27 Ocak 2013

Medya kararı verdi



Tükürüğü anında tespit eden bir medya sahibiyiz. Fakat bir farkla, tükürenin giydiği formaya bağlı olarak değişiyor.

Tükürük sarı-kırmızılı formadan gelince anında tespit ediliyor, hüküm derhal veriliyor ve "Tükürdü, kırmızı kart gördü" başlığı atılıyor ancak sarı-lacivert formadan gelince ne haber yapılıyor ne de yorum.

Tükürüp tükürmediğini tartışmıyorum, kaldı ki kişisel yorumum Melo'nun takımda kalmamasından yana ama bu çifte standardın boku çıkmaya başladı. Galatasaraylı futbolcuların yaptıkları ya da Beşiktaş ya da Fenerbahçeli futbolcuların yaptıkları farklı değerlendiriliyor.

Melo'nun tükürdüğünü kabul edelim. Biri hakeme, diğeri rakibe tükürüyor diyelim. Elinizi vicdanınıza koyup bir zahmet söyleyiverin, birbirinin kopyası olan pozisyonda, şu yukarıdaki görüş farklılığını açıklayın.

Galatasaray'ın transfer ettiği her futbolcunun maliyeti imzası süresince hesap ediliyor ama Fenerbahçe ya da Beşiktaş'ın transferleri sadece yıllık ücretlerinden hesap ediliyor. Selçuk İnan transferinden bu yana basın böyle bir yöntem buldu. "35 milyon Euroluk futbolcu", "27 milyon Euro'ya mal oldu", "Galatasaray servet ödeyecek", "Karabük'ün maliyeti Sneijder kadar etmiyor"... Bu bizim başbakanın 6 sıfır hesabı gibi aynı. Her gittiği yerden liradan 6 sıfır atıldığını anlatıyor ama söz yatırımlara gelince liradan 6 sıfır atılmamış haliyle sürekli trilyondan söz ediyor.

Az biraz samimi olun pezevengin evlatları. Bazı tipler vardır, karşısındakine bilenir bilenir bir bok söyleyemez, eleman ortamdan ayrıldığı an bir laf söyler "lafı nasıl çaktım ama" diye böbürlenir. Basının durumu da aynı. Ne söyleyecekseniz lafı ıvır kıvır yapmadan açık açık söyleyin. Yavşakça yorumlar, sahtekar tavırlarla olmuyor.

Melo tükürmüş. Amın evladı, aynı yorumu Meireles için neden yapmadın? İlk akşam hiçbiri haber yapmadı, derbide böyle bir olay yaşanmamış gibi davrandı. Mecbur kalmasalar, haberi görmezden gelirlerdi de, sike sike görmek zorunda kaldılar.

Memlekette 500 bin satan gazetenin genel yayın yönetmeni el üstünde tutuluyor, gazete 500 bini geçtiğinde kutlama telefonları geliyor.
Hangi ülkede? Nüfusu 80 milyona dayanmış Türkiye'de. Oturup ağlayacağına, herif zafer kazanmış komutan gibi ortalarda dolanıyor.

Hah işte! Bu gazeteler neden bu kadar satıyor, neden ülke insanı gazeteciler için "abi işiniz yalan dolan" diyor? Şu yukarıda gördüğümüz örnekler için.

Bak hep söylüyorum. Bugün başbakanın götünü yalayan bütün adamları, hafızanızın bir kenarına koyun. O koltuktan indikten daha 10 gün geçmeden, göt yalayan adamlar neler söyleyecek neler.

Bu ülkede laf söylerken dikkat edeceksin. Ülkenin alayı sahtekar çünkü. Düşündüğünü dile getirmez, aklındakini diline yansıtmaz. Yansıtınca da 'orospu çocuğu' diye arkandan atıp tutarlar.

Şu ülkenin gazetecilerinin yüzde 95'inin yüzüne tükürmeye bile değmez. Karaktersizlik, genel karakterleri çünkü.

Melo'ya ilişkin de şunları söyleyeyim. Bir değil, iki değil, üç değil, dört değil. Her tuzum var diyene koşuyor yavşak. Sahanın neresinde bir karmaşa var, bu herif orada. Lan, sen zaten mimlisin, sahada yangın çıksa, siktir git soyunma odasına. Umarım kadro dışı bırakılır, zaten formayı da hak ettiğini kimse söyleyemez. Bütün sezon dişe dokunur tek faydası Elazığ'da penaltı kurtarması oldu. Bir an önce sözleşmesinin feshedilmesi dileğiyle.

Yardımcı Cem Satman'ı da, kırmızı kart kararından ötürü kutlamak gerekir. Hemen önünde Gökhan Süzen'in, Hamit'e dirseğini görmüyor ama Melo'nun tükürüğünü çok daha uzakta tespit ediyor.

Böyle buyurdu büyük başkan!


"Tribün ortamı sakin, barışcıl olamaz. Maça gelenlerin içlerinde taşkınlık ve isyan var. Onları kontrol etmek çok zor. “Sebo” diye bir reisimiz var. Onu çok severiz. Tribünde reisin ve bizim koyduğumuz kurallar kayıtsız şartsız uygulanır. Kuralları bozanın cezası kesilir. Herkes tribün aleminin ağır cezalarının olduğunu bilir. Bir taraftar için en büyük ceza sevdiği takımın maçını izleyememektir." Oğuz Altay

"Bir holding düşün, sahibi sensin. Başına bir CEO atamak istiyorsun. Neticede holding çalışanları o CEO’yu sevse de sevmese de kabul etmek zorunda kalır. Ama tribün bunu kabul etmez. O yüzden hepsi beni seviyor. 36 senedir tribünde Galatasaray için mücadele ediyorum. Saygı duyuyorlar. Reisin işaret ettiği kişi ben olduğum için başkan benim." Oğuz Altay

Canınız sıkıldı, kafanız bozuldu, “Bu maça gitmeyeceğim” deseniz kaç kişi gitmez?
"Bizim tribün gitmez." Oğuz Altay

Şu yukarıda söylenenlerin hepsi ibretlik cümleler. Reisin koyduğu kurallara kayıtsız şartsız uyulması, konulan kuralları bozanlara ceza kesilmesi, reisin işaret edip birilerinin başkan seçilmesi, istenilen kişinin tribüne sokulmaması gibi. İş öyle bir raddeye gelmiş ki, bir taraftar grubu değil de, TT Arena'nın sahibi konumuna yükselmiş eleman.

Bu ülkenin en başat problemlerinden biri 'biat' kültürüdür. O yüzdendir ki, Türkiye'den çıkmış 'lider'lerin pek çoğu, bu sorundan ötürü 'lider' olur. Ülkenin başındaki herif, insanlara kaç çocuk yapması gerektiğini öğütlüyor, ne yemesi gerektiğini işaret ediyor, nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin ahkâm kesiyor, nasıl protesto edileceğini anlatıyor vs. vs.

Bu biat kültürünün tribündeki yansıması da işte bu adamlar. Zorbalıkla, vandallıkla, eşkiyalıkla insanları hizaya getirdiklerini açık açık söylüyor, kimse de bundan rahatsız olmuyor. Şu açıklamaları İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da yapmış olsa, hakkında soruşturma başlatılmış, değil tribün rüzgâr türbini bile göremezdi. Ama işte burası Türkiye ve zorbalık her zaman en geçer yol. Örnek istiyorsan, günümüz iktidarına ve uygulamalarına bak.

Bu röportajla ilgili kimse kılını kıpırdatmayacak, spor programları bu herifi bilirkişi gibi yine canlı yayınlara bağlayacak, bu herif Galatasaray Kulübü Başkanı ve yöneticileriyle rahat rahat görüşme yapacak, tribünde istedikleri gibi adam dövecekler, istedikleri gibi olmayanları tehdit edecekler.

Kafaya bak amına koyayım. Canı sıkıldı mı, tribünleri maça gitmezmiş. İyi siktirin gidin kendinize Ultraslangücü diye bir takım kurun, canınız sıkıldığında maça gidin, istemediğinizi tribüne almayın. Ama o takımın ismi Galatasaray'sa sikerler sizin keseceğiniz cezayı.

