volkan demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
volkan demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2014

Yeni Türkiye



Dünyanın sayılı derbilerinden (!) biri daha geride kaldı. Futbol adına konuşabilecek hem çok şeyin, hem de hiçbir şeyin olmadığı, tribün ve sahada her türlü rezaletin yaşandığı, seyir zevki açısından 120 dakikada bir tek bile pozisyonun yaşanmadığı bir maçtı.

Futboldan söz etmeyeceğim çünkü ortada iki takım için de futbol yoktu. Aslında dün penaltı atışlarında ve sonrasında yaşananlar bir nevi ‘Yeni Türkiye’ diye yutturulmaya çalışılan iğrenç düzenin yansımasından başka bir şey değildi. Çünkü ‘Yeni Türkiye’de hesap verilebilirlik yok, orman kanunları geçerli.

Örneğin; hiçbir mahkeme kararı uygulanmıyor, Danıştay, Yargıtay gibi kurumlar ülkenin ayak bağı olarak gösteriliyor ve yaratılmaya çalışılan algı gün geçtikçe daha da kabul görür hale geliyor. Gücü elinde bulunduranlar her şeyi kendilerinde hak görüyor, karşılarındaki herkesi alabildiğine eziyor.‘Yeni Türkiye’nin bakanları, başbakanları hiçbir cezai yaptırımla karşı karşıya kalmadıkları gibi yapılan hırsızlıklar, yolsuzluklardan ötürü halk neredeyse özür dileyecek noktaya getiriliyor.

‘Yeni Türkiye’nin elbette sportif olarak da bir karşılığı olmalı. Zekilerin, çeviklerin, ahlaklıların yerini; aptallar, çirkefler ve ahlaksızlar almalı. Sahada her ne yaparlarsa yapsınlar, cezai bir yaptırımla karşılaşmamalı. Kendine rakip olanı alaşağı etmek için her türlü iğrençliğe başvurmalı. Burası ‘Yeni Türkiye’ ve kurallar ona göre işlemeli.

Tüm bunların ışığında, Volkan Demirel ‘Yeni Türkiye’nin sembol isimlerinden biri olmalı, ismi yeni kurulacak statlara verilmeli, çocuklara-gençlera sempozyumlar düzenlenip onur konuğu olmalı –hatta gerekiyorsa onur konuğu olarak çağrılmalı-, heykelleri dikilmeli, adına turnuvalar düzenlenmeli. Çünkü ‘Yeni Türkiye’ye yakışır nitelikte bir sporcu.

Hırsızlar, dolandırıcılar, ülkeyi soyup soğana çevirenler nasıl geeken cezayı almıyorsa Volkan Demirel denen bu acayip şey de, ısrarla gereken cezayı almıyor. Rakibinin taşaklarına tekme atıyor geçiştiriliyor, Galatasaray tribünlerine taşaklarını gösteriyor geçiştiriliyor, götüyle top tutuyor kimse oralı olmuyor, Onur’a saldırıyor, Sabri’yle dalaşıyor, gazeteci tehdit ediyor vs vs. bitmiyor, bitmiyor.

Süper Kupa maçındaki penaltı atışları sırasında su içme merasiminden söz etmiyorum bile, herhangi Avrupa maçında bunu kimseye yaptırmazlar çünkü, daha ikinci denemesinde sarı kartı görür, bir daha yapamaz. Melo penaltıyı dışarı atıyor, sanki bir sevinç gösterisi yapıyormuş gibi Melo’nun üstüne çıkıyor. Bununla da yetinmiyor, soyunma odasında Melo’yu kastederek, sokak köpeklerinin zehirlenmesi çağrısında bulunuyor.

Ülke her açıdan boka saplanırken, futbolun bundan bağımsız olmasını beklemek aptallık. ‘Yeni Türkiye’ şiarıyla her şey yeniden inşa ediliyor, dizayn ediliyor.

