3 Eylül 2011

Bir türkü de sen söyle


Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz 17 aydır tutuklu. Suçları ne? Başbakan Erdoğan'ın bulunduğu bir toplantıda "Parasız eğitim istiyoruz, alacağız" yazılı pankartı açmaları.

'Yasadışı silahlı örgüte üye olmak ve terör örgütü adına propaganda yapmak' suçundan haklarında 15 yıl hapis isteniyor.

Gencecik insanlar cezaevlerinde süründürülüyor. Siyasal erkin, iktidar süresince pek çok insan bu suçlama sonucu cezaevlerinde. Ortada olmayan örgütler, hak taleplerine iliştirilmiş suçlamalar, sokak eylemlerine karşı uygulamaya sokulan provokasyonlar, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, savcılar, belediye başkanları, herkes ama herkes bir örgüt mensubu. Hepsi de, yasa dışı silahlı örgüte üyeler ve bu örgütün propagandasını yapıyorlar.

En temel demokratik haklar bile karşısında şiddet görmeye başladı. Günden güne sayısı artan polis; İstanbul'da, İzmir'de, Artvin'de, Ankara'da, Mersin'de, Diyarbakır'da her türden eylemi şiddet kullanarak 'bastırıyor'.

Kimileri HES'lere karşı çıkıyor örgüt üyesi oluyor, kimileri parasız eğitim istiyor örgüt üyesi oluyor, kimileri kitap yazıyor örgüt üyesi oluyor.

Son 9 yılda öğrendiğimiz en temel gerçek (!), ülkede ne kadar çok silahlı örgüt üyesinin olduğudur. Hepsinin amacı da, Akp iktidarına son vermek. Bugüne kadar hiç ortalarda görünmeyen örgütler, birdenbire harekete geçti.

Üstelik öylesi garip ittifaklar kuruluyor ki; Pkk ile ulusalcılar el ele, devrimciler ve milliyetçiler kol kola.

Suçlamada bulunan konumdaki savcı, parasız eğitim talebininin, düşünceyi ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirip tahliye ve beraatlarını istedi ancak mahkeme heyeti tarafından bu talep reddedildi.

Bir ülkenin en enerjik dinamiği olan öğrenciler, bir davayla susturulmaya çalışılıyor. Muhalif diğer kesimlerin başında Demokles'in Kılıcı misali Ergenekon sallanıyor. Kürt milletvekilleri ve Kürt muhalifler KCK davası ile sıkıştırılıyor.

Ülkede bunlar olurken, Libya'da, Mısır'da Tunus'ta, Suriye'de olan bitenlere 'özgürlük hareketi' olarak bakılıyor. Ama Türkiye'deki özgürlük hareketleri, protestolar 'darbe ve anarşi' ekseninde değerlendiriliyor.

Hem Ferhat Tüzer hem de Berna Yılmaz, 17 aydır tutuklu, okullarından atıldılar, gelecekleri ellerinden alındı. Ferhat, cezaevinde 'isyankâr' türküler söylediği için 6 ay görüş cezası almış. Annesi 4 aydır göremiyor Ferhat'ı, bayramda da göremedi. Böylesi bir suçlamayla bir buçuk yılı çalınan bir gencin, annesinden ayrı olması, başka bir acı olsa gerek.

Türkülerin yeniden 'tehlikeli', protesto taleplerinin hepsinin 'provokasyon ve yönlendirme' olduğu bir dönemin içindeyiz.

Berna ve Ferhat tecritte, Libya petrolleri Fransa'nın, ABD'nin kontrolünde. "Libya'ya NATO müdahalesi asla kabul edilemez" diyenler, Libya'da 'direnişçilere' milyonlarca dolar para akıtıyor ve petrol işgalcilerinin bekçi köpekliği rolündeler.

Daha geçen yıla kadar mutlu pozlar verdikleri Kadafi 42 yıllık iktidarında sanki hiç diktatör değilmiş de, birdenbire diktacı rejime girmiş gibi davranılıyor.

Sokakları sessizleştirmeye ve etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Berna ve Ferhat, sistemin, sokaklara çıkacak olan tüm öğrencilere "Sonunuz böyle olur" mesajının kurbanı.

Ama sanıyorlar ki, sokaklar, iktidarları boyunca hep sessiz kalacak...

1 Eylül 2011

Boktan


Günlerdir şuraya ne yazayım diye düşünüyorum. Aklım durmuş gibi, kelimeleri uç uca ekleyip sıralayamıyorum. Ne yazsam, at götünde kelebekmiş hissini duyuyorum içimde.

