5 Kasım 2011

Yemişim puanı

İnsan hata yapmaz mı? Elbette hepimiz hata yapıyoruz. Kimse kusursuz, harikulade filan değil. Ancak benzer hataları tekrar tekrar yapmayacaksın.

Sezona Melo-Selçuk ikilisinin yanına önce Sabri'yle başladık, baktık olmadı Sabri yerine Eboue yerleştirilmeye çalışıldı. Bunun da tutmayacağı görüldü Engin yerleştirildi. Engin'in bu ikiliye katılmasıyla birlikte orta saha daha işler hale geldi.

Engin sakatlanınca, arayışlar yeniden başladı. Ne yapıldı? Geçen hafta Ayhan vardı orta sahada. Herkesin bok attığı Ayhan, gayet de iyi futbol oynadı. Neden? Çünkü adam orta saha oyuncusu.

Mersin İdmanyurdu maçında bir baktık Sabri yine orta sahada. Eeee aynı derede niye yıkanıyoruz? Denenmiş, olmamış, tutmamış bir şey yüzünden koskoca 45 dakika çöpe atıldı. İkinci yarı Ayhan girince oyunun şekli daha farklı hale geldi. Gol olmadı ama ilk yarıda olduğu gibi de rezil bir futbol sergilenmedi. Hatta tam aksine çok iyi bir maç çıkarttı Galatasaray.

Denenmiş, olmamış, işe yaramamış ısrarları tekrar tekrar yapmak, hiçbir takıma katkı sağlamaz. Sabri orta saha oyuncusu olarak çok kopuk, hamle yeteneği zayıf bir adam. 30 maç orta sahada oynasın, hiçbirinde Ayhan'ın efektifliğini veremez.

İzlediğimiz 10 maçta gördüğümüz şey, bu takımın orta saha oyuncusuna ihtiyacı olduğudur. Başkası nasıl değerlendirir bilemem ama benim 10 maçlık ana fikrim bu oldu.

Savunmada Ujfaluši'nin yanında ben de oynasam, fantastik oynarmışım gibi hissediyorum. Bunu Semih'i küçümsemek adına söylemiyorum, kimse götünden anlamasın. Koltukta oturup izlerken, ne kadar güven verdiğini hepiniz hissediyorsunuzdur.

Semih yine çok iyi oynadı. Sarı kart gördüğü pozisyon hariç -ki doğru bir sarı kart gördü- Nobre'yi sahadan sildi. Özellikle hava toplarındaki hakimiyeti ciddi anlamda hayranlık uyandırıcı. Haa, bu maç değil başka bir maç, hata yapar, ıska geçer. Bunların hepsi olabilecek şeyler. John Terry diye yere göğe sığdırılmayan adam bile icabında göt üstü düşüp, golü yediriyor.

Şu dakikadan sonra Semih'ten forma alınırsa, çok üzülürüm. Maçı izlerken aklıma Popescu'nun PSV'de oynadığı dönemde asılan bir pankart geldi. Tam orta saha çizgisinin orada olurdu "Air Popescu" diye. Semih'in durumu da öyle. Hava toplarına dehşet hakim. Üstelik ağır da değil ve ismini anmak istemediğim birtakım kazmalar gibi ayağına top geldiğinde eli ayağına dolaşmıyor. Sadece Galatasaray değil, Türk futbolu çok iyi bir stoper kazanıyor. Umarım, bildiğimiz örneklerdeki gibi, kısa zamanda göt olmaz.

Elmander, önceki haftalarda ne oynadıysa, aynısını oynadı. Tek fark, gol atamaması oldu. Bu yüzden Baros-Elmander ikilisinin yan yana oynamasını istiyorum. Tamamlayıcı nitelikte bir adam çünkü. Tüm defansın dengesini bozarken, yanında oynayan adam su gibi akar gider. Bu ikili sadece Antalyaspor maçında oynadı ama sezonun en kötü futboluna denk geldik ve Baros da sakatlandı, o yüzden ak göt kara göt hesabı yapamıyoruz. Sonuçta kafandaki şeyle, sahanın içindekiler örtüşse, hiçbir teknik direktör maç kaybetmez.

