23 Ekim 2011

Yorumsuz!





























'Neden?' diye sormayacağız bile


Sabah gazetelere baktığımda ilk haberdi, Radikal'in "Afet, devleti vurmaz" haberi. Devlet, Van Gölü kıyısındaki 6 mahallede oturan vatandaşlarını "Sular yükseliyor" diyerek, oradan ayrılmalarını sağlıyor ve daha sonra Van Gölü manzaralı devlet binaları yapıyor.

Sonra bilgisayar başında otururken, Van'daki o acı depremi okudum. Şu an söylenen binlerce insanımızı kaybettiğimiz yönünde. Enkaz altında yüzlerce insanın "Kurtarın bizi" çığlıkları.

Birçoğumuz 1999 depreminde yaşadı bunları, yaşamadıysak da televizyonlarda izledik, gazetelerde okuduk. Mucizeler artsın diye dua ettik hep birlikte. Her mucize haberinde, sanki bizim yakınlarımız kurtarılmışcasına sevindik.

Ama çok değiştik. Acıları nasırlaşmış bir ulus olmamıza karşın, artık acılarımızı bile sınıflandırıyoruz. Böylesi binlerce insanı kaybetmişken, dua etmeyi bırakıp, "Kürtler ölsün", "Cana değil, mala gelsin", "İlahi adalet", "Askerlerimizi şehit edenlere Allah'tan cevap geldi" diyerek, ütstümüzdeki insanlık giysilerini çıkartıp, bilinmez, tanınmaz canlılar haline geliyoruz.

Konuştuğumuz dile, inandığımız değerlere, kimliğimize, dinimize, dilimize bakarak, yitip giden binlerce insanın ardından vicdanlarımız hiç mi hiç sızlamadan "Oh olsun!" diyoruz. Üstelik bunu derken, adaletten söz ediyoruz.

Şu küçücük kızın gözlerindeki korku, yaşadığı travma, milyonlarca kişinin umrunda bile değil. Bir o kadar kişi, bu kız ölmediği için üzülüyor. Anasız, babasız büyüyeceği içinse dünyalar kadar mutlu.

Peki bundan sonra ne mi olacak? Biz bunun takdiri ilahi olduğuna inanacağız. Bugüne kadar iktidarların, belediyelerin deprem bölgesi olmasına karşın, bu ülkeye tek bir çivi bile çakılmadığını esgeçeceğiz.

Başbakan, bakanlar Van'a gittiği için, insan yerine konduğumuzu, devletimizin bize sahip çıktığına inanacağız. Neredeyse her ürün için verdiğimiz deprem vergilerinin nereye gittiğine dair tek bir soru bile sormayacağız. Sorsak da, yanıtsız bırakacaklar bizi.

"Buna da şükür" diyerek, bir sonraki deprem gelene kadar, bu gerçeği unutacağız. Hatta aradan birkaç sene geçince, bunları yaşanmamış sayacağız.

Ne demişti bugün İstanbul'un neredeyse her boş alanına bina diken Ali Ağaoğlu; "İstanbul konut inşaat sektörünü en iyi bilen isimlerden biri olarak söylüyorum ki; mevcut yapı stoğunun yüzde 70'i deprem açısından güvenli değil. 1970'li yıllarda İstanbul'un Anadolu yakasında yapılan yapıların büyük bir kısmına inşaat malzemesini ben sattım. Kumları Marmara Denizi'nden demirleri hurdadan çektik. O zamanın şartlarında en iyi malzeme buydu. Sadece biz değil tüm firmalar aynı şeyi yapıyordu. Deprem olursa İstanbul'a ordu bile giremez, ölen şanslıdır."

Türkiye'nin en zengin adamlarından biri, nasıl zengin olduğunu anlatıyordu aslında bu kelimelerle. Bu sözlere rağmen hakkında tek bir işlem bile yapılmadı. Üstelik, binlerce daire yapıyor şu anda.

Bugün Van'da yıkılan o boktan binaları da başka bir Ali Ağaoğlu yaptı. En fazla soruşturmayla yırtacak. Sonra yıkılan binalar için ellerini ovuşturmaya başlayacak, yerlerine yenisini yapacağı için.

