19 Mart 2010

Renalut


Bu belediye, değil bir kenti mezrayı bile yönetemez.

Bir aracın hem markası, hem model ismini yazamıyorsan ya art niyet ararım, ya beceriksizlik.

Bunlardan ikisi de o belediyeyi yönetmeye yetinin olmadığını gösterir.

Hoş, 2 Temmuz 1993'ten bu yana, bu kent ağzıyla kuş tutsa fark etmez.

Afrikalı'nın futbol topu böyle olur









18 Mart 2010

Seninle, benim aramdaki fark

Şimdi, sen bakıyorsun takımına, gurur duyarak futbol oynayan tek kişi Emre Belözoğlu. Ben yetiştirmişim, senelerce emek vermişim.

İsim koymuşsun "Cesur Yürek" diye, daha üç-beş sene önce "Katil, Piç" diye bağırdığın adama.

"Bilica, Servet'den iyi; Gökhan Gönül Sabri'yi katlar; Güiza, Baros'tan çok daha iyi golcü, Kewell ve Deivid'i karşılaştırmam bile; Andre Dos Santos kim Hakan Balta kim; Mustafa Sarp ne yaaa Cristian var bende, Keita çakma" diye sağda-solda karşılaştırmalar yapmışsın, aptalca bir inanmışlık içinde.

Başkanın desen, tek bir sözüne bile güvenemiyorsun artık. Her "İstifa ediyorum" açıklamasının ardından dönmüş tekrar istifa ettiği kapılardan. Sezon başı yaptığı "3 şampiyonluk sözü veriyorum" gazıyla, alabildiğine ümitlenmişsin. Ne de olsa, ilk olacak senin için.

Zico gibi güzel bir insanı yollamışsın sebebi; Galatasaray'a kaptırılan şampiyonluk. Ama Galatasaray'a kaptırılan bir başka şampiyonluktan sonra gönderdiğin Daum'u geri almışsın.

Bakıyorsun yedek kulübesine Daum-Rijkaard. İçinde isyanlar var, bağır bağır bağırıyorsun aslında ama kendini haklı çıkartmak için "Türkiye'yi tanıması büyük avantaj" diye bir masalın peşinden gidiyorsun.

Her elendiğin Türkiye Kupası sonrası yıllardan bu yana "Türkiye Kupası kadar gereksiz bir şey yok. Bana ne abi almayalım zaten" söylemini, her yarı final ya da finale çıktığın gün rafa kaldırıyorsun. Çünkü, üstünlük kuramıyorsun bana karşı o yüzden gereksiz senin için. Ta ki, sen kazanana kadar.

"Şampiyonluk yarışında varım" diyorsun ama görüyorsun oynanan rezil futbolu, o yüzden daha şimdiden Bursasporlu olmuşsun en ileri, en önde gideninden hem de.

Yeter ki, Galatasaray bizi geçmesin, hele hele şampiyon hiç olmasın. Fenerbahçe 13., Galatasaray 14. olsun, o sezon senden mutlu olmaz. Çünkü sen, kendi başarınla değil rakibinin başarısızlığınla mutlu oluyorsun. O yüzden sahanda Lille'e elenirken, Atletico Madrid'in attığı gole seviniyorsun, 40 yıllık Madridli gibi.

Ben UEFA Kupası'nı alırım, sen ismine 'Fuar Şehirleri Kupası' der, kendince alaya almaya çalışırsın, ben buraya yazmayacağım 30 tane Avrupa takımını yenmişim, senin hafızanda Bordeaux, Manchester United ve Sevilla maçlarından başka şey yoktur.

Ben "UEFA şampiyonuyum" dediğimde "Tarih oldu" dersin, ama tarih olan skorlarla övünmekte üstüne yoktur.

Hatırladıkların hep güzel anılardır, hep galibiyetlerdir; ben en kötü günümle bile gurur duyarım, atmam alt benliğime.

