17 Kasım 2009

Günün taraftarı


Kenyalı bir horoz kendisi...

16 Kasım 2009

İşin cılkı çıktı, kalan suyu sıkılıyor

Biri bildiğin ...... (noktalı yerlere isteyen istediğini getirsin), diğeri üç kelimelik bilgisi ile ve sansasyon yaratacak kelimelerle konuşan ne olduğu belli olmayan bir 'yazar'. Bu ikilinin röportajından çıkabilecek tablo ancak budur zaten.

Helin Avşar'ın 'gazeteciliğe' nasıl adım attığını biliyorum. Gazeteport'un sahibi Yavuz Semerci, "Salak, malak millet okur böyle tipleri. Merak uyandırır, ne yazdığı önemli değil" sözleriyle, piyasaya saldı. Sonra Habertürk, bu kadını 'gazeteci' vasfıyla ve tıpkı Semerci'nin refleksiyle işe aldı.

Diğer tipi sadece iki kez dinleyin, aynı kelimeler ve aynı bilgilerle konuştuğunu anlayacaksınız. Okuma zahmetine girmiyorum haliyle.

Röportaj Ayşe Armanvari bir biçimde yapılmış. İçerik sıfır, seksist tavırlar ve fotoğraflarla etlerini sattırmayı hedeflemekte.

Sorun bunların ne yazdığı, nasıl fotoğraf verdiği filan değil. Umrumda değil çünkü zaten takip etmiyorum. Ama bu iki tipin piyasada 'gazeteci' titriyle dolaşması, sokaktaki insanların, bu iki malı 'gazeteci' diye bilmesi, büyük sorun. Toplumun gazeteci algısı bu gibi tipler sayesinde, nerede olduğunu hepimiz görüyoruz.

Kimsenin inanmadığı, çıkar uğruna haber yapan, tetikçilik peşinde koşan ve habere haber gözüyle bakmayan insan topluluğu biçiminde bakılıyor, gazetecilere.

Bunlara kalem verip, köşelere çıkartırsan, halkın algısının da böyle olmasına kimse şaşırmasın. Kimse kusura bakmasın ama medyada büyük paraların dönmesiyle günde güne kalitesi azalan gazetecilik mesleği ayaklar altında ve bunu da kendisine 'gazeteci' diyen adamlar sağlıyor. En münasip taraflarınıza kına yakın.

Arsenal'e, Van Persie'den kötü haber


Arsenal Kasım ayını sevmiyor. Kadrosundaki oyuncuların büyük bölümünün sakatlığı Kasım aylarına denk geliyor.

Benzer bir haber, sezona harika bir başlangıç yapan van Persie'den geldi.

Van Persie, Cumartesi günü Hollanda Milli Takımı’nın İtalya ile 0-0 berabere biten dostluk maçında ayak bileğindeki bağların koptuğunu belirterek, "4 ila 6 hafta forma giyemeyeceğim" açıklamasında bulundu.

Şampiyonluk kovalayan Arsenal için gerçekten de çok kötü bir haber. Çünkü Hollandalı golcü Premier Lig’de bu sezon 11 maçta 7 gol kaydetti. Ve özellikle de son maçlarda harika performans sergiliyordu. Wenger, muhtemelen dövünüyordur şu an...

Motorsun sen, motor kal


Bu motor tipli karıya ağır tahrik suçundan gerekli cezai işlemin yapılıp yapılmayacağını merak ediyorum..

Ama takdir etmek gerekir, plan zekice. Maç başlamadan önce ufak bir çocuğa giydirilen Fenerbahçe forması ile yapılanlar ve maç ortasında bir kadın.

Yani çocuk ve kadın üstünden yapılmaya çalışılan provokasyon sonucu ortaya çıkanları "Kadınlara ve çocuklara saldırdılar" noktasına getirmeye çalışmak. Ya gerçekten iğrençsiniz ve bu yıl daha da tiksindirici bir hal almaya başladınız.

Bu arada motor tipli hatunun ismi Ayşe Demet Karabulut ve yanındaki arkadaşı Hakan Zat adliyeye sevkedilmiş olaylara karışanlarla birlikte. Bu motor tipli hatun, olaylı Fenerbahçe-Efes Pilsen maçında da, olay çıkartanlarla birlikte gözaltına alınmış. Sanıyorum, kendisi kadrolu provokatör...

De Nigris kalbine yenik düştü



Haydaaaaa, sabah sabah tatsız bir haber daha. Meksikalı De Nigris geçirdiği kalp krizi sonucu ölmüş. Acayip tadım kaçtı.