’Yeni Türkiye’nin örnek futbolcusu da Volkan Demirel’dir. Bunca rezalete, kokuşmuşluğa, vukuata karşın, halen milli takım kaleciliği yapması, büyük bir kulübün koluna kaptanlık bandının iliştirilmesinin başka bir açıklaması olamaz.

Volkan gayet iyi biliyor ki, yaptıklarının karşılığı sadece 3-5 maç olacak, renk körlüğünden muzdarip tipler ‘adamsın’ diye kucak açacak, ülkenin milli takımı ona kucak açıp, medyada haşarı evlat mualemesi yapılacak ve bir sonraki vukuatına kadar her şeyi unutacağız.


Bir kez, sadece bir kez ‘ama’lı cümleler kurmadan ve taraftarlığınızı bir kenara koyarak oturup düşünün, sahada izlemek istediğiniz adam bu mu? Sorunun yanıtı ‘evet’se, başka konuşabilecek bir şey yok, buraya kadar yazdıklarımın bir geçerliliği de yok.

Bundan sonra olacakları söyleyeyim, medyada aslında olayı başlatanın Melo olduğu yazılıp çizilecek. Ortada hiç sebep yokken Melo’nun ortamı gerdiği, Volkan’ın da ‘tahrik’ olduğuna yönelik tonla yazı okuyacaksınız. Zira Volkan’ın tahrik ölçeği bir garip! Herif Melo’nun üstüne atlıyor, Melo da olduğu yerde duruyor, hatta terbiyesizliğe yönelerek, Volkan’la tartışıyor. Senin Melo olarak yapman gereken, Volkan kardeşimiz tahrik olmasın diye donunu sıyırıp domalman (!)

Toplumun hiçbir alanında ‘yeter’ diyemiyoruz ve diyemediğimiz sürece de, her yol artık mübahtan öte, kabul görürlükten bir tık üste giderek, doğru’ya doğru yol alıyor.

‘Yeni Türkiye’de doğru olan Volkan’ın yaptıkları, yanlış ise Muslera’nın tebriği.

Volkan kardeşimizin canı azıcık sıkılmıştır, ilk milli takım kampında kendisine moral olması açısından şerefine mangal partisi düzenlensin, Galatasaraylı ahlaksız futbolcular da, Volkan abileri ile sarmaş dolaş pozlar verip, ‘Derbide olur böyle şeyler, burası milli takım, birlik, beraberlik vs vs’ diye bol gülümsemeli zamanlar geçirsinler.

Galatasaray yönetimine düşense, kibarlığı ve centilmenliği elden bırakmadan, Melo'nun sözleşmesini iptal edip, Volkan'dan kulüp olarak özür dilemektir. Çünkü 'Yeni Türkiye'nin kuralları bunu gerektiriyor.
 
Yaşasın ‘Yeni Türkiye’ ve onun değerleri…

Not: Yazıyı bitirdim ve fotoğraf ararken, Volkan'ın hakkında söylenenler için dava açacağını okudum. İşte 'Yeni Türkiye' tam olarak böyle bir yer.

Not2: Bir ara fırsat bulursam Selçuk İnan, Yekta gibi arkadaşlar için bir yazı kaleme alacağım.

14 Temmuz 2014

Bu kafayla gidilecek askerde, neyin alınacağı bellidir


Dünya Kupası’nda yegâne gururu (!) Cüneyt Çakır olan bir ülkenin spor kamuoyu “Türkiye neden Dünya Kupası’nda yok?” diye dövünüyor. Hatta, “Pek çok takımdan daha iyiyiz, orada biz olmalıydık” yorumları yapılıyor. Peki gerçekten Türkiye orada olmalı mıydı? Tabii ki hayır çünkü Dünya Kupası’nda maçları izlediğimizde Türkiye gibi sistemsiz, plansız, programsız takımların olmadığını gördük.

