27 Kasım 2010

AA yalakalıkta kendini aştı


Noktasına bile dokunmuyorum metnin.

"Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Antalya'nın Alanya ilçesinde yaşayan teyzesinin kızı Nurten Özçelik (82) vefat etti.

Alanya'daki evinde yaşamını yitiren Nurten Özçelik'in cenazesi yarın öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Bektaş Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Bülent Arınç'ın teyzesi Zehra Uğur'un kızı olan Nurten Özçelik, geçen yıl ilçede 18 derslikli bir ilköğretim okulu yaptıran Hamit Özçelik ile evli ve 3 çocuk annesiydi."


Yıllardır bu işi yaparım, herhangi bir siyasinin annesi, babası, kayınvalidesi, kayınpederi ve kardeşi dışında Anadolu Ajansı'nın teyze kızı, hala oğlu, elti, enişte noktasında haber yaptığını görmemiştim.

Bülent Arınç'ın kümesteki tavuğu, eşikte, beşikte ne kadan tanıdığı varsa haber olacak mı acaba? Ne bileyim yakında Anadolu Ajansı'nda, "Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın sık sık alışveriş ettiği süpermarketin sahibinin eşinin, kız kardeşinin babası vefat etti" türünden haberler görür müyüz? Bundan kelli şaşırmam, haber olursa.

Lan cidden, tamam Bülent Arınç'a bağlısınız anladım ama bu kadar yalaka olunmaz ki. Yavşaklık sınırlarında geziniyorlar, kurum olarak.

Gerçi tabii, adamlar da haklı. Hepsini işe alan Bülent Arınç, doğal olarak da akanları yalayacaklar. Olmadı akması için uğraşacaklar.

Amına koydunuz lan Anadolu Ajansı'nın.

12 Eylül'le hesaplaşılmasını bekliyoruz


12 Eylül'de asılan gençlerin son mektupları ile Tayyip Erdoğan'ın 20 Temmuz'daki konuşmasını yan yana getirin. Hepsini koymayacağım mektupların, sadece birkaçı yeterli.

Tayyip, ağlamıştı 20 Temmuz tarihinde TBMM'de yaptığı konuşmada. Kendilerine devrimci diyen bu ülkedeki birtakım gerizekâlılar da destek vermişti referandumda 12 Eylül'le hesaplaşılacağı gerekçesiyle.

Bugün YÖK Başkanı'ndan açıklama geldi. 12 Eylül'ün en büyük ürünü YÖK'ün ismi ve logosu değişecek diye. Muhtemelen "YÖK'ü kaldırdık" diye teraneler okunacak değişiklikler sonrası.

Evet 12 Eylül'le hesaplaşmak isteyen başbakanın sözleri ve 12 Eylül döneminde asılan gençlerden birkaçının son mektupları... Referandumdan sonra hâlâ hesaplaşılmasını bekliyoruz.

Referandumda iktidara destek çıkan devrimciler acaba böyle bir beklenti içinde mi? Onu da merak ediyorum...

RTE: Belki şu anda anlatacaklarım biraz farklı olacak. Yakın siyasi tarihi, ama trajik bir siyasi tarihi önünüze etireceğim. Bakınız Necdet Adalı daha 19 yaşında bir lise öğrencisiyken, cinayet işlediği iddiasıyla 1977 yılında tutuklandı.

Bende o zaman bir siyasi partinin İstanbul Gençlik Kolları Başkanıyım. Suçsuzluğundan, serbest bırakılacağından o kadar emindi ki, cezaevinde arkadaşlarının firar girişimine katılmadı.

Kendisini yargılayan hakim Necdet Adalı’nın masum olduğunu iddia etti. Necdet Adalı 22 yaşındayken, 8 Ekim 1980’de asılarak idam edildi.

