15 Temmuz 2010

THY hatırası

Sabah sabah yarıldım


Sabah günlük rutin fotoğraflara bakarken, bunu görür görmez, ağzımdaki kahveyi direkt olarak monitöre boca ettim.

Sivas'ta bir süpermarketin manav reyonunda görev yapan Haydar Doğan, İspanya milli takımı ve Barcelona'nın yıldız oyuncusu İnieasta'ya olan benzerliği ile dikkat çekiyor.

Klasik, bölge muhabiri haberi ama iki fotoğraf yan yana olunca, hakikaten insanı kendinden geçiren bir durum yaşattı.

Arkadaş'ın ismi Haydar, arkadaşları 'Iniesta Haydar' diyormuş. Hayır, işin ilginci eleman Sivaslı. Bütün imitasyon insanlar Sivas'tan mı çıkıyor anlamadım.

Valla ben çok benzetemedim Iniesta'ya ama Haydar gönül koymasın bize.

14 Temmuz 2010

Modern ve demokratik Türkiye


Dünya Basketbol Şampiyonası öncesinde Kayseri kent halkına yapılan uyarı

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki: Şampiyonanın ramazan ayına gelmesi nedeniyle, vatandaşlarımızı bir kez daha uyarıyorum.

Yabancıların kültürü, giyinmeleri, yemeleri ve içmeleri bizden farklı. O nedenle şampiyona nedeniyle kentimize gelecek binlerce yabancının yediğine, içtiğine, giydiğine karışmayın.

Bu onların kültüne bağlı şeyler. Herkes bizim gibi yaşacak diye bir kural yok. Kayseri halkının Anadolu konukseverliğini göstereceğine inanıyorum.

Yabancı konuklarımızdan ilk kez bir ramazan ayını yaşayacaklar olacaktır. Onlara hoşgörümüzle yaklaşmalıyız.

Demek ki, böyle bir uyarı yapılmasına gerek varmış, modern ve demokratik Türkiye'de. Yorum yapmak istiyorum, yapamıyorum.

Herkes kendi kahramanını karşıladı















Herkes krallar gibi karşılanmış. Memnun olmayan yok gibi. Ama en renkli karşılama Hollanda'ya yapılmış, Amsterdam'da kanal turu yeter de artar bile.

13 Temmuz 2010

Temassız elektronik bilet, temaslı otobüs yolculuğu

Önce Akbil'i getirdiler, dönemin parasıyla yaklaşık 3 trilyon liralık (eski parayla) yolsuzluk yapıldı. Yolsuzluk dosyası mahkemeye taşındı, Başbakan Erdoğan ve 3 milletvekili dokunulmazlıkları sayesinde kurtuldu. 2 yıl süren, 37 sanıklı davada hiç kimse hüküm giymeden bu işten sıyrıldı.

Her dönemin Belediye Başkanları Turkuaz Ali Müfit ve Muhallebi Çocuğu Kadir, İstanbulluların tek bir kez akbil dokundurarak, tüm kenti dolaşacağı yalanını halka yutturdular Zaten daha sonra halk, mecbur edildi bu aygıtın alınması için.

3 trilyon liralık yolsuzlukta ben sağ, sen selamat, herkes 'alnının akıyla' bu işten sıyrıldı.

Şimdi aradan 11 yıl geçti. Neredeyse her İstanbullu'nun anahtarlığına iliştirilmiş bu "Akıllı Bilet" uygulamasından vazgeçildi.

Neden?

Artık "Manyetik Geçiş" adı verilen sisteme geçilecekmiş çünkü.

Peki Neden? İBB'nin internet sitesindeki bilgileri aynen yazıyorum..

Temassız Elektronik Biletin Ortak Özellikleri

* İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin geliştirdiği, antenli temassız kart teknolojisine dayanan elektronik bilet.

* Kullanılan antenli temassız kart teknolojisi Mifare DesFire 4K (2004’te ullanılmaya başlanmıştır) bilet olarak Türkiye’de İLK ve TEK, dünyada 7. uygulama.

*Sağladığı yüksek güvenlik özellikleri açısından diğer kartlardan üstün.

* Diğer şehirlerde uygulanan kart sistemlerinden teknolojik olarak farklı.

* Kullanım kolaylığının yanı sıra elektronik biletlerimiz iniş/binişlerde işlem süresini oldukça kısaltıyor. Mesajlar ve melodiler hariç elektronik biletlerimizin işlem süresi yarım saniye.

* Elektronik bilet okuyucuya sürekli yaklaşık tutulduğunda bilet değeri ardı ardına düşmez.

