun gerçekten unuttuğu şeylerden biridir yardımlaşmak. Ama çıkar gütmeden, sonrası için pis pis hesaplar yapmadan. Bir paket sigaranın 7 TL olduğu yerde, bir günlük sigara masrafınızdan bir şeyler alıp gönderin.

Adres: Ezgi Diken adına Van Erciş PTT şubesi

Ezgi öğretmenin mail adresi ezgidiken@hotmail.com fakat devlet memuru olduğu için para yardımı için ısrar etmeyin lütfen. Sonra öğretmenimizin başını yakmayalım

Haydi, okuyup 'vah yazık' deyip geçmeyin. Kaldırın kıçınızı....

Ezgi öğretmenden mesaj: Öncelikle hepinize ilginizden ve duyarlılığınızdan dolayı minnettarım. Sizlere ve sizin gibilere ihtiyacımız var. Mail adresim orada yazıldığı gibi ve bana her hangi bir sorunuz olursa ulaşabilirsiniz. Yardımlarınızı PTT şubesine gönderebilirsiniz. Ancak gönderdiğinizi mail yoluyla bana haberdar ederseniz çok sevinirim. Şimdiden çocuklarım ve kendi adıma hepinize sonsuz teşekkürler...

NOT: Galatasaray taraftar grubu Tekyumruk, konuyla ilgili yardım kampanyası başlatıyor. Ne desem az gelir, aslan yürekli bu insanlara.

17 Ekim 2011

Yaşamak için alternatif öneriler


Maliye ÖTV Kanunu’nda kumarhaneler için getirilen yüzde 20’lik ÖTV’yi tavla, satranç, kızmabirader, tombala takımları üreticileri için de geçerli saydı.

Zaytung filan değil, bildiğin gerçek haber.

Alkol: Az iç
Sigara: Kullanma
Araba: Fiat'a bin ('Ulan sen bin' demezler mi adama)
Gazete: O gazeteleri almayın
Televizyon: Onların televizyonlarını izlemeyin

Tabii bu zamlar öyle bir sunuluyor ki, sanki sadece alkol, sigara ve arabada yapılmış gibi. Oysa 12 Haziran seçimlerinden bu yana zam gelmeyen hiçbir şey kalmadı. Peki sigarayı azaltan, alkolü bırakan ve Fiat'a binecek vatandaş bunlar karşısında ne yapacak.

Elektrik: Mum kullanacağız ya da lüks lambalarını yeniden kullanmaya başlayacağız.

Doğalğaz: Elektrikle doğrudan ilgisi olan bir zam türü. Çünkü kombi denen aygıtı, elektriksiz çalıştıramıyorsun. Öte taraftan kombi de lüks tüketim maddesi, ne gerek var kullanmaya. Evin ortasında ateş yakıyoruz, evin genci ateş etrafında toplanan ev ahalisine 'Akdeniz akşamları' ve 'Gülpembe' gibi şarkıları gitarla çalarak, kolkola girmelerini sağlayıp daha da sıcak bir ortam sağlayabilir. Yatarken, direkt sevişiyoruz. Gerek 3 çocuk projesine katkı sağlamak adına, gerekse de, ısınmak için en iyi yöntemlerden biri.

Ulaşım: Sabah okula mı gideceksiniz? Yoksa şanslısınız ve işiniz mi var? O halde yürümek için en iyi zaman. Sabah erken kalkıyoruz ve işyerinize, okulunuza yürüyerek gideceksiniz. Hem spor yaparak vücudunuzu koruyacaksınız, hem de trafik çilesinden kurtulacaksınız.

Sağlık: Seçim sonrası reçeteyi paralı hale getiren, ilaç başına ek ücret ödemek zorunda kalan yurttaşlar, anneanne ya da büyükanne gibi aile büyüklerinden şifalı otlar konusunda bilgi almalı. Alternatif tıppın dibini bulun.
Bu hem kopan aile bağlarını yerine getirecektir, hem de gereksiz yere doktor, hastane gibi ücretlerden yırtmayı sağlayacaktır. Zaten bol bol spor yapacağımız için, gürbüz, toraman bir millet olacağımıza şüphe yok.

Beyaz eşya: Bakın bu da, ısınma sorunuyla ilgili. Doğalgaz yakmayacağınız için eviniz buz gibi olacaktır. Ehh, haliyle o soğukta buzdolabına ihtiyaç kalmayacak. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi aletlerden özellikle kaçının. Elektriği sadece ve sadece televizyon için kullanın.

İletişim: Cep telefonu kullanıcılarına hayvan sevgisi aşılamak şarttı. Balkonunuza, pencerenize gelen güvercinleri, birkaç bulgur tanesine esir edip, onları istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Üstelik bu uygulama, ileride siyasete atılacak bireyler için de bulunmaz bir fırsat olacaktır.