Bu ülkede futboldan soğumak için yüzlerce neden var ama hiçbirisi taraftar grubu denen asalaklar gibisi değil. Çarşısı, GençFB'si, Ultraslan'ı, otu boku hepsi aynı bokun soyu. Kulüplerin kanserli parçaları, asalaklarından başka bir şey değiller. 20 yıl önce kapıda bilet dilenen adamlardan, birinin otoparkı var, ötekinin restoranı var, berikinin altında Mercedes var, varoğlu var.

Hiçbir şey yapmayacaksın, sadece bu yavşakların 20 yıllık banka hesaplarını incelemeye alacaksın. Ak götü, kara götü o zaman görürüz.

Lan her şeyi geçtim, Levent'te tenis kulübünde 2 çocuk babası bir insana "Çocukların babasız mı büyüsün?" diyen bir adam şu açıklamaları yapan herif. Bunu söyleyen yavşak sokakta elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor, televizyonlarda boy gösteriyor, hiçbir suç unsuru taşımamasına karşın elinde pankart olan gencecik çocuk aylarca cezaevinde yatıyor. Böyle ülkenin gelmişini geçmişini sikeyim.

Tribün kültürüymüş! İtliğin, zorbalığın adına 'kültür' deniyor. Sorduğun zaman da, soğukta beklemiş, yağmurda, çamurda, karda desteklemiş, kavga etmiş, satırların arasına dalmış. Sen karda beklerken, itlik yapmayan taraftarın üstünde güneş açıyor, huriler üzüm yediyor sanki.

Başkanlar, yöneticiler şerefsiz olmasa, bu herifler böyle elini kolunu sallaya sallaya dolaşamazlar. Bu yavşaklarla görüştükleri, bunların cebini doldurdukları, tribünde hakimiyet sağlamalarına olarak verdikleri için.

Ayrıca reis ne lan! Bu kadar tiksinti verici bir sıfat olamaz. Takalar götünüze girsin.

Canınız çok sıkılsa da, siktirip gitseniz şu tribünlerden ne güzel olur.

23 Ocak 2013

Şimdilik orospu çocuğu ile idare edin


Benim penceremde, spor kulübü taraftarlığı hayatın eğlenceli yanlarından biri. Elbette kızıyoruz, seviniyoruz, hiddetleniyorum ama özü bu. Ancak bu ülkede yaşayan canlıların (canlı diyorum çünkü insanlık başka değerler barındırıyor) çoğu, hayata tutunma yolu olarak taraftarlığı seçiyor. Her tür kimliğinin üstünde, önce Fenerbahçeli, önce Galatasaraylı, önce Beşiktaşlı geliyor. Bu yüzden, taraftarı olduğu kulübe ait herhangi birine, olguya, değere laf söylendiğinde, sanki anasına küfredilmiş gibi görüyor.

Dün akşam, İstanbul'un en önemli tarihi yapılarından biri olan Galatasaray Üniversitesi yanıp kül oldu. Binayla birlikte, yerine bir daha asla konulamayacak kitaplar yandı. Bir tarih yanarken, sadece ismi 'Galatasaray' diye sevinen yığınları hep birlikte gördük. Şundan eminim, tam tersi olsaydı da, yani Fenerbahçe Üniversitesi yansaydı sevinen Galatasaraylı yığınlar görecektik.

Bir tarihin yanmasına sevinmek, insanın aklına Nazi Almanyasını getiriyor. Propaganda Bakanı Goebbels, ülkede sanatın Nazi eşgüdümü olması için ulusal çapta bir eylem ilan eder. Bu eylem "Edebi ateşte yakarak tasfiye etme" olarak bilinir. 10 Mayıs 1933'te öğrenciler, pek çok üniversitede "Alman olmayan" 25.000 kadar kitap yakar, yürüyüş düzenlenir. Bu eylemi "Alman Olmayan Ruha Karşı Eylem" büyük bir zafer olarak nitelendirilir.

Düne geldiğimizde, Galatasaray Üniversitesi'nin yanmasını zafer çığlıklarıyla karşılayanların, 'iyi oldu' diyenlerin, 'o yangını söndüren itfaiye hortumunu sikeyim' diyenlerin, Goebbels ve onun taşıdığı zihniyetten zerre farkı yoktur.

Galatasaray Üniversitesi'nde yananlar, bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak geçmişi ve kültürel zenginliğidir. Bunun farkında olmamak cahilliği bir yana, insan sıfatına bürünmüş kimsenin, 6 bin kitap yanarken, sevinmemesi gerekir.

Cidden bu yorumları gördükçe insan korkuyor, yaşadığı ülkeye ve o ülkenin insanlarına dair tüm umudunu yitiriyor.

Öte taraftan biz bu ülkede, değil kitaplar, insanlar yakılırken, dükkanları yağmalanırken, süngüden geçirilirken, evlerine bomba atılırken, bile zafer çığlıkları atanları gördüğümüz için şaşırmamamız gerekiyor.

Boktan bir takım taraftarlığı için, yanan tarihe alkış tutmak, sevinmek, bunun üstünden geyik yapmak orospu çocukluğundan başka bir şey olamaz.

"Ben Fenerbahçeli'yim ama üzüldüm" diyenler de, bu iğrençliğin başka bir tarafından tutuyor. Çünkü 'ama'dan sonra gelen her şeyin yalan olduğu gerçeğini hepimiz biliyoruz. Yanan binlerce kitaba ve koskoca bir tarihe üzülmen için desteklediğin takımı dile getirmen gerekmiyor, nereye ait olduğunu anlatmaya çalışman, o yüzden beyhude.

Bazı olaylar, gerçeklerin turnusolu oluyor, Galatasaray Üniversitesi'nde çıkan yangında da böyle olmuştur. Çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz "Türk insanı misafirperverdir""Türk insanı hoşgörülüdür" vs. vs. cümlelerinin de aslında ne denli içi boş ve büyük bir yalandan ibaret olduğunu görüyoruz. Ülke insanı gerçekten de, gün geçtikçe daha iğrenç bir hal alıyor.

Binlerce insanın hayalleri, anıları, gençliği yanarken, taraftarlık edebiyatı altında sevinmeye bir isim bulamıyorum. Ne kadar düşünsem de, hangi kelimeleri biraraya getirmeyi çabalasam da olmuyor. Küfür haznemin geniş olduğunu düşünürdüm ama bu durum karşısında zayıf kaldı. O yüzden sevinenler, zafer çığlıkları atanlar, 'oh olsun' diyenler, siz şimdilik sadece orospu çocuğu ile idare edin. Belki bir adını koyan çıkar.

19 Ocak 2013

Sikerim ayıbınızı


(Boş beleş küfür etmeyle olmuyor bu işler. Sorulara yanıt veren tek kişi çıkmadı. Galatasaray'ın oyun planı nedir? Yanıt veremiyorsunuz, çünkü bunu küfür edenler de bilmiyor. Biliyorsanız da bir zahmet yazıverin. Haaa bir de "Bir daha olumlu yazarsan 'orospu çocuğusun' diyen göt lalelerine bir şey söyleyeyim, siz istediğinize biat edebilirsiniz, benim kültürümde biat diye bir şey yok. Haliyle yazarken, kimseden izin istemeyeceğim.
Hemen belirteyim, kaçmadım ama o kadar kişi ana avrat sövünce de 'yeter artık' dedim.)

Şampiyonlar Ligi'ydi, Süper Lig'di, kupaydı derken, Galatasaray 27 resmi maçta sahaya çıktı. Sezon başında Amrabat dedi alındı, Burak dedi alındı, Umut dedi alındı, Melo dedi alındı, Hamit dedi alındı, Dany dedi alındı. Sözün özü, istediği ne kadar oyuncu varsa alındı. Buraya kadar bir itiraz yok sanırım. Tek tek isim isim eleştirmiyorum bu adamları. Sonuç itibariyle, teknik direktörün istediği adamlar alındı mı? Alındı.

