12 Haziran 2010

İkinci günün ardından aklımda kalanlar


2010 Dünya Kupası'nın ikinci gününde üç maç izledik. B Grubu'nun ilk maçında Yunanistan ve Güney Kore karşı karşıya geldi.

Çok açık ve net belirtmem gerekir ki, böylesi bir Güney Kore'yi bekliyordum ama bu Yunanistan'ı beklemiyordum. Ne defans, ne ofans anlamında hiçbir varlık gösteremediler. Aslında Yunanistan erken gol yediğinde benzer maçlar izliyoruz ve izleyeceğiz.

Genel anlamda oynamaktan çok oynatmamak üstüne kurulu bir takımın erken gol yemesi, bu maçta izlediğimiz gibi un ufak olmasına yetiyor. En etkili ataklarını maçın son çeyreğinde doldur boşaltlarla bulan bir takımın turnuvada ileriye gidebilme şansı yok. Eğer bugün ayaklarında pranga yoksa, bu grubun sonuncusu olmayı şimdiden garantilediler.

Güney Kore'ye gelince, orta alanda yaptıkları baskıyla rakibin dengesini bozarak, sonuca gitmeye çalışmaları çok zekice bir taktik. Özellikle, rakip çıkarken yaptıkları baskı, tıpkı attıkları 2. goldeki gibi öldürücü bir silah haline gelebiliyor.

Takımın 2 Park'ı; Park Ji-sung ve Park Chu-young her defansı dağıtabilecek özelliklere sahip, hele de az adamla yakalamışlarsa. Bu maç gösterdi ki, bu grupta Arjantin dahil herkesi yenebilirler. İlk maçta aldıkları 2-0'lık temiz skor yeteri kadar özgüven pompalamalarına da yeterli olacaktır.

İzlediğim 5 maçta, tanımadığım ama beğendiğim tek adam şu ana dek Güney Koreli Cha Du-ri oldu. Hücuma katılması nasıl dengeliyse geride de Seitaridis (bu arada yemin ediyorum bizim Sabri bu herifin yanında Maicon kalır) dahil olmak üzere, rakibin tüm akınlarında gayet başarılı oldu.

ARJANTİN FARK DA YER, FARK DA ATAR

Gelelim en çok merak edilen takımın maçına yani Arjantin ve Nijerya maçına. Birçok yönden ilginç bir maç oldu. İlk olarak maçın Messi ve Enyeama arasında geçtiğini söyleyebilirim. Messi'nin harika plaselerinin gol olmasını Nijeryalı 'kedi' lakaplı Enyeama harikulade kurtarışlarla engelledi.

Arjantin ciddi anlamda çok ilginç bir takım olmuş. Yarısı defansta, yarısı ofansta orta alanı neredeyse bomboş garip bir dizilişi var. Tam Rus ruleti gibi Maradona'nın oynattığı futbol. Herhangi bir takıma her an 5 de atabilirler, Dünya Kupası elemelerindeki Bolivya'ya maçı gibi 6 da yiyebilirler. Ancak bir gerçek var ki; böyle oynadıkları taktirde, turnuva boyunca Arjantin'in tüm maçlarında bol pozisyon izleyeceğiz.

Higuain'in o kadar süre boyunca oyunda kalması muhtemelen her Arjantin destekçisini çileden çıkartmıştır ama işte takımın hocası Maradona olunca kızamıyorsun bile. O yüzden "Hoca nasıl dayandın Higuain'e?" cümlesini kurmayacağım. Ama yalan yok aklımdan da geçmedi değil.

Nijerya'ya gelecek olursak, doğrusu beklediğimden daha iyi bir takım buldum. Peter Odemwingie, inat edip top sürmek yerine Martins'e çıkarsa 1 puanı ceplerine koyabilirlerdi. Kalecileri ciddi müthiş bir performans sergiledi. Tipik Afrikalı kaleci örneği. Dehşet reflekslere sahip ancak yan toplarda zaafı var. Bu maçtaki performansını bir maçta daha sergilerse İsrail'de çok kalmaz.