Bir başka isim Erdal Eren. Daha 17 yaşındayken tutuklandı. 13 Aralık 1980’de, 18 yaşından küçük olmasına rağmen idam edildi. Keşke bazı parti liderleri vicdanlarına destek vererek dürüstçe konuşsa. Tam 30 gün sonra yine bir 12 Eylül günü bu işkencelerle, milletçe hesaplaşacağız.

ERDOĞAN YAZGAN'IN MEKTUBU

Sevgili ve değerli aileme

Bu size yazacağım son mektup. Sizlerle uzun bir zamandır cezaevinde görüşüyorduk. Hepinize olan sevgimi bilirsiniz. Bunu burada uzun uzun yazmayacağım, kanaatimce bu kadarı yeterli;

Kardeşlerim Güldoğan ve Hatice'yi bir anlık sinirlilikle kırdım, kusura bakmasınlar. Ahmet, Sabire, Fatoş ve Selma'ya da ayrıca çok selamlar. Hepiniz, her şeyimden mahrum hayatımda bana destek ve moral oldunuz. Sizlerin benim dünyamda ayrı bir yeri vardı.

Sizlere onurlu bir yaşamı miras bırakabildiysem ne mutlu bana. Şuan tek dileğim sizlerin sağlığının bozulmaması. Acı olacak ama dayanmanız gerek. Kimseyi suçlamayın, bu işin tek sorumlusu bugünkü yönetim ve devlettir.

Yani suçlu olan bizi asanlardır. Görüşlerimi ve neyi savunduğumu burada yazmayacağım. Çünkü sizler bunları biliyorsunuz. Yaşamım kısa ve onurlu oldu. Hepinizi candan kucaklar, ayrı ayrı öperim. Soran bütün dost ve akrabalara selamlar. Acele ediyorlar, kısa oldu. Sizi hep seven, oğlunuz ve abiniz.

MEHMET KANBUR'UN MEKTUBU

Değerli karıcığım. Biz tarihi son görevimizi yerine getirirken, seni görmek isterdim. Öyle sanıyorum ki hiç haber verilmedi. Veya göstermelik olarak, bilinçli, gecikeceğiniz şekilde haber gönderildi.

Bu namussuzlardan farklı bir şey de beklenmez. Göremedim diye üzülmene hiç gerek yoktur. Senden bunu beklerim. Ben hayatım süresince özellikle birlikte olduğumuz zamanlarda gerçek anlamda belli şeyler anlatmaya çalıştım.

Ve bu uğurda gücüm oranında üzerime düşen görevleri yerine getirmeye çalıştım. Son olarak da halkımın mutluluğu uğruna canımı severek feda ediyorum. Bu görevimi yerine getirirken size ve halkıma layık olmaya çalışacağım.

Son nefesimi verirken dahi köhne düzenin celladına fırsat vermeden halkımın mutluluk sloganını haykıracağım. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Senin bundan sonra özel yaşamın hakkında bir şey söylemek istemiyorum.

Sana güveniyorum. Tek başına yapayalnız kalsan dahi doğruluktan, dürüstlükten ayrılmayacağına, namusluca yaşamını sürdüreceğine inanıyorum.

Ayrıca sana ve halkıma armağan ettiğim Murat’a da yeterli ilgi göstereceğine, halkına yararlı olacak şekilde yetiştireceğine eminim. Akyazı onurumuz. Yolumuz Akyazı’da düşenlerin yoludur. Devrimciler öldü, yaşasın devrim. Kahrolsun faşizm. Tek yol devrim.

NECATİ VARDAR'IN MEKTUBU

Sevgili ağabeyciğim Süleyman,

Mektubuma başlamadan evvel sana ve Vardar ailesine özlem, hasret ve sevgilerimi iletir, en güzel günlerin sizlerin olmasını dilerim. Nasılsın abi? iyi misin? iyi olmanı candan temenni ederim.

