18 Ağustos 2009

Gerçek sporcu ruhu


Dünya Atletizm Şampiyonası'nda altın madalyanın garanti kabul edildiği Bayanlar sırıkla atlamada Rus Yelena Isinbayeva 'sıfır' Berlin'de sıfır çekerek, derece yapamadı.

2003'teki Dünya Şampiyonası'ndan bu yana, tüm büyük şampiyonalarda altın madalya kazanan Rus sporcunun canlı yayında ağlamaklı söylediği "Galiba kaybetmenin zamanı gelmişti" cümlesi, bir sporcunun yenilgiyi kabul etme olgunluğunu göstermesi açısından çok önemliydi.

6 yıldır geçilmiyorsun, dünyada rakipsiz kabul ediliyorsun ama yine de, ağlarken bile mantığınla konuşabiliyorsun.

Gerçek anlamda sporcu olmak böyle bir şey olsa gerek. Sahanın ortasında birbirine giren futbolculara ithaf olur..

TSL 2. hafta panaroması


2. HAFTANIN SONUÇLARI
Trabzonspor 1 - 2 Diyarbakırspor
Ankaragücü 1 - 1 Manisaspor
Galatasaray 4 - 1 Denizlispor
Fenerbahçe 3 - 0 Sivasspor
Kayserispor 1 - 1 Gaziantepspor
Kasımpaşa 1 - 3 İstanbul B.B.
Eskişehirspor 3 - 2 Bursaspor
Ankaraspor 1 - 1 Gençlerbirliği
Beşiktaş 2 - 0 Antalyaspor

GOL KRALLIĞI

Arda Turan-Galatasaray: 2
Kewell-Galatasaray: 2
Ceyhun-Ankaragücü: 2
Güiza-Fenerbahçe: 2
Sercan-Bursaspor: 2
Tazemeta-Diyarbakırspor: 2

HAFTANIN GOLÜ

Andre dos Santos-Fenerbahçe

HAFTANIN OLAYI

Kasımpaşa'nın penaltısının üç kez tekrarlanması ve 3.sünden kaçırılması.

Fenerbahçe-Sivasspor maçında 'Rambo' denen şahsın sahaya girip, Emre'nin bacaklarına sarılması.

Frank Rijkaard'ın Galatasaray'ın defansının tamamını rotasyonla değiştirmesi.

HAFTANIN FUTBOLCUSU

Rodrigo Tello-Beşiktaş

TSL'DE 3. HAFTA MAÇLARI

Diyarbakırspor-Fenerbahçe
Antalyaspor-Kasımpaşa
Denizlispor-Sivasspor
Manisaspor-Trabzonspor
Gaziantepspor-Ankaraspor
Galatasaray-Kayserispor
Bursaspor-Ankaragücü
İstanbul B.B-Eskişehirspor
Gençlerbirliği-Beşiktaş

PUAN DURUMU
OGBMAYPAv
1 Fenerbahçe22005065
2 Galatasaray22007364
3 İstanbul B.Ş.B.21104242
4 Beşiktaş21103142
5 Diyarbakırspor21104341
6 Eskişehirspor21103241
7 Ankaraspor21102141
8 Bursaspor21014430
9 Trabzonspor21013330
10 Ankaragücü20203320
11 Kayserispor20201120
12 Manisaspor20201120
13 Gençlerbirliği20201120
14 Gaziantepspor2011341-1
15 Kasımpaşa2002250-3
16 Antalyaspor2002030-3
17 Sivasspor2002150-4
18 Denizlispor2002160-5

17 Ağustos 2009

Hayalet o, hayalet

Rıdvan Dilmen, Fenerbahçe'nin Sivasspor maçı sonrasında yaptığı yorumda, "Uzun bir süredir, Zico döneminden bu yana serin havalarda bile böyle yüksek tempoda bir maç izlemedi Fenerbahçeliler.