Hiçbirimizin toplu iğne kadar canı yok bu ülkede. İstiklal Caddesi'nde kafasına onlarca kiloluk cam düşen kızın da yok, kaldırımda otobüs beklerken araba çarpan çocuğun da yok, dağda ölen askerin, militanın da, depremde yitip giden binlerin de.

Her şeye 'kader' gözüyle baktığımız sürece de, tekrar tekrar öleceğiz. Belki birkaç saat depremden söz edip, 'ah'lar vah'lar' çekeceğiz.

Sonrası mı? Bilmem siz yanıtlayın...

Bu acıyı yaşayan herkese geçmiş olsun, yakınlarını kaybedenlerin başı sağolsun...

Devletinin göl manzarası için yurttaşını evinden ettiği, üstelik yıkılma ve su baskını riskine karşın kamu binası diktiği bir ülkede yaşamaktan utanç duyuyorum.

21 Ekim 2011

Tesadüfler, masallar, hayallerle karalım nefretimizi


3 Ağustos 1986: Emekli orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın malvarlığı Türkiye'nin gündeminde.
7 Ağustos 1986: 12 bin işçi işten çıkartıldı.
9 Ağustos 1986: Türkiye'de rüşvet dağıtıldığı ortaya çıkan F-16 üreticisi General Dynamics, satış işlemleri için çalışmalara başladı.
11 Ağustos 1986: Kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye'de en çok konuşulan olay Zeynem Özal'ın jaguar alması ve ev kiralarına yapılan zamlar.
13 Ağustos 1986: Hakkari Uludere'de Jandarma arası pusuya düşürüldü. 12 asker şehit oldu.
15 Ağustos 1986: Emekli orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın F-16 satışlarında komisyon aldığı iddia edildi.
16 Ağustos 1986: Türkiye Kuzey Irak'a harekat başlattı.
30 Ağustos 1986: Altın fiyatları 41 bin TL'den 65 bin TL'ye yükseldi.

1987 HAREKATI

5 Mart 1987: Irak topraklarına harekat başlatıldı.
9 Mart 1987: Nusaybin'de PKK'nin bir köye düzenlediği baskında 6'sı çocuk 8 kişi öldü.
11 Mart 1987: TÖBANK şüpheli bir satış operasyonu ile kurtarıldı.
14 Mart 1987: Enflasyon hızla artıyor. Milyonlarca memur ve isçinin zamları konusunda mutabakat sağlanamıyor.
21 Mart 1987: Türkiye'nin gündeminde 'rabıta' var. Abitat al Allam Al İslami adlı kökten dinci örgütün, 12 Eylül yönetiminin imzasıyla yurtdışındaki din görevlilerine maaş ödediği ortaya çıktı.
25 Mart 1987: İsçilerin maas zammı için Ankara'ya yürüyüşü engellendi.

1991 HAREKATI

5 Ağustos 1991: Ek vergiler getirildi. KDV oranlari artırıldı.
6 Ağustos 1991: Anadolu Liseleri sınavındaki optik okuyucu hatası nedeniyle yüzlerce aday sınavı kazandığı halde açıkta kaldı, yüzlerce aday kazanamadığı halde Anadolu liselerine yerleştirildi.
7 Ağustos 1991: Kuzey Irak'a hareket başlatıldı.
10 Ağustos 1991: Erken seçim kararı alındı.
11 Ağustos 1991: Hükümet zamları açıkladı. Sigara ve alkole yüzde 30 zam. Çay, tereyagi, et ve benzeri ürünler de yüzde 30 zam gördü.


1991 II. HAREKAT

21 Ekim 1991: Seçimler yapıldı. DYP birinci çıktı ancak koalisyon hükümeti kurulacak.
25 Ekim 1991: PKK tren taradi. 5 er sehit, 1 ölü 3, yaralı.
26 Ekim 1991: PKK Hakkari Çukurca'da dört ayrı bölgeye 500 teröristle baskın düzenledi. 17 er şehit oldu.
26 Ekim 1991: Kuzey Irak'a harekât düzenlendi.
31 Ekim 1991: Odun, kömür, akaryakıt, et, tüpgaz, yüzde 35 oranında zamlandı.

