diego armando maradona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diego armando maradona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2010

Nice yıllara aslan parçası


Büyüksün lan, çok büyük adamsın. Seviyoruz seni delicesine...

50 olmuş, çok daha fazlasını görür umarım...

5 Temmuz 2010

Maradona ve Arjantin kahramanlar gibi karşılandı






Biz burada yırtınalım duralım. Bizim 'efsane' anlayışımız, tek maçta adam asıp kesmeyle sonuçlanır.

Taptığımız adamı, tek bir maç sonunda alınan sonuçla bitiririz. Bloglar arasında gezinin isterseniz, "Maradona adam değil" diyene rastladım, Arjantin'in 4-0'lık yenilgisinden ötürü.

Arjantin, Maradona'ya tapmaya devam ediyor. Kahraman gibi karşılamışlar Milli Takım ve Maradona'yı.

Maradona gerçek bir futbol kahramanı, ülkesi için de dünya için de böyle. Bunu hiçbir sonuç değiştiremeyecek.

Bu arada, büyük bir çoğunluk Maradona'nın görevde kalmasından yanaymış. Benim de gönlüm devam etmesinden yana. Ne gibi hatalar yaptığını kendisi de görmüştür.

1 Temmuz 2010

Fuck off Pele


Pele: Maradona iyi bir teknik direktör değil. Çünkü tuhaf bir hayat tarzı oldu ve bu nedenle iyi bir takım oluşturması zor.

Belaltı vurmuş, daha önce de yapmıştı, yine yapmış. İyice kabak tadı vermeye başladı bu açıklamalar. Kişisel çekişmelerini sürekli medya önünde malzeme yapmak, başlı başına aşağılık bir tavır.

Buna bir de, "yaşam tarzı" gibi bel altı darbelen eklenince, iyice boktan bir durum halini alıyor.

Klasik gündemde kalma çabaları bunlar. Maradona, o ya da bu biçimde dünyada her zaman gündem olmayı başarmış durumda. Pele'nin gündemde kalma çabası ise sadece Maradona üstünden oluyor.

Zaten sevmediğim bir adamdır. Bürokrat tipli Pele'dense, yüz bin kere halka yakın Maradona'yı tercih ederim.

Fuck off Pele...

22 Haziran 2010

12. günden aklımda kalanlar


Gecenin sonundan başlamak lazım. Arjantin işi bitirmişti, diğer 3 takım grup ikinciliği için mücadele ettiler.

Ağırlıklı olarak Güney Kore-Nijerya maçını izledim, futbol kalitesi açısından olmasa da, nefeslerin kesildiği bir karşılaşma olduğunu söyleyebilirim. Güney Kore, iki golünü de duran toptan buldu, bu açıdan ilginçti. Her iki golde de ciddi baraj ve kaleci hataları vardı.

Üç takım arasındaki en avantajlı takım, Nijerya'ydı. Arjantin'in Yunanistan karşısında galip geleceği açıktı, bu açıdan alacağı galibiyetle ikinci turu aralayabilirdi. Maç içinde Yakubu ve Obasi'yle inanılmaz pozisyonlar kaçırdılar.

Yakubu'nun 3 metreden kaçırdığı gol (pozisyon net ofsayttı, olmaması iyi oldu) ile Güney Kore defansını 2'ye 1 yakaladıkları pozisyon dönüm noktası oldu. Doğrusu, Yakubu penaltıyı atarken bile şüphe içindeydim atabileceği konusunda.

İtiraf etmek gerekir ki, bu gruptan çıkan ikinci takımın, futbol adaleti açısından Güney Kore olması gerekirdi. Maçın son 10 dakikasını saymazsak, disiplinleri ve kondüsyonları sayesinde kazandılar. Geriye düştükleri zaman bile; hiç bozulmadan, oyun disiplininden kopmadan aynı mücadeleyi veriyorlar. Bu açıdan takdir etmek gerekir.

İkinci turda rakipleri Uruguay olacak. Uruguay'ın çeyrek finale çıkacağını ama bunu gerçekleştirirken, fazlaca zorlanacağını düşünüyorum.

