şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2015

İşte Galatasaray bu durumda


Yazının ana fikrini ilk cümleden vereyim, hepimiz rahatlayalım.

Başkanı kifayetsiz, yönetimi beceriksiz, futbolcusu yeteneksiz, teknik direktörü bariz işlevsiz bir takıma sahibiz. Yazının ana fikrini, başında verdiğim için okumasan da olur.

Böyle uzun aralıklarla yazınca, haliyle geniş bir toparlama yapmak gerekiyor ama bunlara girersem, muhtemelen bu yazı, destansı bir metin haline geleceğinden kısa kısa özetlemem gerekiyor.

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde bir bok yapamayacağını, şampiyonluğun kazanıldığı gün, “Hamza görevde kalırsa, Ocak ayını göremez” diyerek, belirtmiştim.

Millet 4. yıldız sarhoşuyken; saçma sapan futbol romantizmine ve taraftar coşkusuna kapılmadan kafası çalışan herkes dillendiriyordu bunu. Çünkü kazanılan şampiyonluğa rağmen sahada oynanan futbol, bas bas bağırıyordu, tünelin ucunda ışık görülemediğini.

Geçtiğimiz sezon berbat bir futbolla, muhteşem bir Muslera ve ona yakın olmasa da harika bir Sneijder sayesinde şampiyonluğa ulaştı bu takım. Hoş, halen sadece Muslera’nın sayesinde olduğunu düşünenlerdenim.

Koca yaz dönemi, taraftara anlatılan masallarla geçti. Biz ülke insanı olarak gereğinden fazla gerizekâlı olduğumuz için bir süre sonra söylenen yalanlara da inanmaya başladık. Misal ciddi ciddi Zlatan’ın geleceğini filan düşünmeye başladı millet.

Yönetim tek atımlık kurşunu Podolski ile harcayarak, artık isyan noktasına gelen taraftarın ağzına bir parmak balı çaldı, sonra yalanlara devam etti. Sezon sonunda “yıldızlar alacağız” cümlesinden, “kendi yıldızımızı üretmek zorundayız”a kadar geldik. Bu yıldız üretmek filan külliyen yalan ve içi boş cümleler, bunu ayrıca tartışmak gerekir.

Sezon başladı, yangından mal kaçırır gibi, oyuncu yollamaya başladık. Değerini bulan oyuncunun satılmasından yanayım ama giden adamların yerini doldurmak için aldığımız adamlar, pazara gece karanlığında çıkan garibanın domates, kabak toplamasından hallice oldu. Melo’yu gönderiyorsun, açığını Jem sikim Karacan’la, Bilal’le filan doldurmaya çalışıyorsun. O bölgede oynatabileceğin tek adam Jose’yi maça bile almıyorsun. Ki, Melo’dan doğan boşluğu doldurabilecek biri de değil bu İspanyol.

“Şu ligin en kötü iki takımı kim?” diye sorsalar, daha ilk haftada Mersin ve Osmanlıspor derdim. İçeride bu takımları yenemiyorsun. Gol kaçırmışız da, üstün olan bizmişiz de vs vs. Lan omurilik soğanınızı sikeyim sizin, bir zahmet üstün ol zaten, onlara karşı da eziliyorsan, siktir git PTT 1. Lig’e.

Takımda golcü diye Burak ve Umut Bulut var. İkisi de top class golcü değiller. Umarım malın biri çıkıp da, Burak Yılmaz kral filan demez. Biri artık pres bile yapamıyor, pres yapmayı kesilmekten son anda kurtulup Show Ana Haber’e çıkan sığır gibi koşmak sanıyor, diğeri 25 tane pozisyon bulup, onların 11’ini ezip, 8’inde topu ayağından kaçırıp, 3’üne doğru vuruşu yapamayıp, 2’sini gole çeviriyor. Böyle iki adam, Galatasaray’ın forveti, üstelik bütün sezon boyunca da bu iki herifle yola devam edeceğiz

Çıkar şimdi değerini içinden, hadi amına koyayım. Hadi lan, çıkart da göreyim. Senin o bölgeye bir değer çıkartmanla, benim götümden alev saçan ejderha çıkartma ihtimalim aynı. Sinan Gümüş diyor, çocuk Türkiye’de ligde bile oynatılmıyor, sonra pat diye Atletico Madrid maçında oynatıyor.