Bugün Fenerbahçe ve Milli Takım kalecisi Volkan Demirel’e, Almanya’nın Dünya Kupası şampiyonluğu soruluyor. Volkan yanıtlıyor; “Dünya Kupası'nı fazla izlemedim. Biraz futboldan uzak kalmak, futbolu özlemek istedim. Sadece yarı final ve final maçlarını izledim. Kuyt'ın kazanmasını çok isterdim Hollanda adına veya Portekiz'deki, Nijerya'daki arkadaşlarımızın bir şeyler yapmasını isterdim. Nasip Almanya'nınmış. Orada da Mesut Özil var. Ona tebriklerimizi iletiyoruz. Türk bayrağının o turnuvalarda dalgalanması gerekiyor. Bu sene olmadı ama gelecek turnuvalarda bu gerçekleşecektir."

Açıklamanın neresini okusan, orası dökülmeye başlıyor. Futbola bakışın ülkede ne denli sığ ve cehalet koktuğunu görüyoruz.

Ülkenin en önemli takımlarından birinde oynayan ve aynı zamanda milli takımın kalesini koruyan bir adam, 64 maçtan sadece 3’ünü seyrediyor. Yani dünyada futbola dair ne oluyor, ne bitiyor, onu ilgilendirmiyor. Tabii bahanesi hazır, ‘futbolu özlemek istedim.’

Dünya Kupası’nı Kuyt’un kazanmasını istiyor. Hollanda’nın değil tabii Kuyt’ın kazanmasını istiyor. Neden? Eş-dost-akrabadan biri alsın, kupa yabancıya gitmesin diye! Kuyt kazanınca, biz de kazanmış olacağız, o hesap.

Sonra en harika bölüm geliyor, “Nasip Almanya’nın!” Kupa dediğin kader, kısmet işidir zaten. Sıkı çalışmanın, disiplinin, altyapının, teknik ve taktiğin, sahadaki takım oyununun, bireysel performansın, antrenmanın vs vs hiçbiri Dünya Kupası’nı kazanmak için şart değil. Kupayı kazanmak için kısmet yeterli!
Bu ülkede futbolun neden gelişmediğini, gelişemediğini, başarıların gündelik olduğunu görmek istiyorsanız, Volkan Demirel’in açıklamalarına bakmak yeterli. Kuvvetle ihtimal 4 yıl sonra Türkiye’de sıfat olarak kendilerine ‘yazar’ı edinmişler, o gün “Ah biz burada olmalıydık” diye dövünecekler. Tek bir analize gerek olmadan, salt ah-vah’larla geçireceğiz.

Ülkenin başbakanı, bağıra bağıra gelen maden facialarını “Ölüm madencinin fıtratında var” diye her olayı böylesine basite indirgeyince, ülkenin milli takım kalecisinin de, “Nasip Almanya’nınmış”tan fazlasını beklememek gerekir. Çünkü bu ülkede uzun süreden bu yana, olumsuz her şey kaderin, kısmetin işi. Hata yok, eksik yok, ihmal yok! ‘Kader var, kaderrrr’ (Bu bölümü o yavşak gibi okursanız, daha eğlenceli oluyor. Ben denedim eğlendim)

“Kupayı Kuyt’ın kazanmasını isterdim”
bölümü de ayrı felaket. Bunu sadece Volkan’ın böyle değerlendirdiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Misal, Milli Takım U-19 takımının başında kim var, bakarsanız ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Vedat İnceefe., hangi yetenek, hangi birikimle ve neden o görevde? Sorunun yanıtını herkes gayet iyi biliyor. Yancılıktan mütevellit, Ünal Aysal’a güzel salladığı için.

Fatih Terim, bu ülkede kaç yıldır teknik direktörlük yapıyor? 1997 yılında Ankaragücü’yle başlayıp, bugün Türkiye Futbol Direktörü. Aradan geçen 17 yılda, Fatih Terim’in hangi yardımcısı, bir yerlerde başarılı oldu? Hiçbiri. Peki neden? Onun nedeni, Volkan Demirel’in “Kupayı Kuyt’ın kazanmasını istedim” yanıtında gizli.