Patır patır ölüm haberleri geliyor futbol dünyasından. Enke'nin hemen ardından gelen bu haber iyiden iyiye can sıktı. Maskesi halini hiç unutmayacağım....

Fotoğraf: http://www.ael1964.gr/

Günün denklemi


Lincoln > Elano

Hagi > Lincoln

Felipe < Elano

Ilic > Lincoln

Hagi > Felipe

Türk spor basını gün geçtikçe yavşaklaşmaktadır ∞

15 Kasım 2009

Abdi İpekçi'de dinamiti patlatan iki kişi


Galatasaray-Fenerbahçe (var olan sponsorları ne seviyorum ne de benimsiyorum. ülker firması sadece midemi bulandırıyor o yüzden de benim için bu takımlar Galatasaray ve Fenerbahçe'dir) basketbol maçı, bir basketbol maçı özelinde zaman zaman oyun kalitesi sorunu çekse de, her iki takımın gösterdiği çaba, performans açısından gerçekten de harikaydı.

Galatasaray'ı bu yıl ikinci izleyişim, Fenerbahçe'yi de, Euroleague maçlarında izledim. Galatasaray geçen yola oranda daha genç, Fenerbahçe ise kalite kaybetmiş gibi göründü. Ancak hemen herkesin üzerinde uzlaşacağı üzere, sokakta 3'er çocuk görsek üstlerinde sarı-kırmızı ve sarı-lacivert forma giyen, oturup izlemeye koyuluruz; sadece renkler için ve kendimizi o maçın içine koyveririz. Bu açıdan bu iki takımın adının ve renklerinin her geçtiği yer, insanın kanını kaynatmaya yetiyor.

Maç için söylenebilecek şey; hangi takım kaybetse yazık olurdu. Kaybeden Fenerbahçe oldu, onlar kazansaydı Galatasaray'a yazık olurdu.

Maçın içinde özellikle üçüncü periyotta başlayan tansiyon yükselmesi, normal sürenin sonu ile tavan yaptı. Üstte fotoğraflarını gördüğünüz sarışın kadın ve yanında eşi olduğunu düşündüğüm kişi, harikulade bir basketbol mücadelesinin ortasına bombayı koyup çekip gitti. (Baştan belirteyim hiçbir tahrik, çıkan olayları aklayamaz)

Şimdi normal kural neydi 4 yıldan beri bu iki takım arasındaki maçlarda? Rakip taraftar maçlara gelemez -kararı savunmuyorum, son derece yanlış.- Önce maçın başında küçük bir çocuğun üstündeki Fenerbahçe forması ile, çıkabilecek olası olaylarda kendince minik çocuk edebiyatı yapılarak olayı haklı konumuna getirme çabası yaşında Abdi İpekçi'de. Daha sonra ise Fenerbahçe bench'i arkasındaki bu fotoğraflarda görülen iki şahsın orada bulunması.

Şimdiiiiii.......

1- Bu iki kişinin orada bulunmaması gerekirdi.
2- Bu iki kişiden kadın dediğim kişinin orta parmağını gayet güzel bir biçimde tribünlere dönerek göstermemesi gerekirdi.
3- Bu sarışın bayanın tribünlere ana-avrat-sülale küfür etmemesi gerekirdi.
4- Buram buram provokasyon kokan bu işin sorumlularının bir an önce ortaya çıkartılması gerekir.
5- Salonda sahaya dalan üç-beş gerizekâlıya gereken ceza verilmeli.

Hal böyleyken, hafızama direkt olarak Fenerbahçe-Efes Pilsen serisinin son maçı geldi. Oradaki olanlarala tam olarak örtüşmese de, şiddet sidik yarışı biçiminde bu iki takım arasında gidip geliyor. Bu işin sonunda biri ya da birileri ölecek. Bunu görmemek için aptal olmak lazım. Muhtemelen ölüm ya da ölümler sonrası sahte gözyaşları ve kardeşlik hikâyeleri, saçma sapan özürler dilenecektir.

Bu işin başı, kıçı, sonu ortası bir kenara bırakılıp ciddi önlemler alınması lazım. Bu önlemler, yasaklama gibi en beceriksiz yöntemlerle olmamalı. Sonuç alınabilecek işler yapılmalı. Herkes çok iyi biliyor ki, bu maçın rövanşında da benzer şeyler yaşanacak. Sayısal üstünlüğü olan, o psikoloji içinde karşısındakini sindirmeye, ezmeye çalışacak, tıpkı bugün olduğu gibi.