* “Temassız Elektronik ” biletler sayesinde adet ve saatleri, kullanımın hatlara dağılımı ve otobüs başına yolcu yoğunluğu hakkındaki rakamlara kesin ve doğru olarak ulaşılabiliyor.

Mantıklı bir açıklama gören var mı? Yoksa ben mi algılayamıyorum da ekrana bakıyorum bir süreden bu yana, anlamak için.

Ülkede paralar suyunu çekti. Satılacak fabrika, toprak, liman, orman, para edecek KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsü) kalmadı. Millete limitlerin üstünde vergi yükü bindirildi. Daha fazlasını yüklerlerse, koltuklarında oturamayacaklarını da biliyorlar.

Dikkat edin, bu yıl kimseye odun, kömür, erzak dağıtıldı mı? Dağıtılmadı. Çünkü devletin kasası takır takır boşaltıldı.

O zaman ne yapmak gerekir? Haliyle, kafayı çalıştırıp, yeni kaynaklar getirmek gerekir.

İşte, tam bu noktada; Muhallebi Çocuğu Kadir, Vikingler'deki Vicky gibi parmaklarını şıklatarak yeni bir fikir üretiyor: Buldummmm. Temassız Elektronik Bilet.

Bak süper fikir aslında. Zaten süper teknoloji toplumu da olmuşken hazır, temas etmeden bilet okutacağız. Bak sen olaya.

Temas dedim ya, aklıma geldi. Lan angutlar, bileti temassız okutacak millet de, o tıkış tıkış otobüslerde, vapurda, metrobüste, tramvayda arkamdakinin bilmem neresi bana değmeden beni taşıyabilecek misiniz? Kimseye temas etmeden, ben otobüse binebilecek miyim? Yoksa bilet temaslı olmuş, temassız olmuş bana ne.

Muhallebi Çocuğu, sen hiç sabah 7.30'da otobüse bindin mi? Sabah 07.30'da metrobüse bindin mi? Akşam saat 19'da Mecidiyeköy-Bakırköy hattında yolculuk yaptın mı? Bir bin, bir bin temasın kralını yaşarsın.

Muhallebi Çocuğu sana soruyorum; hiç Cevizlibağ'da metrobüsten inip, bardaktan boşanan yağmurun altında, o merdivenleri yüzlerce insanla çıktın mı? Ya da inmeye çalıştın mı?

Temassız elektronik biletmiş. Şu millette biraz akıl olsa, biraz beyin olsa, bak nasıl birbirimize temas ederiz. Böbreklere işleyen bir sızı olarak temas halinde bulunuruz.

Akbil'de 3 trilyonluk soygun yapıldı, bakalım bu temassız elektronik bilette ne kadar yapılacak. Biz bu kadar aptal olduktan sonra, daha çok temas ederler bize. Yoksa temas edile edile hissizleştik galiba.

"Yok, küfür etmeyeceğim" dedim içimden ama ben bunların vicdanına sokayım...

Şurama kadar geldi


Şu gazetelerde, televizyonlarda, internet portallarında ne kadar "Asamoah Gyan Fenerbahçe'de", "Kartal Eduardo ile el sıkıştı", "Ronaldinho Galatasaray'a geliyor" haberi yapan adam varsa....

Lan oğlum onurlu olun, şerefli olun, gururlu olun, adam olan lan, adam olun. Bu mudur gazetecilik?

Sürekli götünden sıkmak mı gazetecilik? Bir siktirip gidin, yetti. Sürekli yalan haber yazmaktan, doğru haber yazamaz olmuştur bu tipler.

Ya eskiden de olurdu ama bu kadar olmazdı. Yazıyorlar, ertesi gün yalanlıyorlar, sonra yeniden aynı adamı getirip, ertesi gün karısından ötürü vazgeçtiriyorlar. Aynı adam 10 kere transfer oluyor.

Siz, ne aşağılık adamlarsınız oğlum. Ne büyük göt varmış sizde, sık sık bitmiyor. Heriflerdeki göt değil mübarek Honduras bandıralı şilep.

Hayır, bu herifler o haberleri yapıyor, birtakım gerizekalılar da okuyor. Tencere-kapak korelasyonunda embesiller birbirini ağırlıyor.

3 final, 3 hayal kırıklığı



İlk kare: Sepp Maier-Johan-Franz Beckenbauer
İkinci kare: Ruud Krol-Leopoldo Luque
Üçüncü kare: Iker Casillas-Arjen Robben

Bu arada Cruyff İngiliz basınına konuşmuş. Söyledikleri yenilir yutulur cinsten değil.

