9 Haziran 2011

GS Cimbom Fanzin 45. sayı



GSCimbom'un çıkarttığı gscimbomfanzin'in 45. sayısı dün itibariyle internette yayınlanmıştır.

Okumak isteyenler, tabii ki http://www.gscimbom.com/fanzin/45/ şuraya tıklayarak, erişebilir.

Kendileriyle Galatasaray'a dair bir de söyleşi yaptık. Eh artık eşek değilseniz, bir zahmet bakıverirsiniz. Her ay bakın tabii, sadece 45. sayıyı değil.

Tekrar teşekkürler...

Sayısız orospu çocuğu var



Bodrum'da 30 kediyi zehirlemiş, lanet olası puştlar. 10 tanesi kurtarılabilmiş ancak.

Zehirli et vererek, kıymışlar bu yavrulara. Şunları yapan orospu çocuklarının insan olmasının imkânı yok. Bugün bunu kedilere uygulayanlar, yarın insanlara da rahatlıkla yapabilir.

Benim beynim almıyor, şu hayvanlardan ne isteniyor. Ağzı var, dili yok hepsinin. Bir kap su, suya batırılmış bir parça ekmekle karnını doyurabilen şu yavrulara neden bu kadar aşağılık biçimde davranılıyor?

Orospu çocuğu adi şerefsizler. Çocuklarınız elinizde can verir, kan kusarak geberirsiniz umarım. Sülalesini siktiğim piçleri. Lan yemin ediyorum çıldırıyorum, şu monitörü kırmak istiyorum. Adaletini, vicdanını, insanlığını siktiğimin dünyası.


Bu elemanları kurtarmışlar. Kurtarana teşekkürler.

8 Haziran 2011

15 Ocak 2011'i unutmamak lazım


Balık hafızalı olduğumuz için bir dönüş yapalım 15 Ocak 2011'e.





"Sporu siyasete karıştırmayalım" diyecek arkadaşlara şimdiden, her ilde verilen stadyum sözleriyle karşılık vereceğimi söylemek isterim.

Ülkede her bokun içinde siyaset varken, spordan soyutlamak mümkün değil.

Kimse kusura bakmasın ama "kuş beyinli, sefil, aciz, gerizekâlı, nankör, kahpe, şerefsiz, bunların babası belli değil" diyenlere değil oy, yağmurlu havada bir damla su vermem. Ha, bunları söylemeseler de oy vermeyecektim, o da ayrı mesele.

Gayet normal bir protestoyu terörizmle eş tutan, bir zihniyete (Örnekleri sadece sporla kısıtlı değil) bir şamar indirmek gerekir.

Bir kişi bile, o gün olanlara bir yanıt verirse kârdır. Gerçi o gün yaşananlara gelene kadar, cevap verecek çok şey var. Bir de bu eklenmiş oldu böylece.

Minibüsten indim


5 dakikalık haber portalları gezintisi -sadece başlık bazında-, hiçbir şey bilmememe karşın şu faydalı bilgileri öğrendim:

1- Caroline'yi hamile bırakmışlar.
2- Pascal Nouma ile Asena aşk yaşamaya başlamış.
3- Cihan Ünal ile Hande Ataizi, tiyatro oyununda fışırdamış. Hande, 'taciz var' demiş.
4- Gülben Ergen, çocukları ile yatmadan önce kitap okuyormuş, fotoğrafını paylaşmış.
5- İsmail Türüt'e telefon açıp küfürü basmışlar.
6- Seda Sayan rayting için Nihat Doğan'dan faydalanmış.
7- Hürrem saraydan kaçabilirmiş.
8- Serenay Sarıkaya diye bir karı alışveriş yapmış.
9- Lady Gaga, götü başı açmış.
10- Khloe Kardashian frikik vermiş.
11- Bilimum hatun, poz vermiş, sevişmiş, birliktelikler yaşamaya başlamış.

Bu ülkede 4 gün sonra seçim var değil mi? Sokarız seçime, bize ne. Seçim karın mı doyuruyor?

"Pascal kime çaktı?", "Hürrem kime verdi", "Caroline'i kim yavrulattı?"

