27 Mayıs 2010

2010 Dünya Kupası'nın gol kralı kim olur


Performans-talip korelasyonu


Arda ne zaman iyi performans gösteriyor, birdenbire ve çok ani şekilde İngiltere'deki talipleri artıyor.

Çek Cumhuriyei maçından sonra yine istemeyen kalmamış. Tottenham, Arsenal, Liverpool. Premier Lig sıraya girmiş.

Ya arkadaş, hakikaten şu basın ne iğrenç, ne tiksinti verici, ne çiğ bir ortam. Daha dün, "Satmayacağız" dendi, bugün sıraya girdi millet.

Çok önemli duyuru -yardımcı olursanız sevinirim-

Bir duyurumuz var. Galatasaray tribünlerinden bir arkadaşımızın kardeşine Lösemi teshisi konulmuş. sundaysurprise bloğunun sahibiymiş aynı zamanda.

Bu minik kardeşimizin tedavisine acilen başlanması gerekiyormuş. Sevk yapılacak yerler Çapa ve Cerrahpaşa hastanelerinden biri.

Arkadaşlarımız, kendi imkânlarıyla bu konuda başarılı olamamış.

Bloğu okuyan arkadaşlardan ricam. Bu konuda yardımcı olabilirseniz sevinirim. Ya da her kim yardımcı olabilecekse bir biçimde benimle irtibata geçsin.

Yardımcı olabilecek insanlar varsa, aşağıda vereceğim irtibat telefon ve elektronik postalarından ulaşsın lütfen.

YUNUS DİNÇ (Kardeşi ŞÜKRÜ DİNÇ)
yunus_dinc@colpal.com
only_you89@hotmail.com
Telefon: 0 538 891 49 49

26 Mayıs 2010

Jose Mourinho resmen açıklandı


Florentino Perez resmen açıkladı. Pellegrini gitti, Mourinho geldi.

Artık Real Madrid'den daha fazla nefret edebilirim, daha fazla tiksinebilirim ve Barcelona'nın aldığı galibiyetlerde iki kat fazla sevinebilirim.

Hastayım ulan sana

Kademe hatası bloğunun sahibi özür dilemiştir

Sevgili kademehatasi bloğunun sahibi hakkında yazdığım yazıyı yeniden güncelleyerek veriyorum.

Küfürleri yok ettim, çünkü özür dilemiş kendisi. Ama şunu bilsin ki, özür dilerken sadece benden değil aynı zamanda herkesten özür dilemelidir.

Çünkü benden başka her kimden yazı alıntılıyorsa, o alıntının sahibini yazmak durumundadır. Tıpkı Uğur'un yazısını alıntılayıp, herhangi bir alıntı yazısı ya da linki vermediği gibi.

Kesintisiz Adnan's devrimi

Adnan Polat başkanlığındaki Galatasaray'ın kadro seyr-i sefasını izlemekte güçlük çekiyorum. Başkanlığını tam olarak hissettiği sezon yani 2007-2008 yılında gelen isimlere baktığımızda Serkan Çalık, Barış Özbek, İsmail Bouzid, Emre Güngör, Barruso (kiralık), Orkun Uşak, Volkan Yaman, Carrusca, Servet Çetin, Hakan Balta'nın kadroya dahil olduğunu görüyoruz.

Bugün gelinen noktada, bu futbolculardan bazılarının zaten olmadığını, Hakan Balta hariç diğerlerinin ise bu yıl gidici statüsünde kendilerine bilet aldığını gözlemliyoruz.

O sezon gelen mucize şampiyonlukta, Kalli zaten sezon bitmeden istek üzerine gönderilmişti. Sezonun son 6 haftasına Cevat Güler, Adnan*2 ve 'abi'lerden oluşan geniş bir teknik heyetle girilmişti.

Şampiyonluk gelip sezon bittikten sonra Michael Skibbe teknik direktörlüğe getirildi ve Adnan Polat başkanlığındaki Galatasaray yönetimi, kendi dönemlerindeki ikinci yeniden yapılanma hamlesine giriştiler.

O sezon gelen isimler arasında Yaser Yıldız, Ferdi Elmas, Morgan de Sanctis, Fernando Meira, Harry Kewell, Milan Baros, Serkan Kurtuluş, Alparslan Erdem ile birlikte Aydın Yılmaz ve Emre Aşık'ın da bulunduğunu görüyoruz.

Aynı sezon, Skibbe, Kocaelispor mağlubiyeti sonrasında 'postalanmış' ve Bülent Korkmaz göreve getirilmişti. Revizyon hastası Adnan Polat, Bülent'le atılan imza töreninde, "Sezon sonunda revizyon yapacağız. Bülent'le imzamız 1.5 yıl değil ömür boyudur" açıklaması yaparak, yine-yeni-yeniden kadroyu değiştireceklerini açık açık söyledi.

