Adaylar bugün açıklandı. Siz olsanız kime oy verirdiniz?
9 Temmuz 2010
Ahtapot Paul 'solcu'







Bütün bir Dünya Kupası boyunca Ahtapot Paul'le yatıp kalktık. Hatta televizyonlarımız canlı bile yayınladı. Ama gerçeği açıklama vakti geldi.
Tahminleri her kim yapıyorsa, iyi bir futbol öngörüsü olduğu belli. Kuvvetle muhtemeldir ki, Almanya-İngiltere maçını İngiltere'nin kazanacağını düşünüyordu ya da Paul ilk kez ters köşe yaptı.
Fotoğraflara baktım, eleman ısrarlı bir biçimde sol tarafta duran kutuya gidiyor. Ahtapot Paul diye bizi şahane biçimde yediler. Ahtapot Paul, emekten ve emekçiden yana olduğunu bir kez daha gösterdi.
Ahtapot Paul'e uzanan eller kırılsın. 1 Mayıs'ta, Ahtapot Paul'le birlikte Taksim'deyiz.
Çalım diye Lugano gelirse

İlk kez dün duydum, bugün haber niyetine düşmeye başlamış basına. Adnan Polat'ın dün basın toplantısında söz ettiği, Fenerbahçe'ye çalım eğer Lugano olursa, çok net ve açık biçimde söylüyorum; Galatasaraylılığımı Adnan Polat, yönetimi ve Lugano gidene kadar sonlandırırım.
1980'lerden kalan, "Sen benim elimden oyuncu alırsan, ben de can evinden vururum" tarzı yöneticiliğin rafa kalktığını tahmin ediyordum. Ancak konuşulanlar bunun süregeldiğini hatta hortladığını gösteriyor.
İstediği kadar iyi oyuncu olsun, istediği kadar yetenekli olsun, Lugano gibi saha içi terbiyesizi bir herifin o formayı giymesine tahammül edemem.
Derdim "Aman Fenerbahçe'den futbolcu almayalım" değil. Gerekirse alırsın. Ama Volkan, Lugano, Bilica ve minik Emre asla ve asla Galatasaray'da forma giyemez. O formayı Lugano'nun üstünde görürsem, Florya'ya gidip suratına tükürmezsem adam değilim.
O formayı herkes giymesin mümkünse, herkes giyerse Galatasaray formasının bir anlamı kalmaz. Futbol sahalarındaki bir pislik o formayı giymesin.
Lugano ne lan? Suratımıza yapıştırılan her tükürüğe eyvallah mı diyeceğiz?
Umuyorum tüm bunlar saçma sapan dedikodulardan ibarettir. Böyle bir şey bile olabileceğine ihtimal vermek istemiyorum.
Etiketler:
adnan polat,
diego lugano,
galatasaray
Cleveland ve Miami

Cleveland'da cenaze havası, Miami'de düğün alayı gibi karşılanmış LeBron James'ın kararı. Chris Bosh-Dwyane Wade ve LeBron James nasıl bir takım olur bilmiyorum. İzlemek kuşkusuz acayip zevkli olacak ama bir takım bu kadar egoyu kaldırabilir mi soru işareti. Bu adamlar egolarıyla yaşıyor, onlarla hareket ediyor çünkü.
Dwyane Wade'i severim ama LeBron beni deli ediyor ulennnn.

Etiketler:
cleveland cavaliers,
lebron james,
miami heat
8 Temmuz 2010
Ahtapot Paul fake çıktı

Meşhur falcımız, kapağı bile atarak Hollanda demiş. Hakikaten bu kez de bilirse, Amsterdam Meydanı'na olmadı Rotterdam Limanı'na heykelini diksinler elemanın.
Hayvan, bildiğin kapağı indirmiş aşağıya. Fark mı geliyor yoksa?
Fake sonrası: Yapılan lan salatasını. Terbiyesizler. O değil, hayvan hakları savunucuları ayaklanmış Paul için. Elemanın psikolojisi bozuluyor diye eylem yapmaya hazırlanıyorlarmış.
Galatasaray'da bir UNICEF elçisi

Bak şimdi görün siz basındaki dezenformasyonu. Lorik Cana için neler yazılıp çizilecek bu ülkede. Kasaplıktan tut, hayvanlığa kadar gider. Şimdiden potansiyel kırmızı kart suçlusu olarak ortalara salınacak bu fikirler ve herkesin beynine kazınmasını sağlayacak.
Ben kendi adıma notumu düşeyim, sonra hatırlatmasını da biliriz. Lorik Cana, UNICEF elçisidir, fotoğrafta görüldüğü üzere. Arnavutluk ve Kosova'da iki halk adına barış elçiliğini yürütüyor.
Lorik Cana için daha şimdiden çirkin haberler başladı ama bunun şiddeti dehşet artacaktır eminim bundan. Valla işin bir kötü yanı da, elemanın soyadından fena malzeme çıkar basına.
Futbolunun sertliği, geçmişinden kaynaklanıyor. Kendisi bir mülteci çocuğu. Şimdiden kanım kaynadı, sevdim, benimsedim. Cana'ya laf eden karşısında beni bulur.