Çünkü U-19’lara, U-17’lere, U-20’lere teknik direktör seçilirken, temel koşul en iyi şekilde biat edecek olması ve “İki Galatasaray’dan aldık, iki de Fenerbahçe ile Beşiktaş’tan alalım, yanına da Trabzonlu ekleyelim” şeklinde, yemeğe tuz, biber serpmek gibi oluyor.

Bu adamların kariyerleri nelerdir, hangi akademilerden mezundur, oyuncularla iletişimi nasıldır, teknik taktik bilgisi var mıdır, bunlar önemsiz.

Koskoca bir Dünya Kupası’ndan alınabilecek ders, ‘nasip’se, Türkiye daha çok uzun zaman, altyapı eğitimini yurtdışından almış oyunculara bel bağlayıp, her turnuva sonrası ağlayıp, sızlamaya; başarı diye günlük galibiyetlerle yetinmeye devam eder.


Bu kafayla gidilecek askerde, tezkere niyetine neyin alınacağı bellidir. Bakalım kader yüzümüze gülerse belki 2016 ve 2018’e gideriz. Kaderimizde yoksa, ‘nasip değilmiş’ der, geçeriz.

28 Ekim 2010

Fındık kadar beynin var mı acaba?


Volkan Demirel, bugün yumurtlamış. Galatasaray maçında favori gösterilmelerinin kendilerini nasıl etkilediğine yönelik soruya şu cevabı veriyor: Maçtan önce Galatasaray’da hoca değişikliği oldu, birçok şey konuşuldu. Gündem değiştirilmeye çalışıldı, maçın önemini ve konsantrasyonumuzu bozmaya çalıştılar. 10 yıl süren bir geleneğimiz vardı ve bu bozuldu. Maçtan sonra ’Beraberliğe seviniyorlar’ derken bunu anlatmaya çalışıyordum aslında.

Karşı tarafa olumsuz bir yorum yapmak için konuşmadım. Anlatmak istediğim; rakibimiz karşısında ezici bir üstünlüğümüz olduğu ve bunun devam etmesini istediğimdi.

Evet, zaten Rijkaard, Fenerbahçe maçının öncesinde gündem değiştirilsin diye gönderildi. Birkaç hafta sonra geri alacağız. Derbiyi bekledik, derbi bitti. İki bilemedin üç hafta sonra geri gelecek.

Türkiye'de neden futbolcuların birçoğu gerizekâlılardan oluşuyor, ciddi merak içindeyim. Aklını kullanabilen adamlar neden çıkmıyor bu topluluğun içinden? Herifin cevaba bak, "Gündem değiştirilmeye çalışıldı, konsantrasyonumuzu bozmaya çalıştılar."

Bu arada Niang'tan sonra kendisi de sertlikten yakınmış ve şunları söylemiş: "Kasten yapılan, sakatlığa sebep olan bir sertlik varsa bu çok rahatsız edici oluyor. Fenerbahçe, bu sertliklere biraz daha fazla maruz kalıyor. Çünkü çok süratli, çok yetenekli, kanatlardan topu aldığında direkt kaleyi bulabilen futbolcularımız var. Bunlara engel olabilmek için sertlik uyguluyorlar, ancak faul yaparak durdurabiliyorlar ve hakem de buna müdahale yapmayınca futbolcular da olumsuz etkileniyor."

Belli ki, sıraya dizmişler, her gün birini ağlatıyorlar. Gerçi sığlıkla eleştiriliyorum bunu söyleyince ama zerre umrumda değil.

3 yıldır biz yırtınıyorduk, kimse kafasını bile çevirip bakmadı. İşler yolundaydı çünkü kendileri için. Şimdi sakatlıklar çıkmaya başlayınca, bas bas bağırtılar geliyor.