"Hollanda finalde çok kirli bir futbol oynadı. İspanya'yı bol faul yaparak yıldırmaya çalıştılar. Kazanmak için çok adice bir yol izlediler. Açıkçası bir Hollandalı olarak bu durumdan çok utandım."

Akıllı adamın hali başka oluyor değil mi?

12 Temmuz 2010

Ahtapot Paul, Dünya Kupası'nı reddetti


Son 10 gündür Paul'le yatıp, Paul'le kalkıyoruz. Televizyonlarda canlı yayınlar, gazetelerde Paul'ün tahminleri, aklınıza ne gelirse yazılıp çizildi.

Paul artık mutlu. Çünkü Dünya Kupası'nın kazananlarından biri de o. 2010 Dünya Kupası denince, akla ilk gelecek şeylerden biri olacak.

Paul'e Dünya Kupası verilmiş bugün ama o futbol topunun peşinden gitmeyi yeğlemiş. Başarılar gelir geçer, akvaryumun bize yeter.

Bu yavşaklar telef edilmeli


Karambole geldi, üstüne bir şeyler yazamadım. Hazır sinir tepemdeyken, dokunsan patlayacakken yazayım diye düşündüm.

16 yaşında, zihinsel engelli A.Y. Antalya Yetiştirme Yurdu'ndan, Aileden Sorumlu Bakan, yurdu teftişe gelecek diye Siirt'e kaçırılırken, bir trafik kazası nedeniyle bütün eteklerdeki taşlar döküldü ve gerçek ortaya çıktı.

Şimdi yavşaklığa bak ki, kaçırmak için götürülen yer Siirt. Siirt neresi? Daha yakın geçmişte, Türkiye'nin en aşağılık olaylarından birinin ortaya çıktığı yer. İlköğretim öğrencisi 4 kıza, aralarında okul müdürü yardımcısı, esnaf ve kantincinin de bulunduğu 20 kişinin dört yıl boyunca tecavüz ettiği ortaya çıktığı yer yani. Gerçi olayların başlangıcında jandarmadan tutun da polise kadar geniş yelpazeye uzanan isimler geçiyordu. Olay alelacele kapatıldı. Ayrıca Siirt, Türkiye'nin tecavüz başkenti oldu da bizim mi haberimiz yok. Sadece şu bile, Siirt'te her türlü olayın kapatıldığını gösterir.

Neyse biz geçelim A.Y konusuna. Bu nasıl bir aşağılık davranıştır ki, zihinsel engelli kıza tecavüz edersin ve hamile bırakırsın? Ya hakikaten biz bu kadar aşağılık insanların oluşturduğu bir toplum muyuz? Hiçbir şeye inanamayacak mıyız bu ülkede; iyiliğe dair?

Bu devletin başında bir tane adam çkmayacak mı? Sorumlusu istifa etmez mi? Bu Antalya Yetiştirme Yurdu'nun başındaki tip her kimse istifa etmeyi niye düşünmez?

Bu ülkede devletin güvencesindeki yetiştirme yurtlarında savunmasız çocuklar daha ne kadar tecavüze, tacize uğrayacak?

Her sabah "Bugün güzel olacak" diye uyanıp, daha saat 11'e gelmeden bütün insanı değerlerimin yerlebir olduğuna şahit olmaktan bıktım artık. Yanlış bir iş mi yapıyorum diye düşünmeden edemiyorum.

Bu suçlara karışan orospu çocukları telef edilmeli. Ciddi anlamda telef edilmeli diyorum, gönderme filan yapmadan söylüyorum.

Çaresiz kalan insanlardan her biçimde faydalanmaktan zevk alan, aşağılık, iğrenç, mide bulandırıcı insanlar sürüsüyüz.

Şu kızın gözyaşlarında boğmak gerekir, bu işi yapan yavşağı.

Katalunya şampiyonluğu kutlayabilir


Koltuğa oturduğumda, kim kazansa mutlu olacağım bir final olarak izlemeye koyuldum. Fakat Hollanda'nın bu kadar kasaplığını gördükten sonra, içimde bir Franco uyandı. Ama tabii daha sonra takımda 7 Barcelonalı oynadığı gerçeği aklıma gelince, faşizanlıktan, ayrılıkçı ruhuma doğru yol aldım.