Bu da benden olsun. Malum basındanız, kafamız böylesine mal işlere basıyor...
Fakir halkın parasıyla ekrana sıçmak

Dünya Kupası'nın sonuna geldik. Artık önümüzde sadece 2 maç kaldı. Birkaç saat önce TRT'den önemli bir şahısla birlikteydik. Epey muhabbet ettik. İçeride neler dönüp bittiği öğrendim. Duysanız ya gülersiniz ya ağlarsınız. Aslında ağlasak yeridir çünkü bütün bu varyete bizim paramızla yapılıyor.
Birkaç şey anlatayım ne dediğimi iyi anlayacaksınız. Konfederasyon Kupası için Güney Afrika'ya giden ekip, TRT'ye bir rapor veriyor. Diyor ki, "Otel işini şimdiden halletmeniz lazım. Cape Town ve Johannesburg'un en lüks oteliyle anlaştık. Adam başı 150 Euro'ya kalabiliriz. Ama bir ay içinde rezervasyon yaptırırsak. Yoksa Dünya Kupası döneminde otel fiyatları çok artacak ya da hiç kalmayacak."
Rapor cevaben, "Biz TRT'yiz istediğimiz zaman rezarvasyon yaptırırız" deniyor. Gel zaman, git zaman Dünya Kupası başlamasına bir ay kala TRT, kalacak yer bulamıyor. Her otel 'dolu' olduğunu açıklıyor.
TRT'yi alıyor mu bir ateş, bir panik. Şu anda kaldıkları bungalow tarzı villaları buluyorlar. Günlük adam başı 150 Euro'ya en lüks otelde kalınabilecekken, şu an günde adam başı 795 Euro verip o bungalowlarda kalıyorlar.
Turnuva öncesi Lacoste ile gizli reklam anlaşması yapmış akıllının biri. Para filan yok karşılığında. Üç t-shirt, beş gömlek şeklinde gelişmiş hadise. Koskoca devlet kurumu, gizli reklam anlaşması yapıyor. Ne için? İki lacoste t-shirt için. Git Topkapı'dan al, o kadar çok istiyorsan. İki t-shirt filan diyorum, harbiden öyle. Televizyona çıkan adamlara iki gömlek ve iki t-shirt verilmiş sadece. Sonra akıllı bir adam çıkıp Lacoste'un genel müdürüdü arıyor. "Ben parasını vereyim sorun değil ama sizin prestijiniz söz konusu. Turnuva bittiğinde iade ederim ama komik oluyor aynı gömlek ve t-shirtlerle çıkmamız" diyor da, onun üzerine renk ve çeşit geliyor.
Tansu Polatkan emekli olacak diye götürülüyor güya ama eleman 7 yıl önce çoktan emekli olmuş bile. Genç elemanları, tecrübe edinsin diye gönderiyorlar. Lan bu işin tecrübe edinmesi mi olur? Verirsin Bank Asya maçlarına orada tecrübe edinir. Hoş, tecrübeli olanları bir boka mı yarıyor, diye sormak lazım.
Yaklaşık 15 yıldan beri TRT'nin içinde olan bu kişi, TRT'nin çok ciddi talan edildiğini savunuyor. Bölüm müdürlerinin karıları, çocukları, TRT hesabından umreye götürülüyormuş, kadrolu gibi gösterilerek. "Bunların hepsi hırsız" diyor.
Genç spikerler tecrübe edinecek diye olan bizim Dünya Kupası zevkimize oldu. İçine sıçtılar 26 gündür. Maçlarda bilgi verilmedi, verilse bile birçoğu hatalıydı, bütün telaffuzlar yanlış, götürülen insanların tamamını yakını namaz kılan insanlardan oluşuyormuş. Anlayın ne demek istediğimi artık.
Hiçbir şeye yanmıyorum, bu fakir halkın paralarıyla Güney Afrika'ya kadar gidip, bir ekrana sıçıp sıvamadıkları kalıyor, ona yanıyorum. Bir de sıçıp sıvarlarsa tam olacak.
Ah ulan ahhh. Bir gün bu halkın gazabı ortaya çıkacak mı acaba? Kendi ellerimizle soyguncuya para ikram ediyoruz.
Babaları çoğul piçler

Uzun zamandan bu yana ağzımı bozmamak için gerekli önlemleri kendi içimde almıştım ama bunu görünce dayanamadım.
Ataköy'de sayılarının kaç tane olduğunu bilmediğim piçler, yaklaşık 20 kediyi boş bir alana götürerek, yanlarında getirdikleri köpeklere parçalatmışlar.
Özellikle yavru kedileri katlettiren bu babaları çoğul piçler bulunursa sevinirim. Yalvarıyorum denk geleyim böyle bir olaya. Lütfen böyle bir hadise gerçekleşirken, ben de orada bulunayım bir biçimde.
Son günlerde iyiden iyiye arttı sayıları, bu olayların. Hepiniz geberin orospu çocukları.
Lobide hasret gidermenin yolları

Hollanda Milli Takım oyuncuları Wesley Sneijder ve Edson Braafheid, final öncesinde sevgilileriyle hasret giderirken yakalanmışlar.
Haliyle işin biraz paparazzi kısmına girilmiş. Bu arada Ferguson, Sneijder'ı mutlaka istediğini söylemiş. Valla acayip de yakışır Manchester United'ın hantal orta sahasına.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)