1992 HAREKATI

2 Ekim 1992: PKK 30 köylüyü kurşuna dizdi.
7 Ekim 1992: PKK kampları bombalanıyor.
17 Ekim 1992: Kuzey Irak'a harekâtı başlatıldı.
21 Ekim 1992: PKK otobüs taradı. 22 kişi hayatını kaybetti.
26 Ekim 1992: Ahmet Özal Türkiye'nin en zenginleri arasına katıldı.
1 Kasim 1992: Yerel seçimler yapıldı.
3 Kasim 1992: Faizler artırıldı, dolar 8 bin lirayı gördü.

1994 HAREKATI

19 Ocak 1994: Altının gramı 205 bin liradan 216 bin TL'yı çıktı, dolar 17 bin lirayı aştı.
21 Ocak 1994: Bakanlar Kurul memur maaşlarına zam yapılmayacağını açıkladı.
23 Ocak 1994: PKK köy bastı, gaz bombalarıyla 20 kişiyi öldürdü.
24 Ocak 1994: Tarihi 24 Ocak kararları alındı.
26 Ocak 1994: Diyarbakır Valilik binası PKK tarafından bombalandı :1 ölü, 23 yaralı.
27 Ocak 1994: Hükümet yüzde 13.6 oranında devalüasyan uyguladı.
28 Ocak 1994: Akaryakıt yüzde 10, tüpgaz yüzde 10 oranında zamlandı. Her tür beyaz eşya fiyatına yüzde 20 zam geldi
29 Ocak 1994: Türk jetleri PKK kamplarını bombaladı.

1995 HAREKATI

10 Mart 1995: Hükümet krizi boy gösterdi.
13 Mart 1995: Gazi Mahallesi'nde iki kahve tarandı. 16 kişi hayatını kaybetti.
16 Mart 1995: Ümraniye'de kayıplara karışan bir sivil, 4 kişiyi öldürdü.
19 Mart 1995: Tunceli'de askeri konvoya saldırı 18 asker şehit oldu.
21 Mart 1995: 35 bin askerle Irak'a operasyon düzenlendi.

2008 HAREKATI

1 Şubat 2008: Üniversitelerarası Kurul türban sorununu konuşmak için toplandı. YÖK Başkanı 'toplantıya katılmayın' çağrısı yaptı.
3 Şubat 2008: AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, "Türbanlıya ders vermem" diyen öğretim üyelerine, "Yaşları gelmişse emekliliklerini isteyip ayrılabilirler, istifa diye bir müessese vardır" diyerek kapıyı gösterdi.
7 Şubat 2008: RTÜK ATV ve Sabah'ın, Çalık Grubu'na satışına onay verdi.
16 Şubat 2008: Cizre Karayolları Bölge Müdürlüğü önündeki direkte bulunan Türk Bayrağı, PKK yandaşları tarafından yere indirildi.
19 Şubat 2008: Şırnak'ın Cizre İlçesinden bu sabah yaklaşık 100 araçlık bir konvoyla Irak sınırındaki birliklere askeri sevkiyat yapıldı. Çukurca semalarında alçak uçuş yapan jetler ise Kuzey Irak'a yöneldi.
21 Şubat 2008: Emekliliklerinde 4 bin tl alacak milletvekillerinin ücretleri 6 bin TL'ye yükseltildi.
22 Şubat 2008: 10 bin askerle sınır ötesi harekât başlatıldı.
22 Şubat 2008: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören 5735 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”u onayladı.
26 Şubat 2008: Üniversiteler türban konusunda kaos yaşıyor. Bazı üniversitelerde serbest, bazıları ise yasak uyguluyor.
28 Şubat 2008: AKP, üniversiteye türbanlı öğrenci almayan rektörleri savcılığa verdi.