Gecenin diğer maçını çok fazla takip edemedim. Yunanistan'ın oynadığı her maç ızdırap, Arjantin'inki ise festival niteliğinde. Arjantin'in sol kanadında oynayan Clemente Rodriguez'e ciddi anlamda bayıldım. Sol kanat arayan bir takım olsam bir dakika bile düşünmeden, Estudiantes'in kapısını çalarım.

Sonucu belli bir maç için konuşmak gereksiz ancak Maradona açısından, grupta oynanan 3 maç güven tazeleme anlamına gelmiştir. Belki sahada izleyemiyoruz ama saha kenarında kaçan gollere hayıflanması, gollerden sonra havaya zıplaması, mimikleri, jestleri onun halen izlenebilir olduğunu gösteriyor.

İkinci turda işleri çok da kolay olmayacak. Fakat bir şey var ki, oyun anlayışı ve stili olarak izlenmesi en güzel takımlardan biri. Her şeyi bir kenara bırakın, Maradona için bile izlenir bu takım. Messi'yi isim olarak saymak zaten abesle iştigal etmekle eşdeğer.

TURNUVAYA 'FRANSIZ' KALDILAR

Evet, bir Fanatik, Fotomaç başlığı ile yine birlikteyiz. Bir kez daha atmıştım, bu ikinci oldu, bir de final yapar kapatırım bu iğrençliği..


Herkesin beklediği oldu ve Uruguay ile Meksika ikinci tura yükseldi. Bu grupta da, futbol adaleti açısından ikinci tura çıkması gereken takımlar hedefe ulaştı.

Haliyle, bu maçları da dönüşümlü olarak izledim. Ağırlık Meksika-Uruguay maçı oldu, öte taraftan Fransa-Güney Afrika karşılaşması aksiyon açısından daha çok şey yaşattı futbolseverlere.

Teknik direktörünün futbolcusuna 'embesil' dediği, futbolcusunun teknik direktörüne küfür ettiği, yine futbolcusunun basınına "Kendimizi küçük takım gibi hissediyoruz" dediği bir milli takımın turnuvada bulduğu tek gol şans sayılmalı. Bu kadar şey içinde Domenech'i saymamam, bana bile şaşırtıcı geldi. O kadar çok şey yaşandı ki, rezaletin asıl sorumlusunu unutturuyor insana.

Güney Afrika, gardı düşmüş Fransa'yı hele de 10 kişi kaldıktan sonra 2-1'le bırakması ciddi bir başarısızlık. Turnuvanın en kötü iki teknik direktörünü karşı karşıya getiren karşılaşmanın en ilginç yanı, bundan önceki maçlarda gol atmamak için çabalayan iki takımın gol atmaya çabalaması oldu. Sonuçta ikisine de iyi oldu. Hele de Fransa'ya.

Bir dönem, bu buhranı atlatmaları mümkün görünmüyor. Fransız futbolunda özellikle milli takım açısından derin kırılmalar yaşanması olası. Laurent Blanch'ın, yola silbaştan başlaması gerekiyor. İşi kolay değil.

Gruptan çıkan iki takıma gelince. Turnuva öncesinde ve ilk maçlar sonunda Uruguay'a şans tanımadığımı söylemiştim, sağlam yamuldum. Halen de ısınabildiğimi söyleyemem. Kiminle oynasalar, rakibi destekleyeceğim gibi görünüyor.

Fakat hakkını vermek gerekir, sağlam adım atıyorlar. Defansları çok sağlam, orta sahaları sert ve gereksiz top kayıplarını minimize yaşıyor, forvete söz söylemek de imkânsız. Cidden, niye sevmiyorum ki? Taş gibi takımmış.

Yarın Slovenya-İngiltere ve Gana-Almanya maçı mutlak izlenmeli. İngiltere'nin izlenebilirliği elenmesine bağlı olacak. Basınlarının "Beatles'dan sonra en iyi grup" diye yorumlamıştı, grupta çıkan takımları. Olası kötü bir sonuçtan sonra daha yaratıcı başlıklar ve en aşağılayıcı yorumları merakla bekliyorum.