Beyzade, maçtan sonra, “Maalesef her maçta galibiyet bekliyoruz” diyor. Lan sen Granada’nın mı yoksa Empoli’nin teknik direktörü mü sanıyorsun kendini. Çalıştırdığın takım Akhisar Belediyespor değil, Galatasaray. Beklentiyi yüksek tutmayalım eyvallah, e amına koyayım senin Osmanlı’yla Mersin maçlarında da galibiyet beklemeyelim mi? Muhabbet kuşu sevenler derneği mi orası yavşak! Galatasaray taraftarı galibiyet bekler. Bu takım Manchester United’ı, Barcelona’yı, Real Madrid’i, Arsenal’i, Juventus’u filan yenerken, Ramiz Köfte’de az acılı köfte mi yiyordun?

Başından beri söylüyorum, çıkıp adam gibi “Paramız yok, bir sonraki sene Avrupa kupalarına katılamama riskimiz var, borç yükü çok fazla, o yüzden transfer yapamıyoruz” deseler, ağzımı açarsam, o açtığım ağzımın ortasına sıçsınlar. Bir takım her sene şampiyon olamaz, her sene başarılı olamaz. Bunları bilmiyor değilim, bilmesem 14 sene şampiyonluk görmememe rağmen Galatasaraylı olmazdım.

Başkan sıfatlı adam televizyona çıkıyor. Söylediği şeylerin yarısı yalan, yarısı kulaktan dolma. Herif, sanki sürekli saunadan yeni çıkmışçasına o terli suratıyla ekran kirliliği yaratması yetmezmiş gibi, milletin aklıyla alay ediyor. Bu herife sonra gireceğim, yazmaya başlarsam bitmez.

Bu takımın kadro mühendisliği tepeden tırnağa yanlıştır. Ağı paramparça olmuş pantolon gibi mal meydanda. Bala göte bir sezonu kurtarırsın ama birileri doğru hamleler yapar ve o şans artık yanında olmaz. Ligin tepesine bakın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Gerçi böyle deyince, “transfer obezi”filan oluyoruz. Sanki ben sadece transfer istiyorum, gelsin Zlatan’lar, gitsin Rooney’ler filan diye düşünüyorum sanki.

Avrupa’daysa o şansı adamın bir tarafına sokarlar. Rasyonel düşünüp, doğru kararlar alınmadığı sürece de, bu işleyiş kronikleşir.

Galatasaray’da her şey yanlış. Bak hocam, sezonun 4. haftası gelmiş ve Galatasaray gibi bir takımın forma reklamı yoksa, bunun üstüne yorum yapılmaz. Halen aptal aptal argümanlarla yönetim, Hamza savunuculuğu yapılıyor.

Bunların yaptığı şuna benziyor; herifin biri metrobüste pantolunundan dışarı 20 santimlik yarrağı çıkmış, üç tane akıllı (!) “Ya arkadaşlar lütfen hemen galeyane gelmeyin. Fermuarı açık olmayabilir, o gördüğünüz de belki elidir” diye savunmaya geçiyor. Aynen durumunuz bu. Koskoca yarrağı, başka şeylere benzetiyoruz.

Her tarafı dökülen bir kulüp haline gelmeye başladı Galatasaray. Benim kabullenemediğim şey budur.

İşin futbol meselesine gelince, bana Sabri’yi sağ bek diye, Emre Çolak’ı Aydın Yılmaz misali, ‘ha oldu, ha olacak’ diye, Umut Bulut’u golcü diye, Jem Paul’ü orta saha diye yutturmaya çalışmasın kimse. Aynı oyunu izliyoruz, kimin ne bok olduğunu sahada görüyoruz. Ama herkes futbol uleması siktiğimin ülkesinde. Sabri iki orta yapıyor, mest oluyor bu salaklar. İsim isim gitmek de istemiyorum fakat bu takımı neresinden tutsan dökülüyor.

Uzadıkça uzadı zira bu kadar uzun yazmak da istemiyorum. ‘Harç bitti yapı paydos’ diye bir söz vardır, Galatasaray tam olarak bu tanıma uyuyor. Transfer sezonu bitti, artık Hamza’nın götünden kuş çıkartmasını bekleyeceğiz. Koskoca 3 kupalı hoca, boru mu lan! Siz bekleyedurun, her zaman yaptığım gibi öncesinden yorumumu yapayım; Galatasaray’dan bu sezon bir bok olmaz. Olmayacak diye, sevmeyecek miyiz? Hayır aksine daha çok seveceğim ama bütün yaz eleştiren insanlarla ‘vizyon, kupa, 4. yıldız’ diye taşak geçtiniz, sıra bende. Bütün sezon taşak geçeceğim, muhteşem futbol bilginizle. Böyle cümlelerden sonra “Umarım göt olurum” derdim, mal meydanda, zerre korkmuyorum.