Ayrıca bu gerizekâlıya biri Galatasaray'ın ismini öğretirse iyi olur. Karşı taraf nedir? Ya hakikaten bu zihniyetteki herifler, en büyük rakibimiz diye utanıyorum çok kez.

Herif terbiye yoksunu, ahlâk yoksunu ve aynı zamanda da zekâ yoksunu. Hepsi bir araya gelince kendisini oluşturuyor.

Hep söylüyorum, cidden yetenekli bir adam ama aptal. Beyin yerine ne taşıyor bu familya acaba?

Aslantepe'deki derbi maçından önce Hagi gönderilir mi dersiniz, gündem değiştirmek için?

3 Haziran 2010

Turkcell Süper Lig'in en nefret edilesi 11'i


Hepimiz az-çok birilerinden hazzetmiyoruz. Kimi futbolcuyu izlerken, ağzımıza geleni söylüyoruz; kimisini de ne yapsa seviyoruz (Bkz. Harry Kewell).

Haliyle benim de nefret ettiğim futbolcu sayısı küçümsenmeyecek kadar. Şimdi listeyi görünce, sakın "Önyargılısın hacı" demeyin ama.

Genel bir kişilik testi yapmış değilim hiçbirine ama sahada futbol oynarken görmekten rahatsızlık duyduğum adamları şöyle bir düşündüm ve "Hadi lan yaz" dedim.

Okuyan insan evlatları listeye katkıda bulunmak için isim yazarsa sevinirim. "Benimkiler de bu adamlar" minvalinden.

Ya futbolsuzluk ne kötü bu arada, yazdığım şeye bak. Kendime engel olamamakla beraber, kendimden soğumaya da başlıyorum an be an.

Her neyse, bu benim 'favori 11'im.

1- Volkan Demirel: Bloğu devamlı takip edenler iki favorimden biri olduğunu tahmin edecektir. Ezelden beri sevmediğim bu şahıs, Ali Sami Yen'de götünde top durdurarak, bu hislerimin tavana vurmasına neden olmuştur.
At yarışında vardır ya, favori, sürpriz, plase. Hah işte, Volkan'ın sürprizi Ömer Çatkıç'tır. Plase için kasmayacağım ama kasarsam Leo Franco ismi ortaya çıkar.

2- Yalçın Ayhan: Kendisi futbolcudan daha çok, kasap nitelikleri taşımakla birlikte, eskilerden kalma bir stoper tiplemesidir. Saha içindeki tüm rakiplerine karşı hareketleri ile nefretimin oluşmasına sebep olan bu eleman, Kewell'a yaptığı hareketle bu listeye girmeye hak kazanmıştır.

3- Bilica: Ne yalan söyleyeyim ilk anda aklımda yoktu ama Beşiktaş maçındaki kunduzvari hareketi ile birdenbire listeye girdi. Hoş, o hareketle sadece benim değil Fenerbahçelisi'nden Eskişehirlisi'ne kadar herkesin nefretini kazanmıştır.

4- Elyasa Süme: Bak aslında bu çocuğa o kadar büyük bir nefretim yok ama saçıyla uğraştığı enerjiyi futboluna harcasa bir şey olacak o yüzden kendisine sinirliyim. Yani bir nefret durumu yok.

Bir de listeye Lugano'yu yazmamak için kendisini ekledim. Evet Lugano'ya sevmiyorum fakat listede Fenerbahçeli sayısı artacak ve Fenerbahçe düşmanı sıfatını kazanmamak için Elyasa'yı kurban ettim. O saçlarla da olmaz, eklemeden geçemeyeceğim.

5- Emre Belözoğlu: Listenin olmazsa olmaz iki isminden biridir kendisi. Bu nefretim konusunda da yalnız değilim. Muhtemelen kendisi dönem dönem Türkiye'de tüm taraftarlardan küfür yemiştir bu nefret karşılığında.