Sen de kardeşin Neco’yu sorucak olursan iyiyim. Sana çoktandır mektup yazmak istedimse de olmadı. Gönül isterdi ki bu satırlarımı cezaevi mapus hücresinde değil, Doğa ile tabiatın, deniz ile ormanın, sevgi ile insanların, Özgürlük türküleri söylediği bit ortamda yazmak isterdim.

Hepinizin yaşamının iyi olması dileğiyle. Savaşsız sömürüsüz bir dünya için savaştık. Onun için ölüyoruz. Biz bu davaya baş koyduk. Başımız devrime, halkımıza, partimize feda olsun.

Kahrolsun faşizm. Yaşasın Kürt ve Türk Halklarının mücadele birliği. İdamlar bizi yıldıramaz.

AHMET SANER'İN MEKTUBU

Yaptıklarımdan hiçbir pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya gelirsem mücadeleleri aynı şeyleri bir daha yapardım. Onun için kimsenin üzülmesini istemiyorum. Kimse üzülmesin.

Ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum.

26 Kasım 2010

Bugün ya da yarın, er ya da geç



AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar: Dünya ülkelerinin bir çoğunda insanlar günlük 1 doların altında yaşarken, ülkemizde artık bu rakamda yaşayan insan kalmadı. Bu yoksullukla mücadelede çok büyük bir başarıdır.

Nasılsa Bakanlar Kurulu kararıyla milli geliri 15-20 imzayla 2 bin 500 dolar birden artırıyorsunuz. Haklı ablamız, Türkiye'de 1 doların altında yaşayan kimse kalmadı.

Sokaklarda yaşayan insanlar yok artık, pazar yerlerinde akşam karanlığı bastığında sağa sola atılmış çürük meyve ve sebzeleri toplayan insanlara rastlamıyoruz, evine ekmek götüremediği için kendini tren önüne atanlar, asanlar hiç yok değil mi?

Yoksulluğun pranga gibi ayaklarına yapıştığı, demirden bir kelepçe gibi bileklerine yapıştığı insanlar yok artık değil mi?

1 doların altında yaşayan kimse kalmamış. Bunu balkon demirine kendini asan Mehmet'in kızına, tren önüne atlayan Hamza'nın oğluna, fare zehiri içen Emine'nin çocuklarına anlatsanıza.

Bu yoksul halktan aldıklarınızı mutlaka geri vereceksiniz. Ölen insanların vebalini ödeyeceksiniz. Bugün ya da yarın, er ya da geç. Hesap günü elbet gelir.









Alyonna mıydı o şeyin adı?



Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e göre Allianoi antik kentinin ismi 'Alyonna mıydı o şeyin adı'.

Kendi ülkesinin tarihine, geçmişine, mirasına bu kadar yakın insanlar tarafından yönetiliyoruz işte. Sorsan ABD firmalarının ismini takır takır sayar, sorsan İsrail şirketlerini fire vermeden söyler.

Bu adamlar tarafından yönetilmek mi kötü yoksa bu adamların yönettiği ülkede yaşamak mı hâlâ karar veremedim.

Kimi, niye okuyorum?


evrensel blok: Asi tavrından ötürü.

galatasaray formaları: Herkesten farklı bir iş yaptığı için.

kayıp zamanın peşinde: Müziği sadece dinlemekle yetinmeyip, yaşadığı için.

eren loğoğlu: Kendime benzettiğim için.

güneşli pazartesiler: Söyleyecek ve dinletecek sözü olduğu için.

tribünsel sevda: Kendime yakın bulduğum bir Fenerbahçeli olduğu için.

stalker: Anarşist görünmek için Beşiktaşlı değil, ruhu anarşist olduğu için.

cekoslovak: Çok sevdiğim bir dost ve spor bilgini olduğu için.

hepsi detay: Yazmak için yazmadığı için.

chao grey: İçtenliği ve samimiyeti için.

sportif cümleler: Durup, dinlenmeden emek sarf ettiği için.

stereo cipolla: Mantıklı ve dürüst olduğu için.

rovaşata: Tatlıları için.