Gana-Almanya maçı ise, futbol açısından çok sağlam bir maç olacak. Büyük ihtimal basınımız, iki kardeşin mücadelesi şeklinde görecektir. Kupa, seyri gittikçe artıyor, tek üzüntüm kendi kıtalarında ikinci tura hiçbir ülkenin çıkamayacak olması. Son ümidim Gana...

17 Haziran 2010

Hocasının izinden gidiyor




Aslında fotoğrafları diğer bloğa koyuyorum ama bu fotoğrafı görünce buradan paylaşmak istedim, daha çok kişinin görebilmesi için...

12 Haziran 2010

İkinci günün ardından aklımda kalanlar


2010 Dünya Kupası'nın ikinci gününde üç maç izledik. B Grubu'nun ilk maçında Yunanistan ve Güney Kore karşı karşıya geldi.

Çok açık ve net belirtmem gerekir ki, böylesi bir Güney Kore'yi bekliyordum ama bu Yunanistan'ı beklemiyordum. Ne defans, ne ofans anlamında hiçbir varlık gösteremediler. Aslında Yunanistan erken gol yediğinde benzer maçlar izliyoruz ve izleyeceğiz.

Genel anlamda oynamaktan çok oynatmamak üstüne kurulu bir takımın erken gol yemesi, bu maçta izlediğimiz gibi un ufak olmasına yetiyor. En etkili ataklarını maçın son çeyreğinde doldur boşaltlarla bulan bir takımın turnuvada ileriye gidebilme şansı yok. Eğer bugün ayaklarında pranga yoksa, bu grubun sonuncusu olmayı şimdiden garantilediler.

Güney Kore'ye gelince, orta alanda yaptıkları baskıyla rakibin dengesini bozarak, sonuca gitmeye çalışmaları çok zekice bir taktik. Özellikle, rakip çıkarken yaptıkları baskı, tıpkı attıkları 2. goldeki gibi öldürücü bir silah haline gelebiliyor.

Takımın 2 Park'ı; Park Ji-sung ve Park Chu-young her defansı dağıtabilecek özelliklere sahip, hele de az adamla yakalamışlarsa. Bu maç gösterdi ki, bu grupta Arjantin dahil herkesi yenebilirler. İlk maçta aldıkları 2-0'lık temiz skor yeteri kadar özgüven pompalamalarına da yeterli olacaktır.

İzlediğim 5 maçta, tanımadığım ama beğendiğim tek adam şu ana dek Güney Koreli Cha Du-ri oldu. Hücuma katılması nasıl dengeliyse geride de Seitaridis (bu arada yemin ediyorum bizim Sabri bu herifin yanında Maicon kalır) dahil olmak üzere, rakibin tüm akınlarında gayet başarılı oldu.

ARJANTİN FARK DA YER, FARK DA ATAR

Gelelim en çok merak edilen takımın maçına yani Arjantin ve Nijerya maçına. Birçok yönden ilginç bir maç oldu. İlk olarak maçın Messi ve Enyeama arasında geçtiğini söyleyebilirim. Messi'nin harika plaselerinin gol olmasını Nijeryalı 'kedi' lakaplı Enyeama harikulade kurtarışlarla engelledi.

Arjantin ciddi anlamda çok ilginç bir takım olmuş. Yarısı defansta, yarısı ofansta orta alanı neredeyse bomboş garip bir dizilişi var. Tam Rus ruleti gibi Maradona'nın oynattığı futbol. Herhangi bir takıma her an 5 de atabilirler, Dünya Kupası elemelerindeki Bolivya'ya maçı gibi 6 da yiyebilirler. Ancak bir gerçek var ki; böyle oynadıkları taktirde, turnuva boyunca Arjantin'in tüm maçlarında bol pozisyon izleyeceğiz.

Higuain'in o kadar süre boyunca oyunda kalması muhtemelen her Arjantin destekçisini çileden çıkartmıştır ama işte takımın hocası Maradona olunca kızamıyorsun bile. O yüzden "Hoca nasıl dayandın Higuain'e?" cümlesini kurmayacağım. Ama yalan yok aklımdan da geçmedi değil.

