7 Ocak 2011

Efes kararından yola çıkarsak....


29 Eylül 2009'da şöyle bir post atmışım.

Bugün çıkan karar çok önceleri gelmişti. Bunun en büyük örneği, Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'a verilen Ülker ve yan sanayi isimleriydi. Bunu o gün içine sindiren, o gün kabullenen, herkes bugün verilen kararın sorumluluğunu da üstünde taşıyor.

Amatör şubelerine aktarmayıp, boktan futbolcular için 5-10 milyon doları gözden çıkartan yöneticiler, kulüp başkanları "Ülker, Cafe Crown, Cola Turka" gibi isimleri kendilerine sus payı olarak veren İslami şirkete ses çıkartmayarak, sistemin nasıl işleyeceğini gayet iyi biliyorlardı.

Birkaç yıldan bu yana özellikle Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen arasındaki çekişmenin temel nedeni Efes Pilsen'in spor ve sanattan tamamen çıkartılmasıydı.

Bazı arkadaşlar kusura bakmasın ama "Biz bloğa siyaset karıştırmayız" diye garip bir savunma içine girip, suya sabuna dokunmadan -suçlamak adına söylemiyorum ama tabii ki reklam endişesi yüzünden- hayatına devam etme mantığıyla benzer bir şey Efes Pilsen sonucuna gelinmesi.

Bazen, "Lan oğlum sana ne, isteyen istediğini yazsın" içsesiyle karşılaşsam da, bu ülkede olup biten karşısında oturduğu yerden salt futbol geyiği çevirenler; dizi, film, sinema üçgeninde yazılardan başka içerik taşımayan lifestyle tarzı yazanlar da dahil olmak üzere, sözün özü Türkiye sınırlarında yaşanan yüzlerce çarpıklığa, yolsuzluğa, rant düzenine, tombullaşan amca ve teyzelere hiç ses çıkartmayan herkes şunu bilmeli ki, yarın yazacak tek bir mecra bile bulamayacaksınız.

Öyle uzun uzadıya düşünmeye gerek yok. Bundan 10 yıl önce bu ülkede televizyon kapatma yetkisi bir başbakana verilse yer yerinden oynardı. Bundan 15 yıl önce ekmeğe, benzine yapılan her zam manşetlerde koca puntolarla yer alırdı. Bundan 10 yıl önce yolsuzluklar karşısında televizyonlar, gazeteler hep bir ağızdan yayınlar yapardı.

Artık içimize sinip sinmemesini bırakın, hayatımızın doğal süreci haline geldi tüm bunlar. Ülkede onlarca yolsuzluk var, ülkenin neredeyse bütün büyük KİT'leri satılmış, eğitim özelleştirilmiş, devlet üniversitelerinin ortadan kaldırılıp tamamen paralı hale gelmesinin adımları atılıyor, bir halkın yarısı dilenci haline getirilmiş, ancak ve ancak yardımlarla yaşayabilir hale gelmişse ve biz oturduğumuz yerden futbol geyiğinden başka bir şey yapmıyorsak, kusura bakmayın ama tüm bu olan bitende sorumluluk sahibiyiz demektir.

Hadi, "12 Eylül sonrası gençlerin apolitize olması anlaşılır bir durum" diyelim. İyi de, apolitize olmak beraberinde gerizekâlı olmayı mı getiriyor?

Bugün Efes Pilsen'i spordan, sanattan geri çektirirler, yarın alkollü içecekler yasaklanır, diğer gün başbakan ya da bir bakan istediği televizyonu kapatır, ertesi gün televizyonlara, gazetelere 'Bunları yazacaksınız' diye direktifler gelir, başka bir gün sokağa çıkma yasağı gelir v.s. v.s. Bir bakmışsın ülkedeki tüm sosyal yaşantı değişivermiş.

İlginç olan bunların hiçbiriyle zerre kadar ilgilenmememiz ve her şeyin gözümüzün önünde olup bitmesi.

