19 Ekim 2010

Rijkaard'dan önce, Rijkaard'dan sonra


RIJKAARD GELDİĞİ AN İTİBARİYLE FORUMLARDAN YORUMLAR

"Fotomaç haberi değil gerçek! Kimse burun kıvırmasın. Futbolcu olarak ve hoca olarak aldığı kupalar ortada..."

"İyi seçim. Hayırlı olsun. Ersun gelecek diye ödüm patlıyordu."

"Doğrumu bu? şaka yapmayın yahu. Resmi Site kilitlenmiş gerçi doğru gibi yani ne bileyim inanamıyorum hala."

"Hollanda Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası'nda yarı final, Barcelona ile 2 La Liga şampionluğu, 2 Copa Del Rey şampiyonluğu , 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Bunun ötesi yok. Adnan Polat ve ekibi mükemmel bir iş çıkarmıştır. Hepsine helal olsun."

"Allahım! Bizim TD'nin yardımcısı bile Johan Neeskens! Oha diyorum..."

Hâlâ inanamıyorum. Müthiş seçim, müthiş! Çok büyük başarı. Bu takımın başarısız olma ihtimali yok. Ne olur birazcık sabır sadece.

"Hocamız kadar yardımcısı da çok büyük bir isim. Harika, inanılacak gibi değil cidden"

"Hayırlı olsun. Yönetim iyi iş çıkardı. Sanırım yetkilerle gelmiştir. İnşallah takıma kimse müdahale etmez."

"Kahvaltı yaparken ntvspor'da gördüm hala inanamıyorum gerçekten mükemmel ötesi bir isimle anlaştık. Suyun öteki tarafınada güzel kapak oldu"

"Rijkaard, Neskeens. Rüya Gibi, Tebrikler Yönetim!!!"

"İki sene şampiyon olmasak da, dağları taşları oynatmayalım... Yönetim vizyonunu ortaya koydu bu hareketiyle, bir sene gecikmeyle de olsa."

"Yalnız yeni farkına varıyor insan, olağanüstülüğün... Rijkaard teknik direktörümüz oldu ya. Ötesi var mıdır? İnanamıyorum.. Allah'ım.."

"Rüyada mıyım hala inanamadım altyazıyı ilk gördüğümde kontağı kapatmışım 5 dakika hala ağzım kulaklarımda. Bugünleri de gördük ya Allahım sen ne büyüksün."

AN İTİBARİYLE FORUMLARDAN RIJKAARD YORUMLARI

"Rijkaar'ı sezon sonuna kadar izine gönderelim parasını da aylık aylık mi olur artık nasıl veriyorlarsa öyle verelim böylece kovmamış oluruz tazminat ödemeyiz"

"Hikmet Karaman ismi neden bu kadar küçümseniyor bu forumda anlaşılır değil. Rijkaard geldi de bu takımı başarıdan başarıya mı koşturdu."

"Sezon sonuna kadar Mustafa Denizli diyorum."

"Bana kalırsa şu durumu toparlayabilecek tek adam Fatih Terim'dir. Gerisi yalandır..."

"Elimizde fazla secenek yok bencede herseyi birakip Fatih Hocanin bu takimin basina gecmesi lazim.Bakalim o zaman Servet veya baska bir futbolcumuz haddi olmayan birsey yapabiliyormu"

"Mesut Bakkal, Erdoğan Arıca yada kahvede Hasan abi gelse bile Rijkaard'ın oynattığından daha kötü oynatamaz."

"Hani Hikmet Karaman'ı istediğimden değil ama neden Türk teknik adamlarını bu kadar aşağıladığımızı anlayamıyorum!"

"Galatasaray'ı büyük kulüp olmaktan uzaklaştıran, Hikmet Karaman'lara razı hale gelmemizi sağlayan kişi Frank Rijkaard'dır zaten.."

"Hikmet Karaman; Aykut Kocaman'dan da iyi hocadır, Ertuğrul Sağlam'dan da. Görev aldığı bütün takımları da belirli bir seviyenin üstünde tutmuştur."

