17 Ocak 2011

Hep birlikte Venceremos


Statların dünya siyaset tarihinde büyük önemi vardır. Kimi zaman faşizmin gövde gösterisine sahne olmuşlardır, kimi zamansa faşizme başkaldırının mabedi haline gelmişlerdir.

Pek çoğunuz zaten biliyorsunuzdur ama yine de hatırlatmakta fayda var aşağıdaki olayı.

Estadio Chile, 1973 yılında faşist darbenin ve darbecilerin ölüm tapınakları oldu.

Tarihler 15 Eylül 1973'ü gösterdiğinde, Pinochet'nin esas oğlanı Albay Manriquez Bravo, Estadio Chile'ye binlerce insanı ellerini-gözlerini bağlayarak topladı.

Binlerce taraftarın bağırdığı statta nefes alışverişlerinin sesleri duyuluyor, o kadar sessiz yani. Sonra karanlığı ve sessizliği yırtan bir ses "Venceremos" -biz kazanacağız- diye haykırıyor. Bu ses Victor Jara'dan başkasının değildi.

Tek bir ses binlerce sese dönüşür. Toplama kampı değil de, sanki bir şölen halini alır bu utanç günü.

Askerler Victor Jara'nın sesini kısmak için dipçiklerle kafasını parçalarlar, ellerini keser ve herkese ibret olsun diye stadyumun ortasında asarlar.

Eylül 2003 tarihine gelindiğinde ise Victor Jara'nın 30. ölüm yıldönümünde Estadio Chile stadyumunun ismi Estadio Víctor Jara olarak değiştirildi.

Galatasaray Kulübü ve onu yönetenlerin, onu yönetmeye talip olanların hemen hepsinin el öpme yarışına girip, bayramda harçlık koparma heyecanı yaşayan çocuk gibi aportta beklemeleri aslında bugüne dek bildiğimiz ancak kabullenemediğimiz gerçeklerin yüzümüze tokat gibi çarpmasından ibarettir.

İstifaya davet ettiği Adnan Polat'la özür konusunda aynı dili kullanan İnan Kıraç'ın, bu kulüpte hep aşağılanmış Abdurrahim Albayrak'ın arasında ne yazık ki tek bir fark bile yok, duruş açısından.

Mehmet Cansun, Fatih Altaylı, Mehmet Helvacı ya da Sebahattin Şirin. Hepsi toplumun bambaşka katmanlarından, hepsi farklı kültürlerin temsilcileri ama bugün bütün bu isimler, damlata damlata göl haline getirdikleri yağ damlacıklarından koskoca bir göl oluşturmayı başardılar.

Olayların üstünden geçen bunca süreye rağmen koskoca Galatasaray Kulübü'nün içinden bir tane adam çıkıp da, "Beyler ne 600 trilyonu, babanızın hayrına mı yaptırdınız bu stadı? Ali Sami Yen arazisini kimlere verdiniz, Aslantepe'yi hangi şirketlere ihale ettirdiniz? Sizin misafir diye adlandırdığınız yerde misafir bizdik. Bu kulübün ölen bir başkanı hakkında kimse böyle konuşamaz." diyemiyor.

Bırakın bu tondan olmasını, daha düşük bir ses bile gelmiyor. Camianın bütünü -taraftar hariç- hep bir ağızdan, el etek öpüyor.

Galatasaray taraftarı; bok çukuruna batmış ihbarcı başkanlara, kul olan yöneticilere ve siyasi iktidarın gücüne karşı tek başına bırakılmıştır.

Bu kulübün onurunu, gururunu, şerefini, haysiyetini bir avuç elite bırakmayacağımızı görmüş olduk. Kendi kişisel çıkarları, kendi şirket gelecekleri için siyasal güce tapan, ondan aman dileyenlere karşı onur savaşı vermek bize düşüyor.