Valla ne zaman uyanırsınız bilmiyorum ama şundan gayet eminim, bugün yaptığınız futbol geyiklerini bile yapacak mecra bulamayacak noktaya geleceksiniz. Şu ülkede, futbolun konuşulduğunun yüzde biri kadar hayattan konuşmaya başlasak, pek çok şeyin değiştirmeye gücümüz olduğunu göreceğiz ama...

Bu ülkeye, bu topraklara karşı sorumluluklarımız var. Bu kadar ülkeden ve ülke gerçeklerinden kopuk olmayı nasıl başarılıyor bilmiyorum ama şunun gayet iyi farkındayım, Türkiye'de var olan rezil sistem, başka bir rezil sisteme evriliyor, gözümüzün önünde. Ya onurlu bir biçimde karşı geliriz ya Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray gibi onursuzca üstümüze Cafe Crown, Cola Turka, Ülker formaları giyeriz.

Garip bir yolla anlattım sanki ama anlattım gibi geldi bana.

Osmanlı'da eşcinsel padişah kaynıyordu


Bu ülkeyi anlayabilmek mümkün değil. Ekonomik olarak ağzımıza sıçılmış, her hak arayana biber gazı, polis tekmesi ve tazyikli suyla saldırılır, dünyanın en pahalı benzinini kullanırız, yediğimiz peynir, içtiğimiz sütün fiyatı 10 günde bir zamlanır hiçbir boka ses çıkarmayız ama en anlamsız şeylere tepki gösteririz.

Show TV'de 'Muhteşem Yüzyıl' diye bir dizi yayınlanmış. Yayınlandığı günden beri tepki vermeyen kalmadı. Yayınlandığı günden bu yana ajanstan her gün tepki haberleri geliyor.

Sendikalardan, sivil toplum örgütlerine siyasi olarak hangi görüşe mensup olduğu belli olan birtakım kişiler, padişahların ve hakanların reyting uğruna küçük düşürülmeye çalışıldığını, kadehlerde şarap içerek, toplumun ahlakının bozulmaya çalışıldığına yönelik protesto eylemleri düzenliyor.

Lan bu toplumun ahlakı sanki var da, bir diziyle ahlakımız kaybolacak. Olmayan şey, nasıl kaybolacak acaba?

İşin bu islami-milliyetçi söylemi daha aptalca. Osmanlı padişahları -halifeler- nasıl olur da eşcinsel olurmuş! Öncelikle biseksüel olduklarını söylemek lazım. Bu adamların, erkeklerle birlikte olması, kendilerinin büyük padişahlar olmadığı anlamına gelmiyor. Ama öte taraftan da Osmanlı'da hiçbir padişahın bu tip ilişkiye girmediğini söylemek de komik oluyor.

Olmadığını varsayanlar, saraydaki iç oğlanlarının ne iş yaptığını, Fatih'in gazellere düşmüş Veyis hayranlığını, enderundan seçilen gençlerin özellikle yakışıklı ve fiziği düzgün çocuklardan seçilmesini, 4. Murat ve Musa Melek Çelebi arasındaki ilişkiyi filan iyi araştırması gerekir.

Din üstünden kutsanan Osmanlı İmparatorluğu'nun ve onun imparatorlarının hiç alkol almamış olması, hiçbir biçimde eşcinsel ilişkiye girmemiş olması savı, dini bütün Osmanlı hayranlarının vicdani mastürbasyonundan ibarettir.

Bunu sadece Osmanlı'ya da indirgememek gerekir. Tarihteki tüm büyük imparatorluklarda ve devletlerde görülmüştür. Ama tabii İngiliz'den ibne olur Osmanlı'dan delikanlı çıkar, bizdeki embesil mantık gereği.

