13 Mart 2010

'Agora' mutlaka izlenmeli


Agora, Alejandro Amenábar'ın tarihin tozlu raflarından bulup çıkarttığı bir yaşam öyküsü.

Ne yazık ki, St. (Aziz) mertebesi almış Cyril isimli barbar tarafından hiçbir eseri günümüze kadar ulaşamayan, İskenderiyeli Hypatia'nın hayatından bir kesit izlettiği harika bir film.

Hypatia, dünyanın ilk kadın matematikçisi ve gökbilimcisi.

Filmle ilgili daha fazla bir şey söylemeyeceğim ama elinize geçerse, mutlaka ama mutlaka izlemeniz gerekir.

Amenábar yine şahane bir filme imza atmış.

Mevlüt'ten 3'leme


Mevlüt Erdinç, eski takımı Sochaux'ya tam 3 gol atarak Fransa'da günün adamı oldu.

PSG'nin, Sochaux'yu 4-1 yendiği maçta Mevlüt 18, 35 ve 70. dakikalarda rakip fileleri havalandırarak, PSG forması altındaki ilk üçlemesine de yapmış oldu.

Millet kerizse ben ne yapayım?


Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, servetinin 40 milyon dolar üzerinde oluşunu "Eşim zenginse ben ne yapayım?" sözleriyle açıklamış,

Bu aptal halkın zengin ettiği bir siyasi. Aslında söylenecek o kadar çok laf var ki, başım derde girecek o yüzden yazmıyorum.

Bu ülkede yaşadığım için utanç duyduğum günlerden biri daha. Aptallarla bir arada yaşamaktan, o aptallarla aynı havayı solumak ağrıma gitmeye başladı.

Başlığı bir daha yazayım; "Millet kerizse ben ne yapayım?"

12 Mart 2010

Bloğa kardeş geldi


Bazen, böyle tek fotoğraf koyup altına hiçbir şey yazmamaktan rahatsız oluyorum. Sanki özellikle "Hadi gelin, beni tık'layın" gibi bir düşünceyle yapmışım izlenimi ediniyorum, kendi kendime.

Dedim ki, "Madem öyle o zaman sadece fotoğraflardan oluşan bir blog aç."

Tamam o zaman, yaptım ben de. Bundan böyle artık beğendiğim, sevdiğim, ilginç fotoğrafları sporfotograf bloğunda vereceğim. Hem ihtiyaç da karşılamış oluruz bir yerde. İsteyen bakar, isteyen istediğini yapar işte. Eski, yeni her türden fotoğraf olsun istedim.

Bloğa kardeş olsunlar, tek başına kalmasın garibim..

Haydi bakalım, rastgele...

Not: Şekil-şemal değişecek ama biraz zaman lazım. Şimdilik fotoğraflarla idare edin. Hemen hemen her gün minimum 5-10 arası fotoğraf girerim. İstek yaparsanız ona da bakarım.

Stoke City taraftarından Terry'ye

Afrika'da 2009 yılının en iyileri

2009'un en iyi oyuncusu: Didier Drogba
En iyi genç oyuncu: Dominic Adiyiah (Gana)
En iyi teknik direktör: Sellas Tetteh (Gana)
Yılın Takımı: Cezayir
Yılın Fair Play Ödülü: El Hilal (Sudan)

1995'TEN BU YANA AFRİKA'DA YILIN FUTBOLCULARI

1995: George Weah (Milan-Liberya)
1996: Nwankwo Kanu (İnter-Nijerya)
1997: Victor Ikpeba (Monaco-Nijerya)
1998: Mustapha Hadji (Deportivo La Coruna-Fas)
1999: Nwankwo Kanu (Arsenal-Nijerya)
2000: Patrick Mboma (Parma-Kamerun)
2001: El Hadji Diouf (Rennes-Senegal)
2002: El Hadji Diouf (Liverpool-Senegal)
2003: Samuel Eto’o (Real Mallorca-Kamerun)
2004: Samuel Eto’o (Barcelona-Kameroon)
2005: Samuel Eto’o (Barcelona-Kameroon)
2006: Didier Drogba (Chelsea-Fildişi Sahili)
2007: Frederic Kanoute (Sevilla-Mali)
2008: Emmanuel Adebayor (Arsenal-Togo)
2009: Didier Drogba (Chelsea-Fildişi Sahili)

11 Mart 2010

Etiyopya'daki Trabzonsporlular


Fotoğraf Etiyopya'dan. Acayip hoşuma gitti, paylaşmak istedim.

Trabzonlu arkadaşlar, fotoğrafı istediği gibi kullanabilir.

Önce insan ol!


Emre Belözoğlu: "Galatasaray'a gol atarak gerçek Fenerli olmak istiyorum" demiş

Ben de, diyorum ki; "Önce insan ol, sonra ne istersen olabilirsin."