Koskoca bir yalanın içinde savrulup durmuşuz yıllarca. Futbolu zenginlerin oyuncağı haline getirmemek için herkes elinden geleni yapmalı. 'İki taş, bir top' masallara konu olmak üzere.

Victor Jara'nın, sessizliği ve karanlığı yırtan sesi şimdi biziz.
Çünkü halkız ve haklıyız. Çünkü gerçek şeref, onur, gurur, haysiyet sahipleri bizleriz.

İster sarı-kırmızı, ister siyah-beyaz, ister sarı-lacivert, ister bordo-mavi olsun.

Artık hep birlikte "Venceremos"u söyleme vakti geldi.

Özür dilemiyoruz! Özür dilemeye ve istifaya çağırıyoruz!


Özür dilemiyoruz! Özür dilemeye ve istifaya çağırıyoruz!

Cumartesi akşamı Galatasaray'ımız yeni evine kavuştu, yeni evine onurlu bir merhaba dedi. Galatasaray adı ile rant sağlamaya çalışanlar, kulüp yönetiminden devlet yönetimine, büyük Galatasaray taraftarının tepkisi ile hakettikleri cevabı aldılar.

Ali Sami Yen Spor Kompleksi, şehrin ortasındaki evimiz Ali Sami Yen'imizin yerine bize tahsis edildi. Değeri yüksek olan Mecidiyeköy'deki araziyi alıp, kuşa döndürülmüş bir proje ile yeni stad yapılmış olmasına rağmen başbakan ve devlet erkanı Galatasaray Spor Kulübüne büyük bir lütufta bulunmuş gibi davranarak kendi siyasi hesaplarını hayata geçirmek istediler. Yapılan propaganda, Adnan Polat'ında katkısına rağmen Cumartesi günü kulübün gerçek sahibi Galatasaray taraftarının bilinçli tepkisi ile bir balon gibi patladı.

Bizlerin bu stad için, ne devlet erkanına, ne de Adnan Polat'a bir borcumuz var. Bu stad kimsenin cebinden çıkan para ile yapılmadı. Kendi yandaşlarına peşkeş çektiği Ali Sami Yen arazisi karşılığı yapılan stad için bizim tek borcumuz, bu stadı yapan, üçünü çalışmalar sırasında yitirdiğimiz emekçileredir. Bizler bu stad için sadece evine ekmek götürmek derdinde olan, günlerini gecelerini şantiye alanında geçiren, kimi zaman maaşını bile alamayan, iş güvenliği olmadan çalıştırılan emekçilere teşekkür ederiz.

Cumartesi akşamı yapılan protesto için Galatasaraylılığımızı sorgulayan, ancak kendi çıkarlarının söz konusu olduğunu bildiğimiz Adnan Polat'ı, Galatasaray taraftarından özür dilemeye ve istifa etmeye davet ediyoruz. Aynı şekilde Recep Tayyip Erdoğan ve tokinin başkanı olan şahsı da büyük Galatasaray taraftarından özür dilemeye davet ediyoruz.

Galatasaray Spor Kulübünün gerçek sahibi büyük Galatasaray taraftarına; Ali Sami Yen Spor Kompleksi'nin açılışında onurlu duruşunuzla kulübümüzü kimsenin kendi çıkarları, rantı için kullanamayacağını gösterdiniz. İyi günlerinde olduğu gibi kötü günlerinde de bu kulüp bizim. Yapılan ve yapılacak tüm saldırılara karşı, kulübümüzü kendi menfaatleri için kullananlara karşı, tek çıkarı arma aşkı olan bizler tek yumruk, tek yürek olarak duralım. Biliyoruz ki büyük kulüp, büyük taraftar olmak, alınan kupalarla, tribünü kaplayan pankartlarla değil, zalimin önünde başını eğmeyen onurlu duruş ile mümkündür.

Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
bir çığlık oldu ümid...
Ve zafer
artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
tırnakla sökülüp koparılacaktır...

Yaşasın Galatasaray! Yaşasın büyük Galatasaray taraftarı!

