15 Şubat 2010

Siyahlardan kurulu bir lig


Sanıyorum Fenerbahçe'nin en büyük kabusu olurdu. Sabah sabah aklıma geldi ansızın, öyle zorlama filan olmadan.

Gerçekten de en büyük Fenerbahçe'nin Fani Madida'dan bu yana, siyahi oyunculardan çektiğini hiç kimse çekmedi. Zaten Fenerbahçe de, onlardan çekti.

Niye bilmem, rakipte siyahi bir oyuncu varsa, bir de defansta Deniz oynuyorsa o maçta Fenerbahçe'nin kazanamayacağı duygusu ağır basıyor içimde. Tazemata'dan sonra İsaac 4 puanı aldı götürdü.

Aslında bunu bir istatistik olarak toplamak lazım, epey ilginç olurdu. Hatta ben bunu şöyle boş bir vakitte yapayım.

Bu kadar yazdım ama Atkinson'ı unutmuş değilim. Bak şimdi yine aklıma geldi anlatayım, pazartesi sabahı eğlenceli olur.

Atkinson'ın Türkiye'ye geldiği seneydi. Eylül ayı gibi Kemancı'ya gitmiştik birkaç arkadaş. Gece 2 civarı alkol bolca tüketilmiş haliyle, tuvalete girdim. Pisuvar başındayım, şöyle kafayı sola çevirdim Atkinson, sağa çevirdim Uche. "Ne oluyor lan" dedim, kendi kendime. Nasıl bir kabus, nasıl bir kader bu? Atkinson gülümsedi, Uche o cool tavrıyla baktı suratıma. "İyi akşamlar" dedim, çıktım.

Elemanlar mekânda gayet sote bir yerde oturuyorlardı. Yanlarında Rus olduğunu düşündüğüm 6 hatunla birlikte. Gecenin nasıl sonlandığını az çok tahmin ediyorum.

14 Şubat 2010

Gülümseyen Aslan


Tatil günü, üstelik de oynamadan liderlik geldi. Buna ancak gülümsenir.
Ehh, biz de öyle yapıyoruz.

Amaaa, "Son gülen iyi güler" diyecek olursa da, tepki vermeyiz. Elbet biri gülecek bu işin sonunda.

İyi oldu, iyi...

Asaletin bir canlıda vücut bulmuş hali


Bir canlı bu kadar asil görünemez. Ronaldo ile bırakamazdım sayfayı.

Zaten Galatasaray'ın maçı da yok buruğum. İyi pazarlar herkese...

13 Şubat 2010

Sevimsizlik abidesi


Mutlaka fazlaca seveni vardır. Ama bir insan bu denli itici olamaz be birader. Futbolculuğuna lafım yok, olamaz da ama iticilik abidesi herif. Gitgide sevimsizleşiyor.

Hele, şu herifi yakışıklı bulanları hiç anlamış değilim. Cebindeki para ya da popülariten, karşıdan seni yakışıklı gösteriyor demek.

Yarın Galatasaray maçı da yok, sayfada bu herifin fotoğrafıyla sizi baş başa bırakma ihtimalim var. Şimdiden kusura bakmayın.

Ne şiş şansın ne kebap önerisi


Tayyip Erdoğan: TEKEL işçilerini Diyarbakır ya da İzmir Büyükşehir Belediyeleri bünyelerine alsın.

Tabii canım, zeytinyağının üstünden sıyrılma çabasını takdir ettim. Diyarbakır ya da İzmir belediyeleri, özelleştirme adı altında yağmaladı ya TEKEL'i. Böylece ne şiş yansın ne de kebap. Ohhhh, suyundan da istiyorum. Çok istiyorsanız aldırın İstanbul Belediyesi'ne ya da TEKEL fabrikalarının yakınındaki Ak Parti belediyelerine. Niye İzmir ve Diyarbakır?

Onurları ve yarınları için mücadele edenler kazanacak. Bir eli yağda bir eli balda, ülkeyi yağlayayan ve yağmalatanlarsa elbet hesap verecek bir gün. Gün olur, devran döner.

Bu işten yakayı sıyıramayacak hiç kimse, altında imzası olanlar yani. Bakansa da, başbakansa da, cumhurbaşkanıysa da fark etmez. Demokratik ülkelerde herkes hesap verebilir konumdadır.

Ateşten gömlek arkadaşların üstünde, çıkartmaya çabalıyorlar ama o kadar kolay değil.

Ooooo, kimler gitmiş kimler!!!


Aşağıdaki isimler Kanada'nun Vancouver kentinde gerçekleştirilen 2010 Kış Olimpiyatları'nı izlemeye giden kafile. Bakalım kimler varmış?

Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Özak, AK Parti Trabzon Milletvekili Safiye Seymenoğlu, Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk, Trabzon Valisi Recep Kızılcık, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı AK Partili Ahmet Küçükler, Erzurum Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı Kemal Tamer, Uluslararası Spor Organizasyonlarından Sorumlu Başkoordinatör Mehmet Atalay, Kış Oyunları Koordinatörü Bekir Korkmaz, Erzurum Gençlik ve Spor İl Müdürü Fatih Çintımar, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim Üyesi ve eski Buz Hokeyi Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Dökmeci’nin yanı sıra Karayolları 12’nci Bölge Müdürü Şenol Altınok.

Peki katılan sporcu sayısı kaç: Rakamla 5, yazıyla (Beş).

Kelime Çetinkaya, Sabahattin Oglago, Tuğba Taşdemir, Erdinç Türksever ve Tuğba Karademir.

Yoruma gerek yok. Zaten şu kadar isim alt alta yazılınca küfür gibi oluyor, ekstradan bir şey yazmanın anlamı yok.

Kanada'yı görmeyenler, mis gibi tatil yapıp geliverir işte.

12 Şubat 2010

Ali Sami Yen arazisinin satış rakamı birtakım zevzeklere yanıt

TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, Ali Sami Yen arazisinin yakın bir dönem içinde ihaleye çıkartılacağını söylemiş.

250 milyon lire ekspertiz değeri belirlenen arsanın ihale satışından 800 milyon ila 1 milyar lira arasında bir gelir bekleniyor.

Hah, şimdi gelelim sadede. Şu Seyrantepe'nin yapılmasına başlandığı günden bu yana "Devlet Galatasaray'a beleş stat yapıyor"
diyen birtakım akl-ı evvellere. 'Devlet o stadı kaça mal ediyor?' önce o sorunun yanıtını bulmak gerekir. TOKİ'nin stada bugüne dek ödediği para 62 milyon lira.

Şimdi, Ali Sami Yen arasizinin minimum 500 milyon liraya satıldığını varsayalım (ki, minimum 700 milyon lira bekleniyor). Çıkar bakalım çok konuşan arkadaş 500'den 62'yi. Çıkardın mı? Kaç kalıyor? Hesaplayamazsan, bilgisayarın sol altında yer alan Başlat'a tıkla oradan da Çalıştır'a bas, çıkan minik ekrana 'calc' yaz. Hesapla şimdi. Kaç çıkıyormuş? 432 milyon lira.

Şimdi bu durumda devlet soyuluyor mu yoksa kâra mı geçiyor? Devlet bu işten kazanacak, hatta beklediğinden bile fazlasını. Elbette ki, Galatasaray da kazanacak ancak şu sürekli dillendirilen "Beleş stat" argümanı sadece rakamlara bakıldığında bile geçerliliğini yitiriyor.

Ama son raddede söylemem gerekir ki, stadın böyle bir yolla yapılmasını ben de benimsemiyorum. Kulüpler bunları tamamen kendi ceplerinden verdikleri paralarla aldıkları arsalarla yaptırmalılar.

Kadıköy'ün göbeğinde koskoca araziye verilen 1 TL ile de "Biz stadımızı, kendimiz yaptık" denilemez. Bütün kulüpler, devletin eline bakıyor bu noktada. Kimse, bir diğerinden daha şeffaf ve temiz değil.

Olsa olsa kimin babasıdır?


Görür görmez "Oha!" dedim, muhtemelen gören herkes tanıyacaktır ama ben yine de sormuş olayım.

Bu adam kimin babası olabilir?

Baki Mercimek çılgınlığı


Türkiye'de çok ciddi fanları var kendisinin. Sevenleri için adeta bir fenomen, hatta daha da ötesi.

Her gittiği yerde takip ediliyor, her gittiği yerde sevenlerince paylaşılamıyor. Ankara'ya gitse oraya gidiliyor, Diyarbakır'a gitse her hafta Diyarbakır'da sevenleri. Onlar için Baki'nin emsalleri; Puyol, Terry ya da Rio Ferdinand.

Baki çılgınlarının hazırladığı bir afiş çalışması buyurun bakalım.

David Seaman yeniden kaleye geçti



Seaman ismini ne zaman duysam, 1995 yılının Avrupa Kupa Galipleri Kupası finali aklıma gelir.

Real Zaragoza'lı Nayim'den yaklaşık 45 metreden yediği gol, o an için benim yıkıldığım andı.

Seaman'ın iyi bir kaleci olduğunu hiç düşünmedim. Senelerce nasıl olur da İngiltere milli takımı ve Arsenal'in kalesini korudu, aklım almaz.

Neyse sözü uzatmayalım, izlemeyenler ve de merak edenler için bu da yediği golün görüntüsü. (YouTube izleyemeyenler görüntüleyemeyecek muhtemelen, üzgünüm)