Taklit olarak ortalarda dolanma, seni insan imitasyonu seni...

Normalleşiyoruz canım normalleşiyoruz

Daha önce burada birkaç kez Anadolu Ajansı'na yaptığı komik hatalar nedeniyle birkaç eleştiride bulunmuştum.

Bu kez yaptıkları bir komiklik değil, sumen altı cinliğine örnek vereceğim.

Haber Konya'dan. Hatunun biri evinde 3 metrelik piton besliyormuş. Ivır-zıvır bir muhabbet. Hiçbir ilginçliği yok, evlerinde aslan-kaplan besleyenlerle ilgili birçok haber okuduk çünkü.

Neyse habere giriş aynen şu ifadelerle başlıyor: "Yenicami Mahallesi’ndeki evinde imam nikahıyla Muttalip Bademci ile yaşayan Mürüvvet Göktaş, evlerinde Hint cinsi piton yılanı besliyor."

İlk anda belki çok da anormal bir durum yokmuş gibi gelebilir okuyana, belki de benim kötü niyetli oluşumdan kaynaklanıyor da olabilir.

Öncelikle Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesine göre, "Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası" maddesi vardır.

Anadolu Ajansı'nın bunu öyle safiyane bir biçimde yaptığını düşünmüyorum. Hayatımızda daha önce de bir biçimde yer alan ama normal olmayan bir olgu normalleştirilmeye çalışılıyor. Bu sadece bir örnek yani imam nikahı meselesi. Ama uzunca bir süredir bu 'normalleştirme' çabası daimi olarak sürüyor.

Gündemi takip edenler fark etmiş olabilir. Elazığ'daki depremde ölenlerin sayısı 51'den 41'e indirildi dün. Peki neden olduğuna dair bir bilginiz var mı? Yoksa ben söyleyeyim. Köyde bulunan bazı kişilerin adının kayıtlara iki kez geçirildiği tespit edildi ve bu bazı kişiler imam nikahlı kadınlar. Hem kendi soyadlarıyla hem de imam nikahlı eşlerinin soyadlarıyla kayıtlara geçmiş bu kadınlar.

Buradan anladığım şu: Devlet, imam nikahı ile evlenenleri resmi olarak kayıtlara geçirmiş. Yani devlet imam nikahını tanıyor.

Başta çok normalmiş gibi geliyor değil mi? Ama öyle değil işte. Ceza yasalarına göre suç olan bir olguyu devlet tabi bir hak olarak tanımış durumda, hatta daha da ileri gitmiş resmi kayıtlara geçirmiş.

Ne kadar normalleşiyoruz farkında mısınız? Bu ülkenin başbakan yardımcısı (ismi Bülent) "Çarşaf bu ülke kadınının giysisi" diyor ama bir tane köşe yazarı bile bunu yazamıyor. Neden? Çünkü normalleşiyoruz da ondan.

Anormal azınlığın üyesi olduğumu hissediyorum artık kendimi...

Parayla saadet olmaz


Bu yıl transfere 254 milyon Euro harcanmış.

Cristiano Ronaldo: 94 milyon Euro
Kaka: 67 milyon Euro
Benzema: 35 milyon Euro
Xabi Alonso: 30 milyon Euro
Albiol: 15 milyon Euro
Negredo: 5 milyon Euro
Granero: 4 milyon Euro
Arbeloa: 4 milyon Euro.

Demek ki neymiş? Parayla saadet olmuyormuş, başarı gelmiyormuş. El Pais en güzel başlığı kullanmış "Kupalar satın alınamaz" diye.

Daha önce örneklerini Türkiye'de de yaşamıştık. Futbolda artık çok şey değişti. Tabii ki, karşındaki takım sıradan değil ancak özgüven başka bir olgu.

Türkiye'de bizim takımlarımızın asal sorunu bu zaten, yani özgüven eksikliği. Rakamlara, isimlere bakmadan işini yapacaksın. Eğer Bursaspor bu yıl şampiyon olursa, değişik bir biçimini burada da yaşayabiliriz hem de herkesin suratına inecek bir tokat şeklinde.

Real Madrid'e atılan her tokat beni acayip mutlu ediyor. Hele ki, şmampiyonluğu da alamazlarsa Pellegrini'yi asarlar, aynı mantıkla devam ederler. Artık bu yıl da Rooney, Lampard, Terry gibi isimlerle yola devam ederler.

Çünkü Real Madrid'in geleneği bu. Ama Lyon'un da geleneği daimi olarak bu iğrenç takıma yenilmemek.

Bu arada fotoğraf, Şampiyonlar Ligi'ndeki kabus sonrası ilk antrenman. Maçtan önce ukala ukala konuşanlar dut yemiş bülbül kıvamında.