8 Ocak 2010

Middlesbrough Premier Lig'de oynamıyor, değil mi güzellerim

Dün Anadolu Ajansı'na ait bir metni sayfaya koymuştum.

Bunun bir benzeri Kayserispor'un Middlesbrough'dan transfer ettiği Mohamed Shawky konusunda yaşandı.

Ajans, metinde Middlesbrough'nun Premier Lig takımı olduğunu yazdığı için, bugün irili ufaklı bütün haber portallarında "Kayserispor'a Premier Lig'den transfer" başlığı ya da içeriğiyle geçti.

Eyvallah, doğru düzgün para vermemek için yeni yetme elemanları editör yapıyorsunuz, bu adamlara haberin içeriğinin öneminden çok, 'hızlı' girilmesi konusunda direktif veriyorsunuz. Kusura bakmayın ama bu çocuklara biraz da, haberde nelere dikkat edileceğini, neler yapılması ve hangi kurallar çerçevesinde haber yapmaları gerektiğini öğütleyin.

Komik oluyor çünkü. Önüne gelen metni alıp, birebir olarak sayfaya taşıyacaksa ne anlamı var ki editör istihdam etmenin. Otomatik bir program yapın, ajanstan inen her haberi spot ve haber olarak bölüp yayına verin.

Hayır, bu çocukların da yarınlarını ipotek altına alıyorsunuz, böyle yaparak. Çünkü hiçbir şey öğrenmiyorlar, hiçbir şey bilmeden yapıyorlar. Haber portallarının neredeyse hepsi, gazetecilik mesleğinin utancı durumunda.

Bari ana sayfanıza koyduğunuz haberlerde biraz dikkat ve özen gösterin. Ama başınızdaki kişi de, habercilikten bihaberse yapabileceğiniz bir şey yok haliyle.

Doğru söylemişsin de gerek yok


Arda, Antalya kampında gazetecilerle söyleşi yapmış. Son zamanlarda hakkında çıkan ipe sapa gelmeyen, kıçtan çıktığı her halinden belli olan haberlere kendisi de takılmış olacak ki; biraz iç döküp, biraz da taarruzda bulunmuş.

Söylediklerinin tamamına katılmakla birlikte, açıklamaların bazılarının gereksiz olduğu düşüncesindeyim. Bu tür, polemik yaratacak cümlelerden kaçınmalı. Hoş, sessiz kalmak da bir yöntem değil. Çünkü ipin ucu kaçmış vaziyette. Artık, olmayan GSM şirketlerinin telefon numaraları verilerek röportajlar yapıp, daha önce yapılan tiksinç bir yazı olumlanmaya çalışılıyor.

Mide bulandırıcı bir durum bile değil bu. İnsanların sabırlarıyla oynanıyor. Kendisine taraftar diyen vandalın biri çıkıp, bu yazılanlara tepki için bir şey yapmaya kalkışsa, kimse işi toparlayamaz. O yüzden sağduyu olabildiğince korunmalı. Çünkü ligin ikinci yarısında, sinir harbinin skalası yükselecek olabildiğinde. Her maçta hakem konuşulacak, her maçta şike-teşvik konuşmaları alıp başını gidecek.

Arda ne demiş ona bakalım: "Ben Messi dünyanın en iyi oyuncusu diyorum. Onlar hâlâ kıyaslama yapıyor sonra da bize sallıyorlar. Bu durum zaman zaman bizi taraftarlarla karşı karşıya getiriyor.

Ayrıca; bizde kaos yok, başka kulüplerde ne olaylar oluyor ne kaoslar oluyor. Bunların üstüne gidilmiyor. Bizde ise tam tersi oluyor. Biri çıkmış Elano'ya 'seks partisinde sen de var mıydın?' diye soru soruyor.

Neden Galatasaray'ı her fırsatta yıpratmaya çalışıyorlar anlamıyorum. Halbuki ben ve arkadaşlarım her fırsatta sizlere yardımcı olmaya çalışıyoruz."

7 Ocak 2010

AA'da kimler çalışıyor?

Aşağıda göreceğiniz metin, Anadolu Ajansı tarafından geçilmiştir. 7 yıllık AKP iktidarının çiftlik haline getirdiği kurumlardan birinin AA olması gerçekten de vahimdir. Kimbilir, devlet kurumlarının nerelerinde, kimler çalışıyor. Düşünmek bile korkutucu. Daha korkutucu olansa bu adamların maaşı, eşek gibi çalışan insanların vergilerinden ödenmesi.