Bazen duymak istemediğin şeyleri duyarsın ya, sanki fitili o ateşledi içimde. Bir 'samimiyetsiz' kelimesi. Aslında söyleyen insanı da, çok severim ama insan ister istemez sorgulamaya başlıyor, kara kaplıyı açıp.

Geçmiş muhasebesi yapmak konusunda çok başarılı değilim. Hep geceyi çıkartamadan, son uykummuş gibi kafayı yastığa koyarım. O yüzden uyumayı da çok sevmiyorum eskisi gibi.

Parmakların kilitlendiği, beynin çalışamaz hale geldiği zamanlardan birine denk geldim. Az önce acayip sevdiğim bir adam dürttü "Abi çıktın mı tatile, nedir durumlar, haller-keyifler?" diye, o da bardağı taşıran damla oldu içimde.

Yapmak isteyip yapamadığım çok şey, söylemek isteyip söyleyemediğim çok cümle, aramak isteyip arayamadığım çok kişi, gitmek isteyip gidemediğim çok yer var. Ömrün yarısından fazlası geçti. Hatta benim için daha da fazlası ama eksik kalan çok şey var.

Hangisinden başlamak lazım diye, düşünüp duruyorum, bir yerlerde hata yapacağım diye duruyorum, olduğum yerde. Nereden ve nasıl geldi bu hal, tam olarak emin değilim ama atlatmak gerekir.

Bunca yıla bir şeyler sıkıştırmak lazımdı ama geldiğim noktada hayatın içinde sıkışıp kaldım. Birileri gırtlağımdan sıkıyor, nefes alamıyorum.

Elbet vardır bir hal çaresi de, henüz bulabilmiş değilim. Uzun süreli suskunluğun nedeni bu.

Çok boktan be, hakikaten çok boktan.

OZAN

Bir kez olsun dönüp bakmadı
Hoşça kalın da demedi giderken
Sustu ve yanlızca elinden,
yine de sazını elinden bırakmadı

Sonra hiçbir haber çıkmadı
Çıkıp gelmedi apansız bir gün
Gerçi yoktu yolunu bekleyen
ve hiç kimse gözyaşı dökmedi.

Ahmet Telli

30 Ağustos 2011

Bayram dileği


Bugün bayram. Ülkede adı konulmamış bir savaş hali var. Cezaevlerinde 64 gazeteci, pek çok kader mahkûmu ve siyasi tutuklu var.

'Parasız eğitim istiyoruz' diye pankart açan Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer cezaevinde.

Gazetecilik faaliyetleri yüzünden Nedim Şener, daha baskısı bile yapılmayan bir kitap için Ahmet Şık cezaevinde.

Devlet kendi topraklarını bombalıyor, eli silah tutmayı bilmeyen gençler öldürülüyor.

Savaşların son bulduğu, insanların kimlikleri yüzünden öldürülmediği, siyasi fikirleri yüzünden cezaevlerine atılmadığı, anaların evlatlarına tabutsuz sarıldığı, silahların sustuğu bir ülkede bayram sabahına uyanmak dileğiyle.

Bu bayramda da, kan kırmızı, şeker kırmızısına hakim oldu.

Şeker kavanozları kırılmasın.

Herkese mutlu bayramlar...

