10 Aralık 2009

10 Aralık İnsan Hakları Günü


İnsan onuru ve şerefinin her şeyin üstünde tutulduğu, kimsenin işkence ve baskı altında yaşamadığı savaşsız bir dünya dileğiyle...

9 Aralık 2009

Şşşt o nasıl gol sevinci # 6

Bu seriyi uzun zamandan bu yana boynu bükük bıraktım. Fotoğraf Avusturya'dan; Avusturya Wien-Sturm Graz maçından.

Şehvetli öpücük Aleksandar Dragovic'ten, Polonyalı Jacek Bak'a geliyor...

Biz alıştık be Azizciğim dönmelerine!

Aziz Yıldırım, Kulüpler Birliği Vakfı başkanlığından istifa edeceğini, zehir zemberek bir açıklama ile ilan etmişti.

Bugünkü toplantıda istifasını resmileştirmesini beklerken, yaptığı açıklamadan hızlı bir biçimde döndüğünü anladık. Yani "durmak yok, yola devam" şiarıyla başkanlığı bırakmayacağını açıkladı.

Hangi nedenlerle istifasını geri çektiği beni ilgilendirmiyor, zaten Kulüpler Birliği Vakfı denen oluşumun neden varolduğuna yönelik bir bilgim de yok.

İşin beni ilgilendiren kısmı, Türkiye'nin en büyük kulüplerinden birinin başkanlığını yapan bir adamın, 10 yaşındaki çocuklar gibi ağzına geleni söyleyip, daha sonra söylediği sözün arkasında durmamasıdır.

Fenerbahçe'nin neden bu durumda olduğu, şu olayda bile ortaya çıkmıştır. Meme isteyen yavrular gibi ağlayıp sızlayan bir bebek, önüne meme uzatılınca hiç ağlamamış gibi susar ya, durum tam bunun gibi. Ama Aziz Yıldırım bebek değil, belki de bunun farkında değildir.

Hayır, biz alıştık zaten onun istifa edip sonra dönmesine. Fenerbahçe başkanlığını birkaç kez bırakıp sonra dönmüştü. Bunu bari babasının çiftliği gibi kullanmadığı bir yerde yapsaydı, daha iyi olurdu.

Takımınızı tutmasını istemeyeceğiniz 10 isim

Zamanın birinde, sanırım bir İngiliz sitesinden alıp yaptığım bir haberdi. Üstünden zaman geçti, okumayan okusun diye tekrar koyayım dedim. Herhangi bir artniyet yoktur, hiçbir takım hedef alınmadan yapılmıştır...

Tuttuğunuz kulübün milyonlarca taraftarı arasında hiç istemediğiniz ve benimsemediğiniz isimler rastlamak mümkün. İşte, futbol dünyasına gönül vermiş, tuttuğunuz takıma sizin gibi bağlı ama hiç de sevilmeyen 10 isim.

1- Benito Mussolini-Bologna: Koyu bir Bologna taraftarı olan Mussolini, lig tarihinde kazandığı 6 şampiyonluğun 4'ü kendi dönemine 'denk' gelmesi, bu takıma karşı ne denli bir sevgi beslediğinin göstergelerinden biriydi.

2- Amy Winehouse-Aston Villa: Müzik dünyasının ünlü, bir o kadar da skandallarla anılan isme Winehouse tutuculuk noktasında Aston Villa taraftarı. Tottenham taraftarları Amy Winehouse'un Aston Villa tutkusunu, pek çok kez ti'ye almaktan geri durmuyor.

3- Elton John-Watford: Gerçek bir Watford taraftarı olan ünlü müzisyenin cinsel tercihleri rakip taraftarlar tarafından sürekli aşağılama konusu oluyor. Peki siz bir eşcinselin takımınızı desteklemesini ister miydiniz?

4- Michael Jackson-Exeter City: Popun kralı, 2002 yılında verdiği bir konser sırasında Exeter kulübü başkanı tarafından fahri üye yapıldı. Exeter taraftarları, Jackson'un çocuk taciziyle yargılandığı günden bu yana, kulüp başkanını suçluyor.

5- Zeljko 'Arkan' Raznatovic-Kızılyıldız: Birleşmiş Milletler tarafından seri katil ve soykırımcı olarak nitelendirilen Arkan, Kızılyıldız taraftarı. Etnik temizlik ve soykırım günlerinden önce hiçbir Kızılyıldız'ın hiçbir maçını kaçırmadı. Birçok Kızılyıldız taraftarının Bosna'daki soykırıma destek verdiği de su götürmez bir gerçek.