Ben hiçbir final maçında, bu kadar futbol oynamaktan uzak, rakibe neredeyse sürekli tekme atan bir takım görmedim. Bu takımın Hollanda oluşu insanı ayrıca üzüyor. (Cümleyi yeniden okuduğumda bir Hıncal tadı aldım. 1986 Dünya Kupası'ndan beri izlediğim final maçları diye parantez için düzeltmesi yapayım)

Almanya ile oynanan yarı final maçı sonrası Xavi, final maçında nasıl oynayacaklarına dair şöyle bir yanıt verdi: "Nasıl oynayabiliriz ki? Bizim bildiğimiz futbol bu, bundan başka bir oyun bilmiyoruz."

İspanya'yı durdurmak için Total Futbol'dan Fatal Futbol'a geçiş yapmayı tercih eden Hollanda, turnuva tarihinin en kötü final takımı performanslarından -en azından benim adıma- birini gösterdi. Garip bir anlayış gereği olsa gerek, İspanya'yı yenme taktiği futbol oynamamak haline geldi. Bunun tek farklı örneğini Paraguay sergiledi, onlar da kaleci hatasıyla erken teslim oldu.


Oysa finale çıkmış bir takım, oynatmamayı temel almamalıydı. Hele de bu takım Hollanda'ysa.

Daha üstünde bolca yazılıp çizilir fakat bir şey var ki, çok önemli. İspanya tüm dünyaya şunu kanıtladı ve gösterdi: Güzel futbol oynayarak da kazanabilirsiniz.

Açıkçası, benim 2010 Dünya Kupası'ndan aklımda kalacak ve hep hatırlayacağım şey bu olacak. Kazanmak için, futbolu olabildiğince çirkinleştirenlere, berbat sistemlere, defansif anlayışlara karşı, İspanya harikulade bir örnek.

Şimdi diyeceksiniz ki -diyen var ben biliyorum-; "İyi güzel diyorsun da, bu adamlar sadece bir maçı 2 farklı kazandı. Bütün maçları 1-0'a bağlayarak kazandılar. Bu bir çelişki değil mi?"

Bu bir çelişki değil. Çünkü İspanya'nın karşısında hiçbir takım futbol oynamayı düşünmedi. Önce oynatmamayı düşündü. Herkesin beyninin içinde döndürdüğü bir futbol anlayışı vardır mutlaka. Benimkinin içinde dönen ana fikir, "Kimsenin ne oynadığınla zerre ilgilenmem. Ben oynamaya çalışırım."

Bu anlayışla kaybeder misin, kazanır mısın bilemem ama en azından sahaya çıktığında topu her ayağına alana tekmeyi basmam, rakibim beni her geçmeye çalıştığında arkadan dalmam, kolundan çekiştirmem. Elbet sert oynanmalı, defansa önem verilmeli ama bir maçın kazanma taktiği bu olmamalı. Bu maçın Dünya Kupası finali olduğunu düşünürsek, söylemek istediğim daha da iyi anlaşılacaktır.

Eğer Robben'in karşı karşıya kaldığı pozisyonlardan biri gol olsaydı ve 2010 Dünya Kupası'nı Hollanda bu futbolla kazansaydı, bir futbolsever olarak, futbola dair inançlarım ciddi anlamda zedelenecekti.


Bugünkü 120 dakikada kazanan, gerçekten haklıydı ama salt kazandığı için değil. Kazanmayı gerçekten hak ettiği için.

Bir de maç boyu şunu düşündüm; Hollanda onlarca yıl boyunca sömürdüğü Güney Afrika'da 3. finalini kaybederek, gözyaşları dökmeliydi. O yüzdendir ki, Gyan'ın döktüğü gözyaşlarında ben de gözyaşı döktüm ama Sneijder'ın gözyaşlarına için için güldüm.

Daha çok şey konuşulup, tartışılır. Dediğim gibi, benim için İspanya'nın şampiyonluğu futbola dair inançlarım açısından önemliydi. Herkes kabul etmeli ki, İspanya bu turnuvanın en iyi takımıydı.

Bu arada, kupayı kaldıran kaptanın Casillas değil Puyol olması gerekirdi. Çünkü benim için şampiyon İspanya değil Katalunya ve Barcelona'ydı.

Son söz de, kişisel olarak dünya üstünde en beğendiğim futbolcuya gitsin yani Andrés Iniesta'ya. Golü attıktan sonra, formasını çıkarttığında Dani Jarque'nin ismini gördüğümde, "Helal ulan" dedim. Harika bir futbolcu olmasının yanı sıra, müthiş bir adam olduğunu da görmüş olduk. Bu çocuğu sevmek için bir nedenim daha oldu. (Not: Dani Jarque, her zaman bizimlesin)