Nijerya'ya gelecek olursak, doğrusu beklediğimden daha iyi bir takım buldum. Peter Odemwingie, inat edip top sürmek yerine Martins'e çıkarsa 1 puanı ceplerine koyabilirlerdi. Kalecileri ciddi müthiş bir performans sergiledi. Tipik Afrikalı kaleci örneği. Dehşet reflekslere sahip ancak yan toplarda zaafı var. Bu maçtaki performansını bir maçta daha sergilerse İsrail'de çok kalmaz.

GREEN, LEO FRANCO'YA ÖZENİRSE

Ve çok kişinin favorisi İngiltere ile ABD maçı. Turnuva başlamadan bile önce herkesin ortak fikri, İngilizlerin zayıf halkasının kalede olduğuydu. Green'in , Leo Francovari bir biçimde yediği golle kimse yanılmamış oldu. Birkaç saat arayla izlediğimiz Green ve Vincent Enyeama arasındaki fark, kalecinin, bir takım için ne kadar hayati olduğunu belgeledi bizlere.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sonuç benim için hiç ama hiç sürpriz olmadı. İngiltere'nin hemen her turnuvaya şaşaalı bir biçimde gelip, kuyruğunu kıstırıp gitmesine alıştım çünkü. Bu kez Fabio Capello faktörü ile insanlar daha fazla şans tanıdı İngiltere'ye fakat orta sahasındaki yaratıcı oyuncu sorunu çözemediği sürece bu tip turnuvalarda çok ilerilere gitmesi beni şaşırtır.

Evet Lampard ve Gerrard mükemmel oyuncular ama kriz anlarında şapkadan tavşan çıkartamıyorlar. Bu tip durumlarda yapabildikleri tek şey şut çekmek. İngiltere'nin, ABD maçında 90 dakika boyunca tek derinlemesine pasının Lennon'dan geldiğini gözönüne alırsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Ya da şöyle anlatayım: Arda'yı, bu İngiltere Milli Takımı orta sahasına koyun, elini kolunu sallaya sallaya finale çıkmasını izleyin.

İngiltere'nin kaledeki sorununun bir benzeri de, Rooney'nin yanında oynatabileceği partner sorunu. Haliyle Capello'ya akıl verecek durumda değilim fakat ben Capello olsam hiç düşünmeden Jermain Defoe'yu oynatırım. Hem Crouch hem de Heskey artık çok gerilerde kalan bir futbolun temsilcileri. Açıkçası Cezayir maçında Rooney'nin yanında Defoe'yu bekliyorum.

ABD benim açımdan galibiyeti kaçıran taraf oldu. Defanslarında oynayan Onyewu hakikaten kaya gibi bir herif fakat tıpkı yanındaki Jay DeMerit gibi ağır. Heskey ya da Rooney yerine daha seri forvetler karşısında maymuna dönebilecek kapasiteleri var.

Clint Dempsey ve Landon Donovan, İngiltere defansını oldukça zorladı. Özellikle Donovan, maçın en iyi adamıydı benim adıma. Ve tabii ki, Howard. Eğer bugün ABD puan aldıysa, bu adamın büyük parmağı vardı. Harika yer tutuyor ve açı daraltıyor. Bir kalecide en sevdiğim iki özellik birden Howard'da toplanmış. Eğer bugün kaleciler yer değiştirmiş olsaydı, İngiltere rahat bir galibiyet alırdı.

Son olarak TRT spikeri Alper Bakırcıgil'e iki çift laf etmek gerekir. Bir adamın ismini 90 dakika boyunca neredeyse her topla buluştuğunda farklı bir biçimde söylemek, ciddi maharet gerektirir. Onyewu ve Onweyu arasında sürekli gidip geldi. Bir türlü karar veremedi, hangisini söyleyeceğine. Bir kere, iki kere olur da, 90 dakika süresince ayrı ayrı söylersen adama gülerler. Gerçi benim koptuğun an; Aaron Lennon'a, John Lennon dediği andı ama yine de iki Onyewu versiyonu da bol bol gülümsememe neden oldu.

Bunun dışında ikisi de sağ kanatta oynuyor diye Lennon'la Glen Johnson'ı karıştırmak bir acayip durum. Hiçbir şeyden çözemiyorsan, boylarına bak güzel kardeşim. Biri cüce gibi, diğeri sırım gibi. Shaun Wright-Phillips için "Aston Villa'da oynuyor bu yıl 12 gol attı" demesi ayrı bir lezzetti. Hayır, artık eskisi gibi değil. Bilgiye ulaşmanın milyon yolu var, Aç internetten bak, nerede oynadığına. Yuh diyorum, başka da bir şey demiyorum.