Bir hafta sonra bu listeye dahil olması gereken ikinci grubu da yazacağım. "Niye parça parça?" derseniz, verecek bir cevabım yok ama sadece bunlarla sınırlı değil sıkı takip ettiklerim.

Hepimizde benzer tepkiler oluyordur, bazen çok severek okuduğumuz bir adamın yazdığı tek bir cümleye sinir olmak, "Ulan bu da olur mu?" diyeceğimiz türden yazılar yazdığını görmek gibi.

Önceleri bu kadar insanı takip etmiyordum, zamanla kartopunun çığa ulaşması gibi artmaya başladı. Bazen eliyorum, bazen yenilerini ekliyorum.

Gün içinde 15-20 dakika koşturmadan kaçtığım anlarda sayfaları açıp, kendimi ödüllendiriyorum.

Hiçbir beklenti gütmeden, kendinden ve zamanından vererek düzenli bir biçimde emek veren herkese teşekkürler...

25 Kasım 2010

Var mı lan böyle lider?


Bakanlar Kurulu’nun 2011 Yılı Programı’nda yer alan "Fert Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)"ya ilişkin bazı rakamlarda yaptığı düzeltme sonrası Satın Alma Gücü Paritesi’ne(SGP) göre kişi başına milli gelir, 2 bin 354 dolar artışla 15 bin 392 dolara, SGP bazlı toplam milli gelir de 171,1 milyar dolar artışla 1 trilyon 119 milyon dolara çıktı.

Düzeltmeden yapılan hesaplamalara göre, 2011 Programında daha önce bu yıl için 13 bin 38 dolar olarak hesaplanan SGP'ye göre kişi başına milli gelir, 2 bin 354 dolarlık artışla 15 bin 392 dolara yükseldi.

Ya bir de laf ediyoruz bu hükümete. Adamlar bir günde milli geliri 2 bin 500 dolar yükseltiyor. Nasıl Rabbim yumurtaya can veriyorsa, hükümetimiz de bütün Türkiye'nin milli gelirini birkaç dakikada 2 bin 500 dolar yükseltiveriyor.

Tayyip mucizesi yaşanıyor, kimsenin umrumda bile değil. Başbakanımıza, Arap Bankalar Birliği tarafından "Yılın Lideri" ödülü veriliyor, biz buralarda eleştiriyoruz, bu büyük dünya liderini.

Arap Birliği diyorum bak, ödül diyorum, Yılın Lideri diyorum.

Şimdi tabloya bakalım, özelleştirme tablosuna.

Türk Telekom: Lübnanlı Oger'e verildi.
İETT Garajı arazisi: Dubai Şeyhi El Maktum'a satıldı.
Avea: Lübnanlı Oger Telecom
Adabank: Kuveyt bankası The İnternational Investor’a satıldı.
MNG Bank: Lübnanlı Hariri ailesine satıldı.

Bunların dışında Şeker fabrikaları, Atatürk'ün Yalova'daki çiftliği, İstanbul Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri, otoyollar da Araplara özelleştirilmek için sırada bekletiliyor.

Şimdi siz söyleyin; Arap Bankalar Birliği Yılın Lideri ödülünü Tayyip Erdoğan'a vermeyecek de kime verecek?

Adam ülkesinde ne var ne yok satmış. Eh bunların hatırı sayılır bir bölümünü Araplara servis etmiş. Tabii ki, Yılın Lideri olacak.

Bakmayın siz arada İsrail'e atıp tuttuğuna, onlara da bolca ülke fabrikası, kuruluşu sattı. Yarın İsrail de ödül verir Tayyibime.

Yeter artık, bırakın kıskançlığı, bırakın çekememezliği, Fatih Sultan Mehmet'ten beri böyle lider görmedi bu ülke.

Hakikaten görmedi lan. Aşağıdaki listeye bakın anlarsınız. Özelleştirme yapılan kurumlar.