Penaltı ve Nduka'nın pozisyonunu göz önüne aldığımda, bugün 1 puanı kurtardığımızı düşünüyorum.

Siyahla, beyaz gibi bir oyun izledik. İlk yarının ayrı bir hikâyesi vardı, ikinci yarının başka. Tekrarlanmış hatalardan arınılırsa, daha güzel bir futbol izleyeceğimiz şüphesiz.

Fakat şu bir gerçek ki, devre arasında Galatasaray'ın öncelikli olarak orta saha oyuncusuna ve sonrasında ise bir golcüye ihtiyacı var. 'Elmander'le olmaz' ya da 'Baros yetersiz' demiyorum. Her ikisinin de bu takımda kesinlikle kalmasından yanayım ama daha bitirici bir golcü de fena olmaz.

Riera yine kötü günündeydi. Görünen o ki, taraftarın ilk kurbanı bu adam olacak. Çünkü daha ilk hatasında homurdanmalar başlıyor, ikinci hatada sesler yükseliyor, üçüncüsünde ıslık devreye giriyor. 35 bin kişi beni de ıslıklasa, ebem sikilir muhtemelen, o yüzden adama da kızamıyorum. Ki, halen çok yararlı olacağını düşünüyorum, her türlü eleştiriye karşın.

Bu saçma sapan sistemde berabere kalmışsın, yenmişsin, yenilmişsin çok da önemli değil. Semih gibi bir adam kazanılsın, 3 maç ard arda yenilelim, 5 maç berabere kalalım umrumda bile olmaz.

O değil de, eleman hakikaten uçuyor lan! Maçlara gitsem "Air Semih" diye pankart yaptırırdım yemin ediyorum. Fakat rica ediyorum, erkenden göt olma.

Selçuk İnan, Elmander, Sabri (SES)

!

4 Kasım 2011

Bitmeyen u dönüşleri


Tarih 18.03.2011

Recep Tayyip Erdoğan: Parası olana bedelli var, olmayana yok. Bunu adalete oturtamazsınız.

Tarih 01.11.2011

Recep Tayyip Erdoğan:: Bedelli askerlik gönlümüzde yer alan bir uygulama. Bir an önce neticelendireceğiz.

En son Libya'da örneğini yaşadık, "NATO'nun Libya'da ne işi var?" dedikten bir gün sonra Türk gemilerinin Libya açıklarına konuşlandırdıldığı ortaya çıktı.

Deniz Feneri sanıklarından Mehmet Gürhan'ı tanımadığını söyledi, akabinde, kendisiyle çektirilmiş fotoğraflarını hepimiz gördük.

İçinde helikopter pisti olan, oturduğu havuzlu villada kiracı olduğunu söyledi, baktık ki tapu kayıtlarında villa oğlunun üstüne çıktı.

İlk seçildikleri 2002 seçimlerinde dokunulmazlıkların kaldırılacağını söyledi, aradan 9 yıl geçti, hâlâ bekliyoruz ki, adi suçlarda milletvekilleri için dokunulmazlıklar kaldırılsın diye.

YÖK'ü kaldıracağız dediler, kaldırmak bir yana, YÖK Başkanı'nı dokunulmaz hale getirip, yetkilerini genişlettiler.

U dönüşleri, yalanlarla 9 yıl geçti. Devlet kasası boşaldı, bedelli askerliğe karşı çıkanlar, şimdi gönüllerinde olan bir uygulama olduğunu söylüyor.

Çok adi, aşağılık, kirli, yalan dolan üstüne kurulu bir siyaset yürütülüyor. 'Elhamdülillah' dedin mi, iş bitiyor.

Son yılların favori kontralarısı "Siz zaten yıllarca böyle düşündüğünüz için Akp iktidarda. Halkı anlayamadınız" oldu.

İktidarı eleştirdin mi, karşında direkt bu cümleyi buluyorsun. Elbet, haklılık payı var ama şu cümleyi söyleyenler, savurulan yalanlara kulaklarını tıkamış, ortada olan biten her şeyi görmezden geliyorlar.