TRT keşke doğru düzgün spikerlerle anlaşıp Dünya Kupası'na öyle gitseydi. İlginç olan, kadrolarındaki en iyi maç spikeri Kerem Öncel'i İstanbul'da bırakmaları. Bari onu götürseydiniz.

29 Mayıs 2010

Dünya Kupası'ndan efsane fotoğraflar

Benden söylemesi. Kardeş blog sporfotograf'a Dünya Kupası'ndan önce efsane fotoğraflar koyacağım. Tam arşivlik, en azından öyle olduğunu düşünüyorum.

Maradona'nın 1986'da kupayı kaldırmasından tutun da, Neeskens'in Sepp Maier'e attığı penaltı golüne kadar siyah-beyaz ya da renkli fotoğrafları bulabilirsiniz.

Her gün bir adet koyacağım. Kaçırmak istemeyenleri her gün kardeş bloğa bekliyorum...

19 Ocak 2010

Paylaşılamayan adam


Görünce dayanamadım, ne kadar güzel bir tablo. Neden bu adamı bu kadar çok seviyoruz, fotoğrafın kendisinde apaçık görülüyor.

Platini ya da Franz Beckenbauer'i böyle görmenize imkân yok. Bu yüzden Afrika'dan Türkiye'ye, Polonya'dan Avustralya'ya kadar böylesi bir sevgi besleniyor, bu adama.

Sivridir, ağzı bozuktur, agresiftir ama candır, canandır. Seviyoruz lan seni.

Not: İsteyen fotoğrafı dilediği yerde kullansın. Maradona sevdasına...

21 Aralık 2009

FIFA Maradona konusunun suyunu çıkardı


FIFA, Katalonya Milli Takımı ve Arjantin arasındaki özel maç öncesinde yasaklı olan Maradona'ya bir dizi yasak daha getirdi.

TRİBÜNLERDEN İZLEYECEK

2010 Dünya Kupası elemelerinde Uruguay maçı ardından yaptığı açıklamalardan ötürü FIFA tarafından 2 ay ceza alan Maradona, yarınki maçı Nou Camp tribünlerinden izleyecek.

KAMU ÖNÜNE ÇIKMAK YOK

FIFA bununla da yetinmiyor ve Arjantin Futbol Federasyonu’na teknik direktör Maradona’nın özel maç öncesi kamu önünde yapılan hiçbir organizasyona katılmamasını salık veriyor.

CRUYFF'LA FOTOĞRAF ÇEKTİRMEK DE YASAK

İspanyol basınında çıkan haberlere göre, Maradona'nın Katalonya Milli Takımı’nın yeni teknik direktörü Hollandalı Johan Cruyff ile birlikte fotoğraf çektirmesine bile yasak konuldu.

CRUYFF DALGASINI GEÇTİ

Basından habersiz olarak otelde Maradona’yı ziyaret eden Katalonya Milli Takımı’nın teknik direktörü Cruyff ise konuyla ilgili olarak "Sadece ailelerden konuştuk çünkü futbol konuşmak bile yasak" dedi.

İş artık tecrit boyutuna ulaştı. Cidden suyunu çıkardılar. Yakın bir zamanda teknik direktörlüğüne bile yasak konursa şaşırmayacağım. Kendi sırça köşklerini tercih etmeyenlere böylesi davranışlarda bulunmak onlar için sıradan bir hal almaya başladı. Yeterrrrrrrrrrr.......

19 Kasım 2009

Maradona'yı farklı kılan neydi?


Her yerde Henry'ye nefret kusulmuş. İyi de, bu hareketin, -ben de dahil- herkesin hayran olduğu ve taptığı Maradona'nın yaptığından farkı neydi? Henry, İrlanda'yı 2010 kapısından döndürürken, Maradona İngiltere'nin 20 yıl sonra bir Dünya Kupası almasını engelledi belki de.