Kimler, nasıl ve ne şekilde burada çalışıyor bilemiyorum ama bu metni yazanın ilkokulu bile bitirdiğinden şüpheliyim.

Uyarı: Tashihler (yazım hataları orijinaldir, takım isimleriyle oynanmamıştır)

Orijinal haberin metni: Adı İngilizlerin dünyaca ünlü futbol kulübü Manchester Unidet ile anılan Brezilyalı genç yetenek Douglas Costa, Ukrayna’nın UEFA Kupası Şampiyonu Sahtar Doneck takımı ile anlaştı. Sahtar’dan yapılan açıklamada, gelecek vadeden ve dünya futbolunun yeni yıldızı olarak bakılan Douglas Costa’nın Brezilya’nın Gremio Kulübü’nden 12 milyon avroya satın alındığı, bu futbolcuyu daha fazla bir meblağa başka bir kulübe satmaları halinde Gremio’ya yüzde 15’lik bir gelir ödeneceği bildirildi. Manchester Unidet, Douglas Costa’yı geçen yıl yaz aylarında transfer etmek istemiş, ancak futbolcunun bonservisinin çok pahalı olması nedeni ile vazgeçmişti.

Tahkim'in gerekçesi

Yapılan büyük aptallıktı. Daha önce de söylemiştim, hatta daha ileriye gidip küme düşürülmesi gerektiğini söylemiştim.

Halen ayıp olduğunu, yapanların ve bu işe karışanların kulüpten adım bile atmaması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Yönetmeliği: Verilen cezalar Türkiye Basketbol Federasyonu faaliyet alanında geçerlidir.

Bugün Tahkim'in kaldırdığı cezanın gerekçesidir. Yani hukuki dayanağının olmamasının nedeni budur. Avrupa'daki bir hazırlık maçında yaşanan olaya Türkiye Basketbol Federasyonu ceza kesemez.

Başka yorum yok...

Not: 'Komedi' diye başlık atanlarla sezon sonu görüşmek üzere.

'Sabır acıdır ama meyveleri tatlıdır'

Bir işçinin gözyaşları


Dünyanın en yüksek 2. işsizlik rakamlarına sahibiz ama ülke yönetenlerine göre, ekonomimiz 2009 yılını gayet güzel kapatmış.

Devlet Bakanı Ali Babacan diyor ki, "Aldığımız önlemlerle Türkiye krizi rahat geçirdi."

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün diyor ki, "57 milyar lira bütçe açığı verdik. Maliye güçlüdür, Türkiye 2009’da bütçe açıklarını bilinçli olarak vermiştir."

Hımmm, bu iki açıklamadan ne anlıyoruz? Aslında istesek bütçe açığı vermezdik, ama bilerek verdik. Neden bilerek verdik? Çünkü ekonomimiz güçlü olduğu için.

Eh, o zaman alkış tutmak gerekir, ülke iktidarına. Boşverin siz yüzde 13'ler düzeyinde seyreden işsizlik sorununa, boşverin siz sanayi üretimindeki keskin düşüşlere, boşverin siz cebinize sokulan eli.

Ekonomimiz o kadar iyi ki, TEKEL işçileri ölüm orucu kararı alıyor; ekonomimiz o kadar iyi ki, ajanslardan her gün en az 20 kişi borç yüzünden intihar ettiği haberleri geliyor; ekonomimiz o kadar iyi ki, taşeron işçiler yılbaşı günü işsiz kalıp ağlıyor.

Evet işler tıkırında ama ülke yönetenleri için tıkırında. Çünkü onlar 7 yıldızlı otellerde geçiriyor tatillerini ama yukarıda fotoğrafını gördüğünüz işçi yoksulluk sınırının altında olan 600 liralık işini kaybettiği için ağlıyor.

Bu işçinin gözyaşları boğar adamı, sıkar, uyutmaz, aynaya baktırmaz, vicdan muhasebesine sürükler.

Biraz da onları düşünün


Kar-kış-kıyamet üçlüsü geldi çattı. Bu dönem ve yaz sokakta yaşayan hayvanlar için felaket anlamına geliyor.

Ne yazık ki, kışın yiyecek ve içecek bulmak konusunda oldukça zorlanıyorlar.

Balkonunuzun ya da pencerenizin kenarına koyacağınız biraz bulgur, kapınızın önüne koyacağınız su ya da arta kalan yemeklerle onların yaşamını kolaylaştırabilirsiniz.