Şimdi ufaktan hesap kesileceği gün yaklaşıyor, sen stat kapattırma peşindesin. Bilmiyorsun ki, o stat kapansa senin için daha sevimsiz bir hal alacaktır her şey.

Seninle, benim aramda; iyi-kötü o kadar fark var ki? Ben sana "F5" demem, "Fener7ahçe" yazmam ama sen daha benim ismimi bile yazmaktan imtina ediyorsun 7'sinden 70'ine kadar.

Şimdi sen diyorsun ki, içinden "Ulan dangalak, sana bunların tam tersi yüz tane şey sayarım."

Seninle, benim aramdaki fark da bu işte. Ben gerçekleri yazarım, sen hayal aleminde yaşarsın.

Not: Umuyorum gereksiz alınganlık yapılmaz, yazının adresi bellidir.

Galatasaray antrenmanından diyaloglar


Arda'dan Mustafa Sarp'a: Google’a İsmail YK yaz, bak aynı Mustafa.

Mustafa Sarp'tan Arda'ya: Sen de aynı Berdan Mardini’sin.

Mustafa'dan Arda'ya: Aslında biraz saçını uzatsan aynı Ajdar olursun.

Çocuk lan bunlar. Millet koca adamların yerine koyuyor. Bildiğin mahallede top oynayan tipler gibi.

Muavenet-i Milliye


İsmi Muavenet-i Milliye. Küçük bir muhrip. Morto Koyu'nda Goliath isimli bir gemiyi batırdı.

Bu toprakların gördüğü emperyalizme karşı en büyük başkaldırıdır. Şimdilerde, ruhundan arındırılmış, sadece dini öğelerle süslenen ve her yıl uçaklardan kırmızı-beyaz dumanlar püskürtülerek kutlanan bir şenlik.

Tarih kitaplarındaki hikayelerden başka bir şey değil. Ama aslı öyle değil.

17 Mart 2010

2010 Türkiye'sinden 2 fotoğraf -sözün bittiği yer-


Yıl 2010, yanlış bir tarihte değiliz yani. 2000'e +10 ekle çıkan sonuç günümüz oluyor.

Bu fotoğraflardan biri bugün Hakkari'de, bir diğeri de Sakarya'da çekildi.

Nesine yorum yapmak lazım bilmiyorum. Daha önce de, benzer fotoğraflar koymuştum bloğa. Ne zaman, böyle siyasi bir-iki kelam etsem bloğa bir dönem kimse uğramıyor da ama inadına yazmaya devam edeceğim, göstermeye, teşhir etmeye, bir kişinin bile dikkatini çekmek için uğraşacağım.

7 yıldır bu ülkenin anasını bellediler, yapmadıkları-satmadıkları kalmadı. Bu ülkenin tüm değerleriyle oynadılar topaç gibi. Ülke yönetiminden anladıkları aşağıdaki postta da yazdığım gibi hamasi söylemler. Ucunun nereye gideceğini bilmeden konuşuyorlar. "One minute" dedikleri gün, halktan aldıkları destekle şimdi herkese ağzına geleni söylüyorlar.

İçeri zorla attıkları, boka bulamaya çalıştıkları insanları saymıyorum bile (ki, içeride suç işlemiş kişiler de vardır).

Ama cidden yeter, bu kadarına da. Nedir bu? Ne söyleyeyim? Gerçekten sözün bittiği yerdeyiz. Bu ülkede olan biten her şeye mi sessiz kalacağız. 20 tane liseli, TEKEL işçisine destek verdiği için okuldan atılıyor, haklarında soruşturma başlatılıyor ancak bu bokları yiyenler ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

Biraz daha yazarsam, gerçekten olmayacak, bambaşka şeyler söyleyeceğim. Gerçekten sözün bittiği yerdeyiz.

Bir lafım da, şu bloğa siyasi yazı yazdığımda girmeyenlere olsun. S*ktirin gidin, kum havuzunuzda oynayın. Amacım salt futbol yazmak değil zaten, bunu bin kere söyledim. Bakın lan, artık sağınıza-solunuza.