2011 HAREKATI

5 Ekim 2011: TBMM Genel Kurulunda, Irak'ın kuzeyine sınır ötesi operasyonlar için Hükümete verilen yetkiyi bir yıl uzatan Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
13 Ekim 2011: Motorlu taşıtlar, içki, sigara ve cep telefonunda ÖTV çeşitli oranlarda artırıldı.
17 Ekim 2011: İstanbul'daki Hizbullah davasında 6 sanık tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
18 Ekim 2011: Bitlis'te polis aracına düzenlenen bombalı saldırıda 5 polis şehit oldu, olay yerinden geçen 3 kişi yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı.
19 Ekim 2011: Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde güvenlik güçleri ve sınırdaki askeri birliğe PKK'lı teröristler tarafından ağır silahlarla eş zamanlı düzenlenen saldırıda 24 asker şehit oldu, 18 asker yaralandı.
20 Ekim 2011: Kuzey Irak'a harekat başlatıldı.
21 Ekim 2011: Deniz Feneri e.v. davasında tutuklu bulunan, aralarında Zahid Akman'ın da bulunduğu 6 kişi serbest bırakıldı.


Haydi Türkiye hep birlikte uykuya dalalım. Bunların hepsinin tesadüf olduğunu kabullenelim. Hatta bir gün boyunca bunları aradığım için bana "kötü niyetli, şerefsiz, fırsatçı" damgası yapıştırın.

Eğer zamlar geri alınacaksa, Türkiye'nin iliklerini sömürenler bundan vazgeçecekse, tek bir insanın burnu bile kanamayacaksa, bu yoksul halkın vergileri silaha, bombaya harcanmayacaksa, bana ne istiyorsanız söyleyebilirsiniz.

Televizyonlarımızı açalım, bir dizi bulalım kendimize. Şöyle en çok et gösterilen, en gerçekçi tecavüz yaşanan, en muhteşem erkek kasları gösterilen. Zenginlik hayalleri kuralım kendimize, bireysel olarak her an yırtacakmışız masallarını dinleyelim.

Haaa tabii birincil görevimiz; eğer Kürt'sek Türklerin 'gebermesini' dileyelim, Türk'sek Kürt leşlerinin ekranlarda gösterilmediği için öfkemize öfke katalım.

Bugün küfür etmeyeceğim demiştim, o yüzden etmeyeceğim de...

Henry Fielding'ın dediği gibi; "Hayatta en büyük olaylar, bir sürü iyi tertip edilen küçük tesadüflerden doğar."

Hepsinin hesabı verilecek


Almanya'da savcı ne dedi: "Almanya tarihinin en büyük yolsuzluğu"
Alman savcı ne söyledi: Almanya'daki sanıklar asıl failler değil. Asıl failler Türkiye'de.
Yargılama birkaç ay içinde gerçekleştirildi ve hapis cezası verildi.

Biz ne yaptık? Aylarca dosyaların Almanya'dan gelmesini bekledik. Sonra aynı dosyaların çevirisini bekledik.

Tüm bunlar için birkaç yıl bekledik. Sonra operasyon başlatıldı.

3 savcı Almanya'ya gitmek istedi, Adalet Bakanlığı ne yanıt verdi? "Masraflarınızı kendi cebinizden karşılayın."

Bu tarihi yolsuzlukta savcılar görevlerini yaparken, birdenbire soruşturmadan alındılar. Peki ne zaman görevden alındı 3 savcı? Tutuklamaların hemen ardından.

Bugün ne oldu? Deniz Feneri e.V. soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Zahid Akman, Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, İzzet Kurum ve Ali Solak tahliye edildi.

Ehh, İçişleri Bakanı zat'ın operasyon başlamadan önce koruma müdürü vasıtasıyla onbinlerce insanın parasını toplayıp, sonra buharlaştıran bu heriflere, operasyonun başlatılacağı bilgisini verdiği yerde, bu 6 tipin serbest bırakılmasına şaşırmamak gerekir.

Domuz bağıyla katledenler bile birkaç gün önce serbest bırakıldı. Niye şaşıyoruz ki o zaman, bunların serbest bırakılmasına?

Nedim Şener, Mustafa Balbay, Ahmet Şık ne yapıyor peki?

Mustafa Balbay, tam tamına 960 gündür tutuklu. Bu 960 günün 236'sı tek başına bir hücrede geçiyor.