TEKYUMRUK

Ya kafanızı kıçınıza sokarsınız, ya başınız dik gezersiniz


Adnan Polat,
Abdürrahim Albayrak,
Hakan Şükür,
Hasan Şaş,
Uğur Tütüneker,
Gökmen Özdenak,
Kameralardan insan avına çıkan Galatasaray yönetimi -şerh koyan var mıdır bilemem-
Ultraslan,
Forumlarda dibine kadar yavşaklık yapıp, göt yalayanlar,
v.s. v.s.

Ne acı sizleri bu durumda görmek.
Ne acı sizinle aynı renklere sevdalanmak.
Ne acı bu onur yokusun güruhla aynı golllere sevinmek.
Ne acı taraftarına "orospu çocuğu" diyen zihniyetten herkesin önünde özür dileyen bir başkana sahip olmak.

Bu iş Galatasaray'ı aşmıştır. Ülkedeki diktatoryal rejim kendini sisin içinden çıkartıp, Galatasaray üstünden bütün bir ülkeye güç gösterisi yapmaktadır.

Bu güç gösterisine karşı; 106 yıllık dev bir kulüp kendi başkanıyla, kendi yöneticileriyle, kendi duayenleriyle, kendi futbolcu eskileriyle, kendi kaptanıyla gurursuzluk ve onursuzluk gösteriyor.

Galatasaray ya 15.01.2011'in altında kalır, ya Galatasaray olduğunu herkese hatırlatır.

Yarın, bu olanlar Beşiktaş, Fenerbahçe ya da bir başka kulübün de başına gelecektir.

Bu onursuzluk Galatasaray'ın değil, Türkiye'nin yakasına iliştirilecektir, süreç böyle geliştiği sürece.

Ya Türkiye'deki bu aleni diktatörlüğe karşı çıkarsınız ya da tarih sizleri diktatörlüğün uşakları olarak er ya da geç yargılar.

Ya kafanızı götünüze sokup onursuzca ortalarda dolanırsınız ya da başınız dik onur mücadelesi yaparsınız.

15.01.2011 akşamı ve sonrasında yaşananlar -ve hâlâ- Türkiye için nirengi noktasıdır.

16 Ocak 2011

Biz dün akşam bardan hatun kaldırdık!


Bazı hatunlar vardır, barda görürsün, karanlık loş ortamda. Uzaktan uzağa bakışmaya başlarsın, bol makyaj ve hoş kıyafetlerle, senin de kafa kıyaksa şahane görünür.

Eve götürmek için bin dereden su getirirsin. Aslında hatun dünden razıdır ama naz yapar. Akşam alır götürürsün eve. Çakırkeyifsinizdir, eve giderken yolluk da alınır iyice kafaları dumanlamak için.

Gelirsin eve, önce bir müzik koyarsın. Öyle öküz gibi olmaz çünkü. Biraz sohbet, az muhabbet, sonra danstı, ellemeydi, koklamaydı derken çatır çatır sevişirsin, çakırkeyifliğin ötesindesindir. Eh zaten iki tarafın da amacı rahatlamaktır.

İş biter, uyursun. Sabah kalkıp bir bakarsın, "Ulan bu dün akşamki hatun mu?" diye sorarsın kendine. "Hay amına koyayım 31 çeksem daha iyiydi" diye hayıflanırsın.

Hah! İşte aynen o durum yaşandı dün geceden bu yana. Demokrasi, özgürlük, insan hakları diye kıçlarını yırtanların, bu kavramları ne kadar çok benimsediklerini gördük.

Sokağa çıkan öğrenciye terörist, hakkını arayan işçiye nankör, konuşmaya çabalayan köylüye "ananı da al git" ve şimdi de statta protestoda bulunanlara "orospu çocuğu".

Budur işte demokrasi, özgürlük, insan hakları. Kendine biat edene, önünde secde edene, itaat edene bunlar var. Ama sana karşı gelene, senin gibi düşünmeyene, senden olmayana, protesto eden onun bunun çocuğu.