"Rijkaard'dan sonra kim gelirse gelsin kesin ondan daha basarili olacak. Isterse bu kulubun caycisi olsun."

"Şu Galatasaray'ın başına derbi öncesi geçmek cesaretini gösterirse Hikmet Karaman, bize destek olmak düşer."

"Rijkaard’ı savunmak için 40 takla atılıyor inanamıyorum. Sanki kendisi bize UZAY futbolu oynatıyorda biz vatandaşı boş yere kötülüyoruz."

"Geçen yılkı ve bu yılki KİŞİLİKSİZ, BASİRETSİZ, TOPAL futbolun ilk 3 sorumlusu Rijkaard’dır."

"Abi bize FR’nin takıma kattığı tek bir şey söyleyebilirmisin? Sistem yok, mücadele yok, istek yok."

YORUM
Her iki listeyi de alabildiğine uzatabilirdim ama meseleyi don lastiği gibi uzatmanın anlamı yok. Gelirken davul zurna çaldık, adama havaalanında nefes bile aldırmadık, üstendeki ceketini yırtıyorduk neredeyse.

İşte Türkiye'de basının gücü budur. Spor basınında o herkesin sövdüğü Erman'dan, Ercan'dan, Rıdvan'dan, Hakan Ünsal'dan çıkmış kelimeleri şimdi taraftar söylüyor.

Tek bir örnek yeter sanırım. Alex Ferguson'un Manchester United'ın başına geçtiği yıl 1986. 1990 yılına kadar tek bir kupası bile yok. O yıl Crystal Palace'a karşı kazanılmış bir FA Cup var sadece. Sonrası zaten çorap söküğü gibi geliyor ama Ferguson'un teknik direktör olarak şampiyonluğu yaşadığı yıl 1993. Yani göreve geldikten tam 7 sene sonra şampiyonluk görüyor ve bir dünya devi yaratıyor.

Frank Rijkaard böyle bir şey yaşayabilir mi bilinmez. Ama bir gerçek var ki, 2000 yılından bu yana 10 teknik direktör değiştirmişiz. Yani her yıla bir teknik direktör düşüyor. Bunda yönetimlerin beceriksiz hamlelerinin payı yadsınamaz.

Fakat Türkiye'de taraftarlığın inanılmaz evrimi buna izin vermiyor. O yüzden diyorum ki, Galatasaray devrimini yaratan en büyük isim Jupp Derwall göreve geldiğinde bugünkü taraftar potansiyeli olsa yıl sonunu bile göremeden Almanya'ya sepetlenirdi.

Geçen yıl bir yazı yazmıştım, "Seninle benim aramdaki fark" diye. Fenerbahçeli tüm dostlardan özür dilerim. Aslında hiçbir farkımız yokmuş. Aynı zihniyetin ürünleriyiz.

Onlar da Daum'u paketleyerek gönderdi, sonra "Türkiye'yi en iyi tanıyan isim" olarak geri getirdi, bağrına bastı ve yeniden paketledi.

Şimdi geldiğimiz noktada biz de paketlediğimiz adamları geri getirmeye çalışıyoruz.

Bugün fotoğraflarla anlatmaya çabaladığım şeyi 29-03-2010'da "Gönderim Rijkaard'ı" başlığında yazmıştım.

Rijkaard'ın gönderileceği o zamandan beri belliydi. Sabır filan işin hikâyesi. Görüldüğü üzere forumlarda geyik malzemesi olarak kalıyor sadece.

Bu ülke o yüzden son derece gariptir. Herkese işini öğretiriz ama bu ülkede işini yapan doğru düzgün adama rastlayamazsınız.

Her gelene "Bu ülkeyi tanıması ve ona göre hareket etmesi lazım" diye nasihat ederiz ama bir kez bile biz ona ayak uyduramayız.

Akıl verenlere bakıyorum. Teknik direktör kariyerleri sonlanmış, futbolculuğunda zekâ parıltısı gösterememiş yorumcu topluluğu.