İki hareket arasındaki fark ne? Bu kadar eleştirip, nefret kusan biri mantıklı bir açıklama getirirse sevinirim.

Kimse yanlış anlamasın, emek hırsızlığı renk, isim gözetmez, herkes için aynıdır. Ama Maradona'yı farklı kılan neydi? İsmi mi, yoksa 'Tanrı'nın eli' diyerek, olayı sempatikleştirmesi mi?

20 Ekim 2009

Bayanlar özür bekliyor


Malum, Maradona'nın Uruguay maçı sonrasında yaptığı açıklamalar.. Arjantin'de bayanlar özür bekliyormuş....

11 Ekim 2009

Maradona'ya 2. Tanrı kıyağı



Maradona'ya Tanrı'nın ikinci lütfû yaşandı bu gece. Tanrı bu kez Palermo aracılığı ile devreye girdi.

Her şeyin bittiği anda sahneye Palermo çıktı. Maradona'yı zor bir 90 dakika bekliyor Uruguay'da. Şurası kesin ki, bu Arjantin Dünya Kupası'na gitse bile fazla umut yok. Bir devrim de onlara gerekli...











24 Eylül 2009

Öpülecek el var, öpülmeyecek el var!


Ah be güzel abim, ne acele etmişsin o eli öpmek için. Biraz bekleseymişsin keşke.

11 Eylül 2009

Yak puronu, bak keyfine


Şu futbol hakikaten nankör oyun be. İlahsın, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından birisin (ilk sıradadır bu gönülde) ama Arjantin'i Dünya Kupası'na götüremezsen, kalplerdeki yerin sarsılacak.

Bir yandan kızıyorum, bir yandan da "Top yuvarlak, her şey olur" diyorum. Türkiye yok Dünya Kupası'nda bir de buna Arjantin eklenirse, Türk futbolseverler için daha büyük yıkım olur. Ama Messi'siz Dünya Kupası izlemeyi de gönlüm hiç elvermiyor.

Ah be Diego, nedir bu Veron saplantısı, tank gibi bir orta saha, niteliksiz defans oyuncuları Milito gibi bir adam kenarda; ben daha ne diyeyim ki sana? Güzel bir söz vardır yazamıyorum, bızdıklar var okuyan o yüzden ben değiştirip yazayım "Ormancıya balta sorulmaz" diye. Okuyorum, yazılıp çiziliyor; ben de yaptım hatta "O niye var, öteki niye yok diye?"

Kimsenin haddi değil o oyunu sana öğretmeye ancak zorlamanın da gereği yok be babacım. Yapamıyorsan, bırak gitsin. Hem sen "Ulan iyi futbolcuydu da, kıvıramadı teknik direktörlüğü" dedirtme, hem de 2010'a gitseniz bile takımın başında olma. Yak puronu, al hanımı çoluk çocuğu, tribünlerde vuvuzela çalıp eğlenin. Biz de, Veron'u seyretme ızdırabından kurtulalım.

6 Eylül 2009

Sen tırnaklarını, biz kafayı yedik



İzleyen herkes dili döndüğünce Arjantin-Brezilya maçı için yorumlarda bulunmuş, ben de aynısını yapacağım.

Baştan belirteyim; Brezilya'yı sevmem. 1982 Dünya Kupası'nda kalbime gömdüm, orada bıraktım. Ondan sonra da ne bir Brezilyalı futbolcudan hazzettim (Taffarel istisnasıdır) ne de benimseyebildim. Oynadıkları futboldan öte; tavırlarını, şımarıklıklarını sevmiyorum kısacası.

Maça gelirsek, maçtan önce "Haydi Arjantin'im devir şu Brezilya'yı" şeklinde gayet masumane ve saf bir biçimde Arjantin'in kazanması dileğinde bulunmuştum. Ancak takım kadroları ve Arjantin'in hedefe yan toplarla gitme merakını görünce bu saf ve temiz duygular yerini derin bir umutsuzluğa bağladı.

Öncelikle, iki takım arasında zaten yan toplarla gelen iki golün de gösterdiği gibi epey bir fizik farkı var. Bu fizik farkına rağmen, Maradona'nın bütün bir oyun kurgusunu yan toplara bırakması bir nevi delilikti.