Hoşgörü dini temsilcisinden inciler

Bu başbakan hakikaten ilginç bir insan. Başbakan gibi davranmaktan çok kendisini bir nevi ülke sahibi gibi görüyor. İsveç'in soykırım kararı almasının ardından İngiltere'de esti gürledi: "Türkiye'de kaçak çalışan 100 bin Ermeni'yi sınır dışı ederim."

Şimdi öncelikle şunu söylemek gerekir ki, böyle her önüne geldiğine küstah bir tavırla, şantaj yapmak başbakan sıfatındaki kimseye yakışmaz. Başbakanlar şantaj yapmaz zaten, yapması gerekeni yapar.

Daha önce Yahudilere kızıp, "Biz size 500 sene önce kucak açmıştık ama" demişti.

Ülkende bulunan her azınlığı böyle tehdit edip, geçmişten bu yana yüzüne vurmak biraz ayıp oluyor. Kaldı ki, birader nasıl bir iş bu. Sen iktidarsın, iktidar olan her istediğini yapabilir gibi bir anlayışa nasıl sahip olabiliyorsun, anlaşılır gibi değil.

Hem sen değil misin, "Yaradılanı yaradandan ötürü seven." 7 yıllık iktidarının süresince, her konuşmanda bunu söylemedin mi? En azından 300 konuşmada söyledin bunu. E peki şimdi, bu neyin nesi oluyor?

100 bin Ermeni'yi sınır dışı et, az sayıdaki Musevileri yolla İsrail'e, ehh oldu olacak Rumları da salla Yunanistan'a, muhalifleri sürgüne gönder. Mis gibi ülke yönetirsin bak o zaman. Sorunsuz, problemsiz, şahane bir ortam yaratırsın. Bir nevi dikenden arındırılmış gül gibi.

Aslında iliklerine kadar istedikleri bu ama sıkıyor, yapamıyorlar. Sıkmaya da devam eder, dos lastiği misali.

Otun bokun açılımı yapılacağına 'insanlık ve zekâ açılımı' yapılsa hiç fena olmaz

Öfke


Kurulan tezgaha öfkeliyiz. Ankaragücü maçı ile başladı, Trabzonspor maçında da süreceğine eminim.

16 Mart 2010

Taraftar ruhum ayağa kalktı


Verin Galatasaray'a bir yıl saha kapatma cezası, hatta yeni statı da kapsamalı bu ceza.

Bitecek olan Türk Telekom Arena'da maç oynanmasın.

Kombine satılması yasaklansın.

Yetmedi mi?

Rijkaard'ın teknik direktörlük diplomasını Türkiye'de geçersiz kılın.

Servet'e 10 maç.

Sabri'ye 15 maç.

Hakan Balta'ya 20 maç.

Keita'ya 25 maç.

Baros'a 30 maç.

Kewell'a 35 maç.

Jo'ya 40 maç.

Neill'a ömür boyu men....

Bunlar da mı yetmedi.

Rijkaard'dan sonra Neeskens için de sınır dışı kararı alın.

Haldun Üstünel'i, yöneticilik görevinden,

Adnan Polat'ı başkanlıktan alın.

Bunlarda mı yetmedi?

Galatasaray Spor Kulübü'nü kapattırın.

Seyircili, seyircisiz; Keita'sız, Kewell'sız da olsa Ali Sami Yen'de oynamaktan korkan beyinsizlerle tek bir maç oynamamıza izin verin ama. Sonra bu sıralanların hepsini yapın.

Son bir maç yapalım ama olur mu?

Size Daum gibi sahtekârlar müstahaktır, sizin çapınız Veselonoviç kadardır. 10 yıldır "stat stat" diye ağlamaktan, 6-0'ı konuşmaktan başka bir argümanınız yok elinizde.

