27 Şubat 2010

O el öyle havada kalır


Bridge'yi takdir ettim, hem milli takım kararından ötürü hem de bugünkü hareketinden ötürüm.

Bu arada Chelsea erim erim eriyor. Yürü be Arsenalim...

Gecekondunun tüm kiremitleri ve kolonları...

Bu yıl ben mi her şeye takıyorum yoksa Türkiye'deki tek hücreli canlı sayısı mı artıyor, günden güne?

Kasımpaşa Kulübü Futbol Şube Sorumlusu Mehmet Süha Sidal, "Galatasaray bizi bilet fiyatları nedeniyle eleştirip, kendisi bize bileti 75 liraya satıyor. Onlar eleştirdi ama biz onları eleştirmiyoruz. Ali Sami Yen gibi gecekondu stada böyle bir fiyat isteniyorsa, demek ki biz bilet fiyatlarını az tutmuşuz. Herkes kendi işine baksın, seneye de ödeşiriz" ifadelerini kullandı.

Ulan angut, Ali Sami Yen Stadı'na gecekondu demen için önce kendi stadına bakacaksın. Nasıl bir aşağılama yöntemidir bu ayrıca. Gecekondu ne demek? Bağlı bulunduğun insanlar bile daha birkaç güne kadar gecekonduda oturuyordu? Hepiniz yiye yiye semirdiniz, geldiğiniz yeri unuttunuz, şimdi aşağılıyorsunuz.

Tabii bu angut haklı, ciplerde gezmeye başladınız, villaların daimi konukları oldunuz, banka hesaplarınız alabildiğince şişti değil mi?

Ali Sami Yen Stadı'na gecekondu deyince artık bir mutlu olmuşsundur bir mutlu olmuşsundur? Hayır hiç yapmam aslında ama bir aynaya baktın mı hiç sen? Neye benzediğinin farkında mısın? O tipli aynaya baksam, yemin ediyorum harakiri yaparım. Hah, oldu mu şimdi?

Angut, önce kendi stadına bakacaksın? Her şeyi bir kenara bırak, stadının ismi Recep Tayyip Erdoğan. Daha bunun üstüne ne diyeyim? Şu meşhur gecekondudan çıkıp gelen, adam yani.

Hepiniz geldiğiniz yeri unuttunuz değil mi? Ulan sırf sana küfretmek için yarın Ali Sami Yen'e geleceğim. Burada yazamadım, orada haykıracağım.

O gecekondunun tüm kiremitleri ve kolonları da.... Anladın sen Süha. Valla alınmasın kimse de, tam pezevenk ismiymiş Süha da.

26 Şubat 2010

Bedevi çadırı geleneği -siyasi içerikli yazı-


Erdoğan: Ben de şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum, 'Ne yapayım köşe yazarı, hakim olamıyorum' diyemezsin.

Akp Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş: Bu iktidara karşı olanların kanı bozuk

Akp Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan: 40 yıl onlar bizi fişledi, şimdi biz onları fişliyoruz.

Eh, iki kelime etmek elzem oldu. Erdoğan'ın isteği faşist cunta liderlerinin isteğidir. Ancak ve ancak faşizm dönemlerinde görülebilir, bu kadar açık bir istek. Tabii ki, her iktidar bunu medya patronlarına iletir ancak böyle aleni değil. Şifaen söylenir bu tip şeyler, iktidarlar tarafından.

Sen kendi adamlarına hakim olabiliyor musun peki? Yok, olamıyorsun. Peki adama demezler mi; "Sen önce tasması gevşemiş vekillerinin yularını sıkı bağla, sonra başkasına akıl ver" diye.

Hayır, millet başbakanını Bush'un köpeği yapıyor, kimsenin gıkı çıkmıyor. Sonra her yurtdışına çıktığında ülkeni şikayet edip, demokrasiden dem vuracaksın. Offf, nefis valla. Bu kadar salağı birarada bulsam, benzer şeyleri yaparım sanırım.

Bu ülkede açıklanması gereken çok şey olmaya başladı. Muhtemelen çocuklar, torun torbalar öğrenecek bu görüşmelerin içeriklerini.

