9 Kasım 2009

Hani El Beşir geliyordu, n'oldu?

Cuma günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Elazığ'da kendisine, "Avrupa Birliği, Sudan lideri El Beşir'in Türkiye'ye gelecek olmasından ötürü nota verdi. Ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Avrupa Birliği ne karışır. Bunlar ikili ilişkiler, onlara ne" yanıtını verdi.

Ülkenin başbakanının meşhur bir sözü var, "Bunlara iki koyun versem güdemez." Birdenbire o sözü hatırladım aniden, apansız ve de ıssız, dün Sudan'dan gelen açıklamayla.

El Beşir, gelemedi haliyle, bize düşen hamasetle yürütülen Türkiye günleri. Tabii bir de işin "Müslüman soykırım yapmaz" sözü var. Yapmış işte 300 bin kişiyi öldürmekten sorumlu.

Çıkıp, her yerde İsrail'i suçlayacaksın -haklı olarak- orantısız güç kullandığı için, sonra soykırımcı bir lideri koruyup, kollayacak pamuklar içinde yatıracaksın.

Adam gibi söylemeye kimsenin niyeti yok, Türkiye'nin şeriat kanunlarıyla yönetilmesini istediklerini, dünyadaki Müslümanların liderliğine soyunduklarını. Çıkın işte, doğru düzgün söyleyin. Her yanınız başka oynuyor, her tarafınız başka kıvırıyor.

Hayır, söyleseler herhangi bir tepki gelmez koyunlardan, sığırlardan. Üç bilemedin 5 yıl sonra mis gibi şeriatla yönetiliriz, herkes de aslanlar gibi Bedrin Aslanı olur.

Berlin'de bir çılgın

7 Kasım 2009

Yarına kadar izin


Biraz izin, biraz müsaade. Ufak molalar, minik cep harçlıkları gibi biriktirilebilir.. Hafta sonunu yazmadan geçirmek istiyorum...

Bu arada İlker Ateş'i kaybettik. Medyadaki doğru düzgün ender adamlardan biriydi. Kıvrılmadan, bükülmeden, dosdoğru bir adamdı. Çok kişi kaybediyoruz...

6 Kasım 2009

Chelsea'nin transfer yasağı kaldırıldı


Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS), İngiltere Premier Lig ekiplerinden Chelsea’ye verilen transfer yasağını askıya aldı.

FIFA, Chelsea’ye verdiği 2 dönem, yani 1 sezon transfer yapmama yasağı CAS tarafından askıya alınırken, İngiliz kulübüne temyizden kesin karar çıkana kadar transfer yapma izni de verildi.

FIFA, Ligue 1 takımlarından Lens’te oynayan 17 yaşındaki Gael Kakuta’yı, sözleşmesini bozmaya teşvik ettiği gerekçesiyle, Chelsea’ye 2 dönem transfer yapma yasağı getirmişti. Bu kararın yanı sıra Kakuta’da da eski kulübüne 780 bin Avro tazminat ödemeye mahkûm edilmişti.

Tarihin ayıbı 6 Kasım


Muhtemelen, 6 Kasım tarihini görenler, direkt olarak 6-0'lık o meşhur maçtan söz ettiğimi sanacaklar ancak bugünün önemi düşünmeyen, sormayan, sorgulamayan bireylerin yaratılma çabasının adımının atılmasının yıldönümü, yani YÖK'ün kuruluş yıldönümü.

12 Eylül faşist cuntasının eseri olan YÖK, aradan geçen 28 yılda kaldırılması bir kenara sürekli güçlendirildi ve yetkilerle donatıldı. YÖK, üniversitelerin asıl sahibi öğrencileri ve öğretim elemanlarını karar alma konusunda uzaklaştırarak, bu süreci hükümetlerin inisiyatifine bıraktı.

Eğitimin iyiden iyiye tamamen ticarileştiği ve yakın bir zamanda tek bir devlet üniversitesinin kalmayacağı günlerin arifesinde YÖK'e karşı çıkmak, kaldırılmasını talep etmek ve bu talepler için mücadele etmek her aklı başında bireyin görevi diye düşünüyorum.

Üniversitelerin özgürleştirildiği, bireylerin, öğrencilerin bilimsel temelde eğitim alabileceği aydınlık günlere...

Bu sahada top oynanır mı?

5 Kasım 2009

Yoksa Rijkaard değişiyor mu?


Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi'nde Bükreş deplasmanında bu yılki Avrupa geleneğini bozmadan 3-0 galip gelerek, yoluna devam etti.

Hemen her yerde "Rijkaard asları dinlendirecek" teranesi süredursun, teknik direktör Rijkaard, beklentinin aksine Romanya'da Sivasspor maçındaki kadroyu sahaya sürdü. Belli ki, Hollandalı pazar günkü takımın performansından memnun kalmış. Zaten birbirine benzer iki maç izlememiz, Rijkaard'ın da haklılığını ortaya çıkardı.

Fenerbahçe maçı sonrası sakatlıklar ve cezalar Rijkaard-Neeskens ikilisini Türkiye gerçeklerinde 'doğru'yu bulmasını sağladı. Ne yazık ki, Türkiye'de futbol 22 kişinin oynadığı yer yer estetik içeren oyundan çok; oyunu bozan, sertliğin topa değil adama olduğu bir oyunu içeriyor ve öyle algılanıyor.