GREEN, LEO FRANCO'YA ÖZENİRSE

Ve çok kişinin favorisi İngiltere ile ABD maçı. Turnuva başlamadan bile önce herkesin ortak fikri, İngilizlerin zayıf halkasının kalede olduğuydu. Green'in , Leo Francovari bir biçimde yediği golle kimse yanılmamış oldu. Birkaç saat arayla izlediğimiz Green ve Vincent Enyeama arasındaki fark, kalecinin, bir takım için ne kadar hayati olduğunu belgeledi bizlere.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sonuç benim için hiç ama hiç sürpriz olmadı. İngiltere'nin hemen her turnuvaya şaşaalı bir biçimde gelip, kuyruğunu kıstırıp gitmesine alıştım çünkü. Bu kez Fabio Capello faktörü ile insanlar daha fazla şans tanıdı İngiltere'ye fakat orta sahasındaki yaratıcı oyuncu sorunu çözemediği sürece bu tip turnuvalarda çok ilerilere gitmesi beni şaşırtır.

Evet Lampard ve Gerrard mükemmel oyuncular ama kriz anlarında şapkadan tavşan çıkartamıyorlar. Bu tip durumlarda yapabildikleri tek şey şut çekmek. İngiltere'nin, ABD maçında 90 dakika boyunca tek derinlemesine pasının Lennon'dan geldiğini gözönüne alırsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Ya da şöyle anlatayım: Arda'yı, bu İngiltere Milli Takımı orta sahasına koyun, elini kolunu sallaya sallaya finale çıkmasını izleyin.

İngiltere'nin kaledeki sorununun bir benzeri de, Rooney'nin yanında oynatabileceği partner sorunu. Haliyle Capello'ya akıl verecek durumda değilim fakat ben Capello olsam hiç düşünmeden Jermain Defoe'yu oynatırım. Hem Crouch hem de Heskey artık çok gerilerde kalan bir futbolun temsilcileri. Açıkçası Cezayir maçında Rooney'nin yanında Defoe'yu bekliyorum.

ABD benim açımdan galibiyeti kaçıran taraf oldu. Defanslarında oynayan Onyewu hakikaten kaya gibi bir herif fakat tıpkı yanındaki Jay DeMerit gibi ağır. Heskey ya da Rooney yerine daha seri forvetler karşısında maymuna dönebilecek kapasiteleri var.

Clint Dempsey ve Landon Donovan, İngiltere defansını oldukça zorladı. Özellikle Donovan, maçın en iyi adamıydı benim adıma. Ve tabii ki, Howard. Eğer bugün ABD puan aldıysa, bu adamın büyük parmağı vardı. Harika yer tutuyor ve açı daraltıyor. Bir kalecide en sevdiğim iki özellik birden Howard'da toplanmış. Eğer bugün kaleciler yer değiştirmiş olsaydı, İngiltere rahat bir galibiyet alırdı.

Son olarak TRT spikeri Alper Bakırcıgil'e iki çift laf etmek gerekir. Bir adamın ismini 90 dakika boyunca neredeyse her topla buluştuğunda farklı bir biçimde söylemek, ciddi maharet gerektirir. Onyewu ve Onweyu arasında sürekli gidip geldi. Bir türlü karar veremedi, hangisini söyleyeceğine. Bir kere, iki kere olur da, 90 dakika süresince ayrı ayrı söylersen adama gülerler. Gerçi benim koptuğun an; Aaron Lennon'a, John Lennon dediği andı ama yine de iki Onyewu versiyonu da bol bol gülümsememe neden oldu.

Bunun dışında ikisi de sağ kanatta oynuyor diye Lennon'la Glen Johnson'ı karıştırmak bir acayip durum. Hiçbir şeyden çözemiyorsan, boylarına bak güzel kardeşim. Biri cüce gibi, diğeri sırım gibi. Shaun Wright-Phillips için "Aston Villa'da oynuyor bu yıl 12 gol attı" demesi ayrı bir lezzetti. Hayır, artık eskisi gibi değil. Bilgiye ulaşmanın milyon yolu var, Aç internetten bak, nerede oynadığına. Yuh diyorum, başka da bir şey demiyorum.

TRT keşke doğru düzgün spikerlerle anlaşıp Dünya Kupası'na öyle gitseydi. İlginç olan, kadrolarındaki en iyi maç spikeri Kerem Öncel'i İstanbul'da bırakmaları. Bari onu götürseydiniz.

Hangisi daha karizmatik


Yarın yedek olacak. En büyük ümidim oynaması.