Şu aptal tarihsel böbürlenmelerden, gurur ve övünç vesilelerinden kurtulmak gerekir. Geçmişten aptalca bir biçimde gurur duyacağına, bugün gurur duyman gereken şeyleri yapmaya çalış. Bir diziye takılmak, "tarihimize saldırıyorlar" teranelerini bir kenara bırakmak zamanı.

Senin, bugün yaşadığın ülkede dalgalandırdığın bayrağın ne kadar bağımsızlık barındırdığını otur tartış. "Padişahtan eşcinsel olmaz" diyeceğine, halkının yarısının dilenci gibi yaşamasına karşı çık. "Halifeler şarap içmezdi" gibi saçma sapan tartışmalar yerine; topraklarının, fabrikalarının, karayollarının, köprülerinin satılmasına isyan et.

Ahlakımız bozulmuşmuş! Lan senin ülkenin insanı, inşaatta eşek sikiyor, ne ahlakı!

Kabul etsinler ya da etmesinler, padişahlar da çatır çatır vuruşuyordu oğlanlarla. Adamların cinsel tercihleri, onların imparatorluğuna halel getirmez.

Bırakın hamaseti de, ülkenin can yakıcı sorunlarıyla uğraşın.

Ne kadar sik kafalı, ne kadar homofobik bir toplumda yaşıyoruz lan! Ama tabii eşcinselliği 'hastalık' olarak kabul eden bir ülkenin fertleriyiz.

Eşeğe grup halinde tecavüz eden piçler


Muğla'nın Milas İlçesi'nde 4 adet orospu çocuğu, dağa götürdükleri eşeğe tecavüz etmişler.

Bu yavşaklar hadiseyi gruba çevirip, hayvancağızın ayağını bile kırmışlar, hadise esnasında. Puştların biri yakalanmış, diğer üçünü ise polis arıyormuş. Yaşlar 12 ila 32 arasında değişiyormuş. Hayvancağıza onlarca kez tecavüz edilmiş.

Ya hakikaten bu ülkede güzel haber almak ne kadar zor. Bu puştlar yakalandı diyorum ama adalet sistemi sağolsun (!) bir şey olmamış gibi aramıza salıverecek. Sonra bekleyeceğiz bunların eşekten, insana dikey geçiş yaptığı haberlerini almayı.

Kesmeyecek çünkü orospu çocuklarını eşeğe tecavüz etmek. Nasıl garip yaratıklarla iç içe yaşıyoruz?

Lan bu yaratıklarla aynı havayı almak, bunların da oy kullandığını bilmek bile beni huzursuz etmeye yetiyor.

Ya hakikaten yeter ama. Ülke ülke değil yavşak ordusuna döndü. Ah ulan elimde imkân olacak, bu orospu çocuklarını atlara siktirtirim yemin ediyorum.

Geçireceksin atı bunların önüne, sokacaksın götlerine o yarağı, götlerinden kan gelene kadar siktirteceksin bu piçleri.

Bizim hayatımız porno oldu, bir kulağımızın arkası kaldı


2006 ve 2008 yıllarında Adalet Bakanlığı'nın resmi verilerine göre, cezaevlerindeki doluluk oruna yüzde yüze yaklaştı. Şu rakamlar hadisenin geldiği boyutu çok daha iyi ortaya serecektir. -rakamlar 2008 yılından alınmıştır- "1000 kişi kapasiteli Ümraniye'de 1139, 1000 kişilik Metris'te 1600, 1880 kişilik Bayrampaşa'da 4 bin 159, 1350 kapasiteli İzmir Cezaeevi'nde 2 bin 405, 525 kapasiteli Adana'da 1361, 575 kapasiteli Bursa Cezaevi'nde 1328, 575 kapasiteli Gaziantep E Tipi Cezaevi'nde 1185, 324 kapasiteli İstanbul H Tipi Cezaevi'nde 859, 475 kapasiteli Mersin Cezaevi'nde 1321 kişi kalıyor."