Peki sen bu oyuncuları alırken rakiplerden Beşiktaş ne durumdaydı? Mali açıdan dibe batmış Beşiktaş, transferde Uğur Boral, Oğuzhan Özyakup, Julien Escudé, Olcay Şahan gibi oyuncuları kadrosuna dahil etti. Dikkatli oku! Umut Bulut, Burak Yılmaz, Hamit Altıntop, Melo isimleriyle, yukarıdaki 4 ismi bir kefeye koy. Varolan kadroyla da karşılaştır bir zahmet.

30'a yakın resmi maçta Galatasaray'ın oynadığı futboldan doyan var mı? Rakibini sürklase eden, eze eze yenen, oynadığı futboldan zevk alan kaç Galatasaray taraftarı var, cidden merak ediyorum. Kişisel olarak, Süper Kupa finali dışında Galatasaray'ın oynadığı hiçbir maçtan keyif almadım. Temposuz, yaratıcılıktan uzak, defansı dökülen, orta sahası ağır, 90'lı yılların meşhur Held'li, Saftig'li Galatasaray yıllarını hatırlatır biçimde.

Galatasaray, Kasımpaşa maçı itibariyle 18. lig maçına çıktı. 18 lig maçında alınması gereken puan 54, alınan puansa 33'se, kimse kusura bakmasın, o takımın teknik direktörü eleştirilir. O takımın teknik direktörünün ismi Fatih Terim'se de eleştirilir, Hagi'yse de eleştirilir.

Ama yok, Galatasaray'da Fatih Terim dokunulmazlığı denen bir şey var. Ona kimse laf söyleyemez, eleştirilemez, laf söylenemez, toz kondurulamaz, bokundaki boncuk baş tacı yapılır. Bir siktirin gidin lütfen. Fatih Terim de, en nihayetinde bu kulübün bir çalışanıdır. Bunda içerlenecek bir şey yok.

Ben Galatasaray'ın futbol oynadığını görmek istiyorum. Geçen yıl şampiyon olmuş, bu yıl deve yüküyle transfer yapılmış bir futbol takımı, bu durumdaki Beşiktaş'tan, kıytırık Antalyaspor'dan sadece ve sadece 3 puan öndeyse, o takımın teknik direktörünün ismi zerre önemli değildir. Siz teknik direktörünüze tapabilirsiniz, saçma sapan anlamlar yükleyip dokunulmaz ilan edebilirsiniz ama hep söylediğim gibi ülkede başbakanlar, cumhurbaşkanları, bakanlar eleştirilirken, Fatih Terim'e eleştirilemez bir zırh takamazsınız. Haaa siz takarsınız da, sizi kim takar onu bilemem.

Buraya kadar bolca küfür edip, okumaya devam ettiyseniz, tümleşik yapılı soru sorayım. Galatasaray'ın oyun planı, Galatasaray'ın ikincil oyun stratejisi ve Fatih Terim'in bu sezon kenardan çevirdiği maç sayısı nedir? Bunlara yanıt verirseniz çok sevineceğim.

Bunu bir kez daha yazdım, yineleyeyim. Galatasaray için rüzgâr tersine döndüğünde, Fatih Terim'in bu sezon yaptıklarını bir hatırlayın. Son Kasımpaşa maçından yola çıkalım. Elmander'i oyundan al Umut Bulut'u oyuna sok, Hamit'i oyundan al Aydın'ı sok, Melo'yu oyundan al Yekta'yı sok. Dikkat ederseniz maç dahilinde Elmander'in neden oyundan alındığını, Emre Çolak'ın neden oyunda kaldığını, dökülen Melo'ya 75 dakika nasıl tahammül ettiğini filan yazmadım bile. Emre Çolak meselesini birazdan yazacağım.

Hacım, sen bana istediğin küfrü et de, forvet çıkar forvet koy, orta saha çıkar orta saha koyla teknik direktörlük olmaz. Sen sezon başında 4-4-2 oynayacağını biliyordun, bütün sezon sol kanadını Emre Çolak'a emanet etmeyi düşündüysen değil İmparator, cihan padişahı olsan iki kez düşüneceksin. Bir kere, yaz sezonu transfer planlamasının berbat olduğunu kabul etmekle başlayacaksın işe. Bunu kabul ettiğin zaman Fatih Terim'i de (bu 'de' eleştirenler için değil) sike sike eleştireceksin.

Şimdi dönelim bugünkü zamana. Fatih Terim sol bek, stoper istiyormuş da (kesin ve kesin sol bek ve stoper alınmalı), yönetim isteklerini yerine getirmiyormuş. Hayatın boyunca Lukunku, Almaguer, Pinto, Bratu, Tamas, Sarr gibi isimleri almışsan, insan bir 'acaba' der haliyle. Bunu daha önce de söylemiş olabilirim, AC Milan gibi bir takımın başına geçip, Kutuzov gibi kalası transfer ediyorsun, Batista gibi malın alınması için yırtınıyorsun. Eee, kusura bakmazsanız, ben de yönetici olsam fazlasıyla şüpheye düşerim. Ki, hayatım boyunca, transferleri, teknik direktörlerin belirlediği isimler olmasına inanmışımdır, bunu da not edeyim.

Bugünkü Kasımpaşa yenilgisi, Fatih Terim'in yönetime cevabı olmuştur. Fatih Terim aptal bir adam değil, Emre Çolak'ın sahada ne yaptığını görüyordu, takımdaki en iyi isimlerden birinin Elmander olduğunu biliyordu ama yönetime selam çaktı, maç sonu basın toplantısında da hem taraftarı gazladı, hem de yönetime ikinci selamını çaktı. Hah işte, kişisel kaprisle Galatasaray teknik direktörlüğü yapılmaz. Benim için ismin önemi yok Adnan Polat başkansa ve Galatasaray'ın ağzına sıçıyorsa, küfrederim. Fatih Terim teknik direktörse ve sırf inat uğruna bu takımın yenilmesini içten içe büyük bir hazla izliyorsa küfrederim.

İsteyen kabul etsin, isteyen etmesin. Galatasaray orta sahasıyla, savunmasıyla dökülüyor. Beşiktaş, Karabük, Orduspor, Trabzonspor ve Kasımpaşa maçlarının hepsinde tarihe geçecek skorlar görebilirdik. Çekirge oyun olarak değil ama skor olarak zıp zıp zıplıyor.

Siz kendinizi Şampiyonlar Ligi'nde üst tura çıktık, ligde halen lideriz diye avutadurun, bu futbolla Galatasaray ne ligin sonunu görebilir, ne de Schalke maçında tur atlayabilir. Bunu söylediğim için "Sevin amına koyduğumun çocuğu sen de" gibi sike sürülmeyecek yorumlar yapmayın. Bunlara seviniyor olsaydım, umrumda bile olmazdı şu tablo, oturduğum yerden götümü yayıp, taşak yapardım ama işte kazın ayağı öyle değil. Şu oyunu gördükçe ve bir teknik direktörün kelle almak için başında bulunduğu takımına ihanetini gördükçe sinirden çıldırıyorum.

Dediğim gibi, siz pembe tablolar çizmeye devam edin. Ben, "İmparatorrr, imparatorrrrr, imparatorrrrr Fatih Terim" diye bağırdıktan 3 hafta sonra "Siktir git Terim" diye bağrıldığını bildiğim için, o pembe tabloları çizenlerin, imparatorlarına ne kadar bağlı olduklarını da çok iyi anımsıyorum.

Bu yavşak dünyada eleştirilmeyecek hiç kimse yok. İsmi, cismi, görevi, sıfatı her ne olursa olsun. İyi uykular size.

Haaa unutmadan, kime küfredeceğimi size soracağım amına koyayım. Ayıpmış! Sikerim ayıbınızı. İstediğiniz, hoşunuza giden şey olunca "Abii asahuieiueiueuieuieu harikasın", işinize gelmeyen şey olunca "Ayıp" değil mi? Samimiyetinizi sikeyim.

