24 Ekim 2010

Maç yazısı kıvamı


Bugünlük affedin, işteyim, maç yazısı bu değil. Söyleyeceğim bambaşka şeyler var aslında.

Özeti, bu maç Rijkaard'ın satılmasının resmidir.

Maç yazısı kıvamında idare edin şimdilik. Yarın mutlaka lafımız olacaktır.

Hagi'nin sihirli değneği (!)

Maç tahminim


O kadar salladım ettim ama gönül elvermiyor başka bir şey düşünmeye. Benim maç sonucu tahminim 3-2 Galatasaray yönünde.

Tutar mı, tutmaz mı bilinmez ama içimden bu sonuç geçiyor. Postu gören, bloğa bakan herkesten tahmin beklerim...

Sizi sevenleri üzmeyin


Gündüz Baba için...


Metin Oktay için...


Haftalardır üzdüğün bu insanlar için...


At şu uyuşukluğu üstünden...

6 da yesen, 5 de yesen, 11 yıldır kazanamasan da, garip bir sevda bu. İnsan içinden söküp atamıyor. Yaramazlık yapan evladım gibisin, ne kadar öfkelensem de, ne kadar bağırıp çağırsam da sensiz olmuyor.

Bu akşam yenersin, yenilirsin, 5 atar 5 yersin umrumda bile değil. Yaşatığınız gurur, saha içindeki dik duruşunuz bize yeter.

Maç sonrası görüşürüz. Şimdi inzivaya çekilme vakti...

22 Ekim 2010

Kewell seçkisi















Seviyorum lan seni.

Aralarındaki farklar



Bir futbolcu için ne kadar kötü bir şey olsa gerek. Aynı formayı paylaştığın, benzer hedefler peşinde koştuğun adamlardan biri baştacı edilirken, sana "Siktir git" denmesi.

Hayatını altyapıda geçirmişsin, bu takımın neredeyse her basamağını atlayarak, hayalini kurduğun adamlarla birlikte oynamışsın ama senin için sağda solda "yeniçeri" benzetmeleri yapılırken, elin Çek'i 4 yenilen bir maçta alkışlarla sahayı terk ediyor.

Aralarındaki farka bakıyorum. Zekâ, insanlık, onur, haysiyet, yetenek gibi belirgin farklar var.

Biri lifi atana kadar koşuyor sahada, diğeri kendine güvenmeyenleri hizaya getirmek için maçın başından sonuna saçmalıyor.

O yüzden bu ülkeden bir bok olmuyor ya. Adamda meslek ahlâkı var. Aldığı parayı dibine kadar hak etmek için kendini sakatlayana kadar koşuyor sahada. Diğerine bakıyorsun, her gelen yabancıyı sepetlemek için dibindeki adama pas bile vermiyor.

Şunu kabul edelim. Galatasaray'ın saha içi sonuçlarının bu kadar berbat gitmesinin temel nedenlerinden biri saha içindeki adamlardaki ahlâki eksikliktir.

Sabri'yi örnek alalım. Futbolcu olmasa, ne olur bu adamdan? Valla çok çok çırak olur. Sabri'nin beynine sahip bir adamın çıraklıktan kalfalığa yükselebileceğini düşünmüyorum. Genel bir zekâ eksikliği olduğu su götürmez bir gerçek. Ama daha önemlisi insani yönleri zayıf.

Hangi işi yaparsan yap, iş ahlâkı önemlidir. Misal oturduğum evin orada en az 3-4 bakkal var. Biri saat 9'da açıyor dükkânını, biri 10'u buluyor, biri ise saat 6.30'da açıyor. 2 kardeş, 2 aile geçiniyor o bakkal dükkânından. Herkesi güleryüzle karşılıyorlar, sorup da "Yok" dedikleri bir mala rastlamadım. Tam esnaflar, tertemiz iki adam.

Sizce bu 3-4 bakkaldan hangisinin daha çok müşterisi vardır? Ehh, cevabı gayet basit.

Sabri ile Servet, saat 10'da dükkân açıp, müşteriyi tersleyen bakkallar. O yüzden sevilmiyorlar, o yüzden hain gibi görülüyorlar.

Mesela merak ediyorum, Servet Hagi ve Tugay için "Bu yıl son şansları" diyebilecek mi? Diyemez, neden diyemez çünkü şark kurnazı Servet. Kime laf söyleyip, kime laf söyleyemeyeceğini bilir. Servet artık ağzıyla kuş tutsa yaranamaz kimseye. Bundan sonra senelerce iyi oynasa da, daha ilk hatasında "Zaten Rijkaard'ı da göndermek için elinden geleni yaptı" diyecekler.