Tabii, sokaktaki çocuğun bile bildiği üzere Bülent Korkmaz da, sezon sonunda kendisine teşekkür edilerek (Bu da nasıl bir hadisedir anlamam. Adama 'Bülentçiğim seni kovuyoruz ama teşekkür ederiz' mi diyorsun) gönderildi ve Galatasaray'da bir kez daha yeniden yapılanma sürecine girildi.

Bu kez isim kimsenin itiraz edemeyeceği biriydi ve Frank Rijkaard getirildi. Adnan*2 yönetimi 2009-2010 sezonuna girilirken transferde hızlıydı ve hızlarına kimsenin yetişmesine imkân da yoktu. Yıldırım Demirören'i kıskandıracak nitelikteki transferlerde bu kez Leo Franco, Gökhan Zan, Caner Erkin, Elano Blummer, Mustafa Sarp, Jo Alves, Lucas Neill, Abdul Kader Keita, Ufuk Ceylan, Giovanni Dos Santos gibi isimleri dahil ettiler kadroya.

Rakamları unutmayalım diye parmak hesabı yapıp, üç yılda kaç kişinin geldiğine bir bakalım. Rakamla 28, yazıyla yirmi sekiz. Basit bir matematik hesabıyla 3. Yeniden Yapılanma döneminde sene başına ortalama 9 futbolcu geldiğini anlamak mümkün.

2009-2010 sezonu da, tüm hedeflerin kaçmasıyla sonuçlanınca 4. Yeniden Yapılanma dönemi başladı.

Şu ana dek, Çağlar Birinci, Mehmet Batdal, Ali Turan, Serdar Özkan, Musa Çağıran isimlerini kadroya dahil eden Adnan's Organization'ın geçmişinden hareketle bu 5 oyuncu ile sınırlı kalmayıp, rakamlardan hareketle minimum 5 futbolcu daha alınacağı aşikâr.

Şimdi niye bu kadar yazıp çizdik değil mi? Bunlar zaten herkesin bildiği şeyler. Kendisine sınırlar haricinde hedefler çizen, büyük oynayan kaç tane Avrupa takımı biliyorsunuz, her yıl manyak gibi transfer yapan? Ki, ismini yazmadığım ama az-çok tahmin ettiğiniz takımların bütçeleri ile Galatasaray'ın bütçesini karşılaştırmak bile deli saçması olur.

Bir şirket düşünün, başında bir genel müdür var. Sürekli kadrosunu değiştiriyor ama şirket istenilen düzeyde değil. Hangi şirket sahibi bu derece hoşgörülü olur? Daimi bir revizyon var ama ortada başarı yok.

Adnan Polat ve yönetimi (belki çok değerli isimler vardır ama ne yazık ki, bu hatalara ortakdır herkes) 3 yıldan bu yana, Galatasaray'da taşların yerini gereğinden fazla değiştirdi. Değiştirilecek taş kalmaması mı bekleniyor? Her yıl tonla adam alıp, maksimum iki yılda birilerini göndererek, her sezon başı "Hedefimiz bilmem ne" diyerek, kimi kandırmaya çalışıyor bu adamlar.

'Ben söylemiştim' anlamına gelmesin ama sezon ortasında 'Yetmez biraz daha transfer lazım' diye bir post vardı. Konu özetle, devre arası transferlerinin hata olduğuydu.

Dünya üstünde her yıl onlarca transfer yapıp başarılı olan bir takım var da, benim haberim yoksa, çok özür diliyorum bu yazıyı yazdığım için. Hatta ateşlerde yanayım. Ama günü kurtarmak ve yapılan hataları perdelemek için sürekli bir biçimde takım kadrosuyla oynamak, kulüp yönetiyormuş gibi değil de sanki CM oynuyormuş gibi davranmak Galatasaray Başkanı'na yakışmaz. Yakışmamanın ötesinde kimsenin babasının çiftliği değil o koltuk. Siyasi iktidarın fabrikaları, ormanları, arazileri sattığı gibi her önüne geleni alıp satamazsın. Haaa, yaparsın da bir gün o koltukta taklaya gelirsin.

3 yılda yapılan 28 transferin neredeyse hiçbirisi bu yıl takımda olmayacak. Toplasan en fazla 5 tanesi (ki abartılı bir rakam bu) yeni sezonda kadroda kalacak.

Ben de dahil olmak üzere bonservissiz alınan oyuncuların bir başarı olduğunu söyleyip durduk ama adamlara gelirken para ver, giderken para ver, astarı yüzünden pahalı geliyor.