O süreçte neler yaşanmış neler? Biz salyalar akıtmışız ağzınızdan, ağlatmadık taraftarınızı bırakmamışız; Nonda'nın kafası girmiş sizin kaleye, büyük planlar yapmaktan vazgeçirmişiz, küçük yerel mutluluklarla kendinizi avutmuşsunuz.

Şimdi bir rüzgâr estirilmeye çalışılıyor, Fenerbahçe maçı seyircisiz oynansın diye. Seyircili, seyircisiz fark etmez, ayda bile oynansa bu kez yırtamayacaksınız. 22 bin kişinin olmasından korkuyor, kooooooooskoca camia.

Galatasaray olmasa hayat ne kolay olurdu değil mi? Ulan anlayın artık be, sizin büyüklüğünüz 17 şampiyonluk kadar. O kadar büyüksünüz, fazlasını hayal bile edemezsiniz. Ancak ve ancak bizi yendiğiniz zaman kendinizi büyük hissediyorsunuz değil mi? İşte biz bu yüzden büyüğüz zaten.

Tribünden adam atmak


Adam, "En büyük Beşiktaş" demiş, tahammül edememişiz, linçvari görüntüler oluşturmuşuz.

Tahammül edemiyoruz artık hiçbir şeye. Biri kırmızı giymez, giydirmez tribünde; ötekisi tribünden adam atar, tribünde adam döver; bir diğeri tüm İstanbullulara söver; başkası her geleni taşlar, sahaya dalar; berikisi maça gelirken palalalar getirir....

Ne zaman böyle olduk bilmiyorum. Eskiden böyle değildik. Taş atmazdık geçen trenlere, koparmazdık çiçekleri 1 Mayıs'ta, bir başkasının "En büyük" kavramını linç etmeye kalkmazdık. Çocukluğumda yaptığım en büyük haşarılık ağaçtan meyve aşırmak ya da top oynarken komşunun camını çerçevesini indirmekti, en kötü dalardık birbirimize ama teke tek.

Herkes tartışıyor Diyarbakırspor düşürülmeli mi düşürülmemeli mi diye. Eyvallah peki tribünden adam atan Galatasaray taraftarı için ne yapmak lazım? Ya da Kadıköy'de hakemin kafasını yaran zihniyeti yargılayacak mıyız? Bir otobüs dolusu adamın palalar ve döner bıçaklarıyla gelmelerini olumlayacak mıyız, devlet gibi. Bir hata olmamalı ki, hepsi serbest bırakıldı.

Her geçen gün şiddetin dozu artıyor, şiddet kabul gören bir kültür haline geliyor. Bu bir süre sonra yerini kısası kısasa bırakacak. Ölümler başlayacak, bir senden, bir benden diye çetele tutacağız.

Futbolun yönetenleri, ülkenin yönetenleri bunları görmezden gelmeye devam ediyor, yarın olacaklardan herkes sorumlu, herkes kendi payına düşeni iyice hesaplamalı. Göz göre göre, bağıra bağıra geliyor olaylar.

Sezon sonu Bursaspor, Galatasaray, Fenerbahçe ya da Beşiktaş şampiyon oldu diyelim. Kim başarılı bu sonuçta? Destan mı yazacağız Ertuğrul Sağlam için, Rijkaard'ın dehasını mı tartışacağız, Beşiktaş nasıl da iki yıldır aynı şeyi yapıyor değil mi?

Biz bunları mı tartışacağız, bunları mı konuşacağız, gözümüzün önünde bu derece önemli şeyler yaşanırken?

Toplum olarak sınıfta kalıyoruz sürekli. Olan, bitene yumuyoruz gözlerimizi, kulaklarımıza birer tıkaçla kapatıyoruz. Nasılsa bize dokunmuyor işin ucu.

Futbol mu? Neyin futbolu acaba? İş futboldan geçeli çok oluyor. Barbarlık ve vandallık sınırlarını da zorlamaya başladık.