Tembelliği bırakın ve özellikle kar yağdığı zamanlarda bunu yapın, olur mu?

Rahat bırakın Galatasaray'ı

Biri çıkar açıklama yapar "Galatasaray'la dalga geçtim" der, diğeri çıkar soğan cücüğü kadar beyniyle karşılaştırma adı altında aşağılamaya çalışır, bir başkası Galatasaray'ın büyüklüğüne laf eder.

Ya hakikaten, defolun gidin. Anlayamadığınız şey, hepiniz amaca giden yolda araçsınız. Yani sözün özü hiçbir şey değilsiniz.

Evet, sizin küçük dünya görüşleriniz çapında Galatasaray küçüktür. Çünkü anlamaya, algılamaya, yeterli değil yapılanlar, yapılmak istenenler. Siz tek bir galibiyetle dünyayı yerinden oynattığınızı sanarken, Galatasaray'a gönül verenler (pek tabii ki hepsi değil) hep fazlasını ister. Ona şampiyonluk yetmez; hedefi, idealleri, hayalleri farklıdır.

Bu ülkede var olan ve şu anda hakim görüşün bir yansımasıdır yaşananların hepsi. Bu yüzden ki, bu ülkenin en değerli sanatçıları ülkeyi terk etmek ister, terk edilmeye zorlanır. Bu yüzden ki, bu ülkenin en büyük sinemacıları vatan haini ilan edildi. Bu yüzden ki, bu ülkenin belki de dünyanın en büyük şairlerinden biri vatan haini edildi. Bu yüzden ki, bu ülkede adam gibi siyasetçiler, siyasi sahneden çekilip gittiler.

Edebiyatın, sanatın, siyasetin hangi noktada otur onu sorgula önce. Ama yok, öyle değil. Başarılı olanı, göze batanı, senden bir hamle sonrasını düşünenin, önüne geçmek yerine, onu kendi çizgine çek. Daha kolay değil mi?

Rahat bırakın Galatasaray'ı, rahat bırakın Arda'yı, rahat bırakın futbolu.

"Sabır acıdır ama meyveleri tatlıdır" atasözüyle noktalayacağım ve meyveleri tatmak için beklemeye koyulacağım sezon sonuna kadar.

6 Ocak 2010

Meriç'e ithafen (Küfür içerir +18)

Köpeğin birini yazmaktan ben bıktım, o bıkmadı salyalarını akıtarak sağa sola saldırmaktan.

Nasıl bir Galatasaray nefreti varmış bu arkadaşta anlamadım. Yazacağım ayıp olacak, direkt yazmayacağım o yüzden..

Birader, bak sen şimdi sallıyorsun ya Galatasaray'a sürekli olarak, ben de sondan bir önce (sonuncuyu sezon sonuna saklıyorum) senin anlayacağın dilden yazacağım.

Meriç ile normal insan arasındaki farklar

Normal insanlar yaşamlarını emek sarf ederek sürdürüyorlar, sen köpeklik yaparak.

Normal insanlar düşüncelerini aktarıyor; sen, patronunun sana emrettiklerini yazıyorsun.

Normal insanlar düşünebilme yetisine sahipken, sen düşünme eyleminden habersizsin.

Normal insanlar sağduyuyu korumaya çabalarken, sen nasıl olur da çatışma çıkartırım diye düşünürsün.

Normal insanlar bir baltaya sap olmuşken, sen onun bunun paçasına yapışarak asalak gibi yaşarsın.

Normal insanlar yazılanları algılayabilirken, senin gibi geri zekâlılar algılama sorunu çeker.

Normal insanlar eleştirilerinde bel altı vurmazken, senin gibi embesiller bel altı vurmaya çabalar.

Normal insanlardan spor yazarı olabilecekken, senden tribündeki amigo zekâsından bile çıkmayacak yazılar çıkar.

O kadar yazdım, kendime kızdım. Sen normal insan olamazsın ki Meriç. Sen bildiğin yavşaksın. Sana gelip "Hadi Meriç, hitlerimiz düştü. Sert bir yazı yaz" derler, sen de, "Peki efendim, nasıl emredersiniz" dersin.

Küfür edeceğim değmezsin, adam değilsin çünkü. (ama yine de edeceğim) Bildiğin insana benziyorsun, insana benzer tepkiler veriyorsun, sanki insanmış gibi görünüyorsun ama değilsin. Hayvan desem, hayvan değilsin; puşt desem, puşt değilsin; pezevenk desem, pezevenk de değilsin. Ne olduğunu çözemedim ama o UEFA Kupası var ya, o UEFA Kupası. Hah bildin işte. O senin ta götüne girsin.