Erdoğan, gemisini yürüten kaptan şeklinde ilerliyor. Gemi dediysem, 'gemicik' işte anlayıverin.

Bu kadar yalanla nereye kadar gidecekler bilmiyorum. İnsanlar garip bir biçimde "Bunlar iktidardan gitmez" deyip duruyor.

Hangi koltuk, kime kaldı acaba? Öyle ya da böyle gidecekler. Yarattıkları tahribat ve zarar ile ceplerine koydukları yanlarına kâr kalacak tabii.

Anlayacakları dilden bitirelim; "Yalana iyice kulak verirler, haramı tıka-basa yerler. Sana geldiklerinde ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama aralarında hükmedersen, adaletle hükmet. Allah, adaletle hükmedenleri/adaleti ayakta tutanları sever."

Söyleyebilecek küfür bile yok


Adana'da 40 yaşındaki K.H., cinsel ilişkiye girdiği iki erkeğe 12 yaşındaki kızı F.H.’yi 5 lira karşılığında pazarladığı iddiasıyla yakalandı.
İlköğretim 7’nci sınıf öğrencisi H.D.’nin dedesi yaşındaki erkeklerden gördüğü cinsel istismar, hamile kalınca ortaya çıktı.

Yüreğir İlçesi'nde yaşayan F.H. okulda rahatsızlanınca öğretmeni eve gönderdi. Mide bunaltısı ve baş dönmesi olan küçük kızı, annesi K.H. Adana Çocuk Hastanesi’ne götürdü.
Doktorun muayenesinde F.H.’nin bir aylık hamile olduğu saptandı. Hastane yetkilileri durumu polise bildirdi. F.H. hastaneye gelen Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerine yaşadıklarını anlattı.
Psikologlar gözetiminde ifadesi alınan F.H. iki erkeğin kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, annesi K.H.’nin de buna gözyumduğunu anlattı.
Küçük kızın ifadesi üzerine harekete geçen polis ekipleri, annesi K.H. ile tekstil mağazasında gece bekçiliği yapan 46 yaşındaki M.A.İ. ve özel temizlik firmasında çalışan 45 yaşındaki M.T.’yi gözaltına aldı.

"ANNEM ODADA YALNIZ BIRAKTI"

İfadesinde cinsel istismara ilk kez 2 ay önce uğradığını anlatan F.H. annesiyle M.A.İ.’nin evine gittiklerini, burada bir odada evsahibi erkekle ters ilişkiye girdiğini, aynı anda M.T.’nin de cinsel ilişkide bulunduğunu, bütün bunlar yaşanırken de annesinin mutfakta yemek yaptığını söyledi.
F.H. cinsel istismarın ardından odaya giren annesinin M.T. ile öpüştüğünü, 5 lira verdiğini ve bu parayla dolmuşa binerek evlerine döndüklerini ifade etti.

"SADECE ELLEMELERİNE İZİN VERDİM"

Sorguya alınan anne K.H., olayın taraflarından iki erkekle ilişkisi olduğunu doğrularken, kızının cinsel istismara uğradığını bilmediğini ileri sürdü.

Olay günü zanlılarla ilişkiye girmek için bir araya geldiklerini ifade eden K.H., "Bana kızımla birlikte olmak istediklerini söylediler. Ben de daha çok küçük olduğunu, buna izin veremeyeceğimi söyledim ama ısrar ettiler. Bunun üzerine ilişkiye girmemeleri şartıyla ellemelerine izin verdim. Kısa süreliğine baş başa kalmaları için mutfağa gittim. Geri döndüğümde kızım giyiniyor, onlar ise çıplaktı. Ne yaptıklarını bilmiyorum. Sadece ellediklerini düşündüm. Dolmuş parası olarak da 5 lira verdiler. Para karşılığı kızımı pazarlamadım" dedi.