Nedim Şener'in gazetecilik faaliyetleri 'terör' sayılıyor. Ahmet Şık'ın taslak halindeki kitabı devletin bölünmez bütünlüğünü sarsıyor ama insanların milyonlarca Euro'sunu çalarken yakalananlar rahat rahat ortalarda dolanma hakkına sahip oluyorlar. Hatta, bu iğrenç tipleri yargılama hazırlığında olanlar kovuşturmaya uğruyor, görevden alınıyor.

Karısını elleriyle boğan adama 'iyi hal' indirimi veriliyor, testereyle gencecik bir kızı kesen manyak 11 yıl sonunda serbest kalma hakkı kazanıyor, insanları cayır cayır yakanlar çarçabuk kaçabiliyor, dolandırıcılar, katiller, psikopatlar kafalarını havaya kaldırdığında güneşi görebiliyor ama eline kalemden başka bir şey almamış insanlar yıllardır cezaevlerinde süründürülüyor.

Biz de, rahat rahat bunun adına 'adalet' diyeceğiz, öyle mi?

İktidar en yakından, uzağa doğru kurduğu saadet zincirinin bozulmaması için elinden geleni yapıyor. Eldeki tüm imkânlar kullanılıyor.

Gitmeyecek, böyle sürmeyecek. Ama bugün ama yarın hepsinin hesabı verilecek. Kimse umudunu kesmesin. Hiçbir zalimin iktidarı sonsuza dek sürmez.

Bu halka hesap vereceksiniz. Ufacık bir kızın babasız büyümesinin, eşini bekleyen genç kadının gözyaşlarınının, çoluğunun çocuğunun yemeğinden keserek para biriktiren yoksul halkın paralarını çalmasının hesabını teker teker vereceksiniz.

O villalar, o cipler, o konaklar, uçaklar, gemiler nasıl alındıysa hepsinin hesabı sorulacak...

Yemeye devam


Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

20 Ekim 2011

10 harekâtta ne değişmiş bir bakalım






















Çözüm silah mı? Şimdi yeniden cevap verin...

Beklemeden çarpıyı basıverin kapıma


Savaş çağrıları yerini buldu. Kuzey Irak'a yaklaşık 20 bin askerle kara harekâtı başlatıldı.

Kan isteyenlerin dileklerin yerine geliyor. Kaç tane harekât gerçekleştirildi Kuzey Irak'a? 1, 2, 3, 4. Ne elde edildi bugüne kadar? Koca bir hiç.

Harekât denilen şeyler, toplumdaki infiali susturmak, tepkiler dindirmekten başka bir şey değil. Tabii beraberinde akan kanla birlikte.

Yarın gazetelerde, faşist gururları okşayacak manşetleri okuyacaksınız. Bir önceki harekâtta Hürriyet "Karakışta Güneş Doğdu", Sabah "Yastan Cepheye", Vatan "Şehitlerin İntikamı" diye, o gururları parlatmaya çalışmıştı.

Televizyonlarda emekli askerler, strateji uzmanları (ne demekse) harekâtın zamanlamasını, nasıl yapılması gerektiğini anlatacak. Ölüme yol gösterecekler, uzman sıfatıyla.

Askerler vatanı için ölecek, teröristler etkisiz hale getirilecek.

Birileri oturduğu yerden, göğüslerini kabartacak, 24 askerin ölümünün intikamının alındığını keyifler izleyecek televizyonlardaki haberlerden. Ertesi gün gazeteyi iştahla açacak.

Artık o kadar insanlıktan çıktık ki, gazetede bir kadının ölümü gösterilince ayağa kalkan insanlar, "Neden teröristlerin leşi gösterilmiyor?" diye feryat figan ediyor.

Üç-beş 'leş' görünce vücudunda boşalma hissi yaşayacak milyonlarla birlikte aynı hava teneffüs ediyoruz.

"Burası TÜRKİYE, seven kalacak. Sevmeyen, başka dil konuşan, elinde bu devlete karşı silah doğrultan herkes ya ÖLECEK ya da SİKTİR OLUP GİDECEK" diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Birlikte yaşamaktan anladıkları şey, başkalarının kendileri gibi düşünmesi, kendi gibi yaşaması.

Eğer bunlar gibi düşünmezsen, onlar gibi yaşamazsan, onlar gibi konuşmazsan siktirip gitmek zorundasın ya da ölüme razı olacaksın. Üstelik bu sanki çok normalmiş gibi düşünüyorlar.