Zaten baştan beri Maradona'nın iyi bir teknik direktör olduğunu düşünmüyorum. Şu meşhur "İyi futbolculardan iyi teknik direktör olmaz" sözünü doğruluyor ne yazık ki Maradona.

Elbette, elinizde Messi gibi bir oyuncu varken, tüm oyunu üstüne yıkmak doğal bir durum ancak Arjantin Milli Takımı'nın orta sahası rakibe oranla çok zayıf. Aynı durum, kaleci, defans ve forvetler için de geçerli. Ehh, hal böyle olunca futbolun doğruları Brezilya'yı işaret etti.

Aslında maç boyunca Brezilya da, çok etkin bir oyun sergilemedi. İki duran topla durumu 2-0'a getirdikten sonra işi bitirdi.

Sonuçta; Arjantin, 2010 Güney Afrika yolculuğunu tehlikeye atarken, Brezilya ise işi bitirmiş oldu. Eğer Arjantin 2010'a gidemezse, bir futbolsever olarak Messi'sizliği içime sindiremem. Arjantinsiz bir Dünya Kupası'nı ise izlemek bile istemem. Eğer böyle bir durum olursa, Maradona'yı çarmıha germek lazım.


Şu fotoğraf benim açımdan maçın özetidir. Lucio ve Luisao arasında tost olup ezilen Tevez yani. Pigmelerden kurulu bir takımın başarılı olduğunu görmedim hiç. (Okan-Suat-E.B. istisnadır)

3 Eylül 2009

Futbolun asi çocuğu Best



Lakabı: 5. Beatle, Futbol’un James Dean’i
Forma numarası: 7
Oynadığı takımlar: Manchester United, Fulham, Stockport County, Dunstable Town, Fort Lauderdale Strikers, Hibernian, Cork Celtics, Los Angeles Aztecs, San Jose Earthquakes, Brisbale Lions
Kariyeri boyunca attığı gol sayısı: 470 maçta 179 gol
Milli takımlarda attığı gol sayısı: 37 maçta 9 gol

Kulüp Başarıları: Manchester United: UEFA Şampiyonlar Kulüpler Kupası (1968), FA Premier Lig Şampiyonluğu: (1965, 1967)

Bireysel Başarıları: UEFA Yılın Futbolcusu Ödülü (1968), BBC Yılın Spor Adamı ve Yaşam Boyu Başarı Ödülü (2002)

Futbolun asi çocuğu bir başka deyişle James Dean'i, fırtınalı bir hayata pek çok şey sığdırdı. Best, kadınlar ve alkolden ise asla vazgeçmedi.

GEORGE BEST'İN HAYATI

İlk dönemlerde büyük yeteneğiyle kendisinden söz ettiren George Best, kısa süre sonra yaşamı, ilişkileri ve alkol tutkusuyla gündeme geldi. 1946'da Kuzey İrlanda'nın Belfast kentinde doğan Best'in yeteneği, genç yaşlarda keşfedildi. 15 yaşında Manchester'a getirilen Best, 17 yaşında da resmen Manchester United'lı oldu.

İngiltere’nin ünlü ekibi Manchester United’da 1963–1974 yılları arasında top koşturan George Best, bu dönem içerisinde 1965 ve 1967’de 2 lig şampiyonluğu, 1968’de bir Avrupa Kupası kazandı.

1968’de Avrupa’nın en iyisi olan Manchester United’ın en önemli yıldızı olan Best, o sene sergilediği muhteşem performans ile "Avrupa’da Yılın Futbolcusu" ödülünü ve "İngiltere Futbol Yazarları Birliği, Yılın Futbolcusu" ödülüne layık görüldü.

Kuzey İrlanda Milli Takımı’nın formasıyla 37 kez milli formayı taşıyan Best milli takımıyla 9 gole imza attı. Çoğu zaman kanat oyuncusu olarak görev alan Best özellikle fuleli koşuları, hızını hiç yavaşlatmadan attığı çalımları ve muhteşem pas yeteneği ile futbolseverleri kendisine hayran bıraktı.