John Travolta kamp ziyareti yapmış. Lütfen söyler misiniz, hangisi daha karizmatik?

Binbir türlü bela bulsun sizi


İnsan cumartesi sabahı nasıl sinir olur? İşte aynen böyle olur. Antalya'da birtakım veledi zinalar (Niye üstü kapalı söylüyorum bilmiyorum. Direkt olarak orospu çocuğu bunu yapanlar) iki aylık yavru kedilerin gözlerini oymuş.

Bir insan bunu niye yapar? Hangi hastalıklı ruh bunu yapar? Yaparken hiç mi içi titremez?

Sanırım böyle bir şeye şahit olsam, orada katil olurum. Yemin ediyorum gözümü kırpmam çocuk, kadın, psikopat demem gözünü oyar yediririm.

Ulan, umarım bunu yapan kör kalır, elden ayaktan kesilir.

Ya Çağrı bir yorum attı. Ciddi anlamda psikolojim bozuldu. Midesi kaldırabilecekler şu aşağıda vereceğin linke girsin ve bir imza atsın.

DİLEKÇE
Şu dilekçeye tık'layanlar için birkaç bilgi vereyim. 14 yaşındaki bir kız tüm bunları yapan. Aralık ayında polis sorgulamış ancak serbest bırakmış. Bu hastalıklı tip, yeniden harekete geçmiş.

Günlük maç tahminleri vol.2


Evet dünkü iki maçta sıfır çekmemin ardından, yılmıyorum, yıkılmıyorum ve ikinci gün tahminlerimi veriyorum.

Evet, ilk maç Güney Kore-Yunanistan. Kısır geçmesi olası 1-0'lık Yunanistan galibiyeti bekliyorum. Gol Samaras'tan gelir.

Herkesin merakle beklediği Nijerya-Arjantin maçına gelecek olursak. Bir yanım Nijeryalı, bir yanım Arjantinli. Futbolun gerçeklerini masa üstüne koyduğumda orta sahasında Mikel'i de kaybetmiş Nijerya'nın 3 gol yemesini bekliyorum. Maç 3-0'lık Arjantin galibiyetiyle biter. Goller Tevez (2) ve Messi'den gelir.

Ve son maç İngiltere-ABD. İngiltere 60 yıllık bir rövanşın peşinde olacak. Pek çok kişinin favorisi olan İngiltere'nin maçı 3-1 kazanacağını düşünüyorum. Goller Rooney, Lampard ve oyuna sonradan girerse Crouch'tan gelir. ABD'nin tek golü Beasley'den gelir.

Zevkli be, insan göt olsa da zevkli oluyor. Deneyin valla.

11 Haziran 2010

İlk günün ardından aklımda kalanlar

2010 Dünya Kupası'nın ilk gününde A Grubu'nda kazanan çıkmadı. İki maçta aklımda kalan iki şey oldu. Birincisi; Dos Santos'un günün en iyisi olduğu ikincisi ise Lugano'nun çirkeflikte kıta, yer, mekân, zaman tanımadığı.

Günün ilk maçında Güney Afrika ve Meksika arasındaki maç, grubun diğer maçına nazaran daha heyecanlı geçti. 45 dakika Meksika, 45 dakika Güney Afrika'nın etkili olduğu bir maç izledik. Kişisel olarak fikrim, Güney Afrika'nın galibiyeti kaçırdığıydı. Hele ki, 90. dakikada Mphela'nın topunun direkten döndüğü düşünülürse.

"Galatasaray'da kalsın mı, gitsin mi? O para eder mi etmez mi?" denilen Gio, ilk yarıda maçı tek başına sürklase etti. Meksika'nın tüm tehlike geliştirdiği ataklarda O'nun parmağı vardı. Kuvvetle muhtemeldir ki, Stoch hadisesi sonrası Galatasaray Dos Santos için daha önce almış olduğu kararı gözden geçirecektir. Hele de, bir sonraki maçta benzer bir performans sergilerse.

İkinci maçta ise Uruguay ve Fransa karşı karşıya geldi. Nedenini bilmediğim bir biçimde etrafta bir Uruguay efsanesi dönüyor. Bugün işyerinde "Yarı finale çıkar" diyene bile rastladım. Gruptan çıkamayacağını düşünüyordum, bu maç daha da perçinledi fikrimi.