Not: Bu yazıyı bilgisayarımda masaüstüne tarihle kaydettim. Sezon sonu yeniden üzerinden geçeriz. Söylediğim şey basit, Galatasaray 27 resmi maçta oynadığı futbolsuzluğu sürdürmeye devam ederse, ligde ilk ikiye dahi giremez. Sezon sonu konuşuruz. Hep dediğim gibi göt olmak beni çok mutlu edecek ancak bu kez göt olmayacağımdan eminim.

Göt olmak demişken, Cris konusunda yorum yazan arkadaşları da bekliyorum.

21 Aralık 2012

12


Son 2 yazıyla, birazdan yazacaklarım birleşince, iyiden iyiye fanatiğe bağlamış gibi görüneceğim Fenerbahçe'ye gönül verenlere ama dün neysem, bugün de oyum, bu sebepten içim rahat.

Akşam Meireles'e verilen cezayı görünce, Fenerbahçe'den bu tip bir açıklama geleceğinden yüzde yüz emindim. Çünkü Aziz Yıldırım'ın ve Meireles'in Fenerbahçe TV'ye çıkıp, yaptıkları açıklamalar, bunun habercisiydi.

Fenerbahçe, şu meşhur "Bursa'dan gol haberi mi var?" maçından bu yana 'şımarık, zengin veledi' rolüne iyiden iyiye ısındı. Stat yakıldı ses çıkartılmadı, futbolcusu rakibine ırkçı hakarette bulundu esgeçildi, şike yapıldı üstü kapatıldı v.s. v.s.

Bu şımarık, zengin velet, çok değil 3 Temmuz'dan önce her rakibiyle dalga geçer, rakibini "fakir-fukara" diye küçük görür, bu ülkedeki en efendi teknik direktörlerden birine, babasının mesleğinden ötürü "iki ekmek bir süt" diye horgörür, futbolcusu götüyle top durdurur, tribünlere gelir 'ağlamayın' diye sevinç (!) gösterisinde bulunur, penaltı atılırken sahada sondaj yapar ve "Hepinize yeteriz" mottosuyla karşısında kim var, kim yoksa aşağılardı.

Yıllarca bu "Türkiye'nin tek büyüğüyüz", "Hepinize yeteriz" teranelerini attıktan sonra 3 Temmuz 2011'den sonra, birlik-beraberlik naraları eşliğinde "Fenerbahçe düşerse Türk futbolu darbe alır"a evrilen bir sürece girdik. Bu süreç boyunca, Fenerbahçe yönetimi, neredeyse her söylediğini kendisi yalanladı. "58. maddeyi değiştirelim" dediler, bir baktık aslında 58. maddenin kaldırılmasına karşılarmış, "CAS Davası onurumuz" dediler, dava 'Türkiye'nin menfaatleri için' geri çekildi.

Gel zaman, git zaman, bizim şımarık, zengin veledi değişmeye başladı. Yöneticisi ne zaman konuşsa mazlum oldular, teknik direktörü her yaptığı açıklamada mağdur olduklarını söyledi. İnsanın inanası geliyor bazen ama "Fakir-fukara edebiyatı yaptılar" diye, rakibini aşağılayan yöneticilerin mazlum oldukları inandıcı gelmiyor.

Taraftarı, yöneticisi, futbolcusu bugüne dek ne yaptıysa, sırtı okşandı, yanaklarından makas alındı, "Sen bizim en sevdiğimiz çocuğumuzsun" diye gururları okşandı.

İş artık öyle bir raddeye geldi ki, Meireles'in yaptığı hareketler aleni olarak görünmesine karşın, hakemin suratının ortasına tükürdüğü ayan beyan ortadayken, hakeme İngilizce küfür ettiği kabak gibi ortadayken, eleman çıkıp "Hakemi dava edeceğim" diye utanmazca açıklama yapıyor. Götü yiyorsa aynı hareketi İngiltere'de yapsaydı ve götü yine yiyorsa aynı hareketi yaptıktan sonra bu basın açıklamasını İngiltere'de yapsın. Bak bakalım ne oluyor? Daha açıklamanın yarısına gelmişken, eline bonservisini tutuşturup, ülkeden postalarlar adamı.

İşin ilginci, neymiş efendim ilk kırmızı kartıymış bu? Birader cezaevleri; ilk tecavüzünü eden, ilk hırsızlığını gerçekleştiren, ilk cinayetlerini işleyen insanlarla kaynıyor. Oldu ebenizin amı, hepsini çıkartalım dışarıya. Nasılsa ilk kez yapmışlar, bir daha olmaz!

Yönetimine gelince; "Bu cezanın futbolcumuz Raul Meireles'e değil tüm camia olarak Fenerbahçe'ye verilmiş bir ceza olduğunun farkındayız. Tahkim Kurulu'nda yapılacak duruşmaya Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım ve diğer tüm ilgililerin bizzat katılacağını, tarafımızdan konuya verilen önem nedeniyle hukuki mücadelemizin devamında ise yönetim kurulumuz tarafından alınacak kararların radikal ve Türk futbolunu yakından ilgilendirecek nitelikte kararlar olacağını tüm kamuoyuna bildiririz" diye tehditler savurmaya devam ediyor.

Bu "Türk futbolunu yakından ilgilendirecek devrim niteliğindeki kararlar" bir zahmet alınsın. Aziz Yıldırım'ın başkanlığı süresince bu tehdit sürekli savruluyor. Ben Aziz Yıldırım'dan en az 10 kez "havuzdan ayrılırız" tehdidini duydum ama havuzun suyu ılık geliyor olmalı ki, bir türlü çıkamıyorlar ve kulüp olarak devrim niteliğinde olacak, o kararı alamıyorlar. Alın amına koyayım şu kararı artık, alın ya! Alamıyorsanız da, başka bir tehdit üretin mümkünse.

Meireles'e ceza veren PFDK bütün Fenerbahçe camiasını cezalandırıyor ama gecenin bir yarısı şike kararlarını internet sitesinden açıklarken şahane bir karar vermiş oluyor he mi? He canım benim, öyle tabii (!)

İş artık satranca döndü. Cezanın verilmesinden bir gün önce Aykut Kocaman çıkıyor, "Bu bir komplo teorisi. Fenerbahçe ile ilgili inanılmaz bir organizasyon var. Bunun ortasında kimler var bilmiyorum. Allah sonumuzu hayretsin" diye açıklama yapıyor. Futbolcusuyla konuşmuş, futbolcusu tükürmediğini söylemiş. Aykut Kocaman'ın biraz şerefi, biraz gururu, biraz namusu varsa, açar görüntüleri hakeme nasıl tükürdüğünü görür. Ama ne yapıyoruz? Olmayan şeyi aramıyoruzzzz.

Bu 'mağduruz, mazlumuz' teranesinin boku çıkmaya başladı. Her başarısızlıktan sonra, kendi fikirlerine göre aleyhlerinde her karardan sonra "Organizasyon var", "Allah sonumuzu hayretsin", "Cezamız daha bitmedi mi?" diye ağlamanın bir sonu gelsin artık.

Şimdi bunu okuyan Fenerbahçeli adam, ağzına ne gelirse saydıracak bana. Birader, otur bir düşün lan! Son 10 yılı kafanda bir evir, çevir. Sana "yapacağız, edeceğiz" diye verilen vaatlere bir bak. Aziz Yıldırım denen futbol zararlasının, Türkiye'de futbolu ne hale getirdiğine bir bak. Eyvallah, elbette kulübünün arkasında olacaksın, tabii ki desteğini esirgemeyeceksin ama sürekli siz mi haklısınız amına koyayım? Ulan başkanın basın toplantısı yapıyor, "Biz şike yapmadık" diyemiyor. "Herkes ne kadar temizse Fenerbahçe de o kadar temizdir" diyebiliyor ancak.