Rijkaard'ı istemez tabii bu adam. Çünkü Frank Rijkaard denen adam, futbolcu ve teknik direktörlük kariyerinde eleştiren tiplerin hayal edemeyeceği noktalara gelmiş. Biz Türk olarak isteriz ki, yanı başımızdaki kişi bizden başarılısı olmasın, başarılıysa da bir biçimde ayağından tutup indiririz.

Nasıl bir ülke ki bu; koskoca Derwall'in eline 11 tutuşturmaya kalkar, Graeme Souness-John Benjamin Toschak gibi adamların futbolculuk kariyerlerini bile tartışır, Joachim Löw-Michael Skibbe gibi mesleğinin başında olan adamlara "Lan bunların futbolculuğu da yoktu, zaten bugüne kadar hiçbir başarıları da yok" diye daha geldiği ilk gün kuduz köpek gibi saldırır.

Şu ülkeye gelen isimlere bak; Nevio Scala, Vicente del Bosque, Luis Aragonés, Jean Tigana, Eric Gerets, Mircea Lucescu, Michael Skibbe, Frank Rijkaard, Karl-Heinz Feldkamp, Vahid Halilhodžić, George Leekens.

Biz Türk halkı olarak kusursuz insanlardan oluşuyoruz ya, o yüzden bunların hepsinin bir kusuru var. O yok, bu yok, şu yok, yok, yok, yok.

Biz neyiz peki? Katili kutsayan, itleri baş tacı yapan, katliamları savunan, linci haklı gören 75 milyonluk dev bir kaybeden güruhuyuz.

O yüzden de, hiçbir altyapısı olmayan, konuşmayı bilmeyen birtakım embesiller geleni gideni eleştiriyor.

Derwall diyorum lan, Derwall. Bu ülkede Derwall gibi bir adamı yerden yere vurduk, var mı daha ötesi.

Bahanemiz de hazır: "Burası Türkiye, farklı dinamikleri var"

Bu ülkenin yegâne dinamiği kaybedenlerden oluşması. Aç bak, kaç milyon üniversite mezunu işsiz, her gün kaç kişi intihar ediyor, ülkenin dört yanında mide bulandırıcı kaç tecavüz haberi oluyor?

İşte biz tam da buyuz. O yüzden de bu ülkeye gelen, eli ayağı düzgün, oturup kalkmasını biler, beyni çalışan herkesi bir biçimde sepetleyip, yerine bize benzeyen insanlar istiyoruz.

Sonra tartışıyoruz, "Almanya Mesut Özil'i çıkartıyor, 75 milyonluk Türkiye neden çıkartamıyor?" diye. Daha çok tartışırız, çok konuşuruz, her Mesut'un arkasından 'ah'lar, 'vah'larla dövünürüz.

Şahane bir laf vardır çok severim, küfürsüz geçmeyeyim, sonunu da onunla bağlayayım.

"Bu kafayla gidersen askere, sikimi alırsın tezkere."

İşte bu ülkenin durumunu özetleyen söz budur.

Not: Bak bir de bu ülkenin durumunu 2 yıl arayla Frank Rijkaard'ın saçına düşmüş aklar gösteriyor. Ömür törpüsüyüz, ömür.
Don lastiği kıvamına getirdim bu Rijkaard meselesini ama şu adamın gönderilecek olmasını, hele hele Hakan Şükür, Hikmet Karaman, Abdullah Avcı gibi isimlerle yan yana getirilmesini kabullenemiyorum. Umarım son yazı olur.

Bu ve bunlar

Bu moruk.


Bu savunma futbolu oynatıyor.


Bunun futbolculuk kariyeri yok.


Bu çingene.


Bunun Barcelona'dan başka başarısı yok.


Bir bunlar biliyor a.k.


Bir de bunlar biliyor. Başka da bu işi bilen kimse yok.

Biz böyleyiz


Geldiğinde omuzlara alırız, giderken yanında bir kişi bulursan şanslı say kendini.

Daha ilk maçında onbinlerce kişi adını haykırır, sağa-sola caka satar, işler sarpa sarınca ana-avrat küfür edip, yerine düşündüğü adamın ismini bağırmaya başlar.