Forlan ismini dışarıda tutarak soruyorum, böyle rezil oynayan Fransa karşısında izlediğiniz Uruguay'dan hangi oyuncunun takımınızda oynamasını istersiniz? Çok net cevap vereyim; Suarez dahil kimseyi istemezdim.

Lugano'yu izlemek ciddi anlamda işkence. Futbol mentalitesi rakibiyle didişmek, rakibinin sinirlerini yıpratmak olan bir adamı izlemeye katlanamıyorum çünkü. Herif Toulalan'la, hakemle tartıştı, Henry oyuna girdi 30 saniye de onunla da takıştı.


Kırmızı kart gören Lodeiro'yu özel olarak tebrik etmek istiyorum. Oyuna yedek girip, 15 dakikada kırmızı kart görmek her babayiğidin harcı değildir.

Fransa'ya gelince, böylesi yetenekli adamlardan oluşan bir takıma, şu izlediğimiz futbolu oynatmayı başaracak, dünya üstünde kaç tane teknik direktör var? Yemin ediyorum Fransız olsam, Domenech'i 'Ergenekoncu' diye içeri attıracak noktaya bile gelirim.

İzlemek bir işkence haliyde iki takımı da, işkence en nihayetinde bitti.

Şöyle bir bloglarda gezindim, televizyonlarda yorumları dinledim, herkesin şikâyeti 'Vuvuzela'. Valla hiç rahatsız olmadım, olmayı da düşünmüyorum. Adamların kültüründe var olan bir şey sonuçta. Sen de yap dünya kupası, 50 bin tane saz çal, olmadı cura çal, hiç mi olmadı cümbüş çal. Bu kadar büyütülecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Arı sıra rutinin dışına çıkmak gerekir.

Netice itibariyle ilk gün pek tatsız ve tuzsuz geçti ama turnuva genelinin böyle olacağını sanmıyorum. Bol gollü maçların bizi beklediğine eminim.

Günlük maç tahminleri vol.1


Madem Dünya Kupası başladı, bahis tadında olmayan maç tahminlerini vereyim diye düşündüm.

Aslında, sizden çok kendim için yaptığım bir şey olacak. Kaç maçım tam skorunu bileceğim, kaç maçta maymun olacağım ona bakacağım. İsteyen katılsın, birlikte görelim bakalım....

Güney Afrika-Meksika:
Evsahipleri kolay yıkılmaz ilk turda. O yüzden bu maçı Güney Afrika'nın kazanacağı yönünde bir fikrim var. Maç skoru olarak içimden geçen skor 2-1.

Meksika'nın golünü Hernandez atar, Güney Afrika'nın golleri ise Kagisho Dikgacoi ve Katlego Mphela'dan gelir.

Uruguay-Fransa: Dünya kupalarına gelen takımlar, eğer ağır-aksak geliyorsa bilin ki, o takım sahtekârdır. Fransızların Çin, Kosta Rika maçlarına aldanmam asla. Bu maçı rahat bir biçimde alacaklarını düşünüyorum. İçimden geçen skor 3-1.

Golleri kim atar derseniz; Forlan, Anelka (2) ve Gourcuff'dan gelir diyorum.

Not: Kardeş blogda taze fotoğraflar bulabilirsiniz. Şimdidin açılış töreni fotoğraflarını koymaya başladım..

Şampiyon Bursa'nın yaptıkları


Doğrusu bana çok ilginç geldiği için paylaşmak istedim. Bursaspor'un şampiyonluğu sonrasında Erkan Kentsü isimli bir taraftar, 4 yıl önce kaybettiği babasının mezar taşını böyle değiştirmiş.

Bir şehir için, şampiyonluğun anlamının ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.

10 Haziran 2010

Stoch'u 10 kere izleyene vereceğim lan!


Bugün öğlen gibi Chao'yla mailleşmiştik. Ona yazdıklarımın bir aynası gibi şu an etrafta dönen muhabbetler.

Stoch transferinden sonra Galatasaray taraftarının büyük bir bölümü ayaklanmış. "Nasıl olur da bir aydır görüştüğümüz adamı iki günde alırlar?", "Madara olduk", "Büyük fiyasko", "Ben Twente maçında izlemiştim, Gökhan Gönül'ü süründürdü", "21 yaşında genç adamı elimizden kaptılar", "Pazarlığı uzattık rezil olduk", "Hani Haldun sihirbazdı", "Ama abi artık Adnan Sezgin top çeviriyor".