6- Usama Bin Ladin-Arsenal: Rivayet o ki; Bin Ladin, Pakistan'da yaşadığı mağarada, Arsenal'in Tottenham'a yenildiği bir maçta televizyonunu tekmeleyerek, "Wenger'e ölüm, İsrail'e ölüm, Amerika'ya ölüm" dediği söylenir. İngiltere'de Emirates'in Arsenal sponsoru olmasından sonra bu dedikodular iyiden iyiye arttı.

7- Adolf Hitler-Schalke 04: 1933-1945 yılları arasında 6 Bundesliga şampiyonluğu bulunan Schalke 04'e karşı Hitler'in apayrı bir sevgisinin bulunduğu, herkes tarafından bilinen bir gerçekti. Hitler'in propaganda şefi Goebbels O'nun için "Schalke birçok kez, doğuda bir şehrin ele geçirilmesinden daha önemliydi" demiştir.

8- Abdullah Öcalan-Galatasaray: Türkiye'de 35 bin kişinin ölümünden sorumlu Abdullah Öcalan'ın Galatasaray sevgisini bilmeyen yok. Bazı köşe yazarları Abdullah Öcalan'ın gizlice Ali Sami Yen'e gelerek maçları izlediğini bile yazdı. Şüphesiz, birçok Galatasaraylı bu taraftarlık sevgisinden hoşlanmıyor.

9- Okan Güler (Rambo Okan)-Fenerbahçe: Herkes O'nu sahanın içine dalarak Nijeryalı Uche'ye sarıldığı günle birlikte tanıdı. Akli dengesi yerinde olmayan Okan'ın elinde bıçak sallaması, satırla bilet kuyruğuna girmemek için "Aranızda Galatasaraylı var mı?" demesi, O'nun üzerinden rakip taraftarlarca Fenerbahçe'ye bir saldırı unsunu olmuştur.

10- Fatih Ürek-Beşiktaş: Aslında O'nun hikâyesi de Elton John'a benziyor. Ancak 'delikanlı' Beşiktaş taraftarının O'nu çok benimsediğini söylemek güç.

Tanıyan şöyle geçsin


Kopya çekmeden kim bulacak merak içindeyim...

8 Aralık 2009

Kendimizi kandırıyoruz


Evet, birtakım romantik hayaller kurulsa da, "çeşitli renkleri içinde barındıran bir ülkeyiz" söylemleri söylenedursa da, bu toplum çok net biçimde ayrışmıştır.

Bugün çok ufak bir azınlık dışında kimse, birarada yaşamaktan söz edemez. Artık birarada yaşamak ütopya haline dönmüştür. Evet, birlikte yaşıyoruz ama zorunluluktan yaşıyoruz. Toplumun birçok katmanında birbirinin boğazını sıkacak insanlar durumuna geldik.

Dikkat edin, sokakta, otobüste, minibüste etrafınıza iyi bakın. Artık herkes birbirine şüpheli gözlerle bakıyor.

Birarada yaşayamayacağımızın en belirgin örneğidir, birbirimizin acılarına birlikte gözyaşı dökmememiz. Bugün 7 şehit askerin cenazeleri toprağa verilirken, ülkenin başka bölgelerinde Öcalan protestoları hız kesmeden sürüyor.

Acıyı paylaşmak, birlikte gözyaşı dökmek önemlidir, benim açımdan. Geldiğimiz noktada artık bunları paylaşamıyoruz. Birbirimize nefretle bakıyoruz, içten içe kin besliyoruz.

Ben ümitvar değilim birlikte yaşayabilme noktasında. Keskin ve belirgin noktalarda ayrıştırıldı bu toplum. Şu an birlikte yaşadığımıza kimse bakmasın, tamamen bir zorunluluk hali, bir mecburiyet durumu. Tehlikeli günler bizi bekliyor. Çok büyük olaylara gebe Türkiye. Kanlı mı olur kansız mı bilmiyorum.

Çok daha fazla fikrim var ancak bu kadarını yazıyorum. Yazmaktan korktuğum için değil. Biraz daha bekleyip görmek gerekir, gerginliğin gideceği noktayı...

Not: Bu blogda ne zaman siyasi çizgide bir yazı yazılsa, sonrasındaki birkaç günde insanlar gelmeye korkuyor gibi bir tavır sergileniyor. Başta da söylediğim gibi burada sadece futbol ya da spor yazısı görmeyeceksiniz. Böyle beklentisi olan arkadaşları, bir daha uğramamaya davet ediyorum. Gölgesinden korkan insanlardan hoşlanmam.