CAMİ TUVALETİNDE DE CİNSEL İSTİSMAR

Şüpheliler M.A.İ ve M.T. küçük kızın verdiği ifadeyi doğrularken, zorla bir şey yapmadıklarını savundu. M.T. ilk olaydan sonra anne K.H. ve F.H. ile ilişkilerini aralıklarla sürdürdüğünü anlatıp, temizliğinden sorumlu olduğu caminin tuvaletinde temizlik malzemelerini koyduğu odada da ilişkiye girdiğini söyledi.

DEVLET KORUMASINA ALINDI

Dedesi yaşındaki erkeklerden cinsel istismara uğrayan F.H., devlet korumasına alınıp, bir çocuk yuvasına yerleştirildi.
Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgularının ardından adliyeye sevk edilen K.H., M.A.İ. ile M.T. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Polis, küçük kızın başka erkekler tarafından da cinsel istismara uğramış olabileceğini değerlendirip, soruşturmayı derinleştirdi.

3 Kasım 2011

Rahatlatın kendinizi


Bu başlığı atanın ağzının ortasına sıçmak lazım. Ülkede "Neden taciz var?" diye millet tartışıyor. Bu ülkede en çok okunan haber taciz-tecavüz haberleridir, en çok izlenen dizilerin cilası tecavüzle atılır, birkaç bölüme yayılarak. Niye soruyorsun o zaman, "Tecavüzler neden arttı?" diye.

Buna şaşırmak, daha önce hiç yokmuş da, bir anda oraya çıkmış gibi davranmak yavşak bir tavır. Bu ülkede taciz, tecavüz hep vardı. Lan, eşek siken bir milletten söz ediyorum. Gazetede haberini görseniz eşeğe tecavüz etti diye, pek çok kişi "Hahahhahaa. Gördün mü lan eşek sikmiş" diye gülersiniz.

Vicdan rahatlatmak için 13 yaşındaki N.Ç olayının üstüne gidiliyor. İki bilemedin üç gün daha tartışılır sonra unutulur gider.

Bu olayları bu kadar tartışan insanlar 16 yaşındaki zihinsel engelli A.Y'yi hatırlıyor mu? Ne oldu, kim yaptı, nasıl sonuçlandı? Var mı bileniniz? Unutuldu tabii, bir-iki gün meze yapıldı, iki-üç alengirli kelime, fantastik bir cümle. Hepsi o kadar işte. Ufacık bir çocuğun, hayatı boyunca yaşayacağı travma, bizim ağzımızda mezeden başka bir şey olmuyor.

Derviş'in fikri neyse zikri o olurmuş, Milliyet o hesap.

Söylemekten ağzımda tüy bitti. İnternet portalları iyiden iyiye zıvanadan çıktı. Kopyala-yapıştırın ötesine gidemeyen, bin lira maaşla, ilkokul zekâsına sahip insanları çalıştırırsan "Yaş 70 ama.." da der, "70'lik amcanın siki inmiyor" da yazar.

Zaten aptal bir nesil yetişiyor. Bu aptallar arasından, daha aptallarını seçip bilgisayar başına oturtup, kimliklerine 'editör' yazdırınca da ortaya bu tablo çıkıyor. Ne ilk, ne de sondur bu. Alelacele başlığı değiştirdiler ama hastalıklı fikirleri böyel başlık değiştirilir gibi değiştirilemiyor.

Bu toplum böyle ne yazık ki. Ahlâki değer, ahlâki değer diye götünü yırtar ama ahlâkın zerresine rastlayamazsın.

Topunun sülalesini sikeyim...

1 Kasım 2011

Minik prenses ile Kar tanesinin hikâyesi


Kocası Türkiye'ye musallat oldu. Sözde bilmediği bok yok, spordan siyasete her konuda ahkâm kesiyor. Hoş ülkenin genel kahvehane tavrı da bu yöndedir, spor ve siyaset ikilisinin konuşmadığı kimse yoktur.

Böyle dalyaraklar konuşurken, herife kontra olarak sanat soracaksın. Misal, "Rasim lan, bana iki tane Ekspresyonist ressam ya da iki-üç Kübist sanatçı söylesene lan!" diyeceksin. Hiç olmadı, çalıştığı yerden soracaksın, "Lan götoğlanı futbol konuşuyorsun, Dünya Kupası'nı en çok kazanan ülke hangisi?" diyeceksin. Öyle mala bağlayıp, kalmazsa, herife döner veririm.