Budur bizim gündem, bundan ötesi umrumuzda olmaz. Misal, sabah servisi kaçırdım minibüse bindim, öndeki iki hanım abladan biri şunu söyledi; "Sen kime verecen kız?"
Hafif kıkırdamalar eşliğinde diğer hanım abla yanıtı verdi "Ötekiler hep yapacaklarını söylüyor, bunlar en azından yaptıklarını söylüyor."
"Ay boşver anam. Ay bugündü değil mi Muhteşem Yüzyıl."
"Evet, bir haftayı nasıl geçirdim bilemezsin, en de heyecanlı yerinde kaldı."
"O Hürrem, tam malın gözü. Erkekler öyle karıları seviyor ama."

Daha geleceğim yeri varmadan, yürümeyi göze alarak, indim minibüsten.

Yürürken, öküz gibi bir yokuştan, kırık bir bebek arabası içinde 5 koli suyu yola çıkartmaya çalışan 11-12 yaşlarında bir çocuk gördüm. Arabayla çıkartmaya çalıştı, olmadı. Sonra tek tek çıkartmaya çalıştı ama iki adım atıyor, bayırımsı yokuşta zorlanıyor.

Yanına gittim, "Eleman yardım lazım mı?" dedim. Utangaç, mahçup, hafif de korkarak "Vallaha mı?" dedi. Ama veledin gözlerinin içi parladı, bunu söylerken. İkimiz bir olduk, yola kadar çıkarttık suları.

Babası böbrek hastası, annesi temizlik yapıyormuş. 4 kız kardeşinden biri yatılı okuldaymış, biri intihar etmiş, ikisi evliymiş. Ağabeyi varmış bir de. "Ortacı, tekstilde" dedi.

Şu yaşananların amına koyayım. Neresinden tutarsan tut, elinde kalıyor.

7 Haziran 2011

Gerekirse tekme de atarız


Aslında biraz dedikodu kıvamında olacak girişi ama yazmadan da edemeyeceğim.

Saat 18.00 gibi, aşağıya sigara içmeye indim. Abbas Güçlü, birkaç kişiyle konuşuyordu, konuşmaların hepsini dinlemedim ama bir cümle gayet sesli ve net söylendiği için duydum. Abbas Güçlü yanındakilere, "Artık beni Silivri'de ziyaret edersiniz. Gidişat o yönde" dedi. Gayet ciddi ve hiç de espri yapar gibi değildi.

Cumartesi günü de, asansörde karşılaştığım bir Vatan Gazetesi yazarı ile aramızda şöyle bir konuşma oldu:

Ben: Nedir abi seçimden beklentin?
Yazar: Ben çok ciddi bir sürpriz bekliyorum.
Ben: İnanarak mı söylüyorsun yoksa salt beklenti mi?
Yazar: İnanarak söylüyorum. Ama eğer o sürpriz olmazsa hepimizin ağzına sıçacaklar.

Abbas Güçlü, Başbakan'ın televizyonlardan, aleni olarak "Diyorum ya görevlendirme var. Görevlendirenler de belli. Ben o kişinin sürekli bu işin üzerindeki kampanyasını ben söylüyorum. Delil belge falan değil. Sürekli mensubu olduğu yayın organının televizyonunda, köşesinde bu işi tahrik etti. Bunlar mahşeri vicdanda mahkum olacaklar. Gelecekte bedelini çok ağır ödeyecekler tabii" dediği ve "Vicdanen mi, hukuken mi?" sorusuna "Belki hukuken de olabilir yani. Belli olmaz.

Çünkü burada mağdur durumuna düşen ÖSYM Başkanı bunlar hakkında bana göre dava açması lazım. Şu işler, imtihan, her şey bitsin, sonra bu işin üzerine kendisinin de gitmesi lazım. Onun da hakkını araması lazım"
cümlelerini eklediği kişi.

Şu an resmi bir açıklama gelmedi ama ilk bedel olarak Genç Bakış programının yayından kaldırıldığı söyleniyor. Kanal da konuyla ilgili hiçbir açıklama yapmadı, keza Güçlü de.

Bu ülkenin iki köşe yazarının düşünceleri bu minvalde. Ve bunları öyle laf olsun diye değil, gerçekten inanarak söylüyorlar.