Yahu başkanın Antu zekâsına sahip açıklamalar yapıyor. Hakikaten samimi olarak soruyorum, bundan hiç mi rahatsız olmuyorsunuz. Lan Galatasaray Kulübü Başkanı çıkıp dese ki, "Bizden büyük olmaları için önce UEFA Kupası'nı almaları lazım" diye, yeminle ne anasını bırakırım, ne bacısını. Taraftarın arasında yaptığı geyiği, basın toplantısında söyleyen başkan mı olur? Hadi onu geçtim, "Koreografi nasıl yapılır 33. hafta göstereceğiz" diyen başkan olur mu oğlum? Hayır, dünyanın en ultra süper koreografisini yapsan, başkan bununla övünür mü?

Bu gidişin sonu iyi değil, bunu 17 Mayıs 2010'da yazmıştım, yineleyeceğim. Türkiye'nin en büyük kulüplerinden biri,  vitesi boşalmış kamyon gibi duvara doğru ilerliyor. Kimse hatayı kendinde aramıyor. Suçlu hep bir başkası ve haklı her zaman Fenerbahçe. Öyle mi?

Yahu gözünü seveyim biraz kafatasınızın içindekiyle düşünün, bırakın götünüzle düşünmeyi.

Fenerbahçe camiası artık iktidardan rol çalmayı bırakıp, mazlum-mağdur edebiyatına da bir zahmet son versin. Milyar dolarlık heriflerin yönettiği, yüz milyonlarca liralık bütçelere sahip bir kulüp mağdursa, Akhisar, Kilimli Belediye, Şırnakspor v.s. v.s. yöneticileri ve taraftarları kendilerini meydanlarda yaksın.

19 Aralık 2012

Hareket


Almanya'da "Bir şey sorabilir miyim?" anlamı taşır.
İngiltere'de "Saat 1'de buluşalım" anlamı taşır.
Fransa'da "Bir bakar mısınız?" anlamı taşır.
Finlandiya'da "Bu birrrrrr" anlamı taşır.


Yunanistan'da "Çık hele aradan" anlamı taşır.
İskoçya'da "İki arada bir derede" anlamı taşır.
Norveç'te "İkisi bir arada" anlamı taşır.
Arnavukluk'ta "Pencereden baksana" anlamı taşır.


Moritanya'da "Kolum ağrıyor, bir ovalasana" anlamı taşır.
İsveç'te "Pazularım ne kadar da güzel değil mi?" anlamı taşır.
Bulgaristan'ta "Katibime 'kol'alı da gömlek ne güzel yaraşır" anlamı taşır.



İtalya'da "Sen sıfırsın" anlamını taşır.
İzlanda'da "Oooooooooo" anlamını taşır.
Kamerun'da "Meydanda buluşalım" anlamını taşır.
Portekiz'de "Okey" anlamı taşır.
Fenerbahçe camiasında "İlk kırmızı kartımı gördüm" anlamı taşır.


Bu son hareket de, olsa olsa dolma tarifi, okey'in pekiştirilmiş hali ya da "İlk kırmızı kartımı gördüm, işte bu da bir demek" anlamında olsa gerek. 

Bu kadar hacıyatmaz kıvamında bir camia olamaz sanırım. "Futbolcumuza linç başlatıldı" diye ağlayanlar mı dersiniz, "8-9 maç ceza verilirse bu ülkenin parası gidiyor" diye mi ararsınız. 

Zeka sınırlarını zorlayan demeçler veren bir başkana sahip olmak, hakikaten büyük gurur ve onur vesilesi. Yenildiği bir maçtan sonra yuva çocuklarını kıskandıracak nitelikteki "Ülkenin parası gidiyor" beyanatı karşısında söylebilecek bir şeyim yok.

Meireles'in yaptığı hareketi savunmaya çalışan tüm gerizekalılara, Türkiye'de ve dünyanın her yerinde aynı anlama gelecek bir hareketi göndermek lazım.

Size gelsin...


17 Aralık 2012

İsterseniz kusura bakın ama orospu çocuğusunuz


Maçla ilgili bir şey yazmayacağım, daha farklı bir skor bekliyordum, boktan bir oyun oldu Galatasaray kazandı.

Raul Meireles, 82. dakikada ikinci sarı karttan kırmızıyla oyundan atıldıktan sonra önce hakeme 3 ya da 4 kez dönüp dönüp 'ibnesin' anlamına gelen bir işaret yaptı, ardından suratının ortasına tükürdü.

Maçtan sonra bunun haber olup olmayacağını merak ettim. Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Ntvspor, Lig Tv, Posta, Vatan, Radikal gibi medya kuruluşlarının internet portallarına baktım. Herkes söz birliği etmişcesine bu olaylar sanki hiç yaşanmamış gibi sadece "Kırmızı kart doğru mu?" ve "Fenerbahçeli yıldız Meireles bir ilki yaşadı" şeklinde verilmişti haber.

Bekledim, bekledim, biraz daha bekledim. İçimden "Kötü niyetli olma, belki geç girerler" diye geçirdim. Ama maçın bitmesinin ardından 3 saat geçmesine rağmen Meireles'in hakeme defalarca yaptığı 'ibnesin' işareti ve suratının ortasına ılıman Portekiz ikliminden kopup gelen tükürüğünü haber yapmaya değer görmemiş şanlı Türk medyası.

12 Ağustos 2012 tarihindeki haber portallarına baktım. Maç haberinin önünde "Engin hakeme saldırdı", "Kaç maç ceza alacak?" haberlerinin geçtiğini gördüm. Evet, Engin'in hareketi de su götürmez derecede haksızdı, yapılmaması gerekirdi ve cezasız kalmamalıydı. Buraya kadar tamam mı? Tamam.

Bu yavşak medya (sadece spor medyası demiyorum, medya külliyen yavşak çünkü) bir futbolcunun, hakemin suratının ortasına tükürmesini haber değeri olarak görmüyor. Ya da hakeme "Oğlum, sen ibnenin önde gidenisin, hatta bayrak taşıyanısın" hareketini de haber değeri olarak görmüyor.

Tabii ya, her gün biz yaşıyoruz ya bu hareketleri (!) Amacın ne olduğu belli, yaşanmış bir olayı gözlerden ırak tutarak, verilecek cezanın minimum seviyesine indirilmesi. Neden? Çünkü bu yavşak kurumların başındaki heriflerin tamamına yakını Fenerbahçe sevdalısıdır. Ehh haber hiçbir yerde görülmezse de, yangından mal kaçırmak da kolay olur.

Bu olay hakem raporlarında nasıl yer alacak?
Raul Meireles'e kaç maç ceza verilecek?
Yavşak Türk basını bu olayı haber haline getirecek mi?

Şu hareketleri Melo ya da Engin yapmış olsaydı, şu an ortalık yangın yerine çevrilmişti. Şu an ölü taklidi yapan haber siteleri, "Terbiyesiz Melo hakemin yüzüne tükürdü", "Engin'den görülmemiş terbiyesizlik", "Melo hakeme i..e dedi", "Engin uslanmıyor, bu kez haddini aştı" diye birbirinden yaratıcı başlıklar atıp, tüm ülkenin önüne atıvermişti ikisini de.

Ama yoooooooooook, Fenerbahçeli çocuklar yapmaz öyle şey. Baksana kariyerinde ilk kırmızı kartını görmüş, kesin bunun altında bir hinlik olmalı, değil mi? Onlar mağdur, Temmuz sürecinden bu yana işkence ediyorlar, eziliyorlar, ayrıca cezaları da bitmedi. Ha canım haa!

Hah işte, hepsini topla-çarp, böl-çıkar, Fenerbahçe'nin bu ülkede medya tarafından nasıl korunup kollandığını gör. Engin için götünü yırtan yavşak medya, Meireles'in terbiyesizliklerine ve hakemin suratının ortasına tükürüğünü görmüyor, görmezden geliyor.




Sonra aynı yavşaklar medya etiğinden, medyanın insanların haber alma özgürlüğünü sağladığından dem vururlar. Namustan söz edecek, son insanlarsınız. İster kusura bakın, isterseniz bakmayın ama alayınız orospu çocuğusunuz.