Şu yukarına gördüğünüz rakamların tabii ki sosyolojik bir açılımı var. Her ekonomik ve iktisadi açıdan çöken ülkede suç ve suçlu oranının ciddi anlamda yükseldiğini görürüz. 2006 yılından bu yana Türkiye'de suç oranının yüzde 75'ler düzeyinde arttığını da bu sonucun ucuna eklersek. Cezaevlerinin tıklım tıklım olduğunu anlamamak için aptal olmak gerektiği sonucuna varırız.

Türkiye'de 7 yıllık Akp iktidarının gösterdiği bir gerçek var. O da; tüm toplumun kafasını bir yana çevirip, gerçekleştireceği eylemi bambaşka bir yerde yaparak, herkesin bataklığı konuşması gerekirken, sivrisinekleri tartıştırtmayı 'başarmasıdır'.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 102. Maddesi'nin yürürlüğe girdiği 31 Aralık 2010 tarihi aslında Türkiye'de örtülü bir "Kısmi Genel Af" yapıldığının resmidir.

Kamuoyunda Rahşan Affı olarak bilinen, 22 Aralık 2000'de Rahşan Ecevit'in önerisiyle çıkarılan, devlete karşı işlenen suçlar dışındaki suçlara erteleme veya şartlı salıverme getiren yasa, 70 bin kişilik kapasitesi ağzına kadar dolan cezaevlerinde kalan mahkûm sayısını 40 bine düşürdüyse, 31 Aralık'taki CMK 102. madde de tıpkı Rahşat Affı gibi cezaevlerindeki doluluğu indirgemeye yöneliktir.

Adalet Bakanı her ne kadar yararlanacak tutuklu ve hükümlü sayısının bin 236 olduğunu söylese de, ortada öyle bir karmaşa var ki, sayının 40 bine yaklaşacağı olasılığı söz konusu. CMK 102. Madde ile af yolu açılmıştır, bunun devamı gelecektir, bundan emin olun. Cezaevlerini boşaltmalarının başka yolu yoktu, kendileri açısından.

Rakamlardan sıyrılıp, varolan duruma geldiğimizde işin Hizbullah'da kilitlenmesi, bütün tartışmanın Hizbullah tutuklu ve hükümlüleri üstünden devşirilmesine baktığımızda, derin devletin yarattığı ve beslediği katillerine saygısını görüyoruz.

Devletin yetkilileri tarafından bile derin devlet ve JİTEM bağlantılı olduğu açıkça itiraf Hizbullah'ın insanları telle boğan, domuz bağı yöntemiyle öldüren, kafalarına arkadan kurşun sıkıp, üstlerine beton döken katillerinin artık bizler gibi ortalarda dolanması, bu ülkede adaletin kimler için nasıl işlediğini apaçık ortaya seriyor.

Devlet adına kurşan sıkan Haluk Kırcı, Mehmet Ali Ağca, Ökkeş Kenger, Madımak katilleri gibi pek çok kişi bugün ortalarda dolanıyor. Unutmamak lazım, muhtemelen Minik Ogün de, bir yıl sonra aramıza karışacak.

Tüm bu isimlerin ortak özelliği, sistemin yarattığı katillerin, kısa sürede serbest kalmaları.

Bugün derin devletle savaştığını söyleyen iktidarın, topu Yargıtay'a atması ise fazlasıyla gülünç. Adalet reformu adı altında sadece Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu hamur gibi yoğurarak kendi istediği kıvama getirmekten başka bir şey yapmayanların derdinin aslında reform olmadığını bilmek isteyen herkes farkındaydı. Bu tıpkı "12 Eylül darbecilerini yargılayacağız, darbecilerle hesaplaşacağız" sözü gibi havada kalan, yalandan ibaret bir aldatmacadan başka bir şey değil.

Eli kanlı katillerle, aynı kaldırımları arşınlayacağız, aynı havayı soluyacağız, aynı denize bakacağız. Yani telle insanları boğup, üstüne beton atanlarla, şu yazıyı okuyan hayatında tek bir suça karışmamış bir insan arasında hiç fark yok, vicdanları dışında.