Ülkede cesur olması gereken gazeteciler, böylesi korkulara kapılınca, doğal olarak bu korku dalgası, halk içinde de dalga dalga yayılıyor.
Yayılmasını garipsememek gerekir çünkü toplumun muhalif pek çok kesmi, mahkemelerin ileri tarihlere atıldığı, birbirine eklemlendirilen ve bitip tükenmek bilmeyen davalarla cezaevlerinde yatıyor.

Hopa'da gayet normal bir HES protestosu, üniversiteli öğrencilerin "Parasız eğitim istiyoruz" talepleri, terörizmle suçlanıyor. Medya işin daha büyük isimlerinde koşsa da, Hopa'daki olaylar nedeniyle dün 12 kişi tutuklandı. Ferhat Tüzer ile Berna Yılmaz 1.5 yıldır cezaevinde ve davaları sürekli erteleniyor. Bunları ancak kıyıda köşede bulabiliyorsunuz.

Korku, korkuyu tetikliyor. Ülkenin gazetecisi böyle içten içe bir endişe yaşayınca, bunun halk tabanında karşılık bulmamasına da imkân yok.

Bunu laf olsun diye söylemiyorum, inanın ama eğer hapisse de yatılır, işkenceyse de görülür. Bu toplum, kaç tane yiğit yürekli adam çıkartmışken, gazetecilerin böylesi endişelere kapılması anlaşılabilir bir durum değil.

Gencecik insanlar bu ülkenin geleceği için gözaltılar, tutuklamalar yaşadılar; işkencelerden geçirildiler. İdam sehpahalarına tekmeyi bastılar. 22-23 yaşında gencecik adamlar bunlar. Bu kadar yürek yok mu bu ülkenin gazetecilerinde, her türlü baskıya, tehdide karşı, "Siktir" çekebilecek yürek yok mu?

Bağıra bağıra faşizm geliyor ve faşizm kokuyor yaşananlar. Ülkenin birtakım bölgelerinde sıkıyönetim uygulanıyor, insanlar kahvelerden işyerlerinden toplanıyor.
Evlatlarını, kocalarının durumunu sormaya kalkan kadınlar gözaltına alınıyor. Daha nereye kadar korkacağız? Biraz daha fazla korkmak için, nelerin yaşanması gerekiyor?

Seneca'nın söylediği gibi "Cesaret cennete, korku ölüme sürükler". Bundan gayrı bir onurumuz var kaybedeceğimiz. Onu da korkarak kaybetmeyelim.

Gerekirse sehpaya tekme de atılır, sikimizde olmaz...

6 Haziran 2011

O levhalar götünüze girsin



Esenyurt'ta Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un ismini taşıyan Tonguç Baba Caddesi’nin ismi Kiler Caddesi olarak değiştirilmiş.

Caddeye ismini veren Kiler, bildiğiniz Kiler Holding'in Kiler'i.

Esenyurt Belediye Başkanı Akp'li Necmi Kadıoğlu. Deniz Gezmiş heykelini bir gece yarısı buhar eden kişi.

Heriflerin hepsinin davranışları çok garip. İktidar olmak dışında, ülke babalarının mallarıymış gibi davranıyorlar. Başbakan istiyor heykel yıkılıyor, belediye başkanı istiyor cadde ismi değiştiriyor, bakan istiyor yol değişiyor, atadıkları müdür istiyor taht lojmana konuyor. Heriflerdeki görgüsüzlük o kadar ileri boyutta ki, TOKİ Başkanı'nın babasının ismi okula veriliyor.

İsteklerinin sınırı yok. Ya da o sınır nereye kadar ulaşıyor bizim haberimiz yok. Hadi diyelim ki, ismi değiştirdiniz, "Kiler Caddesi" ne lan! Holding isimleri ne vakitten beri caddelere, sokaklara isim oluyor.

Yetmez amına koyayım! Caddelere isim vermekle de yetinmeyin. Milleti; bu marketlerden alışveriş yapmaya, bu hastanelere gitmeye, bu gıda ürünlerinden almaya zorlayın. Zaten başbakan yardımcısı da, alınacak gazeteyi belirliyor. O kadar önemli değil, yapılırsa kimsenin gıkı bile çıkmaz. Çıkarsa da, basarsın gazı, koyarsın copu, hiç olmadı tıkarsın hapishaneye.