14 Aralık 2012

Bazen taraftarlığından utanırsın, hem de çok


Takım taraftarı olmanın çok zaman, berbat yönleri vardır. Tabii bu görebilenler için berbattır, göremeyenlere, her yapılana bir savunmayla karşı çıkanlara, holiganlık edebiyatıyla taraftarlık ruhundan söz edip vandallığa kılıf uyduranlar için böylesi 'berbat' bir duygu yoktur.

Daha önce yazmıştım, bir Galatasaraylı olmama karşın, renklerini sevdiğim takımımdan utandığım zamanlar oldu. Bunlardan biri de Oktay Akdemir yani nam-ı diğer Mühendis Oktay'ın iğrenç bir biçimde katledilmesidir.

Ne diyeyim bilmiyorum, 30-40 kişinin kalaslarla, demirlerle, farklı renkte bir kaşkol giydi diye linç edilmesi ne aklıma, ne mantığıma, ne de vicdanıma sığmıyor.

Olayın tek tanığı Barış Tut, kaleme aldığı 'Futbol nedir ki' kitabında olay anını şöyle anlatıyor: "Bir anda binlerce insan doluştu Mecidiyeköy caddelerine. Önce beşiktaş taraftarı çıktı dışarıya. Kalabalığın arasına karışarak buluşma noktasına gittim. Epey sonra Galatasaray taraftarları göründü. Süreyya erken davrananların arasında, çabucak geldi sözleştiğimiz yere. 

Geldiğimiz gibi, yürüyerek dönmeye karar verdik. Biraz arkamızda yaklaşık elli kişilik bir grup, ellerinde sopalar ve demir çubuklarla küfürler ederek ilerliyordu. Grubun liderliğini uzun boylu, sarışın ve yüzünü atkıyla örtmüş bir genç yapıyordu. 
Elinde kalas gibi kalın bir sopa vardı. arkamızdan geldiklerini bilerek, ama hızlanmadan, dikkatle yürüyüşümüzü sürdürdük. Şişli yolu üzerindeki bir durakta, demirlere yaslanmış sessizce duran genç bir adama şöyle bir gözümüz takılmıştı ama hemen arkamızdan gelen ve artık yoldan geçen araçları taciz etmeye başlayan grup ona vahşi hayvanlar gibi saldırdı. sopalar çoktan yere serilmiş adamın üzerine inip kalkıyordu. 
Adamın hareketsiz duran bedenine sayamadığımız kadar çok tekme indirdikten sonra çemberi genişlettiler. Sarışın genç, elindeki sopayla son darbeyi vurduktan sonra, izlendiğinin bütünüyle bilincinde olarak, başını kaldırdı ve çevresini süzdü. O nefretle bakan gaddar gözleri unutmak kolay olmayacaktı..."

Acı olan ne biliyor musunuz? O gün, İtalya'dan Beşiktaş'ını izlemek için maça gelen bir gence onlarca kişinin saldırması, içlerindeki nefreti oluk oluk akıtması. Boktan bir savunma olsun diye söylemiyorum ama bu nefret, salt renklerle ilintili değil. Çünkü gözlerimin önünde, aynı takım taraftarı olan 50 yaşında bir adama karısının yanında ölesiye dayak atıldığını da, bir Fenerbahçe maçı gününde elinde market poşetleriyle üstünde Fenerbahçe forması var diye genç bir kıza saldırıldığını da gördüm.

Stadyumlar ve çevreleri, maç günleri kurtarılmış alanlara dönüyor. O günlerde, sürü psikolojisinin de etkisiyle toplum içinde yapamayacağı her şeye cüret ediyor insanlar. Dilediğine sataşabilme özgürlüğü, istediğine dalabilme rahatlığı, ve herkese, her şeye küfür edebilme lüksü de cabası.

Bu yüzden tribün kültürü denilen şeyden ölesiye nefret ediyorum. Çarşı'dan, Ultraslan'dan, Genç Fenerbahçeliler'den v.s. v.s. hepsinden tiksiniyorum. Mutlaka içlerinde doğru düzgün adamlar vardır ama aidiyet sağladıkları gruba ihanet edecekmiş gibi gelse gerek her boka kılıf uyduruyorlar, yapılan her türlü iğrençliği de savunuyorlar. Bunu en aklı başında, en doğru düzgün dediğim insanların bile yaptığını gördüğüm için artık şaşırmıyorum.

Bu ülkede tribün kültürü denilen şey, üç-beş çapulcunun kendilerine 'reis', 'abi', 'başkan' diyen 300-500 gerizekalıdan daha zeki olup, onları kullanarak, koca bir rantı bölüştüğü sistemden başka bir şey değil. Kendilerine otoparklar, araba galerileri, lokantalar açan abi'lere bakınca, demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Türkiye; öylesine adalet duygusunun eksikliğini bize sürekli hissettiren bir ülke ki, Mühendis Oktay'ı öldürenler, 21 yıldır tribünlerde yerlerini alıyorlar. Daha acı olanı, senin renklerini sevdiğin, yendiğinde sevindiğin, yenildiğinde üzüldüğün kulübün yöneticileri, bu katillere bilet veriyor, onların geçimini sağlıyor, kulüp binasına kadar sokup bu it takımıyla muhabbet ediyor.

Bazen sağda solda okuduğumda gülüyorum. "Bu takımın formasını giyen kimseye küfür edilmez", "Bu takımın yöneticisine kimse hakaret edemez", "O adamlar yağmur çamur demeden bu takımı destekliyor. Eleştirmeye hakkın yok" gibi embesillerin bile aklına gelmeyecek savunmalar okuyorum. Sizin geçmişinizi sikeyim ben. Üstüne başka yorum yapmayacağım.

Tribünlerinizi de sikeyim, Galatasaray'ınızı, Beşiktaş'ınızı, Fenerbahçe'nizi, Bursaspor'unuzu, Eskişehirspor'unuzu da sikeyim.

Hiçbir şey ama hiçbir şey 30 yaşındaki bir insanın hayatından önemli değil ve asla olamaz.

Bugün 14 Aralık, benim Galatasaraylılığımdan utandığım gün.

13 Aralık 2012

Dün ve bugün



Bugün 13 Aralık. Kimseye bir şey ifade etmeyen bu tarihte, Erdal Eren, faşist darbeciler tarafından katledildi. İşlemediği bir suçu 17 yaşındaki bir gencin üstüne yıkıp, Erdal'ın yaşıtlarına ibret olsun diye darağacına çıkarttılar.
Darağacına çıkmadan önce, yazdığı son mektupta şöyle diyordu Erdal: "Cezaevinde yapılan (Neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi.İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm.Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım yada meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi.Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur."

Bu satırları 17 yaşında bir genç yazıyor. Şimdi bunu düşünerek, günümüz 17'lerinin konuşmalarını dinleyin, söylediklerine kulak verin, hayallerine bir bakın. Aptal, pısırık, korkak, onursuz nesiller yetişiyor bu ülkede. İnsanlara daha çocuk yaşlarda köşe dönmenin, ünlü olmanın hayallerini kurduruyorlar.İşte 12 Eylül tam da, bunun için en adi, en şerefsiz yöntemleri kullanarak yapıldı. Cezaevlerinde özenle işkence (!) yapılsın diye, ABD'ye eğitime gönderildiler polisler.

Bir insanın, gencecik bir erkeğin hayatını çalmak ne kadar aşağılıksa, olan bitene ses çıkartmamak, isyan etmemek, hatta hatta alkış tutmak daha aşağılık bir durum olsa gerek. Bunlar dün de vardı, bugün de var.

Dün 12 Eylül yapılırken, "Türk silahlı kuvvetleri ülkemizde her şeyin çıkmaza girdiği bir dönemde yönetime el koymuştur. Bence zamanında ve yerinde bir karar alınmıştır. Halkımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (Sezen Aksu)", "Herkes gibi benim de fikrim hayırlı olması Belli bir rahatlığın gelmesi hepimizin dileği arzusuydu. Terörün anarşinin bitmesi hepimizin arzusuydu. Hayırlı olsun ülkemize. (Türkan Şoray)" diye mutluluktan içi içine sığamayanlar vardı, bugün de üniversiteli gençler mahkeme kapılarında süründürülürken, insanlar boktan davalarla cezaevlerine gönderilirken ağızlarını bile açmıyorlar. Dünün yavşaklarının yerini, bugün; televizyonlardan, gazetelerden, twitter'dan 'Sayın' başbakanlarının kıçını yalayan Acun'lar, Hülya Avşarlar, Özcan Deniz'ler aldı.