Minik kar tanesi Rasim, Nagehan'la evlenince, kendi çaplarında kar topu olmaya çalışıyorlar. Karıyı zaten sevmem ve hazzetmezdim ama bu Rasim denen tohumu dalyaraktan oluşmuş, döl israfıyla evlenince, olmayan hislerim, nefret olarak kendini hisse çevirdi.

Neyse bu minik prenses Nagehan, 2-3 haftadır Che'ye, salça olmaya başladı. Kuvvetle muhtemel, evde kar tanesi Rasim bunu yeteri kadar mutlu edemiyor olmalı ki, değişik arayışlar, farklı tatlar peşinde.

Kendisi vicdan ve akıl sahibi solculara sesleniyor ve diyor ki, "'Devrim söz konusuysa gerisi teferruattır' zihniyetindeki Guevara'yı da lanetlemek zorundayız. Guevara'nın SS katillerinden özde hiçbir farkı yok! Görüntüde çok daha soylu ve evrensel amaçları zikrettiği için bu zihniyet çok daha tehlikeli üstelik..."

Devam ediyor sonra "Yoksulların sömürülmesine, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı mücadele etmek her vicdanlı insanın sorumluluğu olmalı. İşte tam da bu nedenle, soylu bir amaç uğruna soysuzca cinayetler işlediği, vicdansız, barbar ve zalim olduğu için bu totaliter sol zihniyete bu kadar tepkiliyim!"

Buradan öğreniyor ki, kendisi yoksulların sömürülmesine ve adaletsizliğe karşıymış. Eh, bozuk saat de günde iki defa doğruyu gösterir. Kaldı ki, bir gazetede köşe yazan birinin, "Yoksulları çatır çatır sömürsünler. Ayrıca adaletin sağlandığı dünyanın amına koyayım" diyeceğini de beklemiyorum.

Bu Oya-Bora ikilisi tadında takılan çift, büyük ihtimal, kıçlarına kurşun kalemi sokup yazılarını öyle yazıyor olmalı.
Gerçi devir değişti, artık klavye kullanılıyor. Katlanabilir, harikulade klavyeler var. Değiş-tokuş prensibine uyarak, kâh minik kar tanesinin kıçına, kâh prensenin kıçına sokup yazıyorlardır.

Çünkü mantıklı bir insanın bunların yazdıklarını yazabilmelerinin mümkünü yok. Kan deyip duruyor amı sikli prensesimiz, ulan şakak lobunu siktiğim salağı, çiçekle böcekle ne zaman devrim yapıldı da, Che eline silah yerine, bir demet yasemen alıp, halk düşmanlarına, emperyalistlere savurarak, "Arkadaşlar, dostlar rica ediyorum yapmayın. Bakın size çiçeklerle geldim. Haydi, siz de ellerinizdeki silahları bırakın, papatyalarınızdan fal bakalım. Sona kalan kazansın" mı diyecek? Kansız devrim mi olur lan?

Bu süper salak ikili, aslında şu konuda gayet zekiler. Günümüz Türkiye'sinde en aykırı yorumları yapanlar, hele hele sırtını siyasal iktidara dayamışsa, ekranların gülü oluyor. İzlenme kaygısı güden herkes bunları çıkartıyor. İki laf söyler, ertesi gün bütün medya tartışır. Reklamın iyisi kötüsü olmaz nasılsa değil mi?

Bal tutanın parmağını yaladığı bir devirdeyiz. Ama işte şunu unutuyorlar. Bir gün o parmağı bal yalarken yakalayıp, adamın götüne sokuverirler.

Şimdi böyle fütursuzca konuşuyorlar, devam edin. Bir gün hayasızca sikerler adamı, aklınız bile almaz.