Millet rahat yaşamaya alışmış (!) Biraz yaratıcı olun, biraz ufkunuzu genişletin. Biz biraz kemerleri sıkacağız ki, millete Fiat araba teklif edenler 500 bin dolarlık araca binecek, 55 milyon dolarlık uçakla köşe bucak dünyayı dolanacak, minik evlada gemi, hanıma hastane yapacak.

Lan! Biraz tutumlu olun...

Haaa, bir de Zaman, Taraf, Sabah, Takvim gibi gazeteler okuyun, Samanyolu, Kanal 7, Atv gibi televizyonları gibi izleyin, ülkede olan hiçbir şeyi görmeyin.

Şimdi, yürüyün, toz kaldırmadan...

16 Ekim 2011

İki fotoğraf arasındaki fark


Garip bir maç oldu. İlk yarı, maçın daha başında Sestak'ın kafa vuruşu dışında pozisyonu yoktu Bursaspor'un. Kazım'ın çıkışı, sağ kanadın işlevsizleşmesi ve ikinci yarı Ertuğrul Sağlam'ın Insua ve Tagoe hamleleriyle birleşince, rakip yarı alana gidemeyen bir Galatasaray izledik.

Benim için maçın önemi, Galatasaray'ın sahadaki duruşudur. 16 Ağustos 2010 tarihindeki, Sivasspor-Galatasaray karşılaşmasını unutmuyorum. Baros'un etrafını 3 Sivassporlu futbolcu sarmış, kapışma halinde. Arka planda Mehmet Batdal, çoraplarını çekiştiriyor. O gün, böyle bir takım olamayacağını söylemiştim.

Aradan 1 yılı aşkın bir süre geçiyor ve Engin'in pasında Elmander topu filelere bırakıyor. Engin gole seviniyor, Elmander sevincini yarıda kesip Engin'i arıyor. Herkes Engin'in etrafında, Kazım her zamanki gibi şaklabanlıklar yapıyor. Hasan Şaş, Ümit Davala, tercüman Mert hepsi birbirine girmiş gole seviniyor.

Kimseye öğretmeye haddim değil elbet ama takım olmak başka bir şey. Tek tek harika adamlardan kurulu bir futbol takımını sahaya sürersiniz ama o yeşil çimlerin üstünde bir kimya tutturamazlar. Tenis oynamıyorsun, yüzmüyorsun futbol dediğin oyunda sahadaki 11 adamın mücadelesi ve saha dışındaki pek çok elementle var oluyorsun.

Sabri'yle başlayan, Sercan'ın harika dokunuşuyla sinyali veren, Elmander'in oyun anlayışını gösteren pasıyla finale yaklaşan ve Baros'un ustalığıyla tribünleri sevince boğan gol, Nou Camp'ta izlediğimiz türdendi.

İşler şu ana kadar fena gitmiyor ancak sahaya bakıldığında süreklilik göremediğimizi de söylemek gerekir. Zaten o da sağlandığında, alınacak sonuç ne olursa olsun, futbolu izlenesi bir takım halini alacaktır Galatasaray.

Yenilen golde, Sercan'ın vuruşunu anlamlandırabilen, Eboue'nin Afrika'dan yeni transfer edilmiş bir oyuncu olmadığını söyleyebilen ya da Hüseyin Göçek'in düdük taşıma yetisi olacağına dair fikri olan var mı bilmiyorum.

Bildiğim tek şey Galatasaray'ın takım olma yolunda hızlı adımlar attığı. Eksiği, gediği tabii ki mevcut ancak son 2-3 yıla oranla bambaşka değişimler gösterdiği de aşikâr.

Yenilen gole hep birlikte üzülmek, yapılan bir hatada arkadaşının başını okşamak, golü atanın sevincini bile yaşamadan asistin sahibine koşması, yedek kulübesinde sarmaş dolaş insanlar görmek, maçın bitmesine kısa süre kala gol yiyen takım taraftarının sanki 70 dakika daha varmışcasına takımını aynı coşkuyla desteklemesi, Galatasaray'ın yeniden bir takım olduğunu görmek...

Uzun zamandır görmediğimiz pek çok şeyi görüyoruz. Aslında sevincimiz 3 puana değil, sahadaki bu görüntüye.

Engelsiz Aslanlar'ın üst üste 3. kıtalararası şampiyonluğu, kadınlarda ve erkeklerde Fenerbahçe'yi devirerek alınan kupalar, bu görüntüyle birleşince, Galatasaray'daki değişimlerin salt, futbolla ilintili olmadığını görüyoruz.

Galatasaray'ın tekrar spor kulübü olmasını görmek, güzel şey. Şu işler olduktan sonra bu boktan ligde şampiyon olmuşsun, olmamışsın zerre önemi yok, benim için de olmayacak.

Son söz Baros için olsun. Baros'u göndermek intihardır. Bugüne dek; hırsı, mücadelesiyle bu takımda kalmayı sonuna kadar hak etmektedir. İsterse 20 maç boş geçsin, umrumda bile değil.