Geçmişe dair her şeyi yavaş yavaş silip atıyorlar. Belirgin izlere karşı yıpratma, kirletme politikası, daha uçucu izlere karşıysa direkt olarak yıkım işlemi var.

Küstahlık derecesindeki kibirlerin nefret ediyorum. Sadece bunlara özel bir durum değil, genel bir nefretim vardır ama bunlarda daha da nefret ediyorum.

Başbakanı TBMM'de salya sümük ağlayan, Esenyurt'un belediye başkanı Kadıoğlu'ndan incilerle bitirelim, "Şimdi size Esenyurt’ta caddelere konulan isimleri tek tek sayacağım: Doğan Araslı Caddesi, Sırrı Atalay Caddesi, Aşık Şenlik Caddesi, Adile Naşit Caddesi… Hele bir isim söyleyeceğim ki, saçlarınız diken diken olacak: Deniz Gezmiş Caddesi... Ama merak etmeyin ben gereğini yapıyorum."

Adile Naşit lan, Adile Naşit. Bu kadına karşı bile nefretleri var. Ananızı mı sikti, götünüzü mü parmakladı?

Kiler Caddesi, çok yaratıcı. Jetpa, Kombassan, Ülker, Medical Park'la da taçlandırın Esenyurt caddelerini. Olmadı çevrenizdeki orospu çocuklarının babalarının, analarının isimlerini verin.

Yetmez ama evet. Belki TRT'den bir spor, bir şarkı türkü, ne bileyim bir kadın programı kapmak için Yetmez ama evet diyenleri şimdi daha iyi anlıyorum.

Ananızın amının ismini verin caddelere, sokaklara.

5 Haziran 2011

Kalabalıkların anlamı


Akp İzmir mitingi.


CHP İstanbul mitingi.


BDP Diyarbakır mitingi -Blok da diyebiliriz-.

Kalabalık meselesi, insanları vahşileştiriyor. Biri "Ben 1 milyondum" diye, diğeri "İzmir'de sizden fazlaydık" öteki "Devlet destekli mitingten daha fazla kişi topladık" diye böbürleniyor.


Adı bile bilinmeyen, yapayalnız insanlar. Ülkenin çoğunluğunu oluşturmaya başladılar.

Birkaç yıl önce şu çift kollu çöp toplama zımbırtılarını kullananların hemen hepsi erkekti. Sadece bugün 3 kadın gördüm. Biri çocuğuyla topluyordu.

İşe gittiğim yolun üstünde tek odalı gecekondu bile denemeyecek barakalar var. Birkaç kez içlerini geçerken şöyle bir gördüm. En az 6-7 kişi ve tek oda.

Akşam karanlığında kadınların çürük çarık elmaları poşete doldurması, çıplak ayaklı çocukların annelerinin ya da belki ablalarının yanında yerde herkesin basıp geçtiği domatesleri bir fileye doldurması.

Trafik ışıklarında ellerinde boktan bir bez veya birkaç mendille birkaç kuruş için koşturan çocukları görüyorum.

Ne yapıyorlar, nasıl geçiniyorlar, ne yiyorlar, ne içiyorlar v.s. v.s. Sadece, bir 1 dakika düşünmeye çabalayın, insan çıldıracak gibi oluyor, nefes alamıyor.

Şu kalabalıklar, bu insanları düşündüğünde, bu insanların yaşamasını sağladığında anlam bulacaktır. Yoksa şu an hiçbir anlamı yok.

Çok boktan şey şu siyaset. Umarım şu kalabalıklar, vicdanlarının esiri* olmayı başarabilirler bir gün.

Farkındayım, pazar günü itibariyle iç bunaltıcı bir yazı ama bu ülkenin gerçeklerini görmezden gelmek mümkün değil.

*İradene hakim ol, fakat vicdanına esir ol/Aristo

4 Haziran 2011

'Zaman'sız pezevenkler vadisi


Bülent Arınç, üniversite öğrencileriyle bir otelde biraraya geliyor.

Arınç, üniversitedeki en büyük hastalığının, "cinnet" derecesinde kitap okumak olduğunu, şimdi o günleri özlediğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Çünkü elime gazeteden başka kitap alamaz noktaya geldim. Günlük haberlerde ne var acaba diye gazeteye bakıyorum. Onlar da o kadar çok ki o kadar değişik şeyler yazıyorlar ki her birini okurken kitap okuyamıyoruz.