31 Ekim 2011

Kaşımla, gözümle senin şerefini sikeyim


Gaziantepspor maçına tecavüz eden, Abdullah Yılmaz'ın Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği rapordan, alıntılanmıştır: "Galatasaray’ın yardımcı antrenörü Hasan Şaş, el kol hareketlerinin yanısıra jest ve mimiklerle taraftarı tahrik etmiştir."

Bak Hasan Şaş'a sen! Kaş gözle kitleleri harekete geçirme yetisine sahip. Bir göz işaretiyle 10 bin, diğer gözüyle 20 bin kişiye küfür ettiriyor. Galatasaray taraftarı üstünde zihin kontrolüne sahip olan Hasan Şaş işte böyle biri.

Lan! Sen maçın ağzına sıç, sonra götünü kurtarmak için yazdığın raporda, jest-mimik diye ancak senin zekâna sığabilecek ifadeler yazıyorsun.

Bak işte, böylelerinin anası orospu olmasa bile, kendileri orospu çocuğu oluyor. Yani annesinin bir hatası yok, kadına ne diye küfür edeyim boş yere. Ben sadece bu pezevengin evladına sıfat arıyordum, en uygununun orospu çocuğu olduğuna karar verdim.

Pezevenk, maçın ağzına sıçtın, çıkıp özür dileyeceğine kaş-göz edebiyatı yapıyor. Biriniz de çıkıp, 'hatalıydım' deseniz, dişimi kıracağım.

Saçını siktiğim pezevengi, 90 dakika koştu, tek teli bozulmadı. Yakışıklı görünecek ya, basmış jöleyi kafaya.

Ağzındaki düdüğü sokacaksın götüne, pezevenk her yellendiğinde ötecek. Bunu topluma böyle salıp, cezasını öyle çektireceksin.

Sana söylenecek tek bir şey var: "Hasan Şaş'ım, Hasan Şaş'ım; Abdullah'a girsin başın!"

30 Ekim 2011

Bırakın bu zemin masalını

Geçen hafta TT Arena'da birkaç sakatlık olunca, herkes 'zemin'e bağladı hadiseyi.

Sanki herkes salak, herkes aptal, farkında değiliz, bu adamların sürekli sahaya sürüldüğünden. Play-off diye bir bok çıkarttılar ortaya, futbolculara, insanlık dışı bir muamele uygulanmaya başlandı. Bugünkü maçta Yekta da, Gökhan Ünal da, zıpladılar ve yere temas ettiklerinde sakatlandılar.

Aslında takım takım liste çıkartmak gerekir, hangi takımda kaç futbolcu sahada sakatlandı. O zaman ak göt kara göt ortaya çıkar. Fakat bunu zemin diye geçiştirmek, ayıp olmaya başladı. Üstelik bugünkü Kayserispor-Galatasaray maçının zemininde bir şey görmedim, yani TT Arena gibi değildi. Bunların sayısı artmaya başladığında, yakınmalar da peşi sıra gelir.

Haa, futbolcular da, sakın ha sakın ağlayıp sızlamasın. Para kazanmak gayet fantastik oluyor tabii. Futbolcular için bir sendika varken, kimse kılını kıpırdatmıyor. Hal böyleyken, adamı Veliefendi'de gem bağlanmış ata çevirirler, ağzını bile açamazsın. Elin oğlu NBA'de oyuncular sendikası kuruyor, yüzde 2'nin hesabını yapıyor, bizimkiler suya sabuna dokunmadan, şu anın tadını çıkartıyor.

Maça geçersek, Galatasaray'da Elmander diye bir gerçek yaşanmaya başlandı. Sezon başında Fatih Terim'in burun kıvırdığı, 'golcü de isterim golcü' diye tutturduğunu gayet net anımsıyoruz.

Attığı golleri bir kenara bırakın; sahada haftalardır en çok koşan adamlardan biri, savunmalara uyguladığı baskıyla, rakibin oyun kurmasını engelliyor, oyunun sıkıştığı anlarda pas trafiğine katkısıyla takımın nefes almasını sağlıyor. Her eve lazım mutfak robotu gibi bir adam işte.