Sabır yeminleri edilir, her ne sonuç olursa olsun arkanda duracağına dair. Sonra bir bakmışsın sabır yeminleri unutuluverir, sanki hiç söylenmemiş gibi.

Biz skor taraftarıyız Sevgili Frank, işler iyiyse senden büyük yoktur, işler kötüye gittiğinde senden daha beteri olmaz. Tarihin en kötü teknik direktörü olarak bulursun kendini.

Barcelona'yı çalıştırmışsın, şampiyonluklar almışsın, hiç mi hiç önemli değil. "Burası Türkiye herkes başarılı olamaz" diye akıl verirler.

Basınla aranı iyi tutacaktın, onlara mavi boncuk dağıtacaktın. Haftada bir-iki kez Florya'ya çağırıp yavşak yavşak pozlar verecektin.

Kimse senin kariyerine bakmaz bu ülkede, aldığın diplomalar, kazandığın kupalar, Türkiye sınırlarında geçerli değildir.

Kafakol ilişkilerin iyi olacaktı, basından eş-dost edinecektin o zaman en kral teknik direktör sen olurdun.

Hem sen hiç Ortaköy Camii önünde fotoğraf çektirdin mi? Ya da asker selamı çaktın mı?

Öyle efendi efendi kulübene geçerek, insanlara kötü örnek oldun. Oysa kavga etmeliydin hemen her gün.

Maçlardan sonra basın toplantılarında sana soru soranları aşağılamalıydın ama hemen iki gün içinde hepsini yemeğe götürüp, gönüllerini almalıydın.

Biz böyleyiz be Sevgili Frank.

Bedava bilet için götümüzü verip, elimize tutuşturulan üç kuruş için babamızı bile satarız. Tribünlere körkütük sarhoş gelip sabır yeminleri ettiğimiz adamın aleyhinde bağırırız.

Riyakâr, onursuz, gurursuz, duruşsuz insanların ülkesinde olduğunu anlayamadın bir türlü.

Biz paçalarından popülizm akan Bülent Uygun'u severiz, bizim idolümüz rakibinin teknik direktörünü 'adamcağız' diye aşağılayan Fatih Terim'dir, her aldığı takımı küme düşüren Erdoğan Arıca, gittiği hiçbir takımda görevini tamamlamamış Ziya Doğan'larla çalışmayı severiz.

Biz böyleyiz be Sevgili Frank.

Sevmeyiz senin gibileri, çünkü bizim ülkeyi yönetenimiz bile "öfkenin hitabet sanatı" olduğunu söylüyor, 'delikanlı' diye anılıyor.

Sen fazla efendiydin, suya sabuna karışmadan işini yapmaya çalıştın. Hiçbir cemaate yakın olmadın, kimseye yalakalık yapmadın, hiçbir tv programına katılmadın, hiçbir gazeteyi ziyaret etmedin, kimse hakkında olumsuz yorumda bulunmadın.

Kendi futbolcun bile senin için "Bu sene son şansı" dedi, formayı sırtına geçirdin. Biz despotları severiz, alabildiğine ezenleri.

Gidebildiğin kadar uzağa git, ülke sınırlarına adımını bile atma. Kaç kurtar kendini.

Biz burada kendi küçük dünyamızda, vizyonsuzluğumuzla, futbolsuzluğumuz ve kısır çekişmelerimizle çok mutluyuz (!)

Hagi, Hakan Şükür, Fatih Terim, Hikmet Karaman.

İsimlere bak. Galatasaray'da görev yapmamış olanı yok. Hepsi çeşitli dönemlerde geldi ve gönderildi. Niye geldiler, niye gönderildiler. "Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı" diye boşuna söylememişler.

18 Ekim 2010

Pırasa sapı girsin, olmadı karpuz sokalım


Manav filan değil İzmir'den pazar fiyatları bunlar.

Çarşafa dolandık, türbana sarıldık, Arda'yla yatıp kalktık. Artık sebze ve meyve yemek için tıpkı et gibi günlerce bekleyeceğiz sanırım. Yakın bir dönemde böyle olacaktır.