Son yıllarda ver sağa, ver sola, at geri oynamaktan sıkıntı veriyordu. Bu gitmiş, sürekli öne oynamayı düşünen bir takım gelmiş. Hatta geçen haftaki Denizli maçından bu yana üstüne biraz daha koymuş Fenerbahçe"
cümleleriyle, sarı-lacivertli takıma övgü yağdırmış.

Aynı Rıdvan Dilmen, cumartesi akşamı oynanan Galatasaray-Denizlispor maçı sonrasında ise, "Galatasaray biraz tempo yaptı ve üç ilginç gol buldu. İlginç diyorum, galibiyet golü kafayla sahanın en kısa futbolcusu Arda’dan geldi.

Üzerine Keita’nın yaptırdığı bir penaltı golü Denizlispor’un gardını düşürdü. Ardından Keita, Baros’a boş kaleye attıracakken, Denizlispor savunması işi garantiye aldı ve Burak kendi kalesine attı. Denizlisporlu oyuncu şanssızdı ama sonuçta ilginç gollerle Galatasaray zorlanmadan kazandı.

Daha ligin başı ancak Denizlispor için tehlike sinyalleri yanıyor. Aman Ali İpek başkan transfer yap. Zaten fikstür antrenör kovdurur, zor toparlanırsınız. Minimum üç oyuncu gerek. İyi niyet yetmiyor futbolda. Tedbir alınması lazım."


İki yorum arasındaki fark şu, futbolseverlere 'tarafsız' diye sunulan Rıdvan Dilmen'in aslında 'taraf' olduğu. Bu gayet normal, çünkü hayatta taraf olmayan bertaraf olur. Ama bir takım hakkında hiç iyi şey konuşulmaz mı be kardeşim? Bu 4 yıldır böyle. Galatasaray'ın kazandığı maçı hatırlamıyorum ben, ısrarlı bir biçimde rakip kaybeder.

Rıdvan Dilmen diyor ki, "Elano iyi çıkarsa". Bir hafta önce de "Keita fena oyuncu değilmiş" Hacım kusura bakma da, daha Elano'yu Keita'yı izlemediysen, yapma o işi. Zaten yapmaman lazım. Cümleler hep aynı "Bu gol halı sahada yenmez", "Çok iyi işler yaptı" -bu ayrı bir yazı konusu, herkesin ağzında aynı cümle-, "Arzulu göründü". 20 cümleyle yazı yazıp, etrafına isimler serpiştir, biraz da futbol terimi koy. Ohhh mis.

Gecenin bir saatinde oturmuş televizyona bakarken, Gürcan Bilgiç denen şahıs da aynı şeyi söylüyor "Galatasaray kazanmadı, Denizlispor kaybetti."

Kaldı ki, Denizlispor da kaybedebilir gayet doğal bir durum. Yani bu ak ve beyaz demek gibi bir şey. Şahsen, Denizlispor maçında, ligin başı olması ve hava sıcaklıklarına karşın ben gayet tempolu bir Galatasaray izledim. Özellikle de ikinci yarıda baş döndüren bir biçimde rakip üstüne gittiler.

Senelerdir aynı hikâyeleri okuyup, duruyoruz. Galatasaray kazanmıyor, rakip kaybediyor; Galatasaray şampiyon olmuyor, rakipler hediye ediyor. Zaten bu ligde Galatasaray diye bir takım yok. O sarı-kırmızılı formalar altında gördükleriniz hayalet. O yüzden bu kadar korkuyor bazı tipler sanırım.

Mensah da gitti sıradaki gelsin


İsmi sık sık Galatasaray'la anılan Lyon'un Ganalı defans oyuncusu John Mensah, Sunderland'de anlaşmak üzere.

Bir yıl kiralık olarak Premier Lig misafiri olacak Mensah konusunda Steve Bruce, "Anlaşmaya çok yakınız. En geç 48 saat içinde transfer bitecek" diye konuştu.