Hamza’nın hoca olmadığını er ya da geç kabul edeceksiniz. Hamza’nın çapı Akhisar’dan, Milli Takım’da yancılıktan öteye gitmez. Hamza’nın hocalığını Denayer’in açıklamalarından anlamak yeterli, bir oyuncu transfer etmişsin ve o oyuncuya “Sağ bek oynar mısın?” diye soruyorsun.


Başkanı kadrosundaki oyuncunun bedelini bilmiyor, hocası hangi mevkilerde oynayabileceğini bilmiyor. İşte Galatasaray bu durumda...

18 Aralık 2009

Mourinho'ya Londra sürprizi

Şampiyonlar Ligi'ne 2. tur kuraları çekildi. En ilgi çekici eşleşme, yıllarca Chelsea'nin teknik patronluğunu yapan Jose Mourinho'nun bu kez Londra ekibine rakip olmasıydı.

Zico'nun yeniden çeyrek final görebileceğini düşünüyorum, Bordeaux'un harikulade performansına karşın. Açıkçası, Zico'yu çeyrek finalde de görmek istiyorum...

Bold'lu yazılan takımların çeyrek finalist olacağını düşünüyorum.

Stuttgart-Barcelona
Inter-Chelsea
Olympiacos-Bordeaux
Bayern Münih-Fiorentina
CSKA Moskova-Sevilla
Lyon-Real Madrid
Porto-Arsenal
AC Milan-Manchester United

25 Kasım 2009

Ehh kısmet Trabzon'a


Manchester United kimseden çekmediği kadar çekti şu Türk takımlarından. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne gitmesini engelledi. Fenebahçe ve Beşiktaş ise uzun süreli yenilmezlik serilerini sonlandırdı.

Öyle ya da böyle eksik-gedik kadro ama deplasmanda MANU'yu yeniyorsan başarıdır. Helal olsun demek gerekir. Beşiktaş bağladı seriye önüne kim gelirse deviriyor. Şu performansı keşke Şampiyonlar Ligi'nde yakalasalardı da, bugün bir üst tura çıkmasını izleseydik.

Bence gecenin sürprizi değildi yine de. Hem Beşiktaş istim üstünde hem de Manchester United o eski takım değil. CSKA karşısında kılpayı kurtulmuşlardı ama çekirge bir kez daha zıplayamadı. Ronaldo'nun ayrılmasının ardından artık şapkadan tavşan çıkartan bir yıldızları da yok.

Kocaman tebrikler Beşiktaş'a, hepsine tekrar helal olsun. Trabzon da bir ara kıstırıp yenerse Manchester United, bir daha tövbe eder Türk takımlarıyla oynamaya.

Son not; Manchester United'lı futbolculara uyarımdır, Türk takımları şut çekerken derhal toptan olabildiğince uzaklaşsınlar. Çarpıp girme olasılığı çok fazla çünkü.

4 Kasım 2009

Şampiyonlar Ligi 4. hafta


Beşiktaş bildik, tanıdık eski dost kıvamında etkisizliğine etkisizlik kattığı bir biçimde Wolfsburg'a 3-0 yenildi. Ancak sürpriz nitelikteki sonuçlar da yok değildi. Manchester United-CSKA Moskova maçı futbol ziyafeti şeklinde geçti.

Öyle haybeden Manchester United olunmuyor. Can çekişen hastaya defiblatörle şok uygular gibi, giden bir maçta 1 puanı kurtardılar.

Atletico Madrid-Chelsea maçı çok ilginç geçti. 5 dakikada buldukları gollerle 2-1'lik üstünlüğü yakalayan İngiliz ekibi, 90. dakikada 1 puana razı olmak zorunda kaldı.

'Eski dost düşman' derler. Kaka yıllarını verdiği San Siro'da paşalar gibi karşılandı, maç da bu mealde 1-1 sonuçlandı.

Marsilya, ilk maçta yenildiği Zürih'ten intikamını çok fena alarak, 6-1 kazandı. Bayern Münih evinde Bordeaux'a 2-0 yenildi. Tahminim odur ki, Val Gaal-Münih nikâhı tez vakitte biter.

Juventus deplasmanda Haifa'yı, yine Porto deplasmanda APOEL Nicosia'yı 1-0 yendi ve gecede daha fazla sürpriz çıkmasına engel oldular.

20 Ekim 2009

Yeter ama artık Star TV


Ve Barcelona yıkıldı. Yıkılmak işin ironisi ama her zaman her takıma bir tokat gerekir, kimi zaman. Bu kez tokadı tanıdık bir isim Gökdeniz attı.