Dolmabahçe'de ne konuşuldu? Erdoğan ve Büyükanıt arasında ve dün Çankaya Köşkü'nde Erdoğan-Gül-Başbuğ görüşmesinde ne konuşuldu?

Her konuşmada Hitler ve bilimum faşist lider ağzıyla 'Halkım, halkım' diyenler, bunların içeriklerini de 'halklarına' açıklasın. Öyle işine gelince cıvık halkçılık yapmak yok. Ancak koyunlara yedirirsin bunları. Bu çantaların içinde ne vardı?

Tekrar başa döneyim, yularını çözdüklerinin tasmalarını biraz sıkmak lazım ki, sonra medyaya laf edebilesin. Ayrıca hangi Bedevi çadırında sanıyor kendini merak içindeyim. Böyle istediğini sustur, istemediğini konuştur.

Galatasaray-Atletico Madrid maçı kareleri
















Bu süt oğlanı kimse unutmaz, bundan sonra

Dünya Kupası'nda Nike formaları


Sırasıyla Slovya'dan Robert Koren, Avustralya'dan Vince Grella, ABD Clint Dempsey, Portekiz'den Nani, Brezilya'dan Pato, Hollanda'dan Edson Braafheid, Güney Kore'den s Chung-Yong Lee, Yeni Zelanda'dan Ryan Nelson ve Sırbistan'dan Nenad Milijas.

Gün içinde, dün yapılan koreografi fotoğraflarını da koyacağım. Yazmaya mecalim yok, şerefsiz Rocchi'ye de selamlarımı iletiyorum.

25 Şubat 2010

Platini senden nefret ediyorum



Maçtan geldim, sinirim biraz geçti madde madde yazayım.

1- Aleni ve açık bir biçimde hakem engelini aşamadık. Gianluca Rocchi denen (..... Bu nokta noktaları siz doldurun artık) herif bütün bir maç boyunca, ne kadar ters karar verilmesi gerekiyorsa verdi. Bir hakem tiplemesinden çok korkarım. O da, görmediğini veren hakemdir. Sağolsun Rocchi denen bu herif, neyi görmediyse gayet cesur bir biçimde verdi. Ama gel gör ki, Caner'in pozisyonunu göremedi. Ben tam kapalının diğer köşesinden gördüm, bu herif göremedi.

Hadi o göremedi, müthiş futbol uzmanı Platini'nin yürürlüğe soktuğu 5 hakem uygulamasında arkada duran herif göremedi mi? Demek ki göremedi. "Hakemdir hata yapar" lafına uyuz olurum. Normal hayatta, iş yerinde yap bakalım 3 hata seni tutuyorlar mı o işte. İtalyan-İspanyol işbirliği oldu, tur uçtu gitti.

2- Simao'nun attığı ilk golde, top bizde, Leo Franco aut atışı kullanıyor, top taca çıkıyor. O taç dönüyor, şak diye kaleye giriyor. Leo Franco hakkında daha fazla yorum yapmayacağım. Sezonun ortası itibariyle kendisi hakkında olumsuz görüşlerimi açık açık sundum, değişeceğini sanmıyorum.

3- Yenilen ikinci gol. Servetim, güzelim geri geri giden kaç tane defans oyuncusu gördün. Ceza alanı içindesin artık. Hamleni yaparsın, ya kaçırırsın ya da tutarsın. Yok ama bizimki öyle değil. Daha ne kadar geri geri gidebilirsin ki ceza sahası içinde. Kaleye gireceksin haberin yok.

4- Hakem dedik, Servet dedik, Leo Franco dedik ama hakkını da vermek gerekir; Atletico Madrid, Galatasaray'dan çok daha iyi oynadı. Özellikle ikinci yarının başlamasıyla yarı sahaya yerleştiler ve ne yazık ki, Elano'nun da çıkmasıyla topu ayağımızda tutamadık. Bahane ararsak, çok buluruz. Biraz aynaya bakmak lazım. Devre arası yapılan transferlerde Baros'suz kalacağını bile bile ve üstelik "Ben gerekirse Dos Santos'u forvet oynatırım" demişken, ya Dos Santos'u oynatacaksın forvette (ki oynayabilecek güçte değil) ya da yollayamayacaksın elindeki golcüyü.