Steve Bruce, daha önce defansa takviye yapılması konusunda kulüp yöneticileri ile görüşmelerde bulunmuştu.

Böylece, basınımızdan bir isim daha eksildi, yarın bol bol Galatasaray-Lucas Neill haberi okuruz.

Gerçek futbol


İki tahta, 4 kişi. Al sana ruhu olan futbol.

Show business olmamış, paraya renk ve takım sevgisinin değişmeyeceği tek yer; sokaklar.

İnsana benzeyen garip bir adam!


Carl Lewis 1991'de Tokyo'da gerçekleştirilen Dünya Atletizm Şampiyonası'nda 100 metreyi 9.86'yla kırdığı rekor sonrası hemen tüm atletizm yazarlar "Bu rekor artık kırılamaz. Dünya artık 100 metre yerine 120 ya da 150 metre yarışlarına hazırlanmalı" türünden pek çok açıklama yaptılar.

Daha sonrasında Olusoji Fasuba, Justin Gatlin, Leroy Burrel, Tyson Gay, Bruny Surin, Donovan Bailey, Maurice Greene, Asafa Powell, bu rekoru sürekli geliştirdiler.

Ancak 21 yaşında bir Jamakialı, tüm bu rekorları altüst edercesine kırdı. Dünyada bir dönem insan olup olmadığı, doping alıp almadığı tartışıldı. Ama sonuç hem insan olmasıydı hem de dopingsiz yarışması.

Dün gece, Berlin'de düzenlenen 2009 Dünya Atletizm Şampiyonası'nda 100 metre'yi 9.58 gibi bir süreyle geçerek, akıl sınırlarına zorlayan bir rekora imza attı. Gerçekten de, hayatımda izlediğin en müthiş sprinter.

Daha önce bu cümleyi Michael Johnson için kurmuştum. Ancak Bolt'u izlediğimden bu yana artık bu cümleyi kimse için kurmama kararı aldım.

Lafı Türkiye'ye getirmesem olmaz. 11 yıldan bu yana kırılamayan bir rekora sahip, 100 metre. 10 saniyenin altına hâlâ inilememiş bu rekorun sahibi, 10.38'le Reşat Oğuz. Muhtemelen 10 saniyenin altına inen ilk Türk atlete; "Rüzgârın oğlu" diye isim takar medyamız. Neyse darlandım yine. Susuyorum....

16 Ağustos 2009

Burası Türkiye, olur böyle şeyler!


Koskoca 10 yıl geçti üstünden; yüzlerce söz verildi, yitip giden hayatların ardından. Bugün gelinen noktada, depremzedeler artık polisten dayak yer konuma geldi.

"Ateş düştüğü yeri yakarmış". Hâlâ ilk günkü gibi acılarını yaşıyor o insanlar. Her yıl 23 Nisan müsameresi gibi yapılan deprem tatbikatlarıyla depreme hazırlıklıyız imajı veriliyor devlet tarafından.

Ama gel gör ki, bir depremde aynı filmi izleyeceğiz. Yine Deprem Bakanlığı sözü verilecek, yine açılan davalarda sorumlular zamanaşımından yırtacak.

Depremde hasar gören belediyeler, üniversiteler ve diğer kamu binalarının onarımı ve güçlendirilmesi için toplam 146.9 milyon TL'ye ihtiyaç varken, kurumlara bugüne dek ödenen rakam sadece 33.6 milyon TL. Tabii Başbakan'a uçak almak varken, neden bu ihtiyaçlar karşılansın.

30 bin kişi prefabrik hayatlar yaşıyor halen ama umrumuzda değil. 34 bin konut yıkıldı sadece Kocaeli'de, sadece 17 bin yeni bina yapıldı.