27 Ağustos 2011

Sürünüyorum


- Taraftar kart alın.
- Yok lan bizi düşürün.
- Başvuru yapmaya gidiyoruz.
- Başvuruyu yaptık, peçeteye yazdık.
- Arada taraftar kart almayı unutmayın ama.
- O değil de, peçete olmazsa, Mehmet Ali Aydınlar'ın kulağına fısıldayalım.
- Lan, Aziz Yıldırım tişörtü almayan bizden değildir.
- Barcelona tırsıyormuş, UEFA'nın işine gelmiyor.
- Türk'ün Türk'ten başka dostu yok.
- Pşşt, 'taraftar kart' diyorum.
- Michel Platini için ibne diyorlar lan.
- Dün akşam camdan bağırdık 'bizi düşürün' diye.
- Taraftar kart almayan, cinconlu olsun.
- Mehmet Ali Aydınlar'ı kulüpten atalım ama atmadan önce taraftar kart alsın.
- Cemaat lan, cemaat.
- Cemaat de taraftar kart alsın o vakit.
- Altan başkan olsun.
- UEFA karar versin, her futbolsever taraftar kart alsın.
- Yok oğlum, Barcelona siyah forma ile çıksın sahaya.
- Şüphesiz ki taraftar kart almayan bizden değildir.
- 'Sürünüyorum' single'ı çıkartalım, çok satar.
- Bütün dünya kulüpleri siyah forma giysin.
- Ama taraftar kartı.
- Aziz Yıldırım tişörtü.
- Damacana su çıkartıyorduk, ona ne oldu?
- Bence taraftar kartı almayan kesin göttür.
- Duydun mu, bu süreçte 35 milyon olmuşuz.
- Taraftar karttan oğlum.
- Yaa şeyy, başvuruyu mail olarak atmıştık, uyduya takılmış.
- Taraftar kart alanın çükü 5 santim uzuyormuş.
- Hadi ya. Ben Aziz Baba tişörtü aldım, 2 santim uzamıştı.
- Güvercin Federasyon'a ulaşmak üzeredir, ayağına takmıştık başvuruyu.
- Taraftar karttan sonra bir de ne çıkartsak, şu süreçte iyi götürdük. Satmadığımız şey kalmadı.
- Aldığım son duyumlara göre Barcelona ve Real Madrid sarı-lacivert forma giyecekmiş.
- O zaman taraftar kart alsın ibneler.
- Bizim güvercini vurmuş 8taşlılarla, cinconlar.
- Düşürün bizi.
-Şaka lan şaka, hep biz Timsah olduk, bir de sizi düşürelim dedik. Yoksa 'bizi düşürün' der miyiz?
- Haa, bir de taraftar kart alın. Televizyon da izleyin, canlı yayınla para toplayacağız.
- Hacı, hani zenginler kulübündeydik, ilk 10'da falandık. Hayatımız timsah lan. Yeminle Florida'ya yerleşeceğim bu yüzden.
- Lan oğlum, gitmeden önce taraftar kart al. ABD'li yavşaklara söyle, onlar da alsın.

Şike gibi bir utanmazlığı paraya tahvil eden başka hiçbir kulüp tanımıyorum. Şike zaten başlı başına aşağılık bir durumken, şu yapılanları isimlendirmekte güçlük çekiyorum.

Yazık, hakikaten yazık.

Bir de unutmadan, "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner." Özhan Canaydın döneminde söylenen 'dilenci, fakir fukara' laflarının hesap döngüsü de tamamlanmış oldu.

26 Ağustos 2011

Günün bulmacası



İstanbulspor'u çalıştırdı şimdi 3. Lig'de,
Malatyaspor'u çalıştırdı şimdi 3. Lig'de,
Ankaraspor'u çalıştırdı şimdi öyle bir takım yok,
Konyaspor'u çalıştırdı şimdi 2. Lig'de,
Fenerbahçe'yi çalıştırdı yakında 2. Lig'de,

Kimdir bu?

Trabzonspor-Inter (1983)






25 Ağustos 2011

Bunun için orospu çocuğusunuz



Aklı başında, çok sevdiğim Fenerbahçeli insanlar var, rica ediyorum, aşağıda yazılanlara alınmasın.

Alttaki postta biri benim için yazmış, "Küçükken tacize mi uğradın? Fenerbahçeliler mi sikti seni?" diye. Küçükken tacize uğramış olsam, herif bundan memnun olacak. Böylesi aşağılık fikirlerle donatılmışlar.

Bunun adına 'takım sevgisi' diyorlar. En boktan bedduayı eden, takımını en çok seven oluyor muhtemelen. En iğrenç şekilde dua eden, en büyük Fenerbahçeli oluyor.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Ya bunlara mı taktın?" Demeyin sakın, çünkü işyerinde, kendine gazeteci diyen adam da "Uçakları düşse ne güzel olur" diyor. Münferit bir fikir değil yani, topluca beddua ediyorlar.

Bunun için aşağılık, bu heriflerin pek çoğu. Koca bir kentin depremden ölüp gitmesi için dua ediyor. "Tsunamiden gebermelerini" diliyor.

Nasıl bir beyin halidir, nasıl bir ruh halidir anlaşılmaz. Ukala, insanları aşağılayan, her hakkı kendinde gören, yapacağının yanında kâr kalacağına eminlikte haysiyetsiz, herkesi tehdit eden, insanların ölümüne sevinecek kadar şerefsiz bir grup.

Yok mudur başka taraftarlardan, böylesi? Elbette vardır ama bu kadar çoğunluk oluşturacak kadar değil.

Şunları düşünen, şunları söyleyen adamlar, siz çok büyük orospu çocuğusunuz.