Cidden hayatta en önemsediğim şeylerden biridir, iş ahlâkı denen olgu. Ne yazık ki, bizde pek de bulunmayan bir şeydir bu. Sadece futbolda değil; bakkalı, gazetecisi, marangozu v.s. v.s. her yerde aynı.

İş ahlâkı olan futbolcular istiyorum. Vatanı, milleti, boyu, posu hiçbir şeyi önemli değil. Sahaya çıktığında isterse bin tane de hata yapsa aldığı paranın hakkını vermek için çabalasın yeter.

Ben o yüzden Mustafa Sarp'a hiç kızamıyorum. Adamın yeteneği o kadar, elinden geleni yapıyor ama elinden gelen o kadar, fazlası yok.

Ben, futbolcunun Baros gibi zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını seviyorum. Servet gibi ortalarda 'delikanlı' diye dolanıp, götü ayrı başı ayrı kafasında bin tilki olanını değil.

Şu formaları daha fazla kirletmeden bu zihniyetteki adamlardan bir an önce kurtulmak şart. Yemişim şampiyonluğu, başarıyı...

Kızıyorum, ediyorum ama yine de konuşmaktan kendimi alamıyorum. Ne acayip şeymiş Galatasaraylı olmak.

Haram olsun


Son bir aydır sürekli konuşuyor. Her konuda fikir beyan ediyor. Özellikle "Din adamları kanaat önderi olmalı" açıklamasından sonra daha fazla konuşmaya başladı.

Bütçeleri, ülke bütçesine eşdeğer nitelikte. 2010 bütçeleri 2.650.530.000 (artık yazıyla ne kadar geliyorsa hiz hesaplayın. matematiğim zayıftır) ve bu parayı beğenmiyorlar. 10'a yakın bakanlığın bütçesinden daha fazla paraya sahipler.

Türkiye'de her 70 camiye karşılık bir hastane var. 353 kişiye bir cami, 60 bin kişiye ise bir hastane düşüyor.

Yine camilerde 26 milyon 882 bin kişinin ibadetini yerine getireceği kapasite bulunurken, hastanelerin tedavi için kabul edebileceği hasta sayısı ve kapasitesi ise sadece 189 bin 482 kişi.

Türkiye'deki bütün hastanelerde diş hekimi, eczacı ve laboratuvar uzmanı dahil 21 bin 29 sağlık personeli bulunurken camilerde 9 bin 547 müezzin ve kayyum var.

Diyanet'in bünyesindeki kadro sayısı ise 117 bin 541 kişi.

Nasıl bir kurumdur anlamış değilim. Verdiğim verginin bir kuruşu buraya gidiyorsa, kendi dillerinden konuşayım haram ediyorum. Verdiğim vergiden okul, hastane yerine cami yaptırılıyorsa yine haram ediyorum.

Ali Bardakoğlu denen arkadaş şu günlerde pek popüler. Ağız ishali durumu yaşıyor. Her konuda bir fikri var, her konuda fikir beyan ediyor.

Ülkenin paralarını hortumlayan resmi kurum niteliğindeler.

Nasıl bir ülke anlamış değilim. Hastane yerine okul yaptıran, doktor yerine imam, müezzin istihdam eden.

Dediğim gibi tek bir kuruşumu bile haram ediyorum.

21 Ekim 2010

Umarım...


İkisi de candır.

Sürekli geriye pas veriyor, kendisini geliştiremedi diye birini erken yolladık. Türkiye'de kalsa futbolu en az 5 ya da 6 yıl daha erken bırakırdı, İngiltere'de 40'ına merdiven dayayana kadar forma giydirdiler.

Diğeri sadece Türkiye'ye gelmiş geçmiş en büyük futbolcu değil, dünyanın en büyük isimlerinden biri.

Bu çadır tiyatrosunun arasında neler yapacaklar bilmiyorum. Bildiğim tek şey, Adnan Polat ve Adnan Sezgin'in götlerini kurtarması için sıradaki kurban bu iki efsane adam.

Tahminim sezon sonu gönderilirler. Takım içinde ciddi bir temizlik yapılmadığı sürece isterse mezarından Ali Sami Yen çıkıp gelsin, onu da göndeririz biz.

Sorunun hâlâ birkaç galibiyet, transfer filan olduğunu sananları şaşkınlıkla okuyorum.