Başka türlü yazınca niyet sorgulanıyor. "Kötü niyetlisin" diyerek, mimliyorlar seni. Maraş'ta, Çorum'da insanların evlerine böyle çarpı atıldı işte.

Yaşam hakkını savunmak, savaş istememek kötü niyetse, evet kötü niyetliyim. Hatta niyetim dehşet kötü. Bu ülkenin topraklarında ölümlerin yaşanmasını istemiyorum çünkü. Alın elinize sprey boyaları, fırçaları, basın çarpıyı kapıya.

Türk askerinin ölümü için zafer çığlığı atanlarla, bir 'terörist'in ölümüne aynı tepkiyi verecek insanlar arasında sıkışmış durumdayız.

Kan seviyoruz, ölüm seviyoruz, şiddet bağımlısıyız. Herkes kendisiyle yüzleşsin, aynaya baksın. Sokakta, okulda, evde, işyerinde v.s. v.s. toplumun her yerinde şiddetle iç içeyiz. Açın yarın gazeteleri, kaç tane haber göreceksiniz, şiddet içerikli? Tesadüf mü sizce?

Vatan yerine insanların sağ olduğu bir ülkede yaşamak istiyorum.

Size iyi kan banyoları, ben kötü niyetimle baş başa kalmak istiyorum.

19 Ekim 2011

İşte ileri demokrasi bu


Saat 17.00 gibi bir telefon geliyor. Reklamcılar Derneği; "Yarından sonra terör haberleri çok fazla yapılırsa, reklam vermeyeceğiz" diye tehdit ediyor basını. Bu telefon bir tane basın kuruluşuna değil, hemen hepsine gidiyor ve hepsi de bu yolla tehdit ediliyor.

Birtakım aklıevveller "Canım, reklamcılar da haklı, bu olaylar büyütülmemeli, PKK'nın da istediği bu zaten" diye savunma yapıyor. Bunlara laf yetiştirmeyeceğim, çünkü başka bir dünyada yaşıyorlar.

Şimdi bu telefon bütün basın kuruluşlarına gidiyor değil mi?
Kim arıyor? Reklamcılar Derneği. Yersen tabii.

Bu tehdit hükümet tarafından yapılmaktadır. Çünkü gün itibariyle, tepkiler farklı da olsa büyük bir infial var. Bu olayların büyütülmesi iktidarın koltuğunun sarsılmasına yol açacak. Ehh, arkadaşlar kendileri yapamıyor bu işi, o yüzden taşeron kullanıyor reklamcıları.

Medyada buna karşı duruş gösterebilecek kuruluş var mı? Tabii ki var ancak birkaç taneyle kısıtlı. Onların da okuru zaten hükümetten hazzetmeyen bir kitle. Yani bir önemi yok.

Demokrasi filan denip duruyorlar ancak ülkede çok ciddi bir faşizm var. Bu bazen üstü örtülü, bazen de ayan beyan gözler önüne serili yapılıyor.

Ne menem bir demokrasi ise bu, kitaplar yasaklı, şu an olmayan örgütler faal sayılıyor. Ama bakıyorsunuz, domuz bağı ile yüzlerce insan öldürmüş insanlar ellerini kollarını sallayıp ortalarda arz-ı endam ediyorlar.

Bırakın şu demokrasi masallarını. Idiocracy ile karışık bir faşist yönetim var ülkede. Siyasal erk, olan biteni gözlerden ırak tutmak için, elinden geleni yapıyor.

İleri demokrasi denip duruyor ya, cidden ileri demokraside yaşıyoruz (!) Atletizmde uzun mesafede, tur bindirilen atlet, birincinin önünde yer alır ya, hah işte biz öyle ilerideyiz. İleride görünüyoruz ve öyle göründüğümüzü bize kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Aşağılık bir sistemde, 24 asker, 15 PKK'li ölmüş kimsenin umrunda değil. Birileri götünü yırtadursun, sermaye kendine yönelik tehditleri savuşturmak için boyun eğiyor. Ya da şöyle diyeyim, köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyor. Köprü geçilince, görün neler olacağını. Bugün diz çöküp, af dileyenler, o gün aslan kesilecek.