Nefret bile uyandırmayacak acizliktesiniz.

Yolunuz açık olsun...




24 Ağustos 2011

Don Kişot

"Türk futbolunun kulüpler bazında Avrupa’daki en üst düzey temsilcisi olan Fenerbahçe"

Şu ifade, bugün alınan karardan sonra Fenerbahçe'nin resmi sitesinden alınmıştır.

Bak, bunların sorunu net olarak budur. Yani kendilerini dev aynasında görmek. Kimse yanlış anlamasın, Fenerbahçe'nin büyük bir kulüp olmadığını söylemiyorum. Bilakis, bu ülke sınırları içindeki en büyük kulüplerden biridir ama bu zekâdaki adamlar, kendilerine birtakım gereksiz ve zorlama payeler verdikleri için şu an içinde bulundukları durumdalar.

Neden büyüksünüz, nedir sizi 'en büyük' yapan. Kütahyasporlu adam için de Kütahyaspor en büyüktür. Şu saçma sapan, çocuk kandırmacalarından sıyrılın lan artık.

Neresinden tutarsan, oradan elinde kalır, söyledikleri. Sezon ortasında "Hepinize yeteriz" dediler. Ama işte 'sap döner, keser döner, gün gelir hesap döner' yine işledi. Sezon bitti aradan 2 ay geçmedi, tüm kulüpleri etraflarında toplamaya çalıştılar. Adama sormazlar mı "Hani, herkese yeterdiniz? Ne oldu?" diye.

1.5 yıl önce şöyle bir cümle kurmuştum, "Artık herkesin aklını başına alma zamanı geldi hatta geçiyor. Kendinizi sürekli olarak dev aynasında görmeyi, rakiplerinizi aşağılamayı, kendinizden başka herkesi küçük görmeyi bırakın. Evet, böyle yaptığınız sürece nefret duygusu uyandıran bir kulüp olmaya devam edeceksiniz ve bu fikriniz en sonunda vazgeçilmez korkunuz halini alacak.

Eğer siz Fenerbahçeli'yseniz ve hâlâ 'Tüm Türkiye'ye karşı savaşıyoruz' diye düşünüyorsanız, daha bol bol travma geçirmeye hazırlanın derim."


'Ben demiştim' mealinde söylemiyorum bunu. Şu süreçte bile, aptalca ve anlamsızca bir biçimde tepeden bakmaya devam ediyorlar. O kadar az sayıda insan var ki, şu süreçte özeleştiri yapan. Hâlâ "Ligden çekilelim, bakalım o zaman ne yapacaklar?" diye kendilerini kandırıyorlar.

Elbette ligin tadı tuzu kaçar ama siz olmazsanız da bu lig devam eder. Dünya dönüyor, bunlar ellerinde bir sikindirik sopa, kendileri döndürüyor sanıyor. Lan dönüyor, dönüyor; siz döndürmüyorsunuz.

Bir kendinize gelin. "Biz nerede hata yaptık?" deyin, "Şike yaptıysak bedelini ödeyelim" deyin. İnsanları siz olmadan, hiçbir şey olmayacağını inandırmaya çalışmayın. Eyvallah, siz bunu söyleye söyleye inanmışsınız ama kendi yalanlarınıza başkalarını inandırmaya çalışmayın. Galatasaray'sız da olur, Beşiktaş'sız da olur, sizsiz de olur.

Şu kibirden, 'biz en büyüğüz' efelenmelerinden vazgeçin artık. Bu kadar şey aklınızı başınıza getirmeye yetmiyorsa, ne olması lazım başka?

Heriflerde öyle bir özgüven var ki, UEFA'yı bile tehdit ediyor. Sanıyorlar ki, buradaki TFF gibi, UEFA da tırsacak. Don Kişot'tan beterler yemin ediyorum.

Resmi site diyor ki, "Gün; yurtdışına çıkış yasağı varken kendi takımının maçına dahi gidemeyen başkanların, kendisini pür-i pak gösterme çabalarını izleme; kendilerinden istenen belgeleri dahi teslim edemeyen ancak her fırsatta yurtdışına jurnalcilik yapan kulüplerin, kafa karıştıran demeçlerini dinleme zamanı değil, başımızı ellerimizin arasına alıp Türk futbolunun geleceğini düşünme günüdür. Gün; hep birlikte Türk futbolunu daha iyi bir noktaya taşıma ve uluslararası alanda haklarımızı koruma adına, adımlar atmak günüdür."