Maçı bölük pörçük izleyebildim ne yazık ki, Star TV adındaki kuruluşun yüzünden. Aleni olarak yayın kurallarını çiğniyor ve çiğnemekle kalmayıp, yerlebir ediyor.

Senelerden bu yana, böylesi sıkıntılar yaşamadı futbolseverler. Her Şampiyonlar Ligi maçında minimum 1 maç gösterilirdi çünkü. İsteyip istememekten ilintisiz bir durum bu. Yayıncı kuruluşun olmazsa olmazıdır, Şampiyonlar Ligi yayın kuralları açısından.

Ne yapmak istendiği konusunda bir fikrim yok ama birkaç dandik dizi yayını yüzünden bu maçları bir biçimde izleyemiyor futbolseverler.

Gerilere gitmeyi seviyorum yine öyle yapacağım. Adanademirspor-Livorno maç yayını için bildiri yazan ve bildiri yayınlayanları anımsadım. Bu konu hakkında herhangi bir girişimde bulunup bulunulmayacağını merak içinde beklemekteyim.

Belki tarihi maçlar değil ya da anlam açısından Adana'daki maç kadar önem arzetmiyor olabilir ama 3-4 dakikalık özetlerle yetinmek istemiyorum, kişisel açıdan. Yayıncılık açısından da tongaya düştüler. Bir Türk'ün Barça'yı devirmesini izlettiremediler. Emin olun ikinci maç canlı yayınlanacak ama...



Yani dilim gitmiyor, söylersem kendime saygısızlık yapmış olacağım ama "Cem Uzan neredesin?" demek geçiyor içimden. Yok, Fransa'da onu biliyorum da, el değiştirmeden önce böyle değildi bu televizyon. Söylemim o yüzden...

15 Eylül 2009

Emre Tilev harbi çektir git!


Emre Tilev: Sir Alex Ferguson'u hiç böylesine çaresizlik resmi verirken görmemiştim. Roma'da Barcelona karşısında 25 maçlık yenilgisizlik unvanını kaybederken bile böylesine çaresiz görünmemişti, böylesi dizlerini dövmemişti.

Birader, sen önce Van der Saar'ın kadroda olup olmadığını öğren. Sonra Foster kaleyi nasıl almış onu öğren. Van der Saar, sakat mı değil mi, sor soruştur. Ondan sonra edebi tavırlarla maç anlatmaya çabala.

Bütün maç boyunca saçma sapan benzetmeler, garip yorumlar. Dünyanın en büyük organizasyonlarından birini böylesi rezil spikercikler yüzünden izlenmesi zor hale getirdiğimiz için ayrıca Türk televizyonculuğunu da tebrik etmek gerekir.

Şu hamasetle maç anlatma devri bitsin mümkünse. Adam gibi sahada ne oluyor anlat, sonra çek git. Yaratmaya çalıştığın çabayla sahadaki futbol, birbirine paralel düşmüyor.

Kabak tadı verdi yemin ediyorum. Sağda solda "Türkiye'de Formula 1'i ilk ben anlattım. Spor spikerliğinde yerim bambaşkadır" diye millete caka satacağına bilgi edin, otur çalış biraz.

Maçta Manchester United istediğini aldı. Seyirci iyi hoş da, seyirciyle olmuyor bu işler. Sahaya çıkıp topunu oynarsın. Muhtemelen 1-0'lık skor üstüne "Beşiktaş biraz şanslı olsa" geyikleri dönecek sağda solda. Şimdiden söylemeliyim ki; isteyen istediğini aldı.

Ne kadar eminlerse 3 puan alacaklarından, Ryan Giggs ve Rio Ferdinand kadroya bile alınmamış.

Yusuf'tan medet ummak, Ekrem Dağ'la orta sahada kör dövüşü yapmak olmuyor. Mustafa Denizli, gelişen dünya futboluna pek ayak uyduramamış. Şampiyonlar Ligi mağlubiyet serisi 7'ye yükseldi. Umuyorum ki, ekzantrik bir rekor kırmaz bu alanda.

Not: Kusura bakmayın ama bir dolu blogda, alıntılanmamış fotoğraflar görmeye başladım. Bundan sonra böyle inceden logo koyacağım.

Şampiyonlar Ligi final 1956


Şampiyonlar Ligi bu akşam başlıyor. Dünya ve Avrupa Kupası'ndan sonra futbolun en çok ilgi çeken organizasyonlarından biri.