Ancak hayvan da terli, köprüyü ağır ağır ve emin adımlarla geçiyor. Daha önce yaşanılanlardan dersini iyi almış, kendisine dayı muamelesi yapılmasının keyfini çıkartıyor. Bu tadı almış bırakır mı? Bırakmaz.

Birey olarak bu ülkede kum tanesi olarak değerimiz yok. Bunu herkes kafasına soksun. Kafanı yukarı çıkarttığın an, tepeden kurbağa avlar gibi balyozu indiriyorlar, kafaları hep birlikte indiriyoruz.

Yarından sonra çok fazla haber görmeyeceksiniz medyada, bu olayla ilgili. Çünkü iktidar, sağlama aldığı koltuğunun sallanmasını istemiyor. Sermaye de, iktidarın mutlak gücü karşısında, her zamanki gibi köpekliğini sürdürüyor.

Türk halkı mı? Bugün nefret kusup bağırıp, çağıranlar, yarın her şeyi unutacak, emin olun. Bir magazin bombası, iki spor haberi, hiç olmadı bir dizide ağlaşan iki-üç çocuk. Birinden biri mutlaka tutar.

Herkese iyi uykular...

Not: Şu haberi de bu yazıyla birleştiriverirsiniz artık. Haber budur

Bu kadar zor mu?


Üstüne ne yazılabilir ki! 20'li yaşlardaki gencecik çocuklar, bir gece yarısı 'vatan' için ölüyorlar.

Ölen askerlerin sayısı sanki bizim acımızı içimizdeki duyguları da artırıyor. 26 değil de, 2 asker ölse, yarın gazetelerde köşede kenarda kalacaktı. Biz başka şeyler konuşacaktık, başka şeyler manşetleri süsleyecekti. Gazetelerin sağ üst köşesindeki hatun bölümü için fotoğraf seçilecekti.

Şimdi birileri en acıklı, fotoğrafı seçmeye çalışacak. Bir asker annesinin tabut üstündeki kınalı elleri ya da bağrını parçalarcasına vuran başka bir anne. Ertesi gün gazeteyi göreceklere 'gel gel' yapmak için, bu acı katmerleyip sunulacak.

Böylesi acı olaylar sonrası diğer genel refleks ise intikam çığlıkları atmak oldu. Akan kanı, kanla temizleme gayreti bitmiyor. Sanki o zaman, çekilen tüm acılar bitecekmiş gibi.

Şimdi intikam çığlıklarını atanlar arasına cumhurbaşkanı ve bakanlar da katıldı. Cumhurbaşkanı, "Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır" diyor, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 'ustamın dediği' diyerek, "İntikamı çok ağır olacak" eşliğinde bulunuyor.

26 asker öldü, gelen haberler arasında 15 PKK'linin öldürüldüğü de var. Kimileri için 26 asker şehit, kimilerine göre 15 PKK'li şehit.

Vicdan mastürbatörlerinin ağızlarından salyalar akıtarak, intikam çığlıkları eşliğinde 'daha fazla kan akıtın' söyleminin 35 yıldır sonuçsuz kaldığını halen göremiyor muyuz?

40 bine yakın insanı kaybetmişken, yüzbinlerce insanın yüreğine acıyı akıtmışken, 'barış' çağrısı yapanları terörist ilan etmek, bu kirli savaşın sürmesini sağlamaktan başka bir işe yaramayacak.

Terörist değilim.
Savaş istemiyorum.
Kardeşim yaşındaki çocukların ölmesini haber yapmak istemiyorum.
Annelerin tabutlara sarılmasını izlemek istemiyorum.
Evlatlarını kaybeden babaların, gözyaşlarını saklayarak 'vatan sağolsun' demesini istemiyorum.
İntikam çağrıları duymak istemiyorum.
İnsanların sokakta birbirlerine düşmanca bakmasını istemiyorum.
Televizyonlarda saatlerce ağdalana ağdalana tabut göstermesini istemiyorum.

Lanet olsun, barış istemek, barışı savunmak bu kadar güç mü?
Kimsenin, kimseye düşman gözüyle bakmadan sokaklarında dolaştığı bir ülke, hayal mi?