Biz hâlâ, üniversitede porno olur mu olmaz mı diye tartışaduralım. Birileri hayatımızı dibine kadar pornoya çevirip, ekonomik-sosyal-hukuksal alanda sikmediği tek bir noktamızı bile bırakmadı. Üniversitede porno olur mu, olmaz mı bilmiyorum ama sokakta pornonun daniskası var.

Uyuyadur Türkiye...

6 Ocak 2011

Kazım, Culio, Mutu yanında Daum ile Baybaşin'i de isteriz


Romanya Ligi'nden Arjantinli futbolcu almak süper fikir. Muhtemelen daha önce kimsenin aklına gelmemiştir. Benim mantığım düz çalışır. Bir Arjantinli 27 yaşında 3 sezondur Romanya Ligi'nde onun öncesinde Şili Ligi'nde oynamışsa Galatasaray forması giydirmem o adama.

Haliyle "Hagi istiyor" denilecek, ki öyle olduğu da kesin.

Culio'dan sonra Mutu'nun yolda olduğu haberleri geliyor. Kuzuları köpeklere yem eden Kazım'dan sonra kokainden 7 ay ceza alan Mutu gelirse tadından yenmez artık. Hayır, bu aptalca hamlenin Galatasaraylılar arasında yaratacağım tahribatın yanı sıra taşak oğlanı olmak da başka bir sorun.

Mutu'yu aldıktan sonra Daum'u da alsınlar. Birlikte maç sonraları Kazım'ın düzenlediği seks partilerinde krampondan kokain çekip, kelepçeyi ona buna takıp, birbirlerini parmaklarlar.

Tabii bu kadarla da yetinmek istemez ahlak düşkünü başkanımız. Taraftarın Adnan Sezgin'den bıkkınlığını gidermek için genel menajer olarak da Hüseyin Baybaşin'i alıversinler.

Cidden Culio kimdir ya? Becali yolsuz kaldı da, onu mu kalkındıracağız? Yani efsanelerimizi bir bir yerin dibine sokmak konusunda çok ustayız. Hagi'nin gelmesini sadece bu yüzden istemedim.

Hagi, Misimovic'i çatır çatır yedi disiplinsiz diye. Güvenilirliği, inanırlığı kaldı mı "Kazım'ı ben istedim" dedikten sonra? Kim inanacak artık Hagi'ye? Valla hâlâ inanan varsa fazlaca saf demektir ya da kendisini zorla inandırmaya çalışıyordur.

Kazım, Culio, Mutu; bu mudur bize layık olan oyuncu kümesi? Ben size ne olacağını söyleyeyim. Bu adamlar bir bir alındıktan sonra sezon sonu Hagi gider. Yeni teknik direktör gelir, bu adamların hiçbirini istemez.
Hepsi kıçımızda teker teker patlar. Ya beleşe veririz ya üstüne para vererek gönderebiliriz. Culio'nun tüm ömrü boyunca giyeceği en büyük forma Galatasaray formasıdır. Hoş, artık o formanın büyüklüğü de kalmadı. Bir ben giymedim, o dereceye kadar geldik.

Ulan Rijkaard'ın günahı neydi de, adamın istediği futbolcuları getirmediniz? Ahhh, çok özür dilerim Rijkaard'a 67 maç şans verildi. Sen kimsin de Rijkaard'a şans veriyorsun acaba? Bakalım senin ne kadarlık şansın kaldı?

Mozambikli arkadaş parmak kaldırsın


Ya hemen her gün görüyorum. Mozambik'ten bloğa giren, takip eden bir arkadaş var. Kimdir, nedir, necidir, niye Mozambik'tedir ciddi ciddi merak ediyorum.