Gidişatı pek parlak görmüyorum. Bunun şampiyonlukla filan ilgisi yok. Şampiyon da olunsa, böylesi bir gidişi başarı olarak görmek günü kurtarmaktan başka bir şey değil.

Galatasaray yönetiminin çok ama çok acil bir biçimde aklını başına devşirmesi gerekir. Böylesi sakat bir anlayışla kulüp idare etmek imkânsız. Kaldı ki, böyle bozuk para harcar gibi futbolcu harcamak bu kulübün geleneklerinde yok. Halka açılalım açılalım diye okyanusa kadar ulaştık, boğulmak üzereyiz, haberimiz yok...

Her şeyi bir kenara bıraktım; Galatasaray'da Sağlık Kurulu hâlâ görevdeyse ve değişmediyse Adnan Polat Türkiye'nin en başarısız başkanıdır.

Son söz: Bundan sonraki kurban Arda, Rijkaard ya da Adnan Sezgin üçlüsünden biridir. Gerçi, Adnan Sezgin "Tehlike anında imdat kolunu çeviriniz" tadında olacaktır.

Ya dur, siyasi mesaj da veresim geldi. "Kesintisiz Devrim"i bilmeyenler, araştırıp okuyuversin. Bu da benden kıyak olsun.

Herkese saygılar...

25 Mayıs 2010

Dövme sonrası transfer -transfer kesinleşti-


Dövme yeni yapılmış, kulüple anlaşılmış, Çağlar Birinci Galatasaray'a geliyormuş...

Ben haber vereyim dedim. Kewell'dan ötesi yalan. Hele ki, Semih'i almaya kalkarlarsa... O zaman yazarım.

Bu arada, Çağlar'a birisi söylesin, o aslan değil kaplan.

Biz bunları yazdıkan sonra Denizlispor Başkanı Ali İpek, Çağlar'ı 4 futbolcu ve bir miktar para karşılığında Galatasaray'a sattıklarını açıkladı.

Bu 4 futbolcu; Murat Akça, Erhan Şentürk, Semih Kaya ve Serdar Eyilik.

24 Mayıs 2010

Bu ülkenin gazetecisi büyük ....


Başlığa yazmayayım dedim. Devamı şöyle; "Yavşak"

TEKEL işçileri; Lost dizisinden, göt bacak gösteren karılardan, en boktan transfer haberlerinden daha önemli hale gelemiyorsa, bu ülkenin gazetecisi büyük yavşaktır.

Ne oldu? 1 ay önce canlı yayınlar, bağlantılar, fotoğraf galerileri, irili ufaklı haberler.

Bugün hepsi 'kader'ine mahkûm. 3-5 sendika ağası öğlen tatiline denk getirdikleri 'eylem'le, 30 madenciye, TEKEL işçisine destek olacak.

Yavşaklık iliklerine kadar işlemiş; sendikacısından gazetecisine, politikacısından spor kulübü yöneticisine kadar.

Lüfer'in bilmem kaç santim boyu ile uğraşan lümpen züppeler; ekmeği, aşı, hayatı için savaşan işçilere zerre kadar dokunmuyor, ilgilenmiyor.

Ulan; nasıl bir ülke, nasıl insanlar anlam veremiyorum. Coğrafyadan kaynaklanıyor diyeceğim ama dibimizde neler olup bittiğini görüyoruz.

Unutmadan, o lüferler götünüze girsin. İnsanların yaşamlarını kurtardık, şimdi sıra balığa geldi.

Ayrıca o kampanyayı düzenleyen ibneler, rakı masalarında sarı kanat, çinekop, yaprak lüfer diye 10 santimlik yavru lüferleri afiyetle yiyorlardı. Ne oldu da, birden lüfer aşkı depreşti anlayabilmiş değilim.

Benim yeşilci, sevgi kelebeği doğa dostu insanım da, bir bokla ilgilenmez, bu tip organizasyonlara enerji harcar. Sorsan, ne önemli bir bok yediğini sanıyordur.

Nereden nereye geldim, ben de bilmiyorum...

Recep Bey ve gömlek hadisesi

Kemal Kılıçdaroğlu'nun gömleği Türkiye'de tartışma konusu oldu. Tartışmayı yaratan kim? Mehmet Ali Ilıcak. Tercüman Gazetesi'nin eski patronu. Şu, kuponla herkese buzdolabı ve televizyon vermeyi taahhüt eden ama sonra yana yatan Mehmet Ali Ilıcak yeni.

Türkiye'de işler böyle yürür. Her şeyi unutmuş gibi yapar, hatta gerekirse üste çıkarsın ki, kimse senin üstüne gelemesin. Benzer durumda olsam harakiri ya da ötenazi yaparım ama bu herifler yüz surat hacı Murat.