Bugün kurulan mahkemelerin pek çoğu düzmece ve yalandan ibarettir. 12 Eylül'ü yargılamaktan söz edenler, Erdal Eren'in ailesi bu davalara müdahil olmasını bile engellemiştir.

12 Eylül'de 'terörist' ilan edilen Erdal Eren'in aradan yıllar geçtikçe suçsuzluğu nasıl kanıtlandıysa; bugün dalkavuk, yalaka, yavşak takımının yere göğe sığdıramadığı başbakanlarının ve iktidarlarının, bu ülkeyi nasıl bir bataklığa soktukları, nasıl parselleyip sattıkları, nasıl vatan haini oldukları öyle kanıtlanacaktır.

Erdal'ı asanlar bugün götlerinde bebek beziyle yataklarında yatıyor. Erdal'ın üstünden siyaset yapıp, TBMM'de timsah gözyaşı dökenleri de öyle görmek ve suratlarına tükürmek umuduyla.

12 Aralık 2012

'Akbaba' görevde



Galatasaray'la ilgili son kaleme aldığım yazı Karabük maçı sonrası Manchester United maçı öncesine  geliyordu. Kısa ve öz olarak anlatmam gerekirse, ManU'nun, Galatasaray'ı sikebileceği yönündeydi. Birtakım gerizekalılar yorum yazmış "Hani lan neredesin, Galatasaray kazandı maç yazısı yazmamışsın" mealinden. Bir de 'akbaba taraftar' nitelemesinden bulunmuş. Ben buradayım da, kafama göre takılıyorum senin ondan haberin yok sanırım dalyarak familyasının tipik örneği. Bloğu sürekli takip etmediğinden, eskisi gibi sürekli yazmadığımı anlayamadıysan beynini sikeyim senin.

Hazır Galatasaray'ımızı elemişlerken, akbabalık yapmaya devam edeceğim 1461 Trabzon maçı sonrasında.

Galatasaray'ın sezon başından bu yana sahaya çıktığı maçlardaki 11'lere baktım az önce. İlginç şeyler var. Tek tek sıralı aşağıda, kıçını kaldır bir zahmet bak, sonra akbabaydı, yaraktı, kürekti diye mal mal konuşma.


Galatasaray-Kasımpaşa: 2-1

Fernando Muslera                           
Dany Nounkeu                  
Tomas Ujfalusi                  
Hakan Balta                      
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Aydın Yılmaz                       
Selçuk İnan                       
Emre Çolak                         
Johan Elmander                                
Umut Bulut

Beşiktaş-Galatasaray: 3-3

Fernando Muslera                           
Hakan Balta
Semih Kaya                         
Emmanuel Eboue                            
Tomas Ujfalusi                  
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                        
Felipe Melo                        
Emre Çolak                         
Johan Elmander                               
Umut Bulut

Galatasaray-Bursaspor: 3-2

Fernando Muslera                           
Dany Nounkeu                  
Hakan Balta                        
Semih Kaya                         
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                 
Selçuk İnan                         
Felipe Melo                        
Emre Çolak (61'de çıkıyor, Galatasaray 2-1 galip durumda. 72 ve 80'de atılan gollerle maç 3-2 bitiyor) "Dipnot: Gelen yorumlardan biri üzerine düzeltilmiştir, Galatasaray mağlup duruma düşmedi, tamamen yazım hatası)
Johan Elmander                                
Umut Bulut

Antalyaspor-Galatasaray: 0-4

Muslera                           
Cris                       
Hakan Balta                      
Semih Kaya                         
Emmanuel Eboue                            
Aydın Yılmaz                       
Selçuk İnan                         
Felipe Melo                        
Nordin Amrabat                              
Johan Elmander                               
Umut Bulut

Emre Çolak Antalyaspor maçında hiç oynamıyor. 

Galatasaray-Akhisar: 3-0

Fernando Muslera                           
Cris                         
Dany Nounkeu                  
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                       
Felipe Melo                        
Albert Riera                        
Emre Çolak                         
Burak Yılmaz                      
Sercan Yıldırım

Orduspor-Galatasaray: 2-0

Muslera                           
Cris                         
Hakan Balta                        
Semih Kaya                       
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                         
Felipe Melo                        
Nordin Amrabat                               
Johan Elmander                                
Burak Yılmaz

Galatasaray-Eskişehir: 1-1

Fernando Muslera                           
Cris                         
Dany Nounkeu                  
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                 
Selçuk İnan                         
Felipe Melo                        
Albert Riera                        
Emre Çolak                         
Burak Yılmaz                      
Umut Bulut

Gençlerbirliği-Galatasaray: 3-3

Fernando Muslera                           
Dany Nounkeu                  
Hakan Balta                       
Semih Kaya                         
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Felipe Melo                      
Emre Çolak (83'te çıkıyor, Galatasaray 3-2 mağlup. Çıktıktan sonra maç 3-3 bitiyor)
Nordin Amrabat                             
Johan Elmander                               
Burak Yılmaz

Galatasaray-Kayseri: 3-0

Fernando Muslera                           
Cris                        
Dany Nounkeu                  
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                         
Albert Riera                        
Yekta Kurtuluş                   
Nordin Amrabat                               
Burak Yılmaz                      
Umut Bulut

(Melo oynamıyor, yerine Yekta forma giyiyor. Süper solak, muhteşem genç, harikulade yetenek Emre 76’da giriyor ama skor 3-0 ve maç da öyle bitiyor)

İBB-Galatasaray: 1-3

Muslera                           
Cris                       
Dany Nounkeu                  
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                 
Selçuk İnan                        
Albert Riera                        
Yekta Kurtuluş                   
Nordin Amrabat                               
Burak Yılmaz                       
Umut Bulut

(Melo oynamıyor, Emre yedek giriyor. Vandırkit Emre oyuna girdiğinde skor 2-0, maç 3-0 bitiyor)

Mersin-Galatasaray: 1-1

Muslera                           
Cris                         
Dany Nounkeu                  
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                         
Albert Riera                      
Yekta Kurtuluş                   
Emre Çolak                         
Burak Yılmaz                       
Umut Bulut

(Melo yok, Emre 67’de oyundan çıkıyor maç 1-1)

Galatasaray-Karabük: 1-3

Muslera                           
Cris                         
Dany Nounkeu                
Hakan Balta                        
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                       
Felipe Melo                        
Emre Çolak                         
Burak Yılmaz                      
Umut Bulut

(Melo ve Emre birlikte sahada. Üstelik bonus olarak Hakan Balta sol bekteki yerini almış)

Elazığ-Galatasaray: 0-1

Muslera                         
Cris                       
Semih Kaya                         
Sabri Sarıoğlu                     
Felipe Melo                      
Albert Riera                        
Yekta Kurtuluş                  
Engin Baytar                       
Nordin Amrabat                               
Johan Elmander                                
Umut Bulut

(Emre 66’da oyuna giriyor, Melo penaltı kurtarıyor)

Galatasaray-Gaziantep: 1-1

Muslera                           
Dany Nounkeu                  
Semih Kaya                         
Emmanuel Eboue                            
Hamit Altıntop                   
Selçuk İnan                         
Felipe Melo                      
Albert Riera                        
Nordin Amrabat                             
Burak Yılmaz                      
Umut Bulut

(Emre 46'da oyuna giriyor, skor 0-0)

Sivas-Galatasaray: 1-3

Ufuk Ceylan
Dany Nounkeu                  
Hakan Balta
Semih Kaya                         
Emmanuel Eboue                            
Aydın Yılmaz                       
Selçuk İnan                         
Yekta Kurtuluş                   
Nordin Amrabat                               
Burak Yılmaz                      
Umut Bulut

(Melo yok, Emre maçın skoru olan 3-1’ken oyuna giriyor)



Hepsini okuduysan, yazıya geçelim şimdi. Elbette her maç, karşılaşmanın bitimindeki skorla değerlendirilmez ancak eğer maçların hepsini hatırlıyorsanız, söyleyeceklerimi daha iyi anlarsınız. Haaa yazıda Fatih Terim'e geçirmeceler var, Terimtaparlar, Terimelafsöyletmeyizler, Terimgötümüsiksinsesimiçıkartmamcılar okumasın. Boş yere; siz de, ben de üzülmeyelim, sinir harbi yaşamayalım.