Kendisinin, beni bilgilendirmesini istiyorum. Yok yani, bir insan Mozambik'te ne yapar hakikaten merak konusu benim adıma. İster yorum at, istersen kurupiyaz@gmail.com'a bir iki satır karala. Kaçtır söyleyeceğim, şimdi görünce hatırlatayım dedim.

Garip lan bu blog denen hadise. Adamın biri Mozambik'ten giriyor. Çok yaşa valla.

Ezeli rekabet, ebedi dostluk mu? Güldürmeyin adamı


Nefret böyle bir şey. Onlar yapıyorsa, biz de yaparız mantığı.
Rakibinin flamasına, renklerine, bayrağına bile tahammül edemeyen bir zihniyet. Herkesin, herkese düşman edildiği, kimsenin bir başkasını içine bile sindiremediği aptalca bir yarış.
Şenol Güneş önceki gün şahane bir laf etmiş, "Eskiden yoksullar oynar, zenginler izlerdi. Şimdi zenginler oynuyor, yoksullar izliyor" diye.
O tribünlerde ister Fenerbahçeli, ister Galatasaraylı, ister Beşiktaşlı olsun. Aynı kadere mahkûm edilen, insanlardan oluşuyor. Herkes evinden, eşinden, çocuğundan artırdığı parayı rengine aşık olduğu takım için ayırıyor.
Son parasını harcayarak geldiği o maçta saatlerce aç kalıyor, stattan evine yürüyerek gidip geliyor.
Türkiye'de futbol son 20 yılda inanılmaz bir değişim gösterdi. Bayrağa kol geçiren yöneticiler, rakibinin aldığı Avrupa kupasıyla dalga geçmeye çalışan 'koca koca' adamlar, gazeteciyim diye ortalıkta dolaşan Selçuk Yula benzeri soytarılar, bulduğu her fırsatta rakibini aşağılamaya çalışan yönetici bozmaları.

Tüm bunlar olup biterken, sonra bir bakıyorsunuz bu hareketleri yapan adamlar sarmaş dolaş, 'dostluk' mesajları veriyor. Aynı masada kadeh tokuşturuyor, birbirlerine övgüler düzüyor.

Taraftarın ayırdına varamadığı şey, filler ve çimen hikâyesinden başka bir şey değil. Üsttekilerin tepişmesi sırasında altta sadece ve sadece eziliyorlar. Oysa pek çoğumuz, üş aşağı beş yukarı benzer koşullarda yaşıyoruz.

Şu fotoğrafı gördükçe midem bulanıyor. "Ezeli rekabet, ebedi dostluk" diye ortalarda naralar atılır. El ele kol kola mesajlar verilir. Ama olan gariban bir işçinin işinden atılmasıyla kalır.

Neden peki? Galatasaray'ın stadında Fenerbahçe flaması açtı diye. Vay anasını satayım suça bak sen. O flamayı indiren kim tanımıyorum. Ama en büyük rakibinin renklerine saygısızlık etmek, kimseye bir şey kazandırmaz, büyüklüğünü kaybettirmek dışında.

Kimse bu işi "Ama onlar da..." ile başlayan bir cümle ile savunmaya çalışmasın. Bu işin aması olmaz. Bir adamın ekmeğine mani olmaktan daha büyük bir şerefsizlik olamaz.

Bu şerefsizliğe imzasını atan adamların Galatasaraylı olduğunu bilmek insanın için acıtıyor. Biz bu değildik, böyle değildik. Şimdi herkes gibiyiz, insanın canını bu sıkıyor.

İşin daha can acıtan kısmı ise kimse bundan bir rahatsızlık duymuyor ve üstüne üstlük "Biz herkesten farklıyız" diye kıçını yırtarken, aslında çaresizliğin çığlığını atıyor.

Şu adam iş bulana kadar, içimiz rahat ederse bize de ayıp. İmkânı olan birileri umarım ki, kendisine ulaşır.

5 Ocak 2011

İnsana benzeyeni bulursanız, ödül var!