Not: Eleştiriler karşısında boynum kıldan incedir. Tutamadım kendimi..

Vassel İspanya'da oynasa o yazıyı yazar mıydı?


Darius Vassel, Türkiye'de yaşadıklarını bloğunda anlatmış. Vassel'in Türkiye macerasının pek parlak olmadığı aşikâr. Yaşadıklarının tatsız olması, apar topar gönderilmeye çalışılması v.s. v.s. cidden pek de iyi anılar olmasa gerek.

Ancak benim Vassel'in günlüğünde dikkatimi başka bir şey çekti. Aslında sadece bugün ilgimi çeken bir durum değil bu. Yıllardan bu yana bu duruma takıntılıyımdır.

21 Aralık tarihinde Vassel "Bir kaç ay önce bir keçinin kurban edildiğini gördüm. O gün hayvansever olduğumu anladığım gündü. Burda kurban törenleri normal ama hiç benim gibi rahatsız olabilecek insanların varlığını düşünmüyorlar mı? Bunun yardım için yapıldığını biliyorum, acaba daha başka nelerle karşılaşacağım?" ifadelerini yazmış.

Açıkça itiraf edebilirim ki, bu görüntüleri ben de kişisel olarak hoş karşılamıyorum, hatta şunu da söyleyebilirim ki, şu 'kurban' meselesini sevmiyorum.

Sanırım Türkiye'de yaşayan yabancıların birçoğu, özellikle bu konuda hassastırlar. Gerçekten de, kültürlerine son derece yabancı bir durum.

Fakat yabancıların (sadece yabancı değil aslında, hayvansever diye durumu toparlayayım) bu hassasiyetlerinin İspanya'daki boğa güreşlerine karşı aynı çeviklikte olmadığını görüyorum. (Boğa güreşi dünyadaki en aşağılık ve en kahpe olaylarından biridir, söylemeden edemeyeceğim. Aslında daha ağırı lazım ama neyse)

Evet, sesini yükselten, tepki koyanlar var ama bu 'kurban'daki hassasiyetin yarısı kadar hassas değiller bu konuya.

Geçmişi çok eskiye dayanan bu 'spor'un (buna spor diyenin beynine edeyim) Avrupa'nın göbeğinde yapılmasına kimse, sesini yeteri kadar yükseltmiyor. Şimdi durumu terse alalım ve Vassel'in Real Madrid forması giydiğini varsayalım. Çok merak ediyorum acaba Vassel, bloğuna "Burada boğa güreşi denen bir hadise var. Benim gibi rahatsız olabilecek insanların varlığını düşünmüyorlar mı?" cümlesini yazar mıydı?

Ya da tersten bir şekilde düşünelim, boğa güreşleri İspanya'da değil de, İstanbul'da yapılsaydı, kapısında dilenciye döndüğümüz Avrupa Birliği bu konuda ne gibi yaptırımlar uygulardı? Ota-boka karışan AB, kimbilir İstanbul'daki boğa güreşlerine hangi gözle bakardı?

Bir de bu gelenek, din adına yapılan şeylerin sonu yoktur. İyi o zaman, herhangi bir Avrupa ülkesinde futbol oynayan (Hadi Tuncay Şanlı olsun) biri "Burada sürekli domuz eti yeniyor. Benim gibi rahatsız olabilecek insanlaın varlığını düşünmüyorlar mı?" desin.

Öyle nalıncı keseri gibi hep kendine yontmak olmaz.

Kişisel not: Boğa güreşi denen tiksinti verici olay, ezelden beri Madrid'lilerden nefret etmemi sağlayan baş olgulardan biri olmuştur.

Mesut Özil'den sonra Onur Ayık

Werder Bremen, alt yapısında oynayan 19 yaşındaki Onur Ayık ile 2.5 yıllık profesyonel sözleşme imzaladı. Onur, imzayı attıktan sonra takımının Dubai kampına katıldı.

Türkiye U19 milli takımında da forma giyen Onur Ayık 8 maçta 4 gol kaydetti.

2004'te SV Viktoria Rezhem'den gelen Ayık, önce Werder Bremen'in amatör takımına sonra da ikinci takımına yükseldi.

Onur'un profesyonel imza atmasında en çok Werder Bremen Teknik Direktörü Thomas Schaaf'ın etkisi bulunuyor.