Onbinlerin anıları taptaze, onlar dayak yiyor. Ama burası Türkiye. Her koyunun kendi bacağından asıldığı ülke. Yanı başında biri ölürken, sadece bakmakla yetinen insanların ülkesi. İtalyan gelinlerin tecavüz edip öldürüldüğü, zengin veletlerinin cinayet işleyip bulunamadığı ülke.

Zoraki nikâh


Fenerbahçe ve Lugano'nun durumunun başka anlatımı yok. Biri sezon ortasından itibaren "İtalya'da futbol oynayacağım" diye tutturdu. Diğeri ise Daum'un ağzından "Aurelio ve Lugano seçimlerini yapmıştır. Konu bizim için kapanmıştır" açıklamasıyla Lugano'yu Fenerbahçe'de görmek istemediklerini söylediler.

Ne Fenerbahçe Lugano'dan iyisini bulabildi, ne de Lugano Fenerbahçe'den daha iyisini.

Lazio, Juventus, Roma'ydı değil mi? Hakikaten bu Juan Figer müthiş menajer. Oyuncularını çok iyi pazarlıyor. Takdir etmemek elde değil.

Fenerbahçe adına her ne kadar olumlu olsa da, tutamayacağın sözleri sarfetmeyeceksin.

Trabzon neden başarılı olamaz?


İki fotoğraf var, Trabzon-Diyarbakırspor maçından. İki fotoğraf da, daha ligin 2. haftasında bu takımın neden başarılı olamayacağını gösteriyor.



Şehirin havasından suyundan mıdır bilinmez. Ama şu gerçek ki, Trabzonspor büyük olamaz, bu düşünce yapısıyla. Tribünde kavgalar, yönetime küfürler. Hugo Broos muhtemelen 10. haftaya gönderilir, Şenol Güneş gelir.

Pazarda don sat Erman


Galatasaray maçında verilen 2 penaltı kararına yapılan yorumlar:

Erman Toroğlu: Keita'nin pozisyonunda, Keita kendini atmaya niyetliydi. Barış'ın pozisyonu penaltı değildi.
Ahmet Çakar: Galatasaray'a verilen her iki penaltı kararı da doğru. Barış'a ve Denizlisporlu oyuncuya yapılan hareketler de penaltıydı.

Pozisyonlar çok iyi görülmese diyeceğim ki, "Birinden biri yanlış gördü o yüzden farklı yorumlar yapıyorlar"

Eee, kabak gibi görünüyor tüm pozisyonlar. İki eski FİFA kokartlı hakem nasıl oluyor da farklı yorumlarda bulunuyor. Hele Erman Toroğlu, "Keita'nın niyeti kendini yere bırakmaktı" diye insanüstü yorum yapıyor. Niyete göre karar verildiğine bir bu adamda şahit oluyorum.

Ne yani, hakem, oyuncu daha pası alırken, hangi niyette ne yapacağını mı kestirecek. 10 kusurlu hareketten biriyse verirsin, değilse vermezsin. Erman Toroğlu'nun programdan önce bolca alkol aldığını düşünüyorum. Bu düşüncemi de pancar kırmızısı suratıyla doğruluyorum, kendimce.

O zaman şöyle düşünelim. Elemanın biri, bir başka adamı bıçaklayarak öldürmüş. Hakim şöyle im karar verecek: "Aslında öldürmek istemiyordu, niyeti öldürmek değildi."

Ya bu adamlar bu işten deve yüküyle para kazanıyorlar. 30 bin dolarlardan söz ediyoruz. Çıkıp doğruyu söylese yine anlayacağım -o işin ederi 30 bin dolar olamaz ayrı- ama herif alenen kamuoyunu yanlış yönlendiriyor. Kabadayı tavırlar, saçma sapan yorumlar, kahvedeki adamın kuracağı cümlelerle, bu işten para kazanıyor, Erman Toroğlu denen adam.

Git sen, pazarda don sat, daha iyi. Kafana geçir sütyenleri "İkizlere takke" diye bağır. Tiksinti veriyor gerçekten de.