Birbirimize anlatırız, "Ya hacı en son ne zaman fasulye yedin? Nee 3 gün önce mi? Parayı nereden buldun lan?" diye konuşmaya başlarız.

Bamya, domates yiyenler toplumsal statülerinin yüksekliğini gösterecek. -Bamyayı üstüne para verseler yemem-

Milleti etten mahrum ettiler, gerizekâlı bir toplum yaratma konusunda ilk adımı attılar. (Otseverler mümkünse saldırmasın) Şimdi sıra sebzelere geldi. İkinci adımda sebzelerden uzaklaştıracaklar insanları.

Artık sürekli makarna ve bulgur yedirirler. Beyin gelişimi için hiçbir katkısı olmayan bu yiyeceklerle aptal olan bir toplumu daha da aptal yaparlar.

O değil de, yapımda ve yayında emeği geçen herkesin götüne uzun uzadıya pırasa girsin, olmadı karpuz sokalım.

Amnezi yaşatın bana


Ne çalışasım var, ne de bir şey yapasım. Öyle mal mal monitöre bakıyorum. Arada bir-iki haber yapıp internette saçma sapan şeylere bakınıyorum.

İnsana bir hayat nasıl zehir edilir, daha iyi anladım. Ersun Yanal, Abdullah Avcı, Fatih Terim, Hikmet Karaman gibi isimler dolanıyor ortalıklarda. Hepsi felaket gibi. Ersun'da başarı yok, Abdullah da oyun yok, Terim de insanlık yok, Karaman zaten Terim'in iki alt level'ı düzeyinde.

Hayatta en kötü şey umutsuzluktur. Umut bittiği yerde, hayat biter. İntihar eden insanların hemen hepsi umutsuzluğa kapıldığını ve çıkış noktası göremediği zaman yaparlar bu işi.

Mantıklı Galatasaray taraftarının umudunu kırdılar. İnsanların hepsinde bir bezginlik, hepsinde bir umutsuzluk. Biliyorlar ki, bu isimlerden hangisi gelse, kaçınılmaz sona doğru ilerliyor Galatasaray.

Yorumlarda kim yazmış hatırlamıyorum, Terim'i Olimpiyat Stadı'nda 5'lik Rize maçında yuhalayan da, 5-2'lik Kocaelispor maçında Skibbe'yi yuhalayan da, dün "İmparator Terim" diye bağıran adamlar da aynı kişilerden oluşuyor.

Bu adamlar deplasmana kaldırılan her otobüsten en az 5-10 bin TL alıp, ellerine binlerce bilet tutuşturulan, kendilerinden başka hiçbir taraftar grubuna yaşam hakkı tanımayan bir güruh.

Kim gelirse gelsin değişmeyecek, isterse takım şampiyon olsun. Vizyonsuzluk Galatasaray'ın yegane vizyonu oldu. Pısırık, itilip kakılan, herkese yem edilen yani sözün özü sıradan bir kulüp haline getirildi Galatasaray.

Hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden. Ne maç izlemek istiyorum ne futbol konuşmak. Öylece yatayım, kalkıp uyandığımda hiçbir şey hatırlamayayım.

17 Ekim 2010

O utancı yaşayacağınız yerde...


Neyse maçı filan geçelim. Bugün Taksim'de yaşanan bir hadiseyi esgeçmeyelim.

Beyoğlu Galatasaray Meydanı'nda yasa dışı dinlemelere ilişkin basın açıklaması yapmak isteyen ÖDP'li gruba, Kasımpaşa maçına gidecek olan Trabzonsporlu taraftarlar saldırdı.

Trabzon cinayetleriyle, katilleriyle ünlü bir kent olma şerefine (!) erişeli epey olmuştu. Bu embesillerin sıkıntısı nedir bilmiyorum ama bu ülkede en basit protesto hakkı bile "PKK dışarı" gibi jargonlarla protesto ediliyor. Hele hele konu Trabzon olunca. Daha önce linç noktasına gelen TAYAD'lıları da unutmuş değilim elbet.