Bugünden başlayarak, her Şampiyonlar Ligi gününde, kupa tarihinin final kadrolarını, statları, hakemleri ve -eğer bulabilirsem- şampiyonların fotoğraflarını görebileceksiniz. 1956'dan başlayalım.

Tarih: 13 Haziran 1956
Stat: Parc des Princes
Seyirci: 38 bin 239
Hakem: Arthur Edward Ellis

Real Madrid: Juan Adelarpe Alonso, Angel Atianze, Marcos Alonso, Rafael Lesmes, Miguel Munoz (kaptan), Jose Maria Zarraga, Jose Iglesias, Jose Ramon Marsal, Alfredo Di Stefano, Jose Hector Rial, Francisco Gento -Teknik Direktör: Jose Villalonga-

Stade de Reims: Rene Jacquet, Simon Zimny, Robert Jonquet (kaptan), Raoul Giraudo, Michel Leblond, Robert Siatka, Michel Hidalgo, Raymound Kopa, Rene Bliard, Jean Templin -Teknik Direktör: Albert Batteux-

Goller: Di Stefano, Rial(2), Marcos Alonso; Leblond, Templin, Hidalgo.

27 Ağustos 2009

2010 Şampiyonlar Ligi -benim tahminlerim-



A Grubu'ndan Juventus lider çıkar, Bayern Münih ve Bordeaux grup ikinciliği mücadelesi verir.

B Grubu'nda Manchester United grup lideri çıkar, Wolfsburg grup ikincisi olur, CSKA Avrupa Ligi'ne geçiş yapar, Beşiktaş havlu atar.

C Grubu'nda Real Madrid ve Milan çıkar, Marsilya grup üçüncüsü olur.

D Grubu'nda Chelsea ve Atletico Madrid gruptan çıkar, Porto üçüncü olarak yön değiştirir.

E Grubu'nda Liverpool ve Lyon üst tura çıkar, Fiorentina UEFA Avrupa Ligi'ne, Debrecen ise şiddette evine döner.

F Grubu'nda Barça-Inter çıkar, Zlatan Inter'e minimum 2 gol atar, Eto'o'da Nou Camp'ta gözyaşlarına boğulur, gösterilen sevgiden ötürü. Dinamo Kiev, Kazan'a karşı tecrübesini konuşturur ve 3. bitirir.

G Grubu'nda Sevilla ve Stuttgart grubu ilk ikide bitirir, Rangers 3. sırayı yer alır.

H Grubu'nda Arsenal grubun tozunu atar Olympiacos grubu ikinci bitirir; AZ Alkmaar ise üçüncü olup yoluna devam eder.

22 Ağustos 2009

5'te 5 geliyor



İspanya Kral Kupası, İspanya Ligi ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu sonrası sadece iki Süper Kupa kaldı.



Bugün birini daha alıyoruz. İlk maçı deplasmanda 2-1 kazanmıştık. Bugün 4 yapar alırız.

Haftaya lig başlıyor. Uzun bir Barça analizi yazmayı planlıyorum, perşembeye kadar.

5 Ağustos 2009

Drogba 3 yıl daha Chelsea'de

Chelsea'nin Fildişili oyuncusu Didier Drogba sözleşmesini 3 yıl daha uzatarak, 2012 yılına kadar kulüpte kalma kararı aldı.

31 yaşındaki golcü oyuncu kulübün web sitesine yaptığı açıklamada, "3 yıl daha kulüpte kalacağım içim çok mutlu ve gururluyum. Takımımı çok seviyorum, burada kendimi iyi hissediyorum ve kupalar kazanmaya devam etmek istiyorum" dedi.

Bir numaralı hedefinin Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak olduğunu belirten Drogba, bu sezon sonunda bu kupayı da kazanacaklarını söyledi.

Kariyerine Le Mans'da başlayan oyuncu, Guingamp, Marsilya ve Chelsea'da forma giydi. 5 sezondan bu yana Londra ekibinde oynayan Drogba, Marsilya'dan 24 milyon sterline transfer olmuştu.

29 Temmuz 2009

Eto'o ısınma turlarında

Mourinho ve Eto'o'nun Şampiyonlar Ligi maçında Chelsea ve Barcelona formalarında ettikleri kavganın üstünden geçeli çok oldu.

Onlar artık geçmişe sünger çektiler ve Inter Milan'a Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazandırmak istiyorlar.

Bu şampiyonluğu tadan Eto'o ve Jose Mourinho'nun, Inter'e bu konuda tecrübelerinden yardım etmesi gerekir.