TELEKOM
ERDEMİR
İSDEMİR
PETKİM Petrokimya Holding A.Ş
Divrigi Demir Madeni
Hekimhan Demir Madeni
İskenderun İsdemir Limanı
Ereğli Erdemir Limanı
ÇELBOR
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü (Tasfiye edildi)
TÜPRAŞ Blok Satış
TÜPRAŞ USAŞ Hissesi
TÜPRAŞ 18 Taşınmaz
Amasya Şeker Fabrikası
Kütahya Şeker Fabrikası
Adapazarı Şeker Fabrikası
ESGAZ, BURSAGAZ
ETİ Elektrometalurji A.Ş.
ETİ Gümüş A.Ş
ETİ Bakır A.Ş
ETİ Krom A.Ş
Çayeli Bakın İşletmesi A.Ş.
K.B.İ. A.Ş. Samsun İşletmesi
K.B.İ. A.Ş. Murgul İşletmesi
Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.
Çeşme Limanı
Kuşadası Limanı
Trabzon Limanı
Dikili Limanı
Şehir Hat. Hiz. ve Gemiler
Sümer Holding-BUMAS
Sümer Holding.-Merinos Halı Markası
Sümer Holding.-Eryağ A.Ş.
TEKEL Alkollü İçkiler San. ve Tic. A.Ş,
TEKEL İkiz Kuleler
SEKA- Afyon, Balıkesir, Aksu, Kastamonu, Karacasu, Akkuş Yibitaş Torba İşletmesi,
HAVELSAN A.Ş.
ASPİLSAN Askeri Pil San. ve Tic. A.Ş.
MEYBUZ A.Ş.
İstanbul ve Kütahya'da 3 Arsa ve çeşitli İllerde 24 Taşınmaz
USAŞ Hissesi ve USAŞ'ın 11 Lojmanı
TÜGSAŞ A.Ş. Gemlik Gübre San. A.Ş.
SAMSUN Gübre San. A.Ş.
İGSAŞ
SÜTAŞ
KTHY
EBÜAŞ - 6 adet Taşınmaz
Deniz Nakliyatı T.A.Ş. 3 Tanker
Başak Sigorta A.Ş.
Hilton Oteli
Araç Muayene İstasyonları
T.C.D.D. İzmir Limanı
T.C.D.D. Derince Limanı
Sümer Holding A.Ş.'ye ait Mazıdağı Fosfat Tesisleri
Sümer Holding A.Ş. NİTRO-MAK Makine Kimya Nitro Nobel Kimya Sanayi A.Ş. Sümer Holding A.Ş. Barit Öğütme Tesisi.

Bunlara yenileri eklenecek bu dönemde. Hele de seçimden tek başına iktidar çıkarlarsa. Var mı lan böyle lider?

Sizi gidi kıskançlar, sizi gidi çekemezler sizi...

Günün anlam ve önemi..


Ölüm yıldönümü bugün. Daha önce sayfada yer almıştı. Ne vakitti hatırlamıyorum. George Best'le ilgili hazırlanmış lezzetli bir yazı. Bakmadan geçmeyin...

Futbolun asi çocuğu Best

24 Kasım 2010

Batalla Türk futbolunun onurunu kurtardı (!)


TİMSAH MUCİZESİ: Hürriyet
EN BÜYÜK BURSA: Milliyet
ANADOLU'DA DEVRİM: Sabah
5. BÜYÜK BURSA: Star
YEŞİL-BEYAZ DEVRİM: Yeni Şafak
26 YIL SONRA FUTBOLDA 2. ANADOLU DEVRİMİ: Posta
SAĞLAM TARİH YAZDI: Bugün
16 MAYIS 16 DEVRİMİ: Fotomaç
YEŞİL DEVRİM: Akşam
HOŞGELDİN 5. BÜYÜK TAKIM: Takvim
5. BÜYÜK BURSA: Vatan
YÜREĞİYLE BİLEĞİYLE: Fotospor
ANADOLU İHTİLALİ: Habertürk
ANADOLU'NUN GURURU: Türkiye
TİMSAHLAR TARİH YAZDI: Güneş

Türk futbolunun devrimi Batalla'nın attığı golle eşdeğer. Valencia-Bursaspor maçında dakika şu an 79. Bursaspor'un grupta yaptığı 5 maçta attığı gol sayısı 1 -yazıyla bir- yediği gol sayısı ise 15.