Hayır, maça gidiyorsun, eyvallah anladık orasını. Biraz da kafaları çekmişsin, ona da tamam. Ama insanlara saldırmak, şişe fırlatmak neyin nesi.

Be ibne, ekmeğe kol gibi zam gelmiş; her tür yemeğin içine konan, her yemek masasında bulunan domates olmuş 10 TL; muhtemelen eti senede 3-5 kez ya görüyorsun ya görmüyorsun, ülkenin cari açığı 4 milyar 361 milyon dolar olmuş yani sözün özü giren sana çıkan sana milletin protesto eylemini terörize etmenin anlamı ne?


Cidden bak merak ediyorum, bu herifler beyin yerine ne taşıyor? Muhtemelen içinde bir şey var ama beyin değil. Ya da bunların beyinleri normal insan beyni gibi çalışmıyor. Başka bir açıklaması olmasa gerek.

Şehrinden çıkmış bir katilin utancını yaşayacağı yerde, "Ogün Samast oley" diye bağırmak, adi bir katilin ismini coşkuyla haykırmak, sağlıklı insanların yapabileceği türden şeyler değil. Nefret uyandırıyor Trabzon halkının bir bölümünün bu iğrenç noktadaki faşist tutumu. Trabzonlu olsaydım, Ogün Samast ismini her duyduğumda başımı öne eğerdim ama bunlar gurur duyuyor bir pislikle.

Vatanınızı çok seviyorsanız, götünüze giren çıkanın hesabını yaparsınız önce ama dediğim gibi temel bir beyin sorunları var bu tipteki arkadaşların.

Yine de, ben Trabzon'u Şenol Güneş gibi aydınlık bir insanla hatırlamayı tercih ediyorum. Böylesi pisliklerin yanında Şenol Güneş çöldeki serap gibi çünkü.

Fatma Nine'ye şu futbolu layık gören Baros hariç herkesin a.k.


Böylesi durumlarda maç yazısı filan olmaz. Ben de yazmayı düşünmüyorum. Sahada Servet diye bir adam vardı. 90 dakika boyunca dikkatle izledim. Bir takım nasıl sabote edilir, nasıl bir teknik direktör gönderilir müthiş örnekler sundu. Şimdi bahanesi hazırdır "Yüzümde maske vardı" diye.

'Delikanlı' filan diyorlar ya Servet için, ben onun delikanlılığını sikeyim.

Sabri'den tut, Ayhan'a; Pino'dan, Hakan Balta'ya, Aykut'undan Aydın'ı da kadar hepiniz siktirip gidin, bu takımdan.

Birinizde Baros kadar onur yok, birinizde Baros'taki yürek yok, birinizde Baros'taki hırs yok. Hepinizin aldığı para dibine kadar haram olsun, içinde bir kuruş hakkım varsa. O bir kuruşu da helal etmiyorum kimseye.

İki tane ibne, kırmızı kart görmeye çalışıyor Fenerbahçe derbisinde oynamamak için. Servet denen kişiliksiz Fatih Terim göreve gelsin diye götünü yırtıyor. Mustafa Sarp denen yeteneksiz, bir adım ötesindeki adama pas vermekten aciz. Sabri denen adam 10 yıldır futbol oynuyor hâlâ orta yapmayı bilmiyor. Say say nereye kadar lan.

Tribünlerden yükselen "Fatih Terim" seslerini duyunca, televizyonu kırmamak için hızla uzaklaştım. Zaten alayı ya sürüdeki koyun, ya üç-beş bilete kendini satan piçlerden oluşuyor.

Arda konusunda Aziz Yıldırım'ın gösterdiği dirayeti gösteremeyen bir adam tarafından yönetiliyor bu kulüp. Futbol dışındaki tüm branşlarda, önüne atılan kemiklere tamah ederek yaşıyorsun, futbolda Feldkamp, Skibbe, Bülent Korkmaz ve şimdi de Frank Rijkaard'ı gönderme çabasındalar. Fatih Terim mi gelecek? Bu kulübün bu denli borca girmesini sağlayan adam yani. İyi yanına Mehmet Ağar'ı da getirmeyi unutmayın o zaman. Terim'in bonusu nasılsa kendisi.

