
Hayatınızın son yıllarını aklınızdan geçirin. Şöyle bir düşünün, toplumsal yaşantıda neler olup bitti diye.
Sadece dünü anımsamak yeter. Mersin'deki Nevit Kodallı Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi'nde, okul müdürünün kız öğrencileri tecrit kararları ile Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun yeni yönetmeliğini. Pek çok yerde alkol yasaklanıyor.
Aya İrini’de bir konserde, İKSV’nin müzik festivallerinde ya da İstanbul Modern’deki bir davette şarap servis edilmeyecek.
Yazın deniz kenarında, ormanda, seyir yerlerinde içki servisi yapılmayacak bu yeni düzenlemeyle. Alkollü içki üreticilerinin artık hiçbir organizasyon, festival, etkinlik vb. sponsor olamayacak.
Türkiye’nin 81 ilinden 62'sinde çeşitli kamu kuruluşlarında ve kamuya ait mekânlarda içki içme ve içki satma yasağı uygulanıyor.
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi kiraya verdiği, içkili restoran olarak kullanılan mekanların kira sözleşmelerini iptal ediyor. Tayyip Erdoğan'ın İBB Başkanlığı döneminde başlattığı sosyal tesislerdeki içki yasağı İBB iştiraklerinden Beltur AŞ eliyle genişletiliyor.
İçki yasağı dışında, toplumsal muhalefetin her yükseldiği dönemde, sokak eylemleri polisin medyatik ismiyle
'orantısız şiddet' gerçek anlamda
polis terörü ile son buluyor. Üniversite öğrencileri joplanıyor, biber gazı ve tazyikli sularla püskürtülüyor.
Yine hayatımızın son dönemlerinde; kasetler, komplolar, davalar hiç eksik kalmıyor. İsmi, cismi, kimliği belli olmayan birtakım kişilerin ihbarları ile toplumda itibarı bulunan insanlar cezaevlerine atılıyor, hukuk tersine işleyip, insanlar suçsuzluklarını kanıtlamaya çalışıyor.
Anadolu'da halka
"Bize oy vermezseniz, hizmet alamazsınız" denilerek, siyasi şantaj uygulanıyor.
Yıllarca senenin verdiği intikam duygusu ile, Başbakan aleyhinde tazminat mahkumiyeti kararı veren hakimler yargılanıyor, fişlemeler hiç olmadığı kadar yaygınlaşıyor, okullarda
'ajan müdür yardımcıları' türüyor, yolsuzluk iddialarının her biri bakanlıklarda dosya dosya çürümeye terk ediliyor.
Tüm bu olan biten her şeyi izliyoruz. Sesimizi soluğumuzu çıkartmadan her şeyi izliyoruz. Her bir yılı devirdiğimizde arkamıza dönüp baktığımızda toplumsal ve siyasi yaşantıda pek çok şeyin değiştiğini görüyoruz.
5-10 yıl sonra şu cümle birçoğumuzun ağzından dökülüverecek,
"Hayatımızda her şey değişti ve aslında hepsi gözümüzün önünde olup bitti. Hiçbirine de tepki bile gösteremedik."İran'dan kaçan hemen tüm devrimci-demokratın ortak kanısı şuydu:
"Alıştıra alıştıra geldiler. Bir taviz kopardılar mı aldıkları taviz sanki yıllardır uygulamadaymış gibi doğal karşıladılar, hemen yeni taviz peşine düştüler. Kısa süre sonra itiraz etmeyi unutan insanlar haline geldik."Ağır ağır, sindire sindire Türkiye'de sistem değişiyor. Molla rejimi, Yeşil Kuşak Projesi, Ilımlı İslam ya da ismi her neyse. Ama bu ülkede sosyal yaşantımız ciddi bir tehdit altına girmiştir.
Keçiören modeli, Türkiye'de bazı şeylerin görülmesi için güzel bir örnek. Önce MHP ardından Akp'ye
(benim adıma aralarında siyasi olarak hiçbir fark yoktur) geçen Turgut Altınok'un başkanlığını yaptığı ilçede bugün artık tek bir içkili restoran bile yok. Dayak ve korku timleri parklarda el ele tutuşanları dövdüler, büfelere saldırdılar. Sonuç; değişimin her yerde yapılabileceğinin göstergesi.
Değişiyoruz, değişirken de, geride bıraktığımız hayatımızda neler olup bittiğini görmüyoruz.
Elimizde şu aptal aletlerle sivrisineklerle mücadele ediyoruz. Bu sivrisinek kimi zaman bir dizi, kimi zaman bir üniversitedeki porno tartışması, kimi zaman bir sinema filmi ya da türban oluyor.
Oysa o sivrisineklerin havalandıkları, gözümüzün önündeki bataklığa, kafamızı çevirip bakamıyoruz bile.
Bu kadar mı onursuz, asalak ve aptal bir toplum olduk?
Bize öğretilen bireysel kurtuluş masallarının günlük hayatta karşılığının olmadığını görebilmek için, kapitalizmin yaratıcılarının bile artık farklı modeller peşinde olduğunu anlamak için, paranın; onur, gurur, haysiyet gibi değerlerle yan yana getirilemeyeceğini fark etmek için, bir ülkenin bağımsızlığının o ülkenin okullarında, resmi kurumlarındaki bir bez parçasından ibaret olmadığını görmek için ancak ve ancak Türk olmak gerekiyor sanırım.