Sorun Türkiye'nin gittiği noktadır. Siyasette, sanatta, sporda her alanda freni patlamış kamyon gibi yuvarlanıyoruz. Haliyle Galatasaray da bundan sebepleniyor.

Biraz önce şu aşağıdaki fotoğrafı gördüm, öylece bakakaldım. Türkiye'de tecavüzcüler için özel şişme bebekler üretiliyor artık. Ne zaman yapılıyor bu? Dini bütün iktidar döneminde, cemaatlerin şehir sokaklarında kol gezdiği bir dönemde.

Galatasaray'a niye takılıp kalıyoruz değil mi? Bir eğlencemiz vardı onu da iki tane yavşak yüzünden kaybettim, o yüzden bu kadar çok taktım.

Umarım Hagi-Tugay ikilisi başarılı olur. Hoş, öyle olmayacağı o kadar açık ki, şimdi güzellemeler yazan herkes bir yalanın peşine takılmış gidiyor. Kendimizi inandırmaya çalışıyoruz.

Mecburen maçları izleyeceğim, yazmak için ama içimde en ufak bir heyecan kıpırtısı bile kalmadı.

Aktif-pasif


Koskoca Galatasaray'ı bütün Türkiye'nin maymunu yaptınız ya, yazıklar olsun.

Bir kulübün ancak böyle ağzına sıçılabilirdi. Bundan sonraki adım, her yıl hedefin ilk 10 olması. Sonrasında kümede kalmak ve en sonunda da Bank Asya'da şampiyonluk.

Valla ben makama saygı filan bilmem, çok da umrumda değil. Ama aranızda nasıl bir ilişki var, ciddi merak içindeyim. Birinin, diğerine diyet borcu filan olsa, öyle diyeti sikeyim. Bu işin içinde başka bir iş var.

Hanginiz aktif, hanginiz pasif acaba?

20 Ekim 2010

Finlandiya Başbakanı'nın bacakları



Sabah saatlerinde "Finlandiya'dan destek" başlığıyla ve içeriğinden hiçbir şey olmayarak verdiler haberi.

Birkaç saatten bu yana "Hayal kırıklığı ne kelime" başlığıyla veriyorlar.

Türkiye'ye haftada bir mutlaka Başbakan, Cumhurbaşkanı gelir ve AB için destek sözü verir.

Fakat konu Finlandiya Başbakanı Mari Kiviniemi'nin bacakları olunca, manşetlere taşınıveriyor. Bakın görün, yarın bütün gazetelerin ilk sayfasında olacaktır bu haber ve fotoğraf. Ve yine takip edin, Türkiye'ye pek çok Başbakan, Cumhurbaşkanı gelecek ama hiçbiri birinci sayfaya taşınmayacak. Çok çok, siyaset sayfalarında yer bulur, hepsi o.

Eyvallah, dünyanın her yerinde basın en amiyane tabirle "Et satar" ama Türk basını kadar seksist, kadını aşağılayan başka bir basın da yoktur.

Nedir bu açlık, nasıl bir sapkınlık, nasıl bir cinsiyet ayrımcılığıdır bu bilmiyorum. Bir çift bacak, bir haberi sattırmak için, böyle göze sokulur mu? Ya da böylesine aşağılık bir biçimde satılmaya kalkılır mı?

Bu arada fotoğrafın orijinali alttadır. Dediğim gibi yarın bütün gazetelerin birinci sayfalarına bakın. Bu fotoğraf, hemen hepsinde olacak mı olmayacak mı?

Arif Damar da göçüp gitti



POSTACI

Hüzün postacısıyım çoktan
Sürüklesin kasım yeli beni de
Bakır yapraklarla birlikte
Yağmur değil sıkıntıdır abanan
Antenlere bacalara kiremitlere

Bilinir mi kaç ayrılık yaşanacak  yeniden
Kaç yazların güneşi eskiyecek
Güller mi beyaz aça aça tükenen
Adları anılmayan daha kaç çiçek
Sürüklesin kasım yeli beni de

Ölüyor yerde bir yerde
Solgun güneşi
Güzün...

Galatasaray filan derken esgeçmemek lazım. Büyük bir şairi yitirdik bugün. Arif Damar aramızda yok artık.

Şairdi ama aynı zamanda sokaklarda işportacılık yaptı. İki kez ayrı zamanlarda cevaevinde kaldı. Gizli görgüt, gizli yayın bulundurmak gibi suçlardan.

Oysa gizli filan değildi o. Edebiyat dünyasının en önemli şairlerinden biriydi. Öldü ya, artık değerini anlarız.