Üstüne gelmeyen kalmamış, üç kuruşluk herifler "Amına koyduk" bile demiş, sesini çıkartamıyorsun. Üstelik heriflerin ayağına kadar gidip röportaj veriyorsun. Sizin yönetiminizi de sikeyim.

Madem transferleri Adnan Sezgin yapacak, ne gerek var ki, Rijkaard'a Neeskens'e? Bak hem ne güzel Adnan Sezgin'le 6 haftada şampiyonluk da yaşadın. Değil mi ama?

Sezon başında başımıza gelecekleri tahmin ediyordum ve o yüzden bu takımdan "Bir bok olmaz" diye yazmıştım. Görünen köy kılavuz istemez. Sorun Servet, Rijkaard, Pino sorunu değildir. Sorun Galatasaray'ın benim hatırladığın ve gördüğüm 30 yıldan bu yana kulübün en kötü biçimde yönetilmesidir.

Adnan Polat bu kulüpten gitmediği sürece, Adnan Sezgin denen herif bu kulübün etrafında olduğu müddetçe Galatasaray dibin dibini görecektir, bundan emin olur.

Başarı, sonuç, skor filan istemiyorum. İte-köpeğe boyun eğmeyen bir, onların kucağına düşmeyen, kaptanına adam gibi sahip çıkan bir yönetim ve başkan istiyorum.

Şu kadına, 105 yaşındaki Fatma Nine'ye gösterdiğiniz futbol için Baros hariç hepinizin amına koyayım.

Rooney şutlandı


Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olurmuş. Son bir aydan bu yana keman yayı gibi gerilen Ferguson-Rooney ilişkisi bugün itibariyle koptu.

Rooney, Ocak ayında Manchester United'dan ayrılıyor. Eleman önce eşini kaybetti, şimdi işini kaybediyor. Rooney'nin yükselişi hızlıydı, tahminim düşüşü de hızlı olur.

Yeni bir Gazza vakası olursa şaşırmam. Şimdilik bu kadar bilgi yeter, nasılsa herkes yazar, çizer okursunuz.

9 TL olmuş lan!


Fiyatı 9 TL. Bildiğin 9 lira yani.

Ağzına sıçtığımın ülkesinde HSYK, türban gibi embesil muhabbetlerle meşgulüz.

Her yıl bir şeylerin fiyatı olağanın dışında artıyor. Bu artış öncesinde o ürünle ilgili birtakım iddialar ortaya atılıyor. (Bkz: YÖK Başkanı'nın İsrail'in domatesle Türkiye'nin soyunu yok edebileceği açıklaması)

Sonra fiyatları düşürüyoruz ayağına ithalatın önü açılıyor. İthalat başladığı andan itibaren fiyatlar normal seyrine dönüyor.

Yemeyin abi domates. Hayatta aramam, yemezsem. Kahvaltıda da yemem. Kahvaltıda domates yiyen insanı da sevmem.

Kimse domates yemesin, koymayın yemeğinizin içine, yemeğinizin kırmızı görünmesi şart değil.

Bu ülkenin olanca yakıcılığıyla duran onlarca sorunu varken, bize bambaşka şeyler tartıştırmaya çalıştırmaları ve bunu her seferinde becerebilmeleri, ülke yönetenlerinin yegâne başarısıdır.

9 TL olmuş diyorum lan! Hâlâ türban diyorsunuz siz.

14 Ekim 2010

Fatma Ninem maça geliyor


Benim bir tanecik Artvinli Fatma Ninem Galatasaray-Ankaragücü maçını izlemeye geliyormuş. Daha önce kendisine dert yanmıştım, sırf seni görmeye geleceğim maça.

Görmesem de, birlikte aynı maçı izlemiş oluruz. Canımsın sen benim, güzeller güzeli Fatma Ninem...

Fatma Nine'ye dert yanışlarım