Bu sezon Melo açısından kayıp bir yıl yaşıyoruz. Galatasaray'ın 3 atarak kazandığı Sivasspor, İBB ve Kayserispor maçlarının ortak öznesi, Melo'nun sahada olmayışı. İlginçtir, bu yıl Selçuk İnan'ın da oynadığı en iyi karşılaşmalar bunlar. 

Süper Kupa maçını da sayarsak, Galatasaray 24 resmi maça çıktı bu sezon. 24 maçın 24'ünü de izleyenlere soruyorum. Melo hangi maçta iyi oynadı? Yekta oynadığı karşılaşmalarda Melo'dan daha iyi miydi, değil miydi? Göze battığı tek maç TT Arena'daki Manchester United maçı değil mi? Bir zahmet bana o gün, Manchester United'ın orta sahasından 3 isim sayın. Bir yere bakmadan, hemen yazın bir kenara. Ve o maçı yeniden izleme fırsatınız varsa izleyin, Galatasaray orta sahasının nasıl seri biçimde geçildiğini görün. Seyirciyi yumruklarını sıkarak gaza getirmekle, bir kafa vuruşuyla Galatasaray orta sahasında oynanabiliyorsa, ben yumruklarımı kıçıma bile sokmaya hazırım. Herif oynadığı maçların tamamında berbat ötesiydi, millet halen "Geçen yılki Melo" diye kendisini avutuyor.

Hah, işte bu noktada geliyoruz Fatih Terim'e. Sahada oynanan futbolu kendisi gayet iyi görüyor. Ciddi ciddi merak içindeyim Melo'dan, Cris'ten, Çağlar'dan, Emre Çolak'tan nasıl bir beklentisi var acaba? Hadi Melo'nun referansı var diyelim, onu geçelim. Birader Cris ne amına koyayım ya!!! Hakikaten Cris ne lan! Ben Galatasaray altyapısında oynayan stoper genç olsam, bir saniye durmadan siktirip giderim o kulüpten. Gerçi Cris'in Şampiyonlar Ligi tecrübesi, kimsede yoktu, onu unutuyorum. Böyle bir savunmamız var; "kariyerinde bilmem ne kaç Şampiyonlar Ligi maçı oynadı" diye. Bu ülkede, her bokun savunması hazırdır zaten. "Terim aldıysa bir bildiği vardır" diye de eklediler. Sahada transfer bilgisini görüyoruz, beli dönmüyor yavşağın.

Emre Çolak'a söyleyecek çok sözüm var ama hakikaten değmez. Ekseni etrafında dönsün yavşak, döne döne siktirip gider bir gün.

İnatla futbol takımı yönetilmez, keza 'ben yaptım oldu' kafasıyla da olmaz. Haftalarca Galatasaray'ın orta sahasının nasıl ezildiğini, Selçuk İnan'ın nasıl çaresizce bir o yana, bir bu yana koşuşturduğunu, topu kendi yarı sahasından alan her rakip futbolcunun Galatasaray orta sahasını nasıl geçtiğini izliyoruz. Fatih Terim bu durumun farkına 20. maçta vardı ancak.

Teknik direktörle, benim farkı bu olmamalı. Herkesin 8. hafta farkettiği şeyi, Fatih Terim 20. hafta fark ediyorsa, ortada bir sorun var demektir. Birkaç hafta sisteminde diretirsin, inat edersin, bu anlaşılır bir durum ama 13 hafta inat ediyorsan, bu saçma bir kapristen başka bir şey değildir. Olmuyorsa başka bir şey deneyeceksin, o da olmuyorsa bir yenisini. 

Gel şimdi, oyuncu değişikliklerine. Oyuncu değişikliği şu olmamalı. Skor 1-1 ya da 1-0 yeniksin, Elmander kötü oynuyor, hoooop onun yerine Umut'u al. Ambabat dökülüyor yerine Aydın'ı al. Portekiz'deki 2-1'lik Braga maçı dışında, Terim'in oyunu değiştirmek adına sistem değişikliği yaptığını görmedim. Forveti 3'le, forveti 4'le, oyuna tüm kanat oyuncularını al, karambole yığ oyunu, sağdan ortala, soldan ortala skoru değiştirmeye çalış. Bu mu modern teknik direktörlük? Rakibin yarı alanında kaos yarat, bala göte atarsan, kral ol. Bak, bunu en iyi yapan teknik direktör Daum'dur. Geriye düştüğü her maçta ne kadar forvet varsa oyuna sokar, yanlarına 2 de stoper hediye edip, abandıkça abanırdı. Ama işte Daum teknik direktör filan değildi. Zaten öyle teknik direktörlük de olmaz.

Neyse bu kadar Terim eleştirisinden sonra artık sülaleye kadar uzanan küfürleri sıralayan olur. O yüzden daha fazla ileriye gitmeyeyim. Ama şunun bilinmesi lazım ki, Fatih Terim, hata yapmakta ısrar ediyor.

Kimse kusura bakmasın ama Cris'ten, Emre Çolak'tan, haftalardır dökülen Melo'dan medet umuluyorsa, Galatasaray bu yıl büyük hayal kırıklığı yaşar. Bunun savunması "Yağğğğğğğğğ Şampiyonlar Ligi'nde üst tura çıkardı adam, 4 yıl üst üste şampiyon yaptı, UEFA Kupası'nı kazandırdı, sen kimsin, ne sikimsim, necisin de İmparator'u eleştiriyorsun" şeklinde olmamalı. Herkes eleştirilir, Fatih Terim kim ki, eleştirilemez bir zırha büründürülüyor anlam veremiyorum. 

Elbette bu bir seçimdir, herkesin beğenileri başka başkadır ama ben Galatasaray teknik direktörü olsam, bana kulüp başkanı "Sneijder mi, Kaka mı, Diego mu?" diye sorsa, bir saniye bile düşünmeden 'Sneijder' derim. Bu kadar yıldan sonra rahat rahat söyleyebilirim ki, Fatih Terim'e takım emanet ediyorsan, transfer işine bulaştırmayacaksın. 1996 yılından bu yana Terim'in istediği ve alınan oyunculara bir bakarsanız, demek istediğimi gayet iyi anlarsınız. Terim'in altını çizdiği ancak bu takıma kazandırılan Hagi ve Elmander isimlerine bakarsanız, tabloyu daha iyi görürsünüz. 

Galatasaray ve Fatih Terim, rakiplerinin aptallığına ve Aykut Kocaman'a yatıp kalkıp dua etsin. Şans bir yerde döner, sonra kaçan fırsatın arkasından koşturup durursun, sezon sonunda da "Canımız sağolsun" diye kendini avutursun.

Galatasaray'ın Süper Kupa finali dışında rakibini ezdiği tek bir maç bile hatırlamıyorum. Cepten yiyoruz ama o cep bir gün boşalıverir.

Akbabalığımı yapmış bulunuyorum, yine bir mağlubiyetten sonra yazdım. Hele Fenerbahçe maçı kaybedilsin, bak o zaman neler yazacağım. Dalyarak; Galatasaray maç kaybedince zevkten 31 çektiğimi mi sanıyorsun?

"Melo bu maçta yoktu, ne alaka?" diye sorma, mallığın anlamı yok. Ayda yıldı bir yazıyorum, toplu olsun istedim.

Emre, Melo ve Cris'in ilk 11'de oynadığı her maçın favorisi rakiptir, sezon başından beri böyle oldu.