Tartışılan adam Riera, bugün çok daha iyi göründü. Hem hücumda, hem de savunmada, takıma ciddi katkı sağladı. Elbet bir varsayım ama çok daha iyi olacağını düşünüyorum. Sokakta keşfedilmiş bir adam değil, ne olduğunu bildiğimiz bir adam.

Keza Eboue için de aynı şey geçerli. Haftalardır bu adamın gerçek yerinin sağ bek olduğunuz söylüyoruz. İlk kez kendi yerinde oynadı. Demek ki, neymiş "Eboue'den joker olmaz"mış. Ben de tek maçlık performansla bunu yazıyorum ama sol açık, sağ açık, orta saha gibi yerlerde oynatınca "Bu adamı geri gönderin" diye muhabbet yapan, çakallarla doluyor ortalık.

Son yılların geleneği olarak bu iki adam da çabuk asıldı. Seviyoruz zaten adam asmayı, iki maç tökezlesin, 3 maç sahada olmasın "Büyük fiyasko" geyikleri dönmeye başlıyor. Geldiğinde ağzından salyalar akan, ergenler iki maçtan sonra "Yazık yabancı kontenjanımız gereksiz yere işgal ediliyor" diye ahkâm kesiyor.

Lan işte, o adam bizim bildiğimiz Eboue. Her maç 4 yıldızlık oynamaz ama belli bir standartın da üstündedir. Ya da millet Riera'yı babasının hayrına mı İspanya Milli Takımı'nda oynattı da, "İkinci Marek Heinz vakası" diye kuştan ödünç beyinle ortalarda yorum yapıyorsun.

Millet kızacak şimdi ama bu sözlüklerin çıkışıyla, ortalık kendini ispat etmeye çalışan adamla dolmaya başladı. Futbol bu ülkede böyle, kime sorsan futbolu ondan iyi bilen yoktur. Bir de süper sik beyinliler var. En sıradışı yorumları yapacak ki, kısa zamanda sıyrılacak. E amına koyayım o zaman, küfür ettiğin spor yazarlarından ne farkın kalıyor? Onlar da yarak-kürek yorumlar yapmıyor mu? Hem küfür et, hem ona benzemeye çalış.

Semih'ten söz etmeden olmaz. Gökhan Zan sakatlandı, 76 numaralı insan formu kırmızı kart gördü, mecburu istikamet Semih'i gösterdi. Bugün sahada izlediğimiz genç çocuğun Servet ya da Gökhan Zan'a göre çok eksiği var mıydı? Yoktu, hatta telaşsız oyunuyla, rahatlıkla oynayabileceğini gösterdi. Ujfaluši ile de gayet uyumlu göründü. Bazen risk almak gerekir, yerim tecrübesini. Tecrübe tecrübe diye beklersek, bu takıma bir genç adam koyamayız. Haaa, Aydın gibi bir bok olmayacağı belli olur, gereksiz yere zorlamazsın ama Semih Kaya gibi çıkıp oynar, ışığı görürsün.

İki maç tökezledikten sonra Kayseri'den alınan 3 puan nimet gibiydi. Oyun olarak ahım şahım bir futbol sergilenmedi, hele hele Aydın oyuna girdikten sonra, çok kötüydük.

Alkışı hak eden bir adam da Ayhan'dı. Aylardır oynamıyor, çıkıp tek başına kişisel antrenman yapıyor, formayı giyince de, rotasyonda yeri olabileceğini, gerektiğinde oynatılabileceğini gösterdi. Bütün sezon 11'de oynatamazsın ama oynattığında da, önyargısız baktığında, takıma katkı sağlar.

Herkesi asıp kesmeyi bırakın, hele hele yabancı futbolcuları. Yemeği, içmesi, geleneği, dili v.s. v.s. her şeyiyle bambaşka yere geliyor bu adamlar. Kimisi Ujfaluši, Melo gibi altyapıdan çıkmışcasına hiç yadırgamıyor, kimisi kendine gelene kadar birkaç ay geçiyor. Kavun değil bu adamlar götlerini koklayıp "Hımm bu adam bize hemen uyum sağlar" diyelim.