(Bu tezimi çok gerilere gitmeden açıklayayım: Lincoln'ün Hacettepe maçında rakip 10 kişi kaldıktan sonra yaptığı hareketler bu ülkede "Terbiyesizlik ve rakiple dalga geçilme sayıldı." Ve televizyonlarda yorum yapan adamlar, "Abi ben olsam ayağını kırardım" cümleleriyle, ülkedeki hakim futbol anlayışını sergilediler)

HANGİ ÜÇLÜ DAHA İYİ?

Bu yüzdendir ki, Mustafa Sarp-Mehmet Topal-Barış'tan kurulu orta saha, Elano-Arda-Keita'dan (ya da Kewell) kurulu orta saha üçlüsü Türkiye ligleri dahilinde daha çok iş yapabilecek özellikte. Tabii, sakatlıklar ve cezalıların dönmesiyle Rijkaard nasıl bir dizilimde bulunacak bu bilinmez.

Sivasspor ve Dinamo Bükreş maçları gösterdi ki, Mehmet Topal'ın sahada bulunması Galatasay açısından çok önemli. Eğer sezona Gökhan Zan-Servet ikilisi ile devam edilecekse defans hattında, Mehmet Topal olmazsa olmaz durumundadır. Ayrıca Mehmet Topal'ın Bükreş maçında attığı golde olduğu gibi ekstra özellikleri bulunuyor.

KEWELL'LA İMZA, BOMBA TRANSFER KIVAMI

Kewell için ne söylesem az gelir. Israrla ve şiddetle bu adamla bir an önce sözleşme imzalanmasını bekliyorum. Sahadaki enerjisi, gülümseyen yüzü, beklenmedik anlarda attığı gollerle bu takım için çok şey ifade ediyor. Burada mutlu olduğunu defalarca açıklayarak, yönetime açıktan mesaj yolluyor. Ama eğer devre arasında bir imza atılmazsa, taraftarın çok sevdiği bu adam 'Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz' pozisyonuna gelecek. Bu yüzden, bir taraftar olarak, Kewell'la atılacak imzayı bomba transfermiş gibi karşılayacağımı belirtmek isterim.

Galatasaray yavaş yavaş rayına oturmaya başlıyor aslına bakılırsa. Rijkaard Türkiye gerçeklerini yaşayarak görüyor, takım birbirinin dilinden konuşmaya başlıyor. Sezon başından bu yana söylediğim gibi, bir şampiyonluk beklentim yok.

Skordan ilintisiz olarak sadece iyi futbol oynayan ve izleyeni eğlendiren bir takım istiyorum. Burada sorun, ne takımda, ne yönetimde ne teknik ekipte; sorun Türkiye'deki futbol ve başarı anlayışında. Zaten düşünce kırılabilse gerçekten bir-iki adım atabileceğiz ülke olarak.

Son not: Sabri'nin, Nonda'ya attığı ve Dani Alves'i kıskandıracak ortası ile Mehmet Topal'ın sol ayakla filelere bıraktığı top, pasta üstündeki krema oldu.

Gazze'de çocuk olmak -Yorumsuz-





Çıplak vücutta sushi


Fotoğraf, İstanbul'da bir sushi restoranından. Bikinili bir kızın üstünden servis ediliyor sushi.

Aslında dünyanın birçok ülkesinde çıplak kızların üstünden servis edilirken, Türkiye'de bikinili kızlar aracılığıyla yapılıyor. Restoranda her çarşamba günü "Nyotaimori geceleri" düzenlenecekmiş. Maliyeti kişi başına 350 dolar.

Hiç lafı eveleyip gevelemeden direkt yazacağım. "Arap yağı bol bulunca bir tarafına sürermiş." Bizimkisi tam o hesap.

Bu ülkede binlerce insan kamyonların üstünden atılan ekmekler için birbirini ezerken, çamurların içine düşen ekmekleri alabilmek için öldüresiye bir çaba gösterirken, bu yavşakların çıplak ya da bikinili kadınların üstünden üç parça sushi yiyecek diye 350 dolar para vermeleri (aslında parası önemli değil)tek kelimeyle orospu çocukluğu.

Bu yavşak güruh, birtakım dergilerde gördükleri hayatlara öykünerek, nasıl kazandıkları belli olmayan bu paraları saçmalarının hesabı bir gün sorulur. "Keser döner, sap döner; gün gelir. hesap döner" demişler. Bu aymazlığın, bu iğrençliğin hesabı er geç sorulur bunlardan.

Dünyadaki en iğrenç toplumlardan biriyiz muhtemelen ve bu iğrenç topluluğu yıllardan bu yana ülkeyi yöneten "sağ" iktidarlara borçluyuz. Ahlâk bekçiliği üstünden oy avcılığı yapıp, birtakım gerizekâlı kitle ve besledikleri asalaklar sayesinde iktidar olabilen bu iktidarlar, işte bu görüntüleri yarattılar.

Sorsan, 'Kişisel özgürlükten' dem vurur, son günlerde pek moda ya, bu kişisel özgürlük işi. Çok şey geliyor, dilimin ucuna kadar ama yazmayacağım daha fazla. Tek söyleyebileceğim, hepiniz can çekişerek geberin, açlık içinde...

Her zaman böyle görülmez


Dakika 89 ve Sneijder'in golü gelir. Jose Mourinho'yu böyle görmek, her zaman yaşanabilir bir durum değil.