Son 5 yıldır Türkiye'de garip bir futbol oynanıyor. 8-9 kişiyle orta sahaya kapanıp, sürekli rakibin hata yapması üstüne kurgulu, herkesin birbirine tekmeler savurduğu ve bunun da "Türkiye Ligi sert lig" teraneleriyle açıklanmaya çalışıldığı, hakemlerin kasaplara alabildiğine izin verdiği, futboldan çok kör dövüşüne benzeyen bir oyun. Milli Takım'ın geldiği noktayı da iliştirmek lazım bu tabloya.

Sert lig, kora kor mücadele diye diye ancak sığırların sergileyebileceği bir oyun sergileniyor yeşil çimler üstünde.

Estetikten uzak, izlenebilmesinin güçleştiği, bütün oyun kurgusunun "Ne yaparsan yap ama kazan, yenemiyorsan da yenilme" gibi aptal bir düşüncenin esiri olduğu futbolu izlemeye devam etmek istiyorsanız, Bursaspor'un düştüğü durumun benzerinin, seneye de -hangi takım gidecekse- yaşanacağını kabullenin.

Bu ülkede akil bir adam görüyorum o da, Bernd Schuster. Haftalardır Türkiye'deki futbolun "çağdışı" olduğunu haykırıyor ama futbolun çok bilenleri, karşılarında sanki cezai ehliyeti olmayan bir deli varmışcasına değerlendirmeler yapıyorlar. Oysa daha sadece 4-5 aydır bu ülkede bulunan bir Alman, senelerdir izlediğimiz kısır döngüyü gayet iyi tarif ediyor.

Tabii nasılsa sonuçlar böyle geldikçe, güzel söz söyleme yeteneği olmayan adamların ekmeğine yağ sürülmüş oluyor. Onlar için "Cana futbolcu değil", "Shaquille O'Neal adam değil", "Misimoviç'ten bu ligde çok var", "Güiza golcü değil", "Aragones hoca değil", "Rijkaard'ın Barcelona dışında başarısı yok", "Schuster takım bulamıyordu, Beşiktaş'a geldi" v.s. v.s

Türk futbolunun bugün geldiği noktada katilleri; televizyonlarda, gazetelerde yorum yapan futbolcu, hakem ve yönetici eskileridir. Olumlu hiçbir şeyi görmeyip, eksiklikler üstüne giden, tek bir yapıcı eleştiride bulunmayan, ağızlarından küfürler bile dökülen adamlar yani.

Bunlar daha Türk futbolunun iyi günleridir. Şerefli mağlubiyetler, ezilmiş ve mağdur edebiyatlarını çokça duyacağız.

Artık birilerinin kabul etmesi lazım. Bu ülkede futbol diye yutturulmaya çalışılan şeyin, büyük bir pastanın dilimleri için tutuşulan kavga olduğunu.

Buyurun size, yıllığı 80.5 milyon dolarlık, toplam tutarı 321 milyon dolar olan ligin şampiyonu. Neyse ki, Batalla Türkiye'nin futboldaki onurunu kurtardı.

Lan hepiniz cehennem ateşinde yanacaksınız


Bugün TRT çalışanları pek çok yerde eylemde. Bülent Arınç'a bağlanan TRT'de ağız yapısı bozuk, konuşamayan insanlar spiker kadrosunda, yabancı dil bilmeyenler dış haberler masasında, bugüne dek hiçbir habercilik geçmişi olmayan insanlar haber masalarına atandı.