Selim Terzi'yi babasının kim olduğunu ispat etmeye çağırıyorum, aksi taktirde kendisini, kendi ithatları ile baş başa bırakıyorum.

Bardaki hatuna ne mi oldu? Dün akşam çatır çatır siktik. O da rahatladı, biz de.

Not: Rica ediyorum bir hatun kişi çıkıp hadiseyi başka yerlere götürmesin.

Bunların hesabını sormayanların....


Sefil, aciz, nankör, gerizekâlı, kuş beyinli ve aleni olarak dilenci muamelesi

Bunları içine sindirenlerin,

Bunları sineye çekenlerin,

Bunlara 'eyvallah' diyenlerin,

Bunlardan sonra Galatasaray taraftarı kamerayla takip edip karar aldıracakların,

Bunların hesabını sandıkta sormayanların ta amına koyayım.

Galatasaray'ın bittiği akşamdı dün. Belli oldu ki, kulübü yönetenler ve onların beslediği asalaklar panik ve korku içinde.

Sivil diktatörlük dün kendini stat ışıklarıyla belli etmiştir.

"100'lerce trilyon harcamış" stada. Cebinizden mi çıktı lan o para?

Anlayış bu. "Bulgur dağıttık oyunuzu bize vereceksiniz, stat yaptırdık, söylenen her şeye boyun eğeceksiniz." Dilenci kültürü yaratanların eseridir bu.

Tekrar ediyorum, bunu hesabını sormayan kim varsa amına koyayım.

"Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve "Galatasaraylılığımla" her zaman gurur duyarım..."



Herif gerizekalı, kuş beyinli yazmış ama Türkçe yazmayı bilmiyor. AB Genel Sekreterliği Müşaviri herif. Bu herif görüşmelere filan katılıyorsa, AB'ye haybeye almamazlık yapmıyorlar demek bu ülkeyi. Konuşmayı, yazmayı bilmeyen bir adam var karşımızda. Seni A.O Estaban seni.

Özhan Canaydın'dan, TOKİ beyzadesine oradan Ultrayalakalara


Şu taraftarın sana o kadar özür borcu var ki.

Köpeklere, itlere meze etmedin bu kulübü. Bu kulübün hakkına her alanda korudun. Şu stadın yapımında herkesten çok emeğin var ama adın bile geçmedi.

Hiç tanımadım, hiç görmedim ama çok sevdim seni. Her şeyinle yakışıyordun o koltuğa. Ne bir kez şov yaptığını gördüm ne de kendini ön plana çıkarttığını.

Kimsenin aklına bile gelmemişken, gittin Diyarbakır'a okul yaptırdın, başkalarına öncü oldun.

Senin hayatın pahasına savaştığın kulübe bu akşam aciz diyenlere, senin koltuğunda oturanlar payendelik yaptı.

Transfer yapmasan da, bu kulübün onurunu şimdikiler gibi ayaklar altına aldırmadın. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin, bir Ali Uras'ı, bir de seni çok sevdim.

Galatasaray Genel Kurulu'nda değilim, isimlerini, cisimlerini bilmem ama şunu iyi biliyorum ki, bu akşamki rezaletten sonra, jandarmalığı, polisliğe, jurnalciliğe soyunanlara bir yanıt verir.

Koltuğunda oturduğu kulübe dilenci muamelesi yapılacak, Adnan Polat denen adam da buna göz yumacak. Vay babalar vay be, ne güzel dünya.

Erdoğan Bayraktar denen arkadaşa da sormak lazım, "Lan babanın servetinden mi harcadın o stadın yapımında kullanılan parayı? Cebinden mi çıktı? Ali Sami Yen'i kaça satacaksınız? Buraya harcadığınız paranın en az 3 katını çıkartmayacak mısınız?"

Hepsi leş bunların. Ülke babalarının malı, halktan topladıkları para da kendi ceplerinden çıkıyor sanki. Teşekkür borcumuz varmış.