"Nonda olsa turu atlardık" gibi bir şey söylemiyorum ama Arda denen adama da yazık. İki tane stoperin arasında imanı gevredi çocuğun bütün bir maç. (Üstelik sadaece bu maçma sınırlı değil)

5- Her şeye rağmen Galatasaray, forvetsiz de olsa, bazı hatalar yapmış olsa da şampiyonluk yarışında son viraja girilmek üzere. Şampiyonluk mu beklentim. Elbette ki, ancak olmazsa da dünya yerinden oynamaz. Geçen yıl UEFA'dan stopersizlikten elenilmişti, bu yıl biraz forvetsizlikten, seneye orta saha olmaz diye umut ediyorum.

Sabredeceğiz ve bu takımda sistemin oturmasını bekleyeceğiz. Rijkaard, hata yapmıyor mu? Tabii ki yapıyor, yaptı, yapacak da. Dünya üstünde olmayan adamı aramak gibi bir aptallığı yapmanın anlamı yok. O yüzden Her ne olursa olsun, kuyruğu dik tutup meyvelerin toplanmasını bekleyeceğiz. Bu yıl, bir sonraki ya da öteki sene.

Biliyorum Türkiye koşullarında imkânsızı istiyorum ama istiyorum işte. Bugüne dek, her yıl kadro değiştirmek, teknik patron değiştirmekle ele ne geçti onu düşünmek lazım.

6- Antalya maçına gittim elendik, Atletico Madrid maçına gittim elendik. Benden bu kadar artık. Fenerbahçe maçına kadar evde oturup izlemeye devam edeceğim. Kendimden şüphe etmeye başladım artık.

7- Kimse üzülmesin, doğru yoldayız. Hata da olsa, eksik de olsa doğru yoldayız yeter ki, doğru yolda olduğumuzun bilincinde olalım.

8- Futbolculuğunu çok sevmeme karşın Michel Platini denen adamdan nefret etmeye başladım. Alsın 5 hakemi evinde alem yapsın. Bir ona, bir diğerine versin. Çünkü başka bir işe yaramıyorlar. En azından Michel Platini'yi tatmin etmiş olurlar. Öyle olmadı mı?


Unuttuğum için kusura bakmasın tüm emeği geçenler. Gecenin en güzel görüntülerinden biriydi, cidden harikuladeydi.

Son not: Caner'i bütün bir ömrü boyunca Atletico Madrid maçlarındaki hataları ile hatırlayacağız, sanırım. Olsun, insanız, hata yapıyoruz. Hakem Rocchi dışında herkes insandı.

Maça kadar okuyun


Akşam maçtayım, o zamana kadar size bir yazı önereceğim. Blog ilk açıldığında yazılmıştı, pek okuyan olmamıştır muhtemelen o zaman. Ehh şimdi sayı biraz daha arttı haliyle. Cidden ilginç bir insan hikâyesi. İlk porno aktristinin hayatı. Acayip ilgiç gelmişti okuyunca, kaleme almak şart olmuştu. Buyrunuz...

Derin gırtlaktan feminizme uzanan yol

Maç mı? Zor. Her ikisi de. Yani Lille ve Atletico Madrid maçları. Herkesin gönlüne göre olsun.

Maziden bir hatıra

24 Şubat 2010

Hangi takım tur atlar

Felaket bizi bekliyor -siyasi içerikli yazı-


Blogger'a girmiş bulunuyorum. İki gün ne çok şey oldu Türkiye'de. Daha iki ay önce ölen maden emekçilerine yenileri eklendi, emekli kuvvet komutanları dahil ne kadar general rütbeli emekli asker varsa gözaltına alındı, halen de alınıyor, Türkiye'deki bütün oramiral ve orgeneraller toplandı.

TEKEL işçileri için son 4 güne girdik. Sendikalar her zamanki yavşak tavırlarıyla genel grev kararı alamadı ve işileri kaderine terk etti.

Yargı krizi çıktı, krizi bastırmak için başka şeyler yaşandı.