Senelerini TRT'ye vermiş spikerler, haberciler Türkiye'nin ücra köşelerindeki TRT bürolarına sürülüyor.

Amaç insanları istifa etmelerini sağlamak ve TRT'den uzaklaştırmak. Tabii ki, boşalan yerlere yeni kadrolar açılmasını sağlamak.

Elbette bugüne dek, iktidarı paylaşanlar devlet kurumlarında partizanlık yapmıştır ve kadro çalışmalarında bulunmuştur. Ancak hiçbir dönemde bu kadar hayasız, bu kaar pervasız bir biçimde gerçekleştirildiği görülmemiştir.

Samanyolu, Kanal 7, Mesaj TV, Dost Tv, Meltem TV, Mehtap TV gibi dini içerikli kanallardan getirilen isimlerin yanında hiçbir televizyonculuk, radyoculuk geçmişi olmayan isimler de, bankamatik memurluğu yapmaktadır.

TRT neden önemli? Çünkü cebimden çıkan vergilerle hayatta kalıyor. Bülent Arınç'ın keyfiyetiyle atama yaptığı kurumun, insanların emekleri üstünden alınan vergilerle yapılması biraz ayıp oluyor.

Çok meraklılarsa açsınlar üç-beş tv kanalı istediklerini işe alıp, istediklerini oturtsunlar masa başlarında ama bunu benim vergim üstünden yapınca, haliyle tüylerim diken diken oluyor.

Yaşananları ve insanların sessizliğini görünce ciddi anlamda huzursuz oluyorum. Bu ülkeye olan tüm umudumu yitiriyorum. İnsanlar ses çıkartmıyor, olan biteni film izler gibi izliyor.

Senin, benim cebimden çıkıyor bu paralar. Herifin biri; babanın, annenin, ağabeyinin, teyzenin emekleri üstünden her istediğini yapıyor. Ve biz öyle koyun gibi bekliyoruz, kaderimize razı bir biçimde.

Bu kadar aptal bir toplum olduğumuzu bilmemem, benim de aptal olduğumu gösteriyor. Bugüne dek, fark etmediğim için.

Müslüman bunlar değil mi? Temel argümanları bu, Müslüman olmak. İnsanları sürmek, başkasının emeği üstünden alınan paralarla, masa başında oturması için istihdam yaratmak, her gün yalan söylemek, insanların onurları ile oynamak, hapishanelere tıkmak....

Müslüman bunlar değil mi? Cehennem ateşinin sıcaklığını hissediyordur bunlar her gün. Öyle günde 5 kere yatıp kalkmakla Müslüman olunmuyor.

Favori bedduamdır, atlamayayım. Umarım hepiniz evlatlarınızın ölüsünü ellerinize alırsınız...

AA'dan bombalara devam


Saat 09.54'te geçen haberi aynen yazıyorum. Haberdeki tersliği bulun...

LAKERS, EVİNDE OYNANAN MAÇTA CELTICS’İ 98-91 YENDİ

Amerikan Ulusal Basketbol Ligi’ne (NBA) dün gece oynanan 6 maçla devam edildi.

Staples Center’da Boston Celtics’i ağırlayan Los Angeles Lakers, sahadan 98-91 galip ayrıldı.

Maçın en skorer ismi 30 sayıyla Celtics’ten Derrick Rose olurken, Lakers’da 3 oyuncu 20 ve üzerinde sayı attı. Evsahibi takımda Lamar Odom 21 sayı 8 ribaund, Kobe Bryant 20 sayı 8 asist, kenardan gelen Shannon Brown 20 sayı 4 ribaund ile oynadı.

Celtics’in Türk basketbolcusu Ömer Aşık ise görev aldığı 8 dakika 44 saniyeyi sayı atamadan tamamladı. Aşık, 3’ü hücumda 4 ribaund aldı.