Yıkın amına koyayım stadı o zaman. Sikmişim stadınızı, kiremitinizi, harcınızı, betonunuzu.

Satın mı aldınız lan asırlık çınarı? Sizin külliyatınız yetmez bu kulübün ömrüne.

Küstahlık, şımarıklık, kendini bilmezlik hepsi bunlarda. Bir tokat gelecek ki, hayatınız boyunca unutamayacaksınız.

Bir arkadaş mail atmış, Ultraslan özür dilemiş. Siteye girip baktım, "Daha düne kadar eski stadımızda şu yok, bu yok diye sitem edenler bize bu imkanın verilmesini sağlayan Başbakanımıza ancak teşekkür etmeli ve alkışlamalıydılar. Siyasi görüşleri için fırsat bekleyen bu aciz kişilerin Türk misafir perverliğini ve ahte vefalarını tekrar gözden geçirmelerini şiddetle tavsiye ediyorum.

Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan'a tüm iyi niyeti ve katkılarından dolayı ultrAslan olarak teşekkür eder saygılarımızı sunarız."


Kendilerinin isimlerini Ultrayalaka olarak değiştirmeleri gerekir. İfadeye bak sen "Daha düne kadar eski stadımızda şu yok, bu yok diye sitem edenlermiş."

Zaten biliyordum ne bok olduklarını, bu yalaka tavırla kendilerini daha bir açık ettiler. Sizleri başbakanın ilk mitinginde; kombinelerinizi ayarlayıp, karaborsa yoluyla para kazanmanızı sağlayan yöneticilerinizle birlikte alkış kıyamet en önde görmek isteriz. Böylece ahde vefanızı gösterirsiniz. Olmadı yere kapanıp, secdeye yatarsınız.

"Parayı veren düdüğü çalar" ya, bunlar kim para verirse onun düdüğünü emiyor. Emmiyor sömürüyor hatta.

Not:Birkaç gün yazmazsam kusura bakmayın, cidden garip bir hal içindeyim ve dehşet sinirliyim...

15 Ocak 2011

Rica etmeden 'siktir git' diyorum


Daha önce rica etmiştim "siktirip gidin" diye.

Şimdi rica etmeden söylüyorum. Düşün bu kulübün yakasından. Al yanındaki şikeci herifi, siktir git Akp milletvekili ol.

Bu kulübün tarihinde şerefli başkanlar arasındaki yerini asla alamayacaksın.

Galatasaray başkanlarının görevi, siyasal güçlere, siyasal iktidara biat etmek değildir. Onların jandarmalığına, polisliğine soyunmak hiç değildir.

Yazık ki, Galatasaray Kulübü tarihi sizin gibi yalakaları, sizin gibi emir kullarını da görmüştür. Başkanı olduğun kulübe dilenci diyenlere en doğru cevabı verenlerin arkasında olacağınıza, vıcık vıcık bir kıvamda söylenenlerin doğru olduğunu kabul eder gibi bir tavır takınarak, hangi ilişkiler içinde olduğunuzu da göstermiş bulunuyorsunuz.

Yazık ki, Ali Sami Yen de bu kulübün başkanıydı, siz de. Birinin adı yüzyıl geçse de hatırlanıyor, sizin adınız birkaç sene içinde unutulacaktır.

Galatasaray'ı götünüze çevirdiğiniz, makamınızı yalakalık noktasına getirdiğiniz için sizi ne kadar tebrik (!) etsek azdır.

Artık bundan sonra toplumsal eylemlerde elinize biber gazı alıp öğrencilere sıkabilir, başbakanın her konuşma yaptığı yerde en önde saf tutup avuçlarınız patlayana kadar alkışlayabilirsiniz. Çünkü size yakışanı (!) budur

Sanırım Galatasaray'ı bir Saray zannedip, kendinizi de sadrazam yerine koydunuz. Artık kelleleri uçurursunuz, elinizdeki yetkiyle.