Kendisini gördüğüm anda, bir şey yapsın ya da yapmasın sinkafı çekiyorum. Çünkü nasılsa o küfürü hak edecek bir şey yapacaktır. Yanılmıyorum, yapıyor da. O yüzden listenin en nadine gülüdür kendisi.

6- Hürriyet Güçer: Ankaraspor'un lige çıktığı günden beri sevmiyorum bu herifi. Futbolcu değil çünkü, bildiği ve uyguladığı tek şey rakibe tekme atmak.

Önden, arkadan, yandan, aşile, dize. Onun için fark etmiyor. Altyapıda buna ne öğrettiler bilmiyorum ama genel anlamda insanlıktan nasibini almadığı muhakkak.

7- Murat Erdoğan: Genelde kel adamı severim nedense ama Murat Erdoğan sevmediğim ender kellerden biridir. Buna kıllığımın nedeni iki yıl önce söylediği bir sözden ötürüdür. Artık ağzıyla kuş tutsa kurtulamaz. Saha içinde takındığı tavırdan da hoşnut değilim zaten.

8- Barış Özbek: İlk geldiği sene sempatimi kazanırmış gibi olsa da, gereksiz yere sürekli kendisini atmasıyla bu listede yer almayı sonuna kadar hak etti.

Hadi itiraf edeyim, listede bir de Galatasaraylı bulunmalıydı. Ama cidden, kendisini sanki çifte ile vurulmuş gibi yere atan bu çocuğu sevemedim, sevemeyeceğim. Bir de, hamle yapmayı bilmeyen adamdan futbolcu olmasın mümkünse.

9- Engin Baytar: Gençlerbirliği döneminden bu yana izlerim kendisini. Bu kadar yetenekli olup da, kendisine bu kadar ihanet eden bir adam daha yoktur.

Futbolculuk yetilerine kimsenin söyleyebilecek bir şeyi yok (olabilir aslında niye olmasın ki) ama sahada her önüne gelenle didişmesi, bolca küfür etmesiyle, ileriye yönelik orta saha kontenjanında listede kendine yer buldu. Tebrikler Engin!

10- Mert Nobre: Eski gözağrımdır kendisi. Aslında birkaç yıldan bu yana eskisi gibi değil ama beynimde yer etmiş işte.

Her havaya zıpladığında alamadığı top için hakeme ağlayan, rakibi çekiştirip kendini yere bırakan Nobre, listemin banko forvetidir. Zaman zaman partneri değişebilir ama kendisinin yeri garanti.

11- Semih Şentürk: Semih'e olan antipatim tamamen gol sevincinden ötürüdür. Ne zaman o mal sevinci bir kenara bırakır, o zaman listeden çıkar. Tabii, bu liste onun umrunda mı? O da ayrı mesele.

Evet bir sezon daha geride kalırken, bu denli salak bir liste yapmayı kendime borç bildim. Listenin teknik direktörü ve başkanı olmazsa olmaz. O sebepten yorumsuz yazıyorum.

Teknik Direktör: Bülent Uygun
Başkan: Yavru Gökçek ve Aziz Yıldırım
Mansiyon: Galatasaray Sağlık Kurulu

29 Mart 2010

Yaptığın harekete sahip çık önce yavşak

Volkan Demirel: "Maçın son anlarında, bir pozisyonda topu sırtımı dönerek kontrol etmiştim. Bu olay yanlış anlaşıldı ve benim bu hareketi rakiple alay etmek için yaptığım şeklinde yorumlar yapıldı.

Bizim ülkemizde bu tarz şeyler biraz abartılıyor. Hiçbir şekilde içimden kötü bir niyet geçirerek o hareketi yapmamıştım, ama yanlış anlaşılmaya sebep olduğum için özür diliyorum.

Tüm futbol camiasının şunu bilmesini istiyorum ki hiçbir şekilde içimden kötü bir niyet geçmemişti ve rakibimizle alay etmek gibi bir niyetim yoktu.