Gömleğe dönelim. "Halkçı Kılıçdaroğlu 350 TL'lik gömleği nasıl giyermiş?"

Bugüne dek, her konuşmasında buram buram ajite kokan Erdoğan'ın saati kaç lira sorgulandı mı? Ya da oturtuğu villanın ederi ne kadar? Soran oldu mu? Başbakan'ın çocuklarının mal varlıkları, eşinin üstüne yapılmış hastaneler ya da şirketler konuşuluyor mu? Bakan çocuklarının, bakan olmadan ve bakan olduktan sonraki mal varlıkları hiç konuşuldu mu? Bu listeyi daha uzatayım mı?

Türkiye'de 7 yıldan bu yana sürdürülegelen, demokrasi adı altında yarı monarşik düzenin devamından nemalananlar, koltuklarında Lale Devri'ni yaşayanlar, dokunulmazlıklarıyla dünya üstündeki dikta ve faşist cunta yönetenlerini kıskandıranlar 'biraz' rahatsız oldu.

Rahatsızlıklarının haklı olup olmadığını şu aşamada söyleyebilmek mümkün değil. Çünkü Türkiye'de insanlar çok fazla vaat duydu ve bu vaatlerin hiçbirinin yerine getirilmediğine de şahit oldu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun, cumartesi günü verdiği sözleri tutup tutamayacağını hep birlikte göreceğiz.

Ancak benim açımdan bir gerçek var ki, o kongrede vurgulanan "Faşizme geçit vermeyeceğiz", "Taşeronlaştırmayı kaldıracağız", "Yüzde 10 barajını kaldıracağız", "Sendikalaşma ve örgütlenmenin önünü açacağız" söylemleri hoşuma gitmiştir. Ahmet Arif'ten, Nâzım Hikmet'ten alıntılar yapması, ayrıca daha da bir sempati oluşturmuştur, nazarımda.

7 yıldır Türkiye'de hüküm sürenlerin, hanedanlık kurmaya çabalayanların biraz rahatsız olmaları da içten içe beni mutlu etti.

Dönelim yine gömleğe. 'Halkçı Kemal'in Mahmutpaşa'dan giyenmesini beklemek, o göndermede bulunmak en basit deyişiyle vıcık vıcık ve çiğ halkçılık ajitasyonudur.

Bu kelamı eden adamın; birbirinden lüks arabalara bindiğini, ülke insanını dolandırdığını bilmek ayrıca daha da mide bulandırıcı bir durum yaşanmasına neden oluyor.

Şu meşhur 'Recep Bey'e dair de, bir-iki şey söylemezsem olmaz. Dünden bu yana Akp'lilerde "Bu sokak ağzıdır" cümlesi dökülüyor. Bakanlarından, parti yöneticilerine kadar hemen hepsi aynı şeyi söylüyor.

Bundan çıkarımım:

1- Söylem tam olarak hedefi vurmuştur.

2- Bu eleştiriyi yapanlara ağzımla değil, başka yerlerimle gülüyorum. 'Sokak ağzı' diye eleştiri getirenlere, bu hitabın edildiği kişinin sözlerini okutmak lazım. Hiç örnek vermeyeceğim, zaten herkes biliyor neler söylediğini.

İşte Türkiye'de politika tam da böyle bir şey. Lidere karşı kayıtsız şartsız bağlılık ve daha nefesini bile hisseder hissetmez, düğmelerini iliklemek.

Bugün Türkiye'de "Lider değişti ama zihniyet aynı", "Bu hitap çirkindir" eleştirisini getirenler, ne yazık ki, bu hitabın sahibinin söylediklerini dile getirmezler. Muhalefet partilerinin genel başkanlarına "O adam" diyerek, isimlerini bile dile getirmemesini söylemeyeceklerdir.

Türkiye'de bir şeyler değişmeli. Ama öyle ama böyle. Birilerinin yaptıklarının yanına kâr kalmamalıdır. Devlet bankasından kredi vererek, eşe-dosta televizyon, gazete dağıtmalarının hesabını vermeliler. 7 sene önce ticari sicilde yer almayan ama bugün Türkiye'nin en büyük holdinglerinin nasıl ortaya çıktığını mahkemelerde anlatmalılar. 10 yıl önce gecekonduda otururken, bugün kimlerin hangi havuzlu villalarda, hangi lüks arabalara bindiklerinin hesabını teker teker vermeliler.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun bunu yapacağını ya da yapabileceğini söylemiyorum. Bu bir süreç, hepimiz yaşayarak göreceğiz.