Bak şimdi, "Gün; yurtdışına çıkış yasağı varken kendi takımının maçına dahi gidemeyen başkanların günüdür" diyen adamın, İkinci Başkanı bu ülkede aylarca kendi takımının maçına gidemedi. Nihat Özdemir değil miydi, yurtdışına çıkış yasağı konan. Sen şimdi aklınsıra ona buna laf sokmaya çalışıyorsun ama aynı bokun laciverdi, iki yıl önce sendin.

"Gün; hep birlikte Türk futbolunu daha iyi bir noktaya taşıma ve uluslararası alanda haklarımızı koruma adına, adımlar atmak günüdür." diyenler, yüzlerindeki boktan maskeleri çıkartsınlar. Üç ay önce Fenerium'larda tişört bastıracaksın, "Hepinize yeteriz" diye, şimdi birden birlik mavalları okuyacaksın.

Statlara giderek olmaz bu işler. Önce yaptığınız hatanın, arkasında durmaya çalıştığınız ama yakın bir zamanda satacağınız adamın kim olduğunu algılayın.

Yeldeğirmenlerine karşı savaşa devam...

İsmet Paşa güzel söylemiş; "Hadi canım sen de..."

23 Ağustos 2011

Ülkeyi boydan boya 'SİT'ecekler


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, 'SİT' alanlarının tek yetkilisi 'Koruma Kurulu' üyelerinin tamamının görevlerine son verdi.

1923'ten bu yana, SİT alanı ilan edilen yerlerin hepsi yeniden gözden geçirilecek. Üstelik bu gözden geçirmeyi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın belirlediği 'uzmanlar' yapacak.

Bunun Türkçesi, SİT alanı olarak ilan edilen 1000'den fazla bölgenin, yağmaya açılmasıdır. Çünkü öndeki tek engel Koruma Kurulu'ydu, onların aradan kaldırılmasıyla, iktidarların istediği her bölgeye, ne isteniyorsa o kurulacaktır.

Bu arada, Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın, ülkenin dört bir yanına bina diken Erdoğan Bayraktar olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

Ülkede üretim ekonomisi zaten 30 yıldan bu yana yoktu ama Akp'nin iktidara gelmesiyle rant ekonomisine dönüştürüldü.

İstanbul'da Belgrad ormanlarını bile yağmaya açan, Kaz Dağları'nda 400 bin ton siyanürle şirketlere altın arama izni veren, Konya'da, Niğde'de, Isparta'da, Çeşme'de, Dersim'de, Rize'de, Antalya'da, Gaziantep'te SİT alanlarını yağmalatan siyasi erkin önündeki engeller bir bir kaldırılarak, dikensiz gül bahçesine çevriliyor.

Kendilerine engel olan tüm kurumları by-pass eden Akp iktidarı, bu ülkenin bağrına saplanmış hançerdir. Tarih, doğa onlar için hiçbir şey ifade etmiyor.

Ülkenin hemen her kritik sorunu için "Ben yaptım oldu. Ben ne dersem o olur" mantığıyla hareket edenler, şu alınan kararla, gelecek nesillerin Türkiyesi'ni ipotek altına alıyor.

İnsanların yaşam alanlarının değeri hiçbir parayla ölçülemez. Ama bunları önemseyen kimse yok.

Türkiye yaşanılır bir ülke olmaktan çıkıyor. İnsanlar bezdiriliyor, doğa katlediliyor, çokuluslu şirketlerin, holdinglerin emirleriyle HES projeleri hayata geçiriliyor. Ne insanı, ne doğayı seviyorlar, inandıkları tek değer para ve gücün ellerinde sürekli olması.

Uzungöl'ü bile havuz kıvamına getiren şu zihniyet için ne söylense, ne yazılsa boş. Bunların benim lügatımdaki yeri vatan hainliğidir.

Her tarafa diktikleri sevimsiz beton binalar yetmemiş olacak ki, şimdi gözlerini yeşile ve doğaya çevirdiler.

O kadar iğrenç bir anlayış ürünü ki bu herifler, utanmasalar denizleri bile satacak noktadalar. "Dağları deldik yol yaptık" diyen bir adamın, başbakan olduğu ülkede yaşamaktan artık utanıyorum.

Her şey olup biterken, bir kenarda oturup izliyorsak, bu suçun ortağıyız demektir. Hiçbirimiz, kendimizi bu işten sıyıramayız. Ya olan bitene karşı dik durup, sesimizi çıkartırız, ya da bu doğa katliamlarına ortak oluruz.