Futbol bir şov oyunudur. Ben de o an şova yönelik bir hareket sergilemek istedim. O an içimden gelen basit bir hareketti. Kötüye çekilmesini hiçbir şekilde istemedim. Yanlış anlaşıldıysam tekrar tekrar özür dilerim."


Yavşak, yaptığın hareketin arkasında dur en azından. Önce "Şov yaptım", sonra "Yanlış anlaşıldıysam özür dilerim" diyorsun.

Bu statta taşaklarını avuçladın taraftara dönüp "Sakatlandım" dedin, Lincoln'e saldırdın "Ana avrat küfür etti" dedin, dün Keita'ya, Baros'a saldırdın onlar neye küfretti. Milletle dalga geçmek için götünle top tutuyorsun "Yanlış anlaşıldım" diyorsun. Adam ol, yaptığın işe sahip çık. Hep sen haklısın zaten anasını sattığımın stadınsa, herkes suçlu sen haklısın.

Neyse sinirlenmeyeceğim daha fazla. Ruhunda var ibnelik.

Edit: Gerçi koskoca gazete genel yayın yönetmeni "Şöyle becerdik, böyle becerdik" deyip kahkaha atıyor, sonra suçlu küfürü yiyen oluyor. Vay efendim nasıl olurmuş da, aile içindeki görüntü dışarı sızarmış, iki kişinin özel konuşması nasıl yayınlanırmış. Telekulakçı olduk küfür yediğimiz için. O yüzden ne istersen yapabilirsin.

28 Mart 2010

O g*t elbet açılır bir gün


Geçen yıl Hacettepe maçıydı, rakip 10 kişi kalmış Lincoln top sektiriyor. Türkiye'deki televizyon yorumcularının hemen hepsi "Bu terbiyesizliktir, ben olsam ayağını kırardım" tadında yorumlar yaptı.

Bugünkü Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Maç bitmiş bu insan taklitçisi yaratık, kendince rakibini aşağılamaya çalışıyor, dalga geçiyor.

"Volkan'ın ayağını kırmak lazım" demiyorum, demem de. Yapılana da bir isim vermekte zorlanıyorum ama bir isimlendirmek de istemiyor değilim tabii.

Kazanmışsın, maç bitmiş, ne bu şimdi? Yüzyıllık rekabet, ezeli dostluk filan hikâye oluyor bir noktadan sonra. İnsan sinirleniyor haliyle.

İki yıl önce, "Lincoln bana ana-avrat küfretti o yüzden sinirlendim" dedin. Bak şimdi insanlar, bu hareketlere sinirleniyor, hiddet yapıyor, küfrediyor.

Ne gerek vardı buna? Götünle topu tuttun, herkesi aşağılayabildin mi? Bütün Galatasaraylıları yerin dibine soktun mu? Yarın sadece bu hareket için Türkiye'deki tüm Galatasaraylılar başı önde mi olacak? Bütün bir futbol kariyerin boyunca götünle tuttuğun bu topla övünecek misin? Takım otobüsünde "Ulan ne makara yaptım, heriflerin hepsini yerin dibine soktum, t*şşağımı geçtim" deyip, kahkahalarla gülecek misin?

Sana söylenecek çok laf var ama anlama yetinin olabileceğini sanmıyorum. İnsan olsan anlardın ama böyle kötü bir insan kopyası şeklinde ortalarda dolanınca anlatılmıyor ağız tadıyla.

Sen, daha bol bol forma giyeceksin bu ülkede. Bu hareketin altı keçeli kalemle çizili bir biçimde duruyor orta yerde. Bugün olmadı yarın, olmadı başka gün tozlu raftan çıkartılır bu hareket, emin ol.

Haaaa, bir de unutmadan iyi kaleci olmanın yanı sıra sağlam götverenmişsin bunu da tekrardan hatırlattın bize. Eyvallah sana...

Fotoğraf: Chaogrey