Saçma sapan bir kin, nefret var ortada. Bu nefterin sonuçları hiç de hoş olmayacak, bağıra bağıra da sona doğru geliyoruz. Ama tekrar ediyorum, bu sarışın kadın ve yanındaki şahıs nasıl ve ne şekilde oraya girebilmiştir ve bu iki şahıs hakkında işlem yapılacak mı? Çünkü olayların bütün sorumlusu bu iki kişidir. Ne yazık ki, motor kılıklı bu sarışın kadının orta parmağını tribünlere gösterdiği fotoğraf karelenememiş, o zaman daha iyi anlaşılacaktır, canım maçı nasıl ve ne şekilde mundar ettiği.

Unutmadan, bu son karedeki baba, kızlarını Kinsey'in tekme ve yumruklarından korumuştur. Bunu da eklemek lazım....

Güle güle

Lugano'nun golü, Elano'nun asisti





14 Kasım 2009

Haçlı Savaşı zihniyeti


Medyadaki haberlere bakıyorum, ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Kewell ve Nonda gidiyor, Ayhan askerlikten yırtmak için takım arıyor, Elano mutsuz o da gidici, Leo Franco'dan memnuniyetsizlik var seneye yolcu, Arda devre arasında başka bir takıma gidiyor, keza Servet de İngiltere'de dev kulüpleri peşine takmış o da gidecek. Hakan Balta'ya Almanya'dan pek çok kulüp talip eh onu da bırakmazlar, Mehmet Topal form tutmaya başladı yine İspanya'dan talipleri var. Teknik direktör Rijkaard yüzde yüz sezon sonu gidiyor, onu da unutmamak lazım.

Baros da birkaç ay yok, onu da hesaba kattıktan sonra kim kalıyor bu takımda merak ettim. Herkes yolcu, herkesin talibi var, medyadaki varolan tabloya bakınca şunu söylemek mümkün, Galatasaray ligin ikinci yarısında sahaya A2 takviyesiyle çıkabilir ancak.

Bu görüntü içinde söyleyebileceğim tek şeyi açıkça yazamıyorum ne yazık ki. Çünkü +18 uyarısı koyamıyorum bloğa.

Yaşım 34 hatta 35'e girmeme az kaldı. Futbola aklımın erdiği süreç 10'dur. Yani 24 yıldır Türkiye'deki futbolu takip ediyorum. Ama 24 yıl içinde ben medyanın bir takım üstüne bu denli çinkin iftiralar, yalanlar ve açık saldırılarla gittiğini görmedim. Birtakım embesiller, sinir katsayısını fırlatacak yazılar yazıyor, bazı embesiller ana-avrat küfür ediyor ve en önemlisi her gün hiç hız kesmeden yalan, yönlendirme ve aşağılama kokan haberler gazetelerde, televizyonlarda ve internet sitelerinde yer alıyor. Cidden yapılanları isimlendirmek konusunda güçlük yaşıyorum.

Yapılmak istenilen, makul bir süreliğine -mesela 3 yıl olabilir- Türkiye'de tek bir güç yaratmak. Çünkü birileri tarihe geçmek istiyor. Tarihe geçmek, stat yaptırmakla, rakibine sadece kendi aranda yaptığın maçlarla üstünlük kurmakla, mali başarıyla -ki ortada mali bir başarı yoktur borç 200 milyon dolara gelmiştir- olmuyor.

Tarih, müzenizdeki kupalara bakar ve size doğru yanıtı verir. Şimdi, başarının temel kuralına baktığım zaman, hangi yönden bakarsam bakayım benim gördüğüm manzara şu; Eşit sayıda şampiyonluk, fark atılmış Türkiye Kupası sayısı, ismi birçok kez değişen Türkiye Kupası sayısında yarı yarıya gibi bir fark var. Ve tüm bunların üstüne iki de Avrupa Kupası sıkıştırılmış. -sıkıştırılmış diyorum, çünkü birileri köşeye sıkıştı ya da bir yerlerine sıkıştırıldı-

Şimdi diyelim ki, sen arkana her türlü gücü alıp, topunu tüfeğini kuşanıp, türlü çirkinliklerle 3 yıl şampiyon olup tarihinde başaramadığın bir şeyi başardın. Bu seni mutlu edecek mi, seni izleyenleri, sana gönül verenleri mutlu edecek mi? Size mutluluklar o zaman. Ama şunu da eklemek gerekir ki, bu Haçlı zihniyeti ile başarıya ulaşılamaz.