Siz biraz gazeteden uzak kalın. Kaldı ki Türkiye’de öyle bir gazete var ki her şey onun içerisinde, onu takip ederseniz zamanla her şey daha iyi anlaşılır. Evet. Yani emin olun, Zaman’a baktığınızda, Zaman’ı okuduğunuzda başka bir şey karıştırmaya gerek kalır mı kalmaz mı diye siz düşünün, ben buradan bir şey söylersem, ’medyadan sorumlu adam ne dedi bakın’ derler sonra. Zaten şimdiden kaptı onlar cümleyi. Değerli kardeşlerim önce ona bakın, ihtiyaç duyarsanız hepsine bakarsınız."

Bu ülke hiç bu kadar zıvanadan çıkmamıştı. Başbakan aleni olarak "Şu gazeteleri almayın" diye hedef gösterir.

Yardımcısı "Zaman Gazetesi alın" diye çağrıda bulunur, sonra da söylememiş gibi davranır.

Barmen bozması Bakan "Bu kadar adileşmemişlerdi" der.

Başbakan önüne geleni tehdit eder.

"Hiç bu kadar adileşmemişlerdi" cümlesini aslında şu kurulu düzene söylemek lazım.

Kokuşmuş, korkuya ve korkutmaya dayalı, adi ve leş halkçılık kokan bir düzen. Düzen zaten boktandı, şimdi o boku daha da tiksinç bir hale getirdiler.

Lan ülkenin başbakanı, alınacak gazeteyi belirler mi, söyler mi? Nerede görülmüş böyle bir şey.

Bugün alınacak gazete için konuşma yapan adam, yarın diğer gazetelerin satılmasını yasaklamaz mı? Aklıma gelen şey direkt bu oluyor.

Hakikaten çıldırıyorum bu herifler çıkıp da, "Demokrasi" deyince.

Ama suç bunlarda değil, suç karşısına aldıkları o üniversite öğrencisilerinde. Şu söylenen sözleri eleştiremeyen üniversite öğrencisinin de ta dibine sokayım.

Zamanmış. Zamanınızı sikeyim sizin...

lucabreitner denen götveren, kapat şu hesabı

O kadar iş-güç arasında bir de twitter boku çıktı. Şimdi bir arkadaş mail attı lucabreitner denen şahıs ben değilim. Herifçioğlu güzel de almış nick'i. Kuvvetle muhtemel eleman beni tanıyor, şarkı yollamış Pantera. Cümlelere baktım aynı benim tavrımla yazılmış. Sik kafası beni taklit edeceğine Orhan Kemal'i, Yaşar Kemal'i filan örnek alaydın bari.

Lucabreitner denen götveren, kapat şu hesabı. Eline ne geçecek, siktir git kendi isminle cisminle gir twitter'a.

Arkadaş başıma gelen işe bak sen. Millet mala bağlamış, okumaktan, bildiğin benim stil yazıyor. Bir taraftan takdir etmedim değil, yavşağı.

Lan zorla beni soktunuz ya şu aleme helal olsun. Pek sevdiğim Koala ismini haliyle almışlar. koalaluca diye bir hesap aldım.

Senin geçmişini sikeyim, götveren pezevenk. Sanki Rockstar'ım ben, siktir git başkasının adını kullan.

Şu ülkede ne kadar çok yarrak kafalı var, her geçen gün daha da dehşete düşüyorum...

Kaşarı yalayın, baldan akanları da harcamayın


Kars'ta yıkılan İnsanlık Anıtı yerine 'kaşar ve bal' heykeli yapılacakmış.

Eğer kaşar ve bal heykeli yapmaya gerçekten niyetlilerse şu fotoğraftakilerden karışık bir şey atıversinler ortaya.

Hatta heykeltıraştan özel talebim, kaşar heykelinin alt kısmından bal aksın. Bir musluk yapsınlar, oradan damlasın bal.

Hem o zaman akanları yalamaları için fırsat da yaratılmış olur. İsteyen kaşarı yalasın, isteyen akan baldan nasiplensin.

Uğraşmak istemedim, yoksa daha şu fotoğraflara daha 50 kişi filan eklenir.

Yalayın a.k.