Ne yazık ki, bu kulübün başkanısınız. Ama ben söylemeden edemiyorum, yeter artık siktirip gidin! Hatta siktirip giderken, manevi yavrun, adaşın, şikeciyi de beraberinde götür.

Adnan Polat kimsin lan sen!


Her gittikleri yerde şakşaklanmaya alışıklar. Eğer biri protesto ederse, polis, özel güvenlik ya da korumalar derdest edip götürüyor.

Ama tabii 50 bin kişi olunca öyle ensesine vur, kolunu kıvır, kafasını eğ, polis merkezine çek durumu olmuyor. Benzer bir tepkiye Barmen Minik Egemen U2 konseri sırasında uğramıştı.

Bütün yalakalar hep bir ağızdan "Başbakanımızın emeği büyük. Çok ayıp edildi" edebiyatı yapıyor. Bu stadın da bir seçim rantı olduğu; bu stadın karşılığının başka bir kulübe bedava arsa, bir diğerine örtülü ödenekten para verilmesi gibi hesaplar olduğu unutulmaması gerekir.

TOKİ Başkanı'na söylenecek bir söz yok. Kendisi önce halk için konut yaptırması gereken kurumun, zenginlere villa yapar hale getirilmesinin hesabını vermesi gerekir. Bu çıkışıyla seçimlerde 1. sıradan milletvekilliğini kapmıştır muhtemelen.

Kitlesel toplulukların önünde durmak zordur. Bu bazen bir stadyumda olur, bazen sokaklarda.

Oysa ne güzel olacaktı. İçeriye girdiği anda alkış kıyamet kopacak, "En büyük başbakan" nidaları kopacak ve bir konuşmayla iş bitirilecekti.

Galatasaray taraftarıyla uzun süre sonra gurur duydum. Orada olmayı istedim doğrusu.

Neyse, acısını bir taraftan çıkartırlar, bunu da unutmamak gerekir. Çünkü kendisinin 7 yıllık iktidarı gösterdi ki, kendisiyle uğraşan her grup, her kurum ya da her kişiyle bir biçimde hesap ödemek zorunda kaldı.

Helal lan hepinize...

SONRADAN EKLEMİŞ BULUNUYORUM
Adnan Polat, protestolarla ilgili "Yönetim kurulu toplantısı yapılacak, sorumlular tespit edilip gereken cezalar verilecek" demiş.

Birader burası neresi? İsteyen, istediği kişiyi protesto eder. Sen güvenlik gücü müsün, kolluk kuvveti misin? Ayrıca ne zaman monarşiye geçtik de bizim haberimiz olmadı. Ya da faşist diktatörlük ne ara kuruldu? Madem 'özgür bir ülkede yaşıyoruz', madem ülkede 'ileri demokrasi' var, o zaman isteyen istediği kişiyi protesto eder.

Sen altı üstü bir spor kulübü başkanısın. Ne İçişleri Bakanlığı'nda görev yapıyorsun ne de Emniyet Müdürlüğü'nde çalışıyorsun.

Ulan yalakalık paçalarınızdan akıyordu, şimdi kıçınızdan damlamaya başladı.

Ne lan bu! Osurma, sıçma, hallaççı geçiyor. İsteyen başbakanı da, seni de protesto eder. Ama tabii biat ettiniz, şimdi kulağınız çekildi görev yerine getiriyorsunuz.

Galatasaray Yönetim Kurulu şu olay yüzünden herhangi bir kişiye ceza verirse, topunuzun a.k. Kimsiniz lan siz?

Bugün Tunus'ta, yarın ....


Tunus'ta yoksulluk ve yolsuzluktan bunalan halk ayaklandı ve ülkeyi 23 yıldır diktatörlükle yöneten Zeynelabidin Bin Ali, ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Tunus ilginç bir ülke, bazı bilgiler vereceğim bakalım hatırlayabilecek misiniz neye benzediğini.