Çoğunlukla Britanya’dan çıkan en yetenekli oyuncu olduğuna inanılan Best, dünya çapında her zaman Pele ve Diego Maradona ile kıyaslandı. Maradona, Best ile ilgili açıklamasında "Best, benim 1 numaralı favorim" derken, Pele: "Best, oynarken gördüğüm en iyi futbolcu" demiştir.

FUTBOLUN İLK 'SÜPER STAR'I

Kuşağının en iyi futbolcularından birisi olan Best, futbol dünyasının ilk 'süper starı' olarak anılıyordu. Oynadığı yıllarda hayranlarından haftada 1000 mektup alıyordu.

Bu onun zaten futbolcudan çok bir pop-star gibi yaşamasına neden oldu. Yakışıklılığı ve futbolculuğu konusunda mütevazı olmayan Best bir röportajında "Eğer çirkin olsaydım Pele adını hiç duymamış olabilirdiniz" diyerek dile getirmiştir.

Medyanın yoğun ilgisi ve paparazilerin takibi onun futbola yoğunlaşmasını ciddi şekilde etkilemiştir. Best; "1969 yılında kadınları ve alkolü bırakmıştım ama bu hayatımın en kötü 20 dakikasıydı!" diyerek bu alışkanlığını bırakamadığını dile getirmiştir.

Ancak George Best'in futbol kariyeri dokuzuncu yıl sonunda, 26 yaşında aşırı alkol kullanımı ve vurdumduymaz yaşam tarzı sonucunda düşüşe geçti. Best o günlerini, "İçkiye, kadınlara ve hızlı arabalara çok para harcadım. Gerisini de çarçur ettim" diye anlatmıştı.

1971 yılında, Chelsea ile oynanacak bir karşılaşmayı kaçırması ardından Manchester United, Best'i kadrodan çıkardı. Daha sonraki aylarda da Best, pekçok antrenmanı kaçırdı, takımdan kopma noktasına geldi.

Tommy Docherty'nin Manchester United'a gelişiyle beraber, zaten zor günler yaşayan Best, 1974 yılında takımdan ayrıldı. Daha sonraki yıllarda George Best, kısa sürelerle 11 diğer takımda futbol oynadı.

"ALKOLE ÇALIM ATAMADIM"

Ancak yaşamı, alkolizm, iflas ve ilk karısının kendisini terk etmesiyle darbe üstüne darbe aldı. "Hayatımda her şeyi çalımladım, alkol hariç" diyerek kendisi hakkında özeleştiri yapmıştır.

2000 yılında, karaciğer hastalığı nedeniyle bir süre hastanede kalan Best 2002 yılında bir karaciğer nakli ameliyatı geçirdi. Ancak, bu ameliyatla 'yeniden doğduğunu' söyleyen Best, kısa süre sonra yeniden içmeye başladı.

20 Kasım 2005 Tabloit gazetelerden News of the World, Best'in hastane yatağında fotoğrafını yayımladı ve altına son mesajı olarak "Benim gibi ölmeyin" dediğini yazdı. 25 Kasım 2005 akciğer enfeksiyonu ve organ yetmezliğinden Best 59 yaşında hayata gözlerini yumdu.

KATOLİK VE PROTESTANLARI BİRLEŞTİRDİ

Cenazesine 100.000 kişiye yakın seveni gitmiş ve BBC dahil 9 kanal cenazesini canlı yayınlamıştır. Normalde bir araya gelmeyen Katolik ve Protestanlar onun uğruna cenazesinde bir araya gelerek bu büyük futbolcuyu son yolculuğuna uğurladı.

Manchester United’ın Cantona, Beckham, Ronaldo ile devam 7 numara efsanesi George Best’in taşıdığı 7 numaralı forma olup, onun futbolculuğuna yapılan bir atıftır. Tüm dünyada onun için söylenen şu sözle bitirelim: "Pele good, Maradona better, George Best" yani "Pele iyiydi, Maradona daha iyi, George en iyisiydi."


George Best - Simply The Best - Click here for more home videos

Hazırlayan: Umut Tipi

2 Eylül 2009

Ne muhteşem bir kare



Futbolu ayrı zamanlarda, başka insanlara sevdiren insanların önünde saygıyla eğilmekten başka bir şey yapılmaz.