Barış çığlıklarını daha yüksek sesle haykırmadığımız sürece, kan gölü hiç kurumayacak. Bu ülkenin yoksul gençleri ölüme gönderilecek. Biz birbirimize düşmanca bakmaya devam edeceğiz.

Bunca iğrenç intikam çığlığını atanlar, daha üstünden 24 saat geçmeden, Starbucks'a gidip kahvesini ısmarlayacak, önündeki dizüstü bilgisayardan, twitter'a, facebook'a girip, en acıklı, en afilli, en fiyakalı cümleyi yazmaya çalışacak ve akşam bilmem hangi barda elinde içkisiyle ortalarda salınacak. Aradan 3-5 gün geçince, bir sonraki çatışma haberine kadar ölen kimseyi hatırlamayacak bile.

İnsan olduğumuzu hatırlamak için hâlâ çok geç değil...

18 Ekim 2011

Yardım elinizi uzatın


Geçtiğimiz günlerde, bir arkadaş (Ergin), hadiseyle ilgili bilgi verdi. Ne yapabiliriz, ne edebiliriz bilmiyorum ama bireysel olarak katkıda bulunursanız harika olur.

Olay şudur; Ergin'in kuzeni Van'ın Erciş İlçesi'nde Taşkapı Köyü'ne anaokulu öğretmeni olarak atanıyor. Kızcağız okula gidince, malum manzara ile karşılaşıyor. 2 kırık oyuncak dışında, okulda hiçbir şey mevcut değil.

Defter yok, kalem yok, kitap yok, oyuncak yok. Sizin anlayacağınız okul dımdızlak vaziyette. Bizim için sıradan hale gelmiş, elimizin altında bulunan pek çok materyal, oradaki çocuklar için aciliyet durumunda.

Bu tip durumlarda, hadiseyi içselleştirmek olayı daha iyi anlamaya yarar. Çocuksunuz ve okuldasınız ancak okumak için bir kitaba bile sahip değilsiniz.

Tabii ki oradaki çocuklara birkaç defter, iki kalem, bir kitap yollamak sorunun çözümünü kökten halletmeyecek fakat yine de, 'hiç olmazsa birkaç çocuğun mutluluğunda pay sahibi olayım' derseniz, aşağıdaki isim ve adrese bu ihtiyaç maddelerinden gönderebilirsiniz.

Bir-iki saniye gözünüzü kapatın, bir köy ilkokulundasınız. Kırık dökük bir soba ortada, bomboş masalar, geleceğe umutsuz bakan çocuklar. Birkaz defter, kalem ve kitapla ne kadar mutlu olacaklarını tahmin bile edemezsiniz.

Şu toplumun gerçekten unuttuğu şeylerden biridir yardımlaşmak. Ama çıkar gütmeden, sonrası için pis pis hesaplar yapmadan. Bir paket sigaranın 7 TL olduğu yerde, bir günlük sigara masrafınızdan bir şeyler alıp gönderin.

Adres: Ezgi Diken adına Van Erciş PTT şubesi

Ezgi öğretmenin mail adresi ezgidiken@hotmail.com fakat devlet memuru olduğu için para yardımı için ısrar etmeyin lütfen. Sonra öğretmenimizin başını yakmayalım

Haydi, okuyup 'vah yazık' deyip geçmeyin. Kaldırın kıçınızı....

Ezgi öğretmenden mesaj: Öncelikle hepinize ilginizden ve duyarlılığınızdan dolayı minnettarım. Sizlere ve sizin gibilere ihtiyacımız var. Mail adresim orada yazıldığı gibi ve bana her hangi bir sorunuz olursa ulaşabilirsiniz. Yardımlarınızı PTT şubesine gönderebilirsiniz. Ancak gönderdiğinizi mail yoluyla bana haberdar ederseniz çok sevinirim. Şimdiden çocuklarım ve kendi adıma hepinize sonsuz teşekkürler...

NOT: Galatasaray taraftar grubu Tekyumruk, konuyla ilgili yardım kampanyası başlatıyor. Ne desem az gelir, aslan yürekli bu insanlara.