Ülke 1990 yılından 2002'ye kadar sürekli büyüme gösterdi. Zeynelabidin Bin Ali, özellikle 2001 yılından itibaren ekonomik anlamda çöküşe geçen ülkede, iki dönem cumhurbaşkanı seçildikten sonra insan hakları ihlalleri, siyasi muhaliflerin cezaevlerine gönderilmesi ve baskılarla ağırlığını yitirmeye başladı.

Ülkede yolsuzluklar ayyuka çıkmasıyla birlikte basın özgürlüğü de yok edildi. Kendi yandaşlarının zenginleşmesi, halkın fakirleşmesi ve özellikle de diplomalı işsizlerin çığ gibi artması, Tunus'u bugünkü konuma getirdi.

İnsanları aç bırakmak, açlığa mahkûm etmek, hele hele diplomalı insanları işsiz bırakmak çok tehlikelidir. Bugün benzerini yaşıyoruz. Ülkenin Başbakanı, "Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok" diye rahat rahat konuşuyor.

Hiçbir iktidar sonsuza kadar sürmez. Tarih ne imparatorluklar, ne krallıklar, ne devletler gördü. Hepsinin sonu er ya da geç geldi. Ve hepsinin de ortak özelliği, yönetenlerin zenginleşmesi ve yönetilenlerin fakirleşmesidir.

Er ya da geç, şu an Tunus'ta yaşananlar bu ülkede de yaşanacak. İnsanlar bir gün çaresizlikten intihar etmek yerine, sokaklara çıkacak. Polisin sıktığı biber gazını umursamadan, vurduğu jopu önemsemeden yürüyecekler.

Kimin iktidar olduğunun önemi yok. A partisi, B partisi ya da C partisi. İnsanı hayvandan ayıran belirgin özellikler var.

Kimse halkın sabrıyla oynamasın ve kimse halkın parasıyla kendisini ve çevresini zenginleştirmeye çalışmasın.

Bir gün halkın öfkesi yumruk gibi patlar suratlarda. Bugün Tunus'ta, yarın başka bir ülkede.



Karaborsayı ve karaborsacıyı seven yönetim


Adnan Polat: 16 bin kombine sattık, beklenti 24 bindi. Bize 200 binin üzerinde davetiye talebi geldi. Bunları tabii yerleştirmek de kolay değil. Burası 52 bin kişilik, belki o kadar dahi almayacağız.

Açılış maçı için ne kadar yoğun bir talep olduğunu herkes biliyor. Başkan, yöneticiler her çıktıkları yerde bunu tekrarlıyorlar.

Ama gel gelelim ki, Ajax maçı davetiyeleri karaborsada peynir ekmek gibi satılıyormuş. Bu davetiyeleri acaba kimler, kimlere veriyor satmaları için?

Karaborsa, Türkiye'de çok ciddi bir geçim kaynağı birtakım tipler için. Biletlerin sadece Biletix'te kısıtlı sayıda satıldığı bir ortamda, ellerinde koçanlarla dolanan bu insanların, istenirse bu biletleri nereden aldığı 10 dakika içinde belirleniverir.

Neredeyse herkesin büyük bir heyecanla beklediği stadın açılışının şifreli bir kanala verilmesi, maça gitmek isteyen binlerce insan varken davetiyelerin ite kopuğa geçim kaynağı olarak iaşe şeklinde verilmesi birilerinin ne kadar düzgün iş yaptığının göstergesidir.

Hayır, yaklaşık 13 yıldan beri insanlar bu stadı bekliyor. Statta bulunamayacaklar için en azından, maçın açık kanaldan verilmesini beklemek aptallık mıdır?

Ama tabii kime anlatıyoruz ki. Futbol çoktan ticarete döndü, biz hâlâ hayaller aleminde kendimizi kandırıyoruz.

Karaborsayı ve karaborsacıyı teşvik eden yöneticilerimize Ali Sami Yen'e girecek dozer girer umarım.