Ya bunlar nasıl uzayıp gidiyor anlatamam. Bak, tüm bunları 10 dakikada okuyuverdim. "Rezil olduk" diyen var lan. Lan oğlum; niye rezil oluyorsun, kime rezil oluyorsun. En nihayetinde transferdir bu. Sen istersin, o ister parayı basan alır.

Bu transfer kaçan şampiyonluğun, rezillikte ünü-şanı-şöhreti ülke sınırlarını aşan bir taraftarın gönlünü alma hamlesidir. Rezil olacak bir durum yok. Rezil olan oldu, tarihe not düşüldü. Adam bu psikolojiden sıyrılmak için yaptı bunu. Galatasaray Stoch'a 10 verse, onlar 15 vermeye hazırdı zaten, sırf bu yüzden. Ama, Mehmet Topuz'a 9 milyon Euro verildiği düşünülürse, Stoch başarılı transfer gibi görünüyor aynı paraya.

İçin için üzülen salak kardeşlerime çağrımdır; şu an bu transfer için üzülen ya da bu transfer için sevinen ve bu ülke topraklarında yaşayan hangi adam Miroslav Stoch'u 10 kere izledi? Ulan "10 kere izledim" diyene vereceğim bu yaşta, o raddeye getirdiniz adamı.

Haaa ama alsaydın da sevinç çığlıkları atmayacaksın. Alırsın Terry'yi Lampard'ı, alırsın Robben'i Van Persie'yi, alırsın Messi'yi Xavi'yi, birlikte çırılçıplak İstanbul turu yapalım. Ama Stoch kimdir güzel kardeşim, niye sinir yaparsın, niye gereksiz yere bu sıcakta kendini gerersin ki? Hem, havaalanında omuzlara aldığın adamlara ana avrat sövdüğün günler öyle çok da uzak değil.

Adam müthiş de çıkabilir sorun bu değil. İzlemediğin, görmediğin, bilmediğin bir adam için niye dövünüyorsun? Elinde Arda var, Elano var, Keita var, Emre Çolak var. Stoch'un Emre Çolak'tan 3 gömlek üstün olduğunu kim iddia edebilir ki?

Ama işte eskiden olmayan birtakım reflekslerin Galatasaray taraftarında olması insanı üzüyor. Akıllı insanların, transferle şampiyon olunacağına inanan bir taraftar kitlesi haline evrilmesi bu ülkede futbola dair ümitlerimi zedeliyor.

Hele hele, Antu zekâsına inmeye başlayan taraftarın Galatasaraylılardan oluştuğunu görünce daha da bir üzülüyor insan.

Not: Başlığı attık atmasına da umuyorum ki, Eredivisie'yi sürekli takip eden yoktur. Şaka bir yana sakin olsun herkes...

Sully Muntari'ye sarı-kırmızı yakışır mı?


Sarı-kırmızı içinde nasıl duruyor Sully Muntari?

Yakışır diyenler parmak kaldırsın. Yakışmaz diyenler 'neden' yakışmayacağını anlatsın.

Bu post da, duyum ötesi olarak yerini alsın. Yanlış anlaşılmasın ama kuvvetli ihtimal anlamında değil.

Dünya Kupası'nın en çok kazanan hocaları


1- Fabio Capello/İngiltere: 8,8 milyon Euro
2- Marcello Lippi/İtalya: 3,3 milyon Euro
3- Joachim Löw/Almanya: 2,5 milyon Euro
4- Bert Van Marwijk/Hollanda: 1,8 milyon Euro
5- Ottmar Hitzfeld/İsviçre: 1,75 milyon Euro
6- Vicente Del Bosque/İspanya: 1,5 milyon Euro
7- Carlos Queiroz/Portekiz: 1,35 milyon Euro
8- Pim Verbeek/Avustralya: 1,2 milyon Euro
9- Carlos Parreira/Brezilya: 1,2 milyon Euro
10- Javier Aguirre/Meksika: 1,2 milyon Euro


Valla Capello ile Lippi arasında bir uçurum var. Nasıl bir paradır bu bilmiyorum. Değer mi değmez mi kupa sonrası göreceğiz.