Normal bir ülkede yaşansa en az 6 ay konuşulacak konular bu ülkede günlük yaşanıp bitiyor. Misal Danimarka'da ya da Almanya'da bu kadar eski general ya da kuvvet komutanı gözaltına alınsa ülke bununla yatıp bununla kalkar. Biz direkt olarak unutuyoruz, alt belleğe itiyoruz, kimilerinin zaten belleği yetişmiyor bu konuları algılamaya.

Hafta sonu açılım hadisesi vardı misal sözüm ona sanatçılarla. Alişan, Demet Akalın, Nihat Doğan filan vardı. Ya hakikaten şaka gibi bir durum. Aşağılamaksa, aşağılıyorum bu isimleri. Çünkü bunların açılım ya da açılımsal bir konuyu algılayabildiğinden emin değilim. En fazla Demet Akalın, götünü başını açar, onun açılımı o kadardır. Misal Nihat Doğan, çok merak ediyorum ne konuştu. Muhtemelen "Saygı duyuyorum" demiştir. En aklı başında soruyu hiç beklemediğim bir isim sormuş: Hakan Peker. "Açılım diyorsunuz ama doğuda belediye başkanları tutuklanıyor. Bu nasıl açılım?" demiş.

Sonuç itibariyle neler yaşıyoruz neler. Hepimiz bir güzel içimize sindiriyoruz bunları, kafamızı çeviriyoruz 'aman görmeyeyim' diye. 'Aman bana bulaşmasınlar' duygusu herkesi sarmış. Açıkça korkuyoruz hepimiz. Her şeyden korkmaya başladık.

Bu duygu 12 Eylül sonrası yerleştirildi içimize, sonraları polis ve devlet baskısıyla artırıldı. Geldiğimiz nokta, darbe noktasıır. Yani fiili olarak olmayan bir darbeyi yaşıyoruz aslında. Daha da sindirilmek, daha da korkutulmak, daha da uyuşturulmak için.

Komutanlar meselesi; evet suçları varsa yargılanmalılar, hatta cezalarını da çekmeliler. İyi ama hangimizin adalet duygusu var ki içinde? Kim adalete inanıyor? Son birkaç seneden bu yana, adaletin varlığından söz edebilmek mümkün mü?

Adil bir yaşam sürdürülse bu ülkede, 4 yıl önce bir madenin içinde ölen insanlara aynı madende yenileri eklenebilir miydi? Adalet zenginden güçlüden yana bu ülkede. Sadece şekil değiştirdi, sadece yön değiştirdi. 7 yıldır yaşanmıyor bu sözün özü.

Bu ülkede herkese, tek başına yırtmanın en iyi ve en kolay yol olduğu öğretildi. O yüzden toplumsal tüm olaylara gözümüzü-kulağımızı tıkıyoruz, bakmıyoruz.

İlgilendiklerimiz ne peki? Neyle ilgileniyoruz? İnsanlığımızdan çıktık, başka tür bir canlıya doğru geçiş yaptık. Hissiz, yüreksiz, beyinsiz. Sorgulamadan, irdelemeden, bize öğretildiği ve öğütlendiği gibi yaşıyoruz. "Aman oğlum sen karışma", "Aman kızım sen bulaşma". Duymadık mu bu sözleri?

Gazeteciliğe ilk olarak Evrensel gazetesinde başlamıştım. Annemden, babamdan benzer şeyleri duydum. Bugün yaptığım seçimler ama doğru ama yanlış, benim seçimlerim. Başkalarının benim adıma konuşmasını, benim adıma hareket etmesini, benim adıma karar vermesine izin vermedim.

Söyleyemiyor kimse belki ama bu ülkenin kaderi birkaç cemaatin ve o cemaatlerin başındaki birkaç embesile emanettir. Kararları onlar alıyor, sermaye onların ellerinde. Kızıyor muyum? Belki, biraz. Dün sermayenin rengi başkaydı, bugün yeşil, yarın başka bir renk. Çok mu fark ediyor? Hiç fark etmiyor.

"Haydi, yükseltin sesinizi, çıkın meydanlara" demiyorum. Sözüm; insanlığımızı unutmamıza, her türlü değeri bırakmamıza.

Umutsuzluk içimde o kadar yoğun ki, kara bulutlar dağılmıyor. Felaket bizi bekliyor ama öyle ama böyle.