Dünyanın en çok okunan 15 haberi

Medya takip kuruluşu Global Language Monitor, ilginç bir araştırmaya imza atmış. Araştırmanın konusu son 10 yılın dünyada en çok okunan haberleri.

Binlerce basın, elektronik medya ve internet kaynağı tarayarak oluşturulan listede beklenildiği üzere "Irak Savaşı" ve "11 Eylül Saldırıları" yer almış. Ancak en çok okunan haber Çin'den gelmiş.

"Çin'in yükselişi" başlıklı haber dünyanın en fazla okunan haber olma özelliğini açık ara önde götürmüş.

1999-2009 YILLARI ARASINDA EN ÇOK OKUNAN HABERLER

1- Çin’in yükselişi
2- Irak Savaşı
3- 11 Eylül Saldırıları
4- Teröre karşı savaş
5- Michael Jackson’un ölümü
6- Obama’nın başkan seçilmesi
7- Ekonomik durgunluk
8- Katrina Kasırgası
9- Afganistan’ın işgali
10- Finansal kriz
11- Pekin Olimpiyatları
12- Güney Asya’da yaşanan Tsunami
13- Taliban’a karşı savaş
14- Papa II. John Paul’ün ölümü
15- Osama Bin Laden

Görüldüğü üzere, savaş ve felaket ve kriz haberleri dünyanın ilgisini fazlasıyla çekiyor. Bu araştırmanın Türkiye'de yapılmasını çok isterdim. Acaba neler okuyoruz diye. Az-çok tahmin ediyorum ama yine de daha bilimsel bir araştırma olsa, daha rahat ederdim..

Vj Bülent ve medyada ayrımcılık

Bütün bir hafta boyunca Vj Bülent'in yalvarıp yakarmalarını okuduk gazetelerde. İşten çıkarılmasının nedenini eşcinsellik olarak açıklamış. Medyada ayrımcılık olduğuna dair, veciz cümlelerini sayfa sayfa gözümüzün içine soktular.

Vj Bülent kimdir, nedir, necidir beni hiç ilgilendirmiyor açıkçası. Kendisini sevmem, benimsemem. Ancak eşcinselliği yüzünden değil. Genel tavır açısından (Gerçi bir tavrı var mıdır onu da bilmiyorum)

Şimdi bu Bülent'le röportaj yapan arkadaşlara sormak lazım. Sabah-ATV'de bir yılı aşkın süreden bu yana grev yapan basın emekçileriyle röportaj yapmak aklınıza geldi mi? Yok eğer aklınıza gelmediyse, eşcinsel olmadıklarından ötürü mü?

Akşam gazetesinde maaşlarını alamayan gazeteciler için haber yapmayı, onlarla röportaj yapmayı düşündüler mi peki? Hadi hepsini geçtim, yanı başınızdaki arkadaşlarınız kartlarını giriş kapısındaki optik okuyucuya okuttuğunda, işten atıldığını o an anlayan arkadaşlarınızla, o duygunun nasıl olduğuna dair bir konuşma yaptınız mı?

Evet Vj Bülent haklı, medyada bir ayrımcılık var. Ancak onun söz ettiği biçimde bir ayrımcılık değil. (O ayrımcılık zaten toplumun her yönünde var) Medyada sendikalıysanız çalıştırılmazsınız, medyada sesinizi yükseltirseniz kovulursunuz. Yani ayrımcılık bu arkadaşın ifade ettiği biçimde değil, başka türlerde var.

Medyadaki ayrımcılığın en bariz göstergesi de, yüzlerce insan işsiz kalırken; eşcinsel olduğu için gazetelerde, televizyonlarda yer alanların medyada görünmesidir.

Cannibalizm


Birçok kişi fotoğrafı görünce "Aman Tannrım, bu da ne?" türünden bir tepki verebilir ama doğal böyle güzel. Kutup ayısınınki biraz cannibalizm örneği ve de gerçekten insanı dehşete düşüren cinsten.

Yine de yaşamak için birçoğumuz, bunu yapabiliriz.

Bu da benim takımım olsun



Ehh, her yıl sonunun adetidir 'yılın takımı' oylaması. Adet yerini bulsun diye sabah'ın 8'inde oyladım.

Teknik direktör seçimi niye Lucescu diye soranlara söyleyeyim, Lucescu Barça'yı çalıştırsa o takım yenilmez hiç de ondan...