Deplasmanda alınan 3 puan her zaman iyidir. Oyun çok önemli olmayabiliyor bazen, hele de bu saçma sapan sistemde, angut yönetenleri bulunan, süper mal spikerlere sahip bir futbol ortamında.

İki tane salak Elmander deplasmanda gol atamadığı için "Deplasman fobisi" diye götten çıktığı her halinden belli olan bir söylemde bulundular. Ehh, adamın götüne şampanya mantarını patlatıp, böyle sokarlar işte. Ülke liseliyle kaynıyor a.k.

27 Ekim 2011

İsimsiz kahramanlara selam olsun


Hepimiz sokakta rastlıyoruzdur bu insanlara ama görmüyoruz bile çok zaman. Öylece yanı başlarından yürüyoruz. Belki bazılarımız, bir-iki adım yana atıp ürküyoruz bile.

Onlar geçen yıl örgütlendiler, Geri Dönüşüm İşçileri Derneği adı altında. Çevreye ve ekonomiye farkına bile varmadığımız biçimda katkı sağlıyorlar. Çünkü sokaklarda onlara taşeron firmalar ve belediyeler saldırıyor. Evet yanlış duymadınız, saldırıyor. 2010 yılında sadece Ankara'da 60 katı atık emekçisi, uğradıkları saldırılarda yaralanmış.

Katık isminde bir de dergi çıkartıyorlar. Paraları ne vakit çıkışırsa, o ay bir sayı çıkıyor.

Hepsinin başka başka hikâyesi var. Kimi ilkokulu bitirmiş gencecik yaşında sokaklara koyulmuş, kimi kan davası nedeniyle düştüğü cezaevinden çıkmış, başka iş bulamayınca o arabayı yüklenmiş, kimi daha çocuk yaşta evden atılmış çöplerin arasına dalmış.

Van depremi olduğu zaman, örgütlü işçiler, 'Ne yapabiliriz?' diye kafa patlatıyor. Ankara'da, Antalya'da, İstanbul'da yardımların ulaşması için karton kutulara ihtiyaç duyulacağını düşünerek, sokaklara koyuluyorlar. Kullanılabilir nitelikteki, karton kutuları, kendilerine saldıran, belediyelere ulaştırıyorlar.

Geri Dönüşüm İşçileri Derneği’nden Ali Mendillioğlu'na uzatılan mikrofonda şu yanıtı veriyor, "Biz çok özel bir şey yapmıyoruz, yapmamız gerekeni yapıyoruz. Hayatımızı idame ettirmemiz gereken kartonları da veriyoruz. Varsın olsun 2-3 gün aç kalırız ama oradaki kardeşlerimize yardımlar uzansın."

Milyonlarca süslü kelimeyi, fiyakalı cümleyi yan yana getirsen, şu iki cümledeki insanlığın içini dolduramaz. İnsan ister istemez, kendi insanlığını sorguluyor.

Çok kişi elinden geleni yapıyor Van için ama bu insanları unutmamamız, hafızamıza çivi gibi çakmamız gerekiyor. Çünkü onlar, yardım denilen olgunun salt parayla yapılmadığını gösteriyor ve insanlığın sınırlarının ne denli uçsuz bucaksız olduğunu çiziyor bizlere.

Bu toplumda, kahraman olarak dolaşan çok insan var. Yaptığı yardımları, düğün salonlarında takılan altınlar mikrofondan söylenince şöyle etrafa bakınan tipler gibi ilan edilmesinden gururu okşanan, açık artırmaya gelip "Madem o bin veriyor, ben de 2 bin veriyorum" ukalalığıyla televizyonlar karşısında gösterenlere inat, sokaklarda aç kalma pahasına yardım eden kahramanlar hiç unutulmamalı.

Zaten onlar, dergilerinde tüm bunlara, "Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın, beş para etmez!" diyerek, en güzel yanıtı vermiş.

Üstüne ne desek boş kalır.

İsimsiz kahramanları anmadan geçseydik, büyük ayıp olurdu.

Teşekkürler...