Arada kaynamasın. Domuz bağı ile adam öldüren Hizbullahçılar serbest kaldı. Fotoğraflara bakarken, aklıma geldi. Şu görüntüdeki tiplerden, hangisi insana benziyor diye.
Hiçbiri insana rastlamıyor, sanki bir başka türün temsilcileri gibi.

Artık anlamış bulunuyoruz ki, bu ülkede serbest kalmanın kriterleri başka.

Serbest kalmak için "Allah Allah" nidalarıyla insan yakabilirsin, Allah adına domuz bağıyla insan öldürebilirsin, Allah için para toplayıp milleti tokatlayabilirsin.

Bu ülkede bir suç işleyeceksiniz sıfat olarak başına ya Allah ekleyin, ya Müslümanlık. O zaman her şey serbest.

Allah adına olmasa da, devlet adına yapabilirsiniz her şeyi. Çünkü nasılsa devlet adına kurşun atan, cinayet işleyen, infazlarda parmağı bulunan, toplu katliamlara imza atanların hepsi birer birer çıkıyor.

Adaletten söz ediyorlar, Allah'ın adaletinden. İçimden geçirdim ama buraya yazmayacağım infial çıkar yoksa.

Ülke iyiden iyiye zıvanadan çıktı. Freni patlamış kamyondan da beteriz. Hep birlikte yuvarlana yuvarlana gidiyoruz.

Ya hakikaten şu cinslerden hangisi insana benziyor, biri anlatsın bana. Bu kadar iğrenç tipler gördünüz mü siz?

BAŞKALDIRIYORUZ


Yine protesto yine polis dayağı. ODTÜ'lü öğrenciler AK Parti binasına yürümek istedi ama polis biber gazları ve tazyikli sularla öğrencilerin karşısına dikildi.

Aslında haber tamamen bundan ibaret. Ama Anadolu Ajansı haberi aynen şu şekilde geçti:

Polisin üniversitelere müdahalesini protesto etmek için Ak Parti Genel Merkezi'ne yürümek isteyen öğrenciler, polise taş ve sopalarla saldırdı.

Polis barikatını aşmak isteyen öğrencilerin taş ve sopalarla saldırması üzerine polis ekipleri tazyikli suyla müdahalede bulundu. Polis, taş atmaya devam eden öğrencilere biber gazı sıktı. Dağılarak kampüse kaçan öğrenciler, tekrar toplanarak polis noktasına doğru yürüyüşe geçti. Öğrenciler, burada da polise taş ve sopalı saldırılarını sürdürdü. Polisin tazyikli su ve biber gazıyla müdahalesi de devam etti.


Devletin tüm kurumlarının aynasıdır Anadolu Ajansı. Daha fazla üstüne cümle kurmak istemiyorum. Çünkü artık mide bulandırır noktaya geldiler.

Bu ülke "İleri demokrasiye" geçti, başbakana bakılırsa. İleri demokrasi gereğince her geçen gün polis sayısı artırılıyor. Polis her öğrenci eylemine bir öncekinden daha fazla şiddet göstererek bastırıyor.
Yürümek yasak, protesto hakkı yasak, işçinin sokağa çıkması yasak, memurun hakkını araması yasak. Yasaklarla örülü bir ülke. Ama kime yasak?

Mavi Marmara için binlerce kişi karşılama töreni yapmak isterse onlara yasak değil. Çünkü onlar 'şehitlerini' karşılıyor.

Ama iş öğrenciye geldi mi her şey farklılaşıveriyor. Polis tekmelerle bebek düşünüyor, öğrenciler terörist oluyor.

Memur Torba Yasa protestosu için sokağa çıkıyor, karşılarında binlerce polis buluyor.

İğrenç bir faşizmle yoğruluyoruz. Ülke türban sarmalından çıkmışken, şimdi herkesin elinde ikidillilik var. Seçime kadar tartışacağımız bir konumuz daha oluverdi.

Pinpon topuyla enflasyon hesaplanıyor, insanların maaşlarına zam yapmamak için ülkede eksi enflasyon çıkartılıyor ama biz tabelada Kürtçe yazılmış mı yazılmamış mı onu tartışıyoruz.

Birkaç arkadaş "Bu konuda niye yorum yapmıyorsun?" diye sormuştu. Fikirlerim bellidir, isteyen kızsın, isteyen sinirlensin ama Ulusların Kaderlerini Tayın Hakkı'nı savunuyorum. Bir ülkenin bölünmez olduğunu kabul etmiyorum. Bunu kabul edersek, tarihi sırtımızı dönmüş oluruz. O zaman oturalım Osmanlı'nın topraklarını geri kazanmaya çalışalım. Eğer Kürtler kendilerini yönetmek istiyorsa, bunu yapabileceklerini düşünüyorlarsa, tabii ki yapabilirler.

Bu ülkede insanlar intihar ederken, milyonlarca kişi işsizken, sokaklardan yoğun bir faşizm ve polis devleti kokusu gelirken, konuşacağımız konunun ikidillilik olduğunu düşünmüyorum. Konuşmak isteyen, buyursun konuşsun. Eğer açlığı, yokluğa, yoksulluğa çare olacağını düşünüyorsanız, siz de tartışmaya devam edin.

Bu arada ODTÜ'lü arkadaşlara tekrardan teşekkürler. Eyleme Hacettepe ve Anhkara Üniversiteleri'nden de katılım olmuş. O yüzden eyleme katılan tüm öğrenci arkadaşlara helal olsun diyelim.





Bravo size, gücünüz emekçiye yetiyor


Gücünüz şu gariban işçiye yetiyor değil mi? Fenerbahçe flaması açtığı için işten kovduğunuz şu adamın, çoluk çocuğunun boğazından geçirmeye çalıştığı 3 kuruşluk maaşı elinden alarak, ahlaklı Galatasaray duruşu gösterdiniz değil mi?

Tipik iğrenç Aziz Yıldırım tavırları bunlar. Sarı ile kırmızının yan yana gelmesinden bile rahatsızlık duyan tipik iğrenç Fenerbahçe taraftarı davranışları.

Bir emekçinin işsiz kalmasını sağlayarak, ne büyük bir iş yaptınız. Helal olsun be!

Ne büyük adamlarsınız, ne büyük Galatasaraylılık duruşu bu böyle.

Ulan neye elinizi atsanız kuruttunuz, yavşaklar. Bir tane işçinin Fenerbahçe flamasını açmasıyla, kooooooooskoca Galatasaray'ın büyüklüğüne gölge düşecek değil mi?

Aferin o kararı alanlara, aferin sizlere büyük Galatasaray'ın yapılanmasına sunduğunuz katkı için.

Kulüp başkanı her gün teşrifatçı gibi stat gezdiriyor konuklara. Arkadaş başkan değil Kabe sorumlusu amına koyayım. Gelene, gidene tavaf ettiriyor stadı.

Çok uzatmadan söyleyeyim mi? Pek çoğunuz kısacaksınız biliyorum ama böyle düşünüyorum.

RTE'nin emriyle yaptırılmış, devletin kaynaklarıyla stat haline getirilmiş bir yerdir orası. Lamı cimi yoktur bunun. Bunlara kalsa, çivi bile çakamazlardı. Bugün çıkarttığı işçilere aylarca paralarını ödeyemediler. TOKİ işe girişmese ne o stadı yaptırabilirdiniz, ne de her gün millete teşrifatçılık yapardınız.

Övündüğünüz o stat, ulufeden başka bir şey değildir. RTE'nin emriyle, TOKİ'nin yaptırdığı o stada ancak Colin Kazım, Fatih Tekke gibi